RSS

Aylık arşivler: Ekim 2013

perişanım!

Dün sabah Erdo hatırlattı, sabırsız, tahammülsüz müşüm! Ben ne bok olduğumu bilmiyorum ya hatırlattı iyi oldu. Ve hatta benimle sinemaya falan gitmeye korkuyormuş, birilerine takacam, filmi burnundan getireceğim korkusuyla. Çakkıdı çakkıdı sakız çiğneyenlerin, hatur hutur mısır yiyenlerin (sinemada neden satıldığını anlayamadığım tek şey), çay bahçesinde sohbet eder edada olanların, telefonla konuşanların… arayıp arayıp zorla beni bulmalarının suçlusu benim ya. Deli mıknatısını üzerime ben monte ettim ya. Dünyayı değiştiremeyeceğimi bilmiyorum ya. Kısacası manyağım ya ben öyle takık takık yaşamaktan çok mesudum. Erken yaşlanıyorum lan! Stres yaşıyorum yok yere lan! Film zehir oluyor lan! Evden çıkmaktan korkar oldum lan! Var mı ötesi perişanım.

Böyle sabırsız, tahammülsüz bir sosyomanyak iken ben, evren bir ay önce bize bir yardımcı yolladı. Söylediğim şeyleri anlamıyor. ‘’anladın mı?’’ diye soruyorum ısrarla, ‘’anladım, tamam abla’’ diyor. Sonra aradığım şeyi bulamadığımda, sildiği yerler günlerce kurumadığında, sabahın 07.00’sinde elektrik süpürgesini çalıştırmaktan vazgeçmediğinde, kargalar boklarını yer yemez çocukların akşam yemeleri için pişirdiğim yemekler akşamı göremediğinde… anlamamış olduğunu anlıyorum. Ama ben ne yapıyorum? Tüm sabrım, tahammülümle evden kaçıyorum. Var mı ötesi perişanım.

Eeee peki nerelere gidem ben? Marmaraya hapsedeceğim kendimi. Ben içindeyken deneyip, test edip dursunlar. Durmasınlar! Okuyup üflesinler beni.

Bakın şimdi aklıma geldi: Erdo geçen gece yarısı ben uyanmış gördüğüm rüyayı not edecek kağıt kalem bulabilmek için karanlığın içinde deliler gibi aranıyorken de ‘’ne yapıyorsun? ne oldu?’’ sorularına aldığı yanıttan sonra ‘’ne kadar eğlencelisin!’’ demişti. Bu gidiş iyi mi, kötü mü? Yolumuz yol mu? Perişanım.

Peki bugün: Cumhuriyetimizin yıldönümü kutlu olsun! Olsun da; bu havaya atılan sayısız fişekler martıların ağızlarına sıçmadı mı? Bak işte bu düşünceyle izlenir mi kutlamalar? Ben neden böyleyim yarEbbim ben? Perişanım.

özgür tamşen yücedal

 
 

Etiketler: , , ,

sendromlardan sendrom beğen

Screen shot 2013-10-24 at 23.54.03

Dünden beri yazayım, yazayım deyip ne yazacağımı bilemez haller içindeyim. Hayır, neden bu kadar yazasım geldi onu hiç bilmiyorum. Konuşmak, dinlemekten çok yazmayı sever oldum herhal!

Okumak derseniz; alıp başımı götürüyor ya işte son birkaç gündür o kafa hiçbir yana gidemiyor. Açayım bloglara bakayım dedim: ııııh! Bloglara da sonbahar çöktü iyiden iyiye. Bir haber çaktı bizi olduğumuz yerlere! Bebeler ölüyor, bebeler gibi ağaçlar ölüyor, kadınlar ağlıyor, adamlar bakıyor, adamlar susuyor, kadınlar anlayamıyor, umutlar tükeniyor, öfke artıyor, ayrışa ayrışa hiç oluyoruz…

Böyle böyle tükeniyorken biz, bir Tükenmişlik SendromuDur alıp yürüdü, her bi kişi sırayla tükenmişlik sendromuna girdi, giriyor. Sanıyorum ben ona değil ama tükenmişlik sendromu bana girmeye çalışıyor.  Cuma akşamını bekliyorum, anason denizinde turlayayım, sendromlardan sendrom beğeneyim diye. Artık ne çıkarsa bahtıma.

Uyku deseniz; iki gün önce İbrahim Tatlıses’i ( kafasında kurşun deliği duruyordu ) rüyamda gördükten sonra gözümü kırpmaya korkar oldum. Hayır öyle uzaktan muzaktan görsem sorun değil, adamın vokalistiydim ya. Bu tükenmişliğin belirtisi değil midir? Düşünün ki, ne kadar tükenmek. Şu paralel evren dedikleri şey gerçekten varsa, aynı zamanda o hayatı da yaşıyorsam!!! Tutmayın beni atın denizlere. Boğulmadım mı o zaman sıkın bir kurşun kafama.

Ondan önceki gece gördüğüm rüyada da Erdo’nun sevgilisi vardı. Vardı ve hatun adamı almaya evimize gelmişti. Yüzü o kadar net aklımda ki, sokakta görsem tanırım. Ben ikisini evden sakince nasıl defetmek sonra Erdo’nun hayatının içine nasıl etmek. Plan yapıp uygulamaktan çok yoruldum. Uyandımki çene kilitlenmiş. Döndüm horul horul uyuyan adama bi baktım: masum. Ama o paralel evren yok mu, o paralel evren. Sardı beni bi evham: ya şimdi şuracıkta dibimde uyuyor gözüküyorken içine ettiğimin öte evreninde hatunla partiliyorsa! Derken bizim meşhur kendini avutanların davutu geldi: ‘’amannnn kaybeden kendisi olur vallahi!’’ dedirtti bana. Sonra ben, kendim kalkıp indim mutfağa, yaptım bir bitkinin güzel kokulu çayını, bir yanımda davut diğer yanımda hatun & Erdo ikilisi oturduk iki saat. Sonra mı; ‘’ne bok yiyorsanız yiyin’’ deyip davutun başına bıraktım onları ve kıçımı devirip uyudum fosur fosur.

Son bir haftalık durum raporum bu sevgili okurlar.

Oğuz’la kafa kol ders çalışmalarımızın devam etmesi, her gün ne pişireceğimi düşünmekten nefret ediyor olmam, spora devam etmem, Elif’in nabzını tutmaya çalışıyor olmam, Özlem & Belgin ikilisini çok özlemiş olmam, iki kilo daha zayıf olmayı istiyor olmam, bütün siyasetçilerin siktir olmasını istiyor olmam, o sökülen ağaçları gece vakti – gizli gizli sökün emirini verenlerin bir taraflarına sokmak istiyor olmam, gazete okumuyor olmam, havaların hep bu ayarda kalmasını istiyor olmam, Erdo’yu seviyor olmam…dan raporumda bahsetmiyorum zaten bunlar çoğunuzun bildiği şeyler.

Bakın yazdım hayli rahatladım be. Sendromun biri gelir mendromu gider. Son olarak, paylaşımımla alakasız olarak: Eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez, eşek değil, eşeğe binen iseniz o halde de, bindiğiniz eşeğe dikkat edin yazıyor ve veda ediyorum.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 24 Ekim 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

bayram gelmiş neyime?

Geldim geldim tamam!

Beş günlük tatil = Vücut ağırlığına eklenmiş 3 kilo

Beş günlük tatil = 5 makine kirli çamaşır

Beş günlük tatil = Birikmiş ev ödevleri

Beş günlük tatil = Tam takır kuru bakır buzdolabı

Beş günlük tatil = Fuzuli çekilmiş bir arşivlik fotoğraf ( bu valla yok bende )

Beş günlük tatil = Yerlerde sürünen saç – tırnak – vücut bakımı

Beş günlük tatil = Cevaplanması gereken onlarca mesaj – mail

Beş günlük tatil = Kabarmış telefon faturası

Beş günlük tatil = Okul zilinin çalmasını özlemek

Beş günlük tatil = Uykusuzluk

Beş günlük tatil = Damarlarda dolaşan litrelerce alkol

özgür tamşen yücedal

 
 

Etiketler: , , ,

iyi bayramlar!

Screen shot 2013-10-14 at 23.04.26

“Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık…

 Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp ‘Çok şükür bugünü de gördük’ diyebilmek…

 Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.

 Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle…  Vuslat da bayramdır öte yandan…

Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.  Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.

‘Ona güvenmiştim, yanılmamışım’ sözü bayramdır.

Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…

Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.

Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.  Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.  Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram…  Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.  ‘İyi ki yanımdasın’ bayram, ‘Her şeyi sana borçluyum’ bayram,  ‘Hiç pişman değilim’ bayram…  Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.  Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.  Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram…  Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.

Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.

Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.

CAN YÜCEL

Üzerine söz söylenemeyecek sözler ve iyi bayramlar dileklerim!

Sevgiyle ışıkla…

özgür

 
2 Yorum

Yazan: 14 Ekim 2013 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: ,

alişe!

Screen shot 2013-10-10 at 23.12.37

Benim bir dostum var ki; sırtıma yüklediğim kayaları fırlatıp atmamı sağlayan, görünmezi görmemi sağlayan, ışık tutan yoluma, kavgalarımda barıştıran beni kendimle, yalnızlığımı güzel kılan, anlamlı kılan arayışlarımı,  hatalarımla affeden, sahip olduklarımı durmadan hatırlatıp nankör olmamı engelleyen, çıkmazımı çıkılır yapan…

İyi gün dostuyuz biz ama en çok kötü gün dostu… Sorgusuz sualsiz kabulüm o benim. Hayatındaki herkes ondan ötürü kabulüm, hayatımın parçası. Dudaklarından üflediği dumanın dilini bilirim. Kadehi tutuşunun manasını… Çayın tüten dumanına bakarken kurduğunu. Şükürünü bilirim. Metaneti şaşkına çevirir. An gelir susukunluğu korkutur. Sarıldığımda yüreği gelir ya yüreğimin üzerine işte o zaman şükür ederim orada olduğuna, yanımda olduğuna, yanında olduğuma.

Tek amacı hayata inat, düzene inat, insanlara inat insan olabilmek . Herkes affetse o effetmez kendini. Herkes affetse o affetmez yalnış bildiğini.

Çok sustuk biz karşılıklı. Çok tebessüm ettik biz karşılıklı. Çok sorduk, çok cevapsız kaldık ama en çok, çok siktiri çektik biz yaşadıklarımıza. Ko ver gitsin dedik. Olduğu kadar dedik. Sağlık olsun dedik.

İşte bugün bir kez daha musalla taşının önünde durduk biz el ele. Babasını uğurladık biz. Öylece okşadık Alişimizi. İyi yolculuklar diledik. Meleklere emanet ettik biz Alişi. Ele ele gittik biz… Ağladık…Bir insanın bırakabileceği en güzel emaneti devraldık biz: iyiliği. Hayalimdeki uğurlamaydı. Bir kişi yoktu ki helallik verirken durup düşünsün. Yüzlerde hep tebessüm vardı; Hacı Ali derken. Helalik isterken hoca, çığlık attım ‘’Helal olsun.’’ diye. Bana, torunlarına bu kadar güzel bir kadın emanet ettiği için.

Ağlarken kendime mi, gidene mi ağladım bilemedim. Ama biliyordum ki en çok Belgin’e ağlıyordum ben. Onun şikayet etmeyen, cevaplar arayan, sorgulayan yüreğine. Nerem acıdı bilemedim. Evin kapısında bir tabutun içine girdi hayata dair saçma sapan tüm endişem, tüm korkum… Hayatı bir tabuta koydum bir kez daha.  Kocaman bir kabul ediş, yanında kocaman bir inat. Hayata inat!

Çiçekler diktik sonra biz toprağa. Can bulalım diye geride bıraktıklarıyla. Yeşerelim diye dallarında. Devrilelim rüzgarla, dikilelim güneşle tekrar tekrar diye. Kanayıp iyileşelim diye. Meyveler verelim diye çiçeklerinde. Hatırlayalım diye yıldızları saymayı. Hatırlayalım güneşe merhaba demeyi. Suyu kana kana içmeyi. Soluk almayı. Dibine kadar ağlamayı. Düşüp düşüp kalkmayı hatırlayalım diye diktik o çiçekleri.

Gece ölecek gün doğacak. Günler sıraya girecek. Mevsimler gelecek geçecek. Çiçekler açacak. Solacaklar sonra. Ama bileceğiz tekrar açacaklar.

Gün gelecek aynı denizde bulaşacağız hepimiz. El ele tutaşacağız sonra. Uyanacağız bu rüyadan. Ya da gerçek sandığımız rüyadan, kim bilir?

Güzel düşlerin gizlendiği yastıklara gömelim kafalarımızı. Çok sevdiğimize sarılsın kollarımız yalnızlık pahasına. Karanlık gökte yıldızlar aydınlatsın yollarımız.

Rahat uyu Aliş! Emanetim bende saklı!

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 10 Ekim 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , ,

tahammülsüzüm!

Screen shot 2013-10-07 at 23.29.12Tahammülsüzüm!

Leb demeden leblebiyi anlamayanlara!

Cin olup aptala yatanlara!

Üç kuruş akıllarıyla adam dütmeye çalışanlara!

Bi kendini akıllı sananlara!

Yaptığı her şeyi lütuf sananlara!

Her an mutluymuş numarası yapanlara!

Herkese sevgi kelebeği modunda yaklaşanlara!

Tahammülsüzüm!

Parayla adam olunacağına inananlara!

Parayla adam olduğunu sananlara!

Altın semer takınca eşek olmayacağına inananlara!

Bir tas çorbanın hatırını hiçe sayıp unutanlara!

Nereden geldiğini unutanlara!

Nereye gideceğimizin belli olmadığını unutanlara!

Göçerken yalnızca bedenini örtecek kadar kefene sarılacağını bilmeyenlere!

Tahammülsüzüm!

Hayvanları canlı olarak görmeyenlere!

Geri dönüşümden bi-haber olanlara!

Anlamak istemeyenlere!

Dinlemeyenlere!

Zulüm edenlere!

Hak yiyenlere!

Hak yedirenlere!

Göz yumanlara!

Göz yumduranlara!

Göz açtırmayanlara!

Dini kalkan yapanlara!

Bilmeden yargılayanlara!

Sövenlere!

Dövenlere!

İnsan olamayanlara!

Hak etmeyenlere!

Tahammülsüzüm!

Cehaletini örtmeye çalışırken kör cahilliğini ortaya çıkanlara!

Sonradan görmelere!

Hazmedemeyenlere!

Kıskançlara!

Riyakarlara!

Yalancılara!

Uzaktan severmiş gibi yapanlara!

Sözünün arkasında olmayanlara!

İnkar edenlere!

Korkaklara!

 özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 07 Ekim 2013 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

36

KKMM8

Aydınlık günler olsun!

Soğuk havalar kokar mı? Nedense bana odun ateşi kokusu esiyor, çıtır çıtır olanından.

Kiminiz ne olduğunu biliyor, kimileri farkında değil, kimileri umursamıyor, kimileri ise benim gibi bir haltlar döndüğünü çakmış ama nedir diye sormuyor.(dum) Son günlerde feys bukda ne düşünüyorsun kutucuğuna yazılan numara, garip isimlerden bahsediyorum.

Meğerse kadınlar meme kanserine dikkat çekmek için yeni (yine) bir hareket başlatmışlar. Bir ara kıçlarındaki donun rengini yazıyorlardı. Sonra yemek isimlerini kullanarak şifreli bir şeyler yazdılar galiba.

Meme kanserine karşı bilinçlenmede, dikkat çektirmede nasıl bir yardımı olacağını aklım kesmiyor.

Amaç memeli olduğumuzu hatırlatmaksa: aynaya baktığımızda, yatakta yüzüstü uzandığımızda, çantamızın askısını boyundan asıpta askı aralarına girdiğinde, takkeler sıktığında, sevgilimiz ellediğinde, bebeğimiz acıktığında, adetimiz yaklaşırken, soğuktan ürperince… hep, her an aklımızda değiller mi zaten?

Yok  gün gelip hastalanabileceklerini hatırlatmaksa amaç, şifreli yazmak yerine:

‘’Arada memenizi yoklayıverin.’’

‘’Yoklama günü!’’

‘’Bugün elleyen var mı?’’

‘’Eline gelen sert mi?’’ gibi hedef odaklı sorular yazılsa daha etkili olmaz mı?

Son yıllarda kadınlar arasında yaygın olarak görülen bir diğer sağlık sorunuda rahim kanseri! Benim tahmince yakın zamanda rahimli kadın kalmayacak.  AKP şu kadar doğur, bu kadar kullan, sakla, aman yasak, aman ayıp dedikçe yaradan kızıp

’’Size ne oluyor yahu ben onu sahibine emanet ettim zeten. İşte verdiğim gibi alırımda.’’ demiş olacak.

Ama gün gelir

‘’Siz erkekler kadınlardan sonra kendi elinizdekiyle uğraşmaya başlayın onu da alayım, görürsünüz!’’ derse toptan yandığımızın resmidir ona göre!

Ama asıl bu konuda bilinçlenmeye – bilinçlendirmeye, hatırlatmaya, dikkat çekmeye kalkarlarsa bu feys buk kullanılıcıları, ne düşünüyorsun kutucuğuna ne yazacaklar, çok merak ediyorum.

Bak tüm gün takılacak aklıma şimdi; ne yazmalı? Ne yazmalı?

Hadi hadi saat kaç olmuş. Ben kaçar. Daha meme kontrolü yapılacak!

Gün aydın, havanız yerinde olsun!

36

özgür tamşen yücedal

 

 
4 Yorum

Yazan: 03 Ekim 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: