RSS

Aylık arşivler: Aralık 2016

kiminle

fullsizerender-2

Gecenin bu vaktinde ilmek ilmek ne dokunur?

Eşantiyon ürünlerin kutularından okunanlar akılda kalır mı?

Et içermeyen protein kaynakları kapak fotoğrafındaki vücuda bakarak okunur mu?

Tüm iç organları kaplamış hissi veren sümüklerin kökünü kurutmaya rulo rulo tuvalet kağıtları yeter mi?

Devrimci, romantik şair Can Yücel bu ümitsiz dönemde de şifa olur mu?

Hepsinden önemlisi; Kar yağışı sebebiyle yarın İstanbul’da okullar tatil olacak mı?

Işte karşınızda içtiğim ağır grip ilacına rağmen sıcak yatağımdan kaldırıp mutfağa getiren yetmedi kahve yaptırıp bilgisayarın başına oturtan sorunsallarım. Amiyane tabirle; yola çıkmış gelmek üzere olan uykumun içine sıçan sorularım. Düşün düşün boktur işin misali düşünmekten vazgeçerek geceyi gündüz ettim. Uzun gecelerdir rüyalar aleminin esiri olan uykum bu gece de soruların esiri oldu. Koyduğum noktadan hemen sonra kafamı kaldırınca mutfak masasında duran, tomurcuklanıp açmaya yüz tutmuş orkideleri gördüm. Dışarıda esen fırtına soğuğa inat tüm tazelikleriyle… Selamları var.

Yazının başında sıraladım ama yanlış anlaşılmasın, sıraladıklarımın hepsi bölük pörçük:

Dergiye şöylece göz attım.

Kitaptan on sayfa okudum.

Örgü deseniz hiç sormayın. Şişler zaten iki günde allahlık oldu, yamulttum. Ortaya çıkan motif derseniz; daha önce hiç görmedim. Bir sırayı bitirip diğer sıraya geçtiğimde ilkinde nasıl ördüğümü unutuyorum çünkü. Renk olarak siyahı seçmiş olmamın etkisi de sanırım yadsınamaz. Ama örerken aklımdan neler geçiyorsa, onları da hatırlamıyorum. Mala bağlamak yerine örgüye bağlamış oluyorum. Pek önemsemiyorum. Ilmeklerde gizlendiklerine inanmak güzel duygu.

Tuvalet kağıdı: Sil at formülü için kullandığım malzeme. Sümük tamam da şu gribin en pis yönü de boğazda kaşıntı, tarakla kaşıyasım var. Koku alma, duyma duyularım minimumda hizmet vermekteler. Tad alma da yarın sabaha onların seviyeye inmiş olur tahminen. ‘uzun zamandır hiç grip olmadım. Zor hasta oluyorum.’ Sözümün ertesi sabahı götümden soluk alarak uyanmış olmam ise dilime arı sokturmayı kabul ettirecek kadar hoşnutsuzluk verici.

Okulların tatil olma ihtimali ise içimi yakıp kavuruyor. Çocuklarla tüm gün evde olmak fikri çok güzel aslına bakarsanız. Kahvaltı ve ardından tüm gün süren karın doyurma çabaları da. Tek kabusum bilgisayarlar. Bu akşam kullanım süresi dolup Ouz’a elinden bilgisayarını bırakmasını söylediğimde ‘’Yapacak ne var yani şimdi uyku vaktime kadar? Zaten okullarda tatil olacak mış. Az önce hava tahmin raporlarına baktım.’’ dedi. ‘’Ulan piç! Daha dün bugünkü sınavını bana sordun ya! Sınav takvimine bakmıyorsun da hava tahmin raporlarına mı bakıyorsun!’’ cevabını verdim. –yapacak ne var? sorusuna yanıt veremedim. Kelime oyunu oynayalım dedim, araya beş soru sığıştırdı. Lego yapalım dedim, onu daha önce yapıp bozmuştum dedi. Düşündüm; diğer çocuklar ne yapıyorlar acaba diye. Bu konuyla ilgili bir anket hazırlayıp tanıdık kamuoyuna sunacağım galiba. Çünkü; belgesel izle nereye kadar. Hadi o sınıra gitmeyi de göze aldım diyelim; velet anlatıcı dan daha fazla konuşmaya başlayınca benim devreler yanıyor. Çaresizim. Hayır arkadaşım Belgin’in ikizler izledikleri animasyonlarla Japonca öğrendiler, başım üstüne. Bizim ki mütemadiyen deney videoları izleyip, izlediklerini evde uygulamaya kalktığından çaresizliğim. Tas, tencere, elektrikli aletlerin tümü kaput. Neye elimi atsam tutkallı, boyalı, erimiş, kırılmış… dedim ya; çaresizim.

Bir de; geçtiğimiz dört gün Erzurum’daydık. Şehirin tamamı kar altında olmasına rağmen okullar eğitime ara vermiyorlar. Erzurum ya da diğer doğu şehir, köylerindekiler başedebiliyorlar da biz haspalara ne oluyor? ( TDK’ya baktım, ‘Haspa: Kızlara, kadınlara şaka veya alay yollu söylenen bir söz’ müş. Ben, kadın, erkek, çoluk, çocuk hepimizi kastettim, biline.). Oralardakiler yol bizdekiler ne? Kar ya da soğuktan bizlerin incilerimizin dökülme ihtimali ise ayrı konu.

Şimdi ekrana düştü:

Ey Ankara gözüm aydın! Resmi olarak kar yağışı sebebiyle okullar 1 gün süreyle tatil edil miş.

Yüreğim İstanbul’la ilgili yapılacak resmi açıklamayı kaldıramayacak. Şimdi telefonu kapatıp yatağa gidecek, gözlerimi sıkıca yumup uykunun gelip beni bulmasını bekleyeceğim.

Bir var mış

Bir yok muş

Püffff

özgür tamşen yücedal

Not: Çoğu zaman olduğu gibi yazı içinde başlıkla ilgili mana bulmayı beklemeyin. Beraber çıktığımız yolculuk sırasında Feyza’yla aramızda geçen sohbetin parçası olmuş ve aklıma her gelişinde tebessümüme sebep olan bir kelimedir. Yalnızca bir kelime.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 29 Aralık 2016 in GENEL

 

şimdilik

ekran-resmi-2016-12-22-22-40-03

En büyük derdimizin pay edilemeyen yorgan mücadelelerinin olduğu, uyumalı uyanmalı kış gecelerini özledim. Soğuktan buz tutmuş ellerle gelinen evlerimizde ağız tadıyla içtiğimiz bir tas çorbanın keyfini mesela. Kestane çizmeli sohbetleri. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim izlemekten kendimizi alamadığımız Türk filmlerini. O filmleri izlerken kâh karın dolusu gülüşleri, kâh kolağızlarına silinen gözyaşlarını. Babamın bize meyve soymasını. Kıymetbilinirliğin anlamlı olduğu günleri. Endişenin boyutlarının bugünkü kadar genişlememiş olduğu. Bakırköy çarşıya yalnızca dolaşmak için gidilebildiği, Taksim’de yalnızca kalabalıktan çekinildiği, maçlarda yalnızca küfürden şikayet edildiği günleri. Gençlerin sokağa çıkarken bombalara değil yalnızca ‘’Serserilere dikkat et!’’ sözleriyle uğurlandığı sokak kapılarını.

Şimdilerde her şey farklılaştı gözümde. Sabahların kör karanlığında kapı kapı çocukları toplayan okul servisleri kamplara giden askeri araçlar gibi gözüküyor gözüme. O gözler her an telefon ekranında belirecek son dakika haberlerinden ayrılamaz oldular. Kulaklarıma çalınan her siren sesinde kalbim endişeyle çarpmaya başlıyor. Şehit haberlerini duydukça üşümekten, sıcak çorba içmekten, abuk sabuk hüzünlenmekten utanır oldum. Çocuklar her an yanımda olsunlar istiyorum mesela. Haberleri izleyemiyor hale gelmiş olmaktan da utanıyorum. Ki; utanması gerekenin ben olmadığımı bile bile. Yazamıyorum. Yazmadıkça daha da çaresiz hissediyorum. Isyan etsem ne yana, beddua etsem hangi yana. Her an yanımdan geçen, yanımda olan biri beni ya da başka birini öldürüverecek miş gibi. Kanunlar zaten şüpheli olan hükümlerini tamamen kaybet miş gibiler. Dünya tümden çıldırmış gibi. Barışa inanan bir avuç insan yapayalnız kalmışız gibi. Son ekmek kırıntısı gibi avucumuzda sıkı sıkı tututuğumuz umut da yokolmuş gibi. Tüm dizeler susmuş, şarkılar duyulmaz gibi. Sessizlik. Şüphe.

Bazı sabahlar uyandığımda karar veriyorum kendim kendime; bugün abuk sabuk bir heyecanın peşine takıl git diyorum kendime. Örmeye çalıştığın motifin ilmek sayısına, okuduğun kitabın hoşuna gitmeyen kurgusuna, pişireceğin yemeğin salçasına, spor yaparken harcayamadığın kaloriye, anneni aramayı unutmamaya, aklına takılan melodiye, aşkın nerelerde yaşandığına, masallara, oğlanın dersleri umursamıyor oluşuna… Azıcık zaman kanabiliyorum. Sonra Pufffff! Hepsi anlamsızlaşıyor. Bende birilerine saldırmak istiyorum. Misal; bu sabah spor salonunda duşta dakikalarca kalıp dünyanın suyunu harcayan kadına önce sövesim sonra dövesim geldi. Daha önce yaşamış olduğum birebir tecrübenin sonuçsuz sonucu sebebiyle yüzüne bakmadan çıktım yanından. Birbirlerine bağıran insanları gördüğümde hissettiğim ürpertiden korktum. Cehaletin her yerde, çok yakınlarımda bile olduğunu hatırladım falan. Sanki dünyanın sonu gelmiş gibi. İnsan türünün bir an önce yokolmasını isteyenler elbirliğiyle çalışıyorlar herhalde. Ve yediklerimizin içine bir madde enjekte ediliyor olmalı ki; gündüz kuşağında yayınlanan programlardaki insanlar ve türevleri gerçekler. Silahlarla öldüremediklerimizin beyinlerini öldürüyor olmalılar.

Yazarken kendimden iyice korkmaya başladım lan. Yaşarken değil yazarken netleşti geldiğim son nokta. Günlük koşturmacalar olmasa halim daha da ürkünç olurdu sanırım. Feryat figan bağıran yanımla koca bir suskunluğa gömülmüş yanım sığıştılar içime beraberce yaşıyoruz.

Şu an yatakta oturmuş bu satırları yazıyorum değil mi! Yorgan ufak gelir miş, Erdo çekiştirir üzerim açılır mış, alt kattaki bekliyormuşcasına benim uykuya dalmama ramak kala lanet çamaşır makinesini çalıştıracak mış, elimdeki kitabı günler olmuş bitirememişim hiçççç umurumda değil. Giyerim polarımı, takarım uyku bandı mı, ederim duamı, alırım göğsüme en dolusundan bir şükür dalarım hayaller ülkesine. Elimden gelen bu kadar mı, evet bu kadar. Şimdilik.

Hepimize sabır, gönül ferahlığı, can akıl sağlığı…

Amin

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Aralık 2016 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: