RSS

Etiket arşivi: uyanmak

çevirimiçi

Gittim

Döndüm

Aynı yerdeyim

Anlamsızca film izliyorum

Kitap, dergi okuyorum

Spor yapıyorum

Uyumak istiyor, uyuyamıyorum

Hep aynı saatte, aynı güdüyle uyanıyorum

Kaç gün oldu hatırlıyorum

Öğle saatlerine kadar sağ salim gelebilirsem ‘bugünü de atlattım’ diyorum

Debelenip duruyorum

Hâllerden hâl beğeniyorum

Sorgulayıp duruyorum

Dönüp kendime çarpıyorum

Düşüyorum

Sonra kalkıyorum

Susuyorum

Susmayan yanıma söyleniyorum

Bol bol kaVe içiyorum

Haberleri izlemiyorum

Kesinlikle damar parçalar dinlemiyorum

Doğrusu nedir? bilen arıyorum

Bir diz istiyorum

Maviyi bir de gündoğumlarını özledim korkuyorum

Içim giderken ben duruyorum

Duran yanım kırgın, biliyorum

Insan her bahar tazelenmeyebilir miş

Gönülün niyette olması yetmiyor muş

Bazen basit

Bazen -miş gibiy miş

Bana basit değil miş.

Özgür Tamşen Yücedal

NoT: Satırlara destek veren aşk temalı Ot yazısına,

        Serkan Kaya şarkılarına,

       iki kadeh rakıya teşekkürü borç bildim, teşekkür ediyorum.

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Nisan 2017 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

şarkı söylemeye başlıyor…

Screen shot 2014-06-07 at 17.41.31

Sağdaki dik yokuştan gitmem gerektiğini söylüyor pazara giden yolu sorduğum şişman kadın. ‘’Gel otur soluklan önce, yorulmuşsundur.’’ deyip çekirdek ikram ediyor bana. Bahçe kapılarının önünde duran mavi banka oturuyoruz, yanyana. İki tane kocaman, siyah köpek yanaşıyor yanımıza. Burun burunayım köpeklerle. Korkmuyorum. Sakince uzaklaşıyorlar, selam almış gibi. Teşekkür edip ayrılıyorum şişman kadının yanından. Dikenli tellerle çevrilmiş dik yokuştan tırmanıyorum. Ellerim kanıyor. Canım yanmıyor. Pazardayım.

Uyanıyorum sonra. Gördüğüm rüyayı not etmek için kağıt kalem arıyorum. Yazıyorum rüyamı. Farkına varıyorum sonra hala uyanmamış olduğumun. Rüyamın içinde rüyamı yazıyorum, elimde kalem.

Sevgilim. ‘’Merhaba!’’ diyorum usuldan, uzanıyorum yanına. Dışarıya çıkacakmışız. Üzerimde bana büyük siyah bir elbise. ‘’Gitmeyelim. Burada kalıp sevişelim.’’ diyorum. ‘’Rüyamı anlatayım sana.’’. Aşkla bakıyorum gözlerine. Bir şey söylemiyor. Suskun. Girişleri ayrı, iki katlı, ahşap evin bahçesindeyim. Rüyamı anlatıyorum, parmaklarımı saçlarıma dolamış, dalgın dalgın. Sonra evdeki herkesle beraber sevgilimde gidiyor. Yalnız kalıyorum ben. Kardeşimi görüyorum sonra; ‘’Neden giydin o siyah elbiseyi. Sende giderdin işte onlarla.’’ deyip dönüyor sırtını. ‘’İstemiyordum.’’ Diye mırıldanıyorum ardından bakarken kardeşimin.

Tekrar eve girmek için merdivenleri çıkıyorum. Çok güzel genç bir kadın açıyor kapıyı. Yanlış geldiğimi söyleyip dönecekken durdurup içeriye buyur ediyor beni. Uzun, kalabalık bir masa. Kızkardeşleriyle, yeğenleri gelmişler. Çeşit çeşit makarnalar var uzun masada. Tam tabağıma koydukları makarnayı yemeye başlamışken ben, şarkı söylemeye başlıyor çok güzel genç kadın. Masadakiler eşlik ediyorlar ona. Dalmışım. Kendime geliyorum şarkıyı bitirdiklerinde.

Uzun masada oturuyoruz. Kar yağıyor. Elimde buz parçaları… Üzerimde beyaz havlu… Masada karşımda oturan uzun boylu genç adam ayağa kalkıyor. Güzel gülüşlü genç adam. Rüyamın içinde olduğumu biliyorum. Rüyamın içindeki uyanıklık hissi, gerçeklik garip geliyor.

Uyanıyorum.

 özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Haziran 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

makara

531524_10151501727277398_1997708637_n

Sabah uyandım. Yataktan kalktım. Baktım uyanan yalnızca gözlerim, tekrar yattım. Bu defa uyumak isteyenin yalnızca bedenim olduğunu fark ettim. Kafa uyanmıştı bir kere. Ve öğle uykusuna uyumamak için direnen çocuklar gibi göz bile kırpmıyordu. Ne bedeni, ne gözleri, ne de kafayı üzmemek adına bakışımı, açılmamış ve ben evde olduğum sürece açılmayacak olan siyah televizyon ekranına sabitleyip öylece yata kaldım. Nasıl mutluyum o an. Yapılması gereken her şeyi, diş fırçalama, çiş yapma işini bile ötelemiş olmak nasıl mutlu ederse insanı işte öyle mutluyum. Saçma salak günlük koşturmacalar nasıl da öğretiyor insana azla mutlu olmayı, yetinmeyi. Bak burasından bakınca iyi bir ucundan tutmuş oldum kendimce.

Neyse işte öyle mutlu mutlu, mal gibi yatarken gerçekten şu koca âlemde küçük, ufacık bir şey olmuş olmanın, yanımda duran çalışma masam ya da üzerinde yattığım yatak, etrafımı saran tüm maddeler gibi bir şey olduğumun rahatlığı girdi koynuma. ‘’ Evet! ‘’ dedim. ‘’ Ne diye bir halt zannediyorsun kendini. Bir işe yarar olmuş olduğun düşüncesiyle kapladığın yeri, değiştirip anlam yükleyebileceğin şeyleri nasıl da büyütüyorsun. ‘’

Gerçi sabahın bir körü yatmış yaşam, ölüm, gerçeklik üzerine düşünüyor olmak nasıl da vahim geliyor aslına bakarsanız. Bu kadar anlamsızlık yüklemişken üstelik. Varsa ye, yoksa umut et, varsa seviş, yoksa hayal et, çağırırsa git, çağırmazsa siktir et, çalarsa dinle, çalmazsa kendini yorma şeklinde yaşamak varken sen tut; yok masadan ne farkım var, ne anlamım var… Peh peh… Gene ego, gene illede ben!

Misal dün gece izlediğim film;  Açık Deniz. Karı koca tatile gittiler, koca okyanusun ortasında köpekbalıklarına yem oldular. Sen dünyanın parasını öde, aylarca tatil planı yap sonra git geber. Kimin aklına gelir. Kim bilebilir sonunun nasıl olacağını? Sonunda ölüm olan bir konuda ki, adına hayat diyoruz, bu bilinmezlik bile anlamsız kılmaya yetmiyor mu her şeyi. Hırslarımız, kavgalarımız, kafa yorduklarımız, kafayı yettirmeye çalıştırdıklarımız, yettirtemediklerimiz, ayrılıklarımız, savaşlar ne anlamı var? Hiç! Hiçbir anlamı yok.

Kıssadan hissem şudur ki;

İki kere iki dört

Bu hayatı dibine kadar yaşamak için

Makara gibi göt lazım.

Şimdi dinleyelim güzelleşelim.

Güzel bir gün, günler olsun dilerim.

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: