RSS

Etiket arşivi: hastane

pembe hap

 

İki kişi bilsin, sır kalmasın!

Üç gün süresince planladım ameliyat günümü. Kimselere demedim. Erdo ve Elif gittikleri yoldan dönmesinler, Oğuz endişelenmesindi amacım. Çevremdeki kadınlara da demedim çünkü çoğu panikli ataklı, diğer çoğunluğuysa daha beter çoluklu çocuklular. Beni hastaneden eve götürmesi için mutlaka biriyle gelmem gerektiğini söyleyince doktorum, ben de kardeşim Özlem’e söyledim. Bilen iki kişiydik artık. Ve ameliyat sonunda hastane odası parti kıvamındaydı! Sır yoktu!

Anestezi için gerekli tüm tetkikleri bir gün önce yaptırmış olduğumdan operasyondan bir saat önce orada olmam yeterliydi.

Planlamıştım.

Orada olacaktım.

Kardeşim akşamdan geldi, beraber uyuduk. Sabah fazla konuşmamıştık Özlem’le yol boyunca, tedirginliğin-ihtimallerin sessizliği. Hastaneye vardık. Aracı park etti. Odaya çıktık. 911 numaralı odaya. Çantaları kenara koyduk. Camın önüne oturduk, denizi görebiliyorduk. Az lafladık. Ölür kalırsam benim adıma demesini istediğim iki çift lafı bıraktım oturduğumuz yere. ‘’Saçmalama be, ne biçim konuşuyorsun,’’ dedi. Denizi seyrettik.

Yatağa uzandım. Az sonra hemşire geldi; adının Ebru olduğunu sonraları öğrendiğim hemşire. “Damar yolunuzu açacağım Özgür Hanım,” dedi. Damarı bulup iğneyi soktu. O ana kadar, üç gündür düşündüğüm tam da buydu; yol.

Doğum ölüm arası; Aşık Veysel’in -iki kapılı han- dediği hayatımdaki yollarım. Bugüne kadar çok ameliyat oldum ama ilk kez düşünmüştüm yolları. İlk kez ardımda bırakacağım hikâyelerim olduğunu biliyordum.

Sonra parmaklarımın ucuna gelip de yazamadıklarım, dilimin ucuna gelip diyemediklerim, duyup duymazdan geldiklerim, bile bile gerçekliğine inandığım yalanlar, gerçekleşmişcesine kurduğum hayallerim… Ve bana helâl edilmeyen, benim helâl edemediğim haklar… Hepsi içindeyken yaşayabiliyorsa insan gene onlarla da ölebilirdi. Ölüm söz konusu olunca hepsi teferruat. Ne kadar anlamsızlardı hemşire koluma iğneyi sokarken.

Sonra küçük, pembe bir hap verdi yutmam için. Yuttum. Odanın kapısı açıldı birkaç kere. Gelenler oldular, galiba. Pembe hapı yutmuştum bir kere. Beyaz nevresimlerin üzerinde yatan elliyedi kiloluk bedenimin yavaş yavaş küçülmeye başladığını hissettim.  Tebessümümü dudaklarımdan silmemek için direndim. Yol açılıyordu.

İstediğim; açılan yoldan böğrümde biriktirdiğim tüm gözyaşlarımın akıp gitmeleriydi. İkincisi ise eve döndüğümde birinin saçlarımı yıkaması ve taramasıydı. Gerçekleşecek ya da hayal olarak kalacaktı. Hiç önemi yoktu iki seçeneğinde, hayallerim dudaklarıma yapışmıştı bir kere.

Uyumuşum. Uyumadan az önce de kızlara:

‘’İçimde bir sevinç dalgası oluştu bir an, sonra gerçeği anladım,’’ demişim. Arkadaşım Hanzade not etmiş. O an beni sevindiren neydi acaba, hatırlamıyorum.

Uykumda; başka kapılar açıldılar kapandılar, yollar yürüdüm… Her şey birbirine karıştı. Derken odada, gene yataktaydım. Odaya dönmeden önce çok ağlamışım. Onu da hatırlamıyorum.

Aynı şey gibiydi:

Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi, gibi.

Eve geldiğimden beriyse içimi yokluyorum, kalan giden yoklaması yapıyorum. Bir de antibiyotiklerimi içiyorum.

Şükürle…

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 19 Eylül 2019 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

antin kuntin

dudak-üstü-beni_631126

‘’Bütün antil kuntin işler seni seni buluyor be kızım!’’

Bir saat sporun üzerine bira içmeyi normal – sağlıklı bulan kardeşimin benim için yaptığı yorum. Kendisi tüm ülkede elektrik kesilmiş kimse kimseye ulaşamıyorken bir şekilde, uçaktan adımını henüz atmış, olan bitenden, hastanede olduğumdan haberi olmayan anneme ulaşmayı bir şekilde becerip, planlamış olduğumuzun tam tersi biçimde tüm gerçeği gene tüm açıklığıyla kadına söylemeyi becerebilen şahsiyettir aynı zamanda. Ama ona sor ‘antil kuntin’ ne varsa bende. Bir de babam aynı cevabı verir.

Aslında son dönem birkaç yılımın kahramanı babam. Adam takmış bana!

-Kızım yavaş yaşa. Sakin sakin.

-Koşturma bu kadar.

-Takip edemiyoruz nerede olduğunu.

-Uzun yolda dikkat et!

-Hep araba tepesindesin.

-Evinde otur biraz; kitap oku, tv seyret, yat…

-Erken yat. Düzenli uyu.

-Kadın başına tatillere falan gitme.

Yazmaya kalksam liste uzadıkça uzar. Halimiz durumumuz böyleyken benim böbrek istifayı basınca aileye bomba düştü. Babamı tutabilene aşkolsun. Her an kontrolde. Kızgın. Babamı tanıyanlar bilirler o kadar muhteşem kızar ki, içinizden ona sarılıp karın dolusu gülesiniz gelir, hep kızsın istersiniz. Yaşamım boyunca kızmayı bu kadar beceremeyen birini daha tanır mıyım bilmiyorum ama iyi ki tanıdığım tek kişi var ve iyi ki o da babam. Şükür.

İşte bu kızgın baba ilk iltimatomunu ameliyattan önce verdi:

‘’Kızım bu ameliyat bir bitsin alacağım kardeşimle seni karşıma, konuşacağım. Hayatını bundan sonra ben planlayacağım, bu kadar. Öyle oradan oraya gezmeler, içmeler, sabahlara kadar uyumamalar yok. Diyet miyet yapmakta yok!’’

Şimdilerde de her gün, benim koca da dahil olmak üzere hepimizi telefonla yokluyor. Koca demişken; Allah bin kere razı olsun bir an başımdan ayrılmadan baktı bana ama babamla işbirliğine girmekten hayli memnun ve bu memnuniyeti gizlemeyecek kadar da eğleniyor halimle. Ne plan yapacak olsam;

‘’Dur! Babana haber vereyim bakalım o ne diyecek.’’ tehditleri kahkahalarla havalarda uçuşuyor.

Derken derken geçen akşam yeni bir bomba patlattı babam. Hemen hemen hergün izlediği, izlerken ya da sonrasında bizleri aradığı, belirtilerin birkaçını kafasına takarsa kendisini doktora götürdüğü programlardan birinde izlemiş; çocukluğumun yanağı benli türkücüsü İzzet Altınmeşe röportajını. Sağlığını neye borçlu olduğunu anlatmış, gençliğinin sırrını vermiş benini sevdiğim. Tabii anlatırken bu anlattıklarım nereye gider, kimin başına ekşir diye düşünmeden. Evet efendim bu günlerde babamın yeni araştırma konusu İzzet Altınmeşe röportajından çıkmıştır: Yoga.

Babam sanalı, gerçeği tüm alemlerde araştırmaya girmiş durumda –Özgür nerede yoga yapabilir? / Dikişleri alındıktan ne kadar zaman sonra başlayabilir? / HakkEtten yararı olacak mıdır?

Hadi bu yoga ayağını atlattık diyelim. Ki; bir kez denemişliğim, ardından ‘’Benim kafamın, altında taşıdığı bedenimin tek yardımcısı yaradan olabilir.’’ diyerek tekrar denememişliğim vardır.

Asıl bu gezme tozma dümenlerini nasıl ayarlayacağım onu bilemedim. Düşünsenize kızımın bile tek başına girdiği klüplere benim babamın elinden tutarak girdiğimi ya da hangi köşeden çıkacak diye tedirgin oturduğumu. Bak böyle yazınca çok şeker gözüktü yahu… Yeni trend: Babalar Ve Kızları Gecelerde

Haydi kolay gele…

 Not: Hastane sürecinden, acıya yenilmenin ne demek olduğundan, yaşamadan anlaşılamayacağından yani –dan, -dun lardan bahsetmek istemiyorum. Herkesin derdi gerçekten kendine çok ama çok büyük. Damdan düşen biliyor damdan düşenin halini. Tek diyebileceğim ‘’Nerede varsa, kimin başında varsa Allah şifa versin, derman versin, dermansız dert vermesin, sağlıkla sınamasın. Hepimizi korusun. Amin.’’

 özgür tamşen yücedal

 
4 Yorum

Yazan: 14 Nisan 2015 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

sakın anneme söylemeyin

InstasizeImage

Yıllardır sen ve arkadaşlarının varlığı için şükrettim. Yerlerinizi ilkokul sıralarında öğrendim. Ne işe yaradığınızı, ayrı ayrı ne kadar önemli olduğunuzu, birlikte nasıl bütün olduğunuzu… Büyüdükçe büyüdükçe ‘’ Rabbim nasıl mükemmel yaratmış. Birbirlerini nasıl da kollayıp, idare ediyorlar.’’ diyerekten kendi haline bıraktım seni de diğerleriyle beraber. Arada yokladım falan ama itiraf ediyorum çok önemsemedim seni; ‘’Bize bir şey olmaz.‘’ diye. Olabilir miş. Olur muş. Arızalanabilir miş. Ve hatta özen göstermezsen veda günü gelebilir miş. Işte bugün bizim veda günümüz tatlım. Sana daha iyi bakabilirdim. Daha sık sorabilirdim halini hatırını.

Peki sen!!! Bir uyaramaz mıydın beni? Bi dürtemez miydin? Benden iyi hatun bulabileceğini sanıyorsan, yanılıyorsun. Kim eğlendirebilir seni benim eğlendirdiğim kadar. Hiç canın sıkıldı mı benimleyken? Kim gezdirebilir seni benim kadar? Söylesene! Var mı cevabın? Olsa ne farkeder desene! Artık tüm bu hatalar, yapılan, yapılmayan, yapılabilir olanlar geçmişte kaldılar. Geçmişimiz oldular.

Elveda Sağ Böbreğim! Bugüne kadar vermiş olduğun tüm hizmetler için teşekkür ediyorum, minnettarım. Hakkını helal et. Oradakilere selam söyle. Hatta de ki;

‘’Özgür Kadın tomografi cihazına bilmem kaçıncı girişinde bakışlarını bir noktaya kilitlemiş gözyaşları içindeyken ‘’Amına kodumun hayatıııı! Ulan bu mu, bu mu yani övünüp durduğun. Gösterip vermeyen kaşarlar gibi misin! Ulan ben iyileşip bir kalkayım ayağa işte o zaman kork benden. O öyle yenmez böyle yenir deyip yatırmazmıyım seni önümeeee!’’ diye haykırdı.’’ dersin. Ve bilsinler ki, korkmalılar. Haydi şimdi selametle…

Haydi ben şimdi biraz narkoz alıp dumanlanayım.

Sevgiyle kalın.

 özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 05 Nisan 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

bok

IMG_2022

Neden?

Bazı zamanlar bir iş halletmeye çalışırken telaşlı moda bağlamamızın nedeni nedir? Tabakhaneye bok yetiştirme modu… Mesela dün akşam; Oğuz elma istedi. Soy değil mi sakin sakin. Ama yok elmayı hızlıca soy, valiz toparla, arada kahve içebilecek vakit sıkıştırma fantazileri kur… Sonuç; parmağı doğradım, valizleri ıkına ıkına toparlayabildim ve tabii ki kahve içemedim. Bunların hepsi girdiğim hali farketmeme rağmen kendimi ondan sıyırmayı becerememiş olmamdan.

Yani o boku tabakhaneye yetişeceksin de ne olacak. Ayrıca, kimin boku? Hangi tabakhaneye? Sonra, kim dedi bana bu bok yetiştirilecek diye. Çok laf söz anlayan bir kadın olsam tamam diyeceğim, biri tutuşturdu elime ‘’ Al bunu yetiştir.’’ diye tembihledi ben de söz dinleyip yetiştireyim derken parmağı doğradım. Ney miş; olduğu kadar deyip sakin olmalıy mışsın yoksa boku yer mişsin.

Kesiğin çok derin olduğunu hissettiğim an parmağı bastırdım dudaklarıma gık demeden çıktım banyoya. Bizim adamı kan tutar, Oğuz desen sorularıyla beni komaya sokabilirdi. Kaldı geriye Elifim. Canım ya, anasına çekmiş; soğukkanlı. Kan man komadı kıza, sardı sarmaladı parmağımı. Sakince… ‘’ Bişi olmaz, geçer.’’ diyerek geçirdim geceyi. Kısa aralıklarla uyuyup uyandığım alemlerden sabahın ilk ışıkları ve parmağımdaki sızıyla uyandım.

Sabahı hasteneye gittik, dikiş atılabilmesi için gerekli olan süreyi aşmış olduğumuz için yalnızca pansuman yapabildiler sonrasında elime tutuşturulan reçeteyle çıktım oradan. Oldu da bitti maşallah en kısa zamanda geçecek inşallah.

Tüm bunlar ‘’ Vardır bunda da bir hayır. bundan bir şey olmaz.’’ denilecek şeyler. Beni pansuman yapıldığı sırada hıçkıra hıçkıra ağlatan acı değildi. Bakıma muhtaç olmanın, bakmak zorunda olmanın insanlara yaşatmış olduklarını hatırlamamdı. Ailen bile olsa başkalarının planlarını bozmuş olmak, onların senin için endişelendiklerini bilmek… Geçirmiş olduğu ameliyattan sonra anneme yardımcı olmaya çalışırken yapması gereken şeyi çabuk, hatasız yapmaya çalışan Özgür, Özlem, babam geldik aklıma. Ne kadar çabalarsak çabalayalım kendisi gibi yapamadığımızı düşünüp sabırsız davranan annem geldi aklıma, sabah giyinmem için yardım alırken sinirlendiğimde. ( sonra arabada gözyaşları içinde özür dileyip ne hissettiğimi anlattım gerçi, karşılıklı anlaşıldık, rahatladık, sakinleştik. ) Yıllarca hasta bakmak zorunda olan insanlar, yıllarca bakıma muhtaç kalan hastalar… Sağlıklıyken değerini anlayamadığımız her bir uzvumuzun teker teker ne kadar işimize yaradığı, ne kadar iş gördüğü. Insanın canının gerçekten ağrıyan, hastalanan yerinde olduğu. Düşünün alt tarafı baş parmak, üst tarafı sol el olmasına rağmen düğmemi ilikleyemiyorum lan. Yüzümü yıkayıp diş fırçalamam normalin iki katı zamanımı alıyor. Ayakkabımı bağlayamıyorum. Su kuşu gibi yaşayan kadınken sudan uzak durmalıyım. Alt tarafı baş parmak üst tarafı sol el.

Şimdi çok daha iyiyim ve alıştım. Ama üst paragrafta yazdıklarım dönenip duruyor kafamda. Gözünüzü seveyim, gözümü seveyim; el ayak tutuyorken el ele tutuşalım, sakin olalım, zaman zaten siktir olup geçiyor bari biz aceleci olmayalım, zamanla yarışmak yerine anın tadını çıkaralım, yüreğimizden şükredelim, birbirimiz anlamaya çalışalım, sabır edelim, dua edelim, kıymetimizi bilelim, kendimize iyi bakalım… Günü zamanı geldiğinde yaşayacağız yaşamamız gerekeni ve birgün gelecek öleceğiz. Ve ne zaman olacağını da bilmiyorsak eğer her anın kıymetini bilelim.

 

Mucizeler olsun, gönlümüzdekiler gelsin tüm hayrıyla.

Yaradan; inandım, sığındım, teslimim döngüye.

Yanımdakini, önüme çıkanı görmemi sağla.

Dünüme, bugünüme, yarınıma şükürler olsun.

Amin.

 

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Şubat 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: