RSS

Etiket arşivi: mavi

uzatma kablosu

 

Aşk kelimesi, Arapça sarmaşık, sarıp sarmalayan manasına gelen “ışk” kelimesinden türemiş.

Demek ki; insanda sürekli sarılma, dokunma, öpüp koklama, koruma, korunma, bağlanma, bazen bağlanıp kopamama dürtüleri boşuna değil miş. Kelimenin anlamı dolsun, boşa harcanmasın diyey miş. Mânânın hakkı verilsin diyey miş halden hale geçişler. Hakkını istesek de istemesek de bu kadar gönülden yaşayarak verdiğimiz hangi kelime var? Annelik dışında…

Karşı koyamadan peşinde divane olunan kaç duygu var?

Direnişlerin sonuçsuz kaldığı… Ayakları yerden kesebilen…

Kelebekleri uçurup çiçeklere renk veren…

Hülyaları bakışları süsleyen…

Hesabı kitabı olmayan kaç duygu… Ayrım gözetmeksizin herkese yakışan! Doluya koysan almayan, boşu doldurmayan Ey Aşk!

Sevişmelere doymayan!

Kokulara bulayan!

Güzelleştiren!

Cesaret veren!

Yar ın ucuna mıhlayan umarsız Aşk! Acınası durumlara sürükleyebilen acıması olmayan Aşk!

Fırtına gibi savuran, güneş gibi kavuran, sabahın çiyini koklatan Ey Aşk!

Sen dilediğinde değil kendi istediğinde gelen ve giden Asi!

Vadesi belli olmayan Zamansız! Gidişinin ardındaki gecelerde uykusuz, sabahlarda mânâsız bırakan!

Ey Aşk; “ Elma dersem çık, armut dersem çıkma! ”

Bunların yanında sizlerle paylaşmak istediğim diğer şey ise uzatma kabloları hakkında. Hani artık herkesin koltuk, yatak başlarında olan, şarj ünitelerinin her daim takılı olduğu uzun, yetmeyeni yettirten kablolar var ya onlardan bahsediyorum. Doğruya doğru biraz tembel oluşumun da etkisi vardır belki ama bu yaşıma geldim ve en sevdiğim icat uzatma kabloları. İcat dedim ama şimdi bilemedim onlar icat edilmiş mi oluyorlar. Hayatı kolaylaştırıcı uzatma şeysi mi? Ekşi sözlükte hayli farklı tanımlarını buldum. Mesela:

. Ara kablodan farklıdır. Ara kablo iki cihazı birbirine bağlayan spesifik amaçlı bir kablodur, ara kablonun kısa kalması durumunda aynı cins bir uzatma kablosu kullanlabilir. 




. Alternatif robot pornosu film ismi. 




. Profesyonel mutfaklarda güvenlik gerekçesiyle kullanılmasına izin verilmeyen kablo çesidi. 



. Bir türlü istenilen uzunlukta olamayan bağlayıcı.
 Ya kısa kalır ya çok uzun.

. Orospu çocuğunun tekidir.

Düşüncelerimin tümünü yazıya döksem galiba benzer şeyler olur ve sonundaki tanıma kadar varırdım. Yetinmeyip Serkant Abime yazdım;

-Hello! Gelseler ve uzatma kablo için sözlük anlamı yazmanı isteseler ne yazardın?

-Kafa iyi galiba!

-BilgiCayarın başındayım. Mevzû aşktan buraya geldi.

-Baya iyi olmuş kafa.

-Yaz

-Bir Şeye Erişmeye Yarayan!

-Eyvallah

-Eyvallah

Gördünüz mü; ilintiliy miş. Aşkla ilintisi var mış bu kabloların. Hep bir erişmeye çalışmak, bağlantıda kalabilmek, olduğun her yerde bağlantı sağlayabilmek, erişip ulaşabilmek.

Ondan yana ümidini kesip umudunu kaybedenlerde bile pusuda beklese de, dertli dönemlerinde hepimiz için anlamını yitirebilir olsa da, acısından kederinden korkar olsak bile hepimizin, her şeyin aşkla bir bağlantısı, bir ilişesi var zaten. Ve zaman zaman farkında olmadan verilen en güzel cevap da:

‘Aman aşk olsun!’ dur belki de.

Hele ki benim Uber Taksiye, Fiber Taksi diyen bir kardeşim olduktan sonra her şeye Aşk Olsun!

Tüm doğumgünü kadın, erkek, çoluk çocuklarına sağlık, huzur, hayırlı kazançlı nice yaşlar diliyorum.

İyi dilek ve niyetlerimle…

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

13 ocak

 

 

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

Zamanın hızla geçip gidiyor oluşu ya da zamanın olduğu yerde duruyor bizim onun içinden geçip gidiyor oluşumuz ya da zaman diye bir kavramın olmadığı, doğduğumuz andan itibaren ölüme yürüdüğümüz gibi düşünce, cevapsız soruların anlamsızlaştığı bir yaş dönümü arifesi gecesindeyim. Mutfakta cam kenarında duran masada, geçen yıl oturduğum aynı sandalyede, aynı fincana koymuş olduğum taze kahveyi yudumluyorum.

Içimden bakınca dış görünüşümde bir değişiklik yok muş sanıyorum. Aynada dışıma baktığımda zaten en yabancısıyım kendimin. Içsel hissedilişe gelince biteviye yaşanan, kimi – çoğu birbirinin tekrarı günlerle bir yılı daha tüketmiş olduğumun ayrımındayım. Ruhsal olaraksa; şaşkınım. Zamana, zamansızlara, olanlara, bitenlere, gelen – gidenlere karşı çok büyük çaresizlik duygusu içindeyim. Adeta ben hiçbir şey yapmıyor – yapamıyorum da hayat yaşıyor muş gibi. Önceden yazılmış bir filmin figûran oyuncusu gibiyim…

Geçen yıl  kendime yazdığım günceyi tekrar okudum az önce, değişen bir şey yok. Değişen yalnızca artık onları yazacak takatîmin olmaması. Ama şunu da biliyorum ki; böyle hissedişim yalnızca bu akşamlık, içinde bulunduğum anlık olabilir. Çünkü neredeyse her sabah hayata – hayatıma dair yeni sorularla uyanıyorum. Cevaplar mı? Işte çoğunlukla onları bulamıyor sonunda da aramaktan vazgeçiyorum.

Yazdığı bir çok güzel şeyin arasında ‘Hayalin, gerçeğe değdiği yeri seviyorum.’ yazmış Şükrü Erbaş. Bu cümleye tutunduğum ise çok oluyor. Kurduğum hayallerimin çoğuna inanmak istiyorum. Tam inanacakken; geçmişin hatıralarıyla geleceğin hayalleri arasında sıkışıyorum. Bir hayal kırıklığı durumu var ya; içe korku salıp eli kolu bağlayan, bağlanıyorum. ‘Sonunu düşünen kahraman olamaz.’ derler işte ben bu kadar düşüne – korka asla kahraman olamayacağım.

Amanın da amanın nasıl bir dipse düştüğüm! Kahveden mi, geceden midir, bugün yaptırdığım dip boyasından mıdır? Tüm bu düşünüp güzel kafamı yorduklarımı özetleyen en özlü söz ki; kendisi ekşi sözlükte birinin yorumladığı üzere ‘ Korkunun ecele faydası yoktur ‘ un porno versiyonudur: ‘ Kaderde varsa düzülmek, neye yarar büzülmek.’

Plan, program mış, hayal miş, musmutlu bir hayat mış, salt gerçekler, hayatın anlamıy mış falan füttürüp gitsinler. Gizemli kalan tek organımızın bile şifreleri çözüldü çözülecek, bilgisayarlar, yapay zeka insanlığın kapısına dayanan yumurta pozisyonundayken gerçekten kalıveren, kendime güzel beynimi bunlarla yormamalıyım.

Bu arada olunan yaş geçen yıllarla hesaplanıyorsa; kimine göre 43 oldum, kimine göre sonrakinden gün almaya başladım, en sevdiğim kimilerine göreyse hissettiğim yaştayım. Bak bunda bile net olamıyoruz. Fark ediyor mu? Bence, hayır. Kaç yaşında olduğumuzun engel olamadığımız bedensel, tensel değişiklikleri dışında ne anlamı olabilir ki? Zaten adına hormon denilen sıçtıklarım ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Nasıl bir esaretse bu insan olma hali!..

Bu arada; yolun yarısına kaç yaşında gelmiş oluyorduk?

Of! Yoruldum. Şimdi annem olsa kendisi durmaksızın kafasında bir dünya şey düşünmüyor, geceleri erkenden uyur geceyarılamaz mış gibi; ‘ Bok var bu saatte oturmuş bunları düşünüyorsun, yat zıbar! ‘ derdi. Yatacağım.

Ama son olarak:

Bilinen, bilinmeyenlere

Bilebildik, bilemediklerime

Özellikle artık bilmek istemediklerime

Bir ağaç gölgesine

Içimizde kalan düşlere

En çok kendisine dürüst olanlara

En çok kendisini sevenlere

Merhem olanlara

Şarkılara

Şiirlere

Şifa verenlere

Maviye

Sırları saklayan denizlere

Kuşlara yuva olan gökyüzüne

Hikayeler anlatan kitaplara

Aşk acısı çekenlere

Beyaz kelebeklere

Vuslata erenlere

Dua edenlere

Zencefil ve tarçına

Arılara

Çocukluğa

Kauçuk ağacına

Yar olanlara

Anama

Babama

Kardeşlerime

Erdo’ya

Elif’e

Oğuz’a

Lilyum kokusuna

Tek sayılara

Tebessüme

Paylaşabilenlere

Bir lokma ekmeğe

Bin şükürle…

İyi niyetimle…

İyi dileklerimle…

Melekler Korusun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 11 Ocak 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Screen Shot 2016-05-06 at 12.14.56 AM

Niyet

Gerçeğe inanç

Dua

Eylem

Niyet ediyorum. Gerçeğe inanıyorum. Dua ediyorum. Eyleme de geçiyorum. O eyleme geçtiğim noktanın başlangıcına yakın yerlerinde bir yerlerde birşey oluyor ve bambaşka boyuta geçiveriyorum; umursamazlık, boşvermişlik.. Gerçeği inkâr falan değil yanlış anlaşılmasın; işine gelmemekten kaynaklanan inkârvari umursamazlık. Çok imrendiğim halde şu kararlı, istikrarlı insanlardan olamadım. Istiktararım istikrarsızlıktan yana. Bu konuda hükümet gibi kandırık yapmayacağım, istikrarsızken istikrarlıyım demeyeceğim.

Istikrarla istikrarsız olduğum konulara gelirsek; diyet yapmak, okumak, yazmak, iyi bir sohbet arkadaşı olmak, manikürlü gezmek, düzenli gardolaba sahip olmak, düzenli yemek pişirmek ve aklıma gelmeyen birkaç benzer şey. Tahmin ediyorum diyet birçoğumuzda aynı şekilde başlayıp çok benzer şekillerde içinden çıktığımız hallerden.

Okumak deseniz dönem oluyor ardı ardına günler, gecelerce okuyorum.’’ Aferin kızım Özgür gözüme girdin, böyle devam et.’’ diyorum. Ulan sonra kendime nazar mı değdiriyorum ne, haftalarca elime öyle soluksuz biçimde kitap alamıyorum, aldığımda da on-onbeş sayfa ancak. Yazmaya ara vermem pek benzer değil aslında tek sebebi gündem. Müdahale edemediğimiz ama dolaylı müdahili olduğumuz bunca acı olaylar yaşanıyorken yazamıyor insan. Yoksa her cebimde, çanta içlerinde, peçete, kağıtlarda notlar dolu. Telefonumda aklıma gelen şeyleri kaydettiğim kısa ses kayıtları…

Dün yağmurun eşliğinde annemin evine doğru yoldayken gökkuşağının tam altına gidebilmeyi hayal ettiğim çocukluk günlerim geldi mesela aklıma. Masal yazdırabilecek kadar içime girdi, kaldı. Gökkuşağının tam altını bulabilmeyi, dokunabilmeyi hayal ettiğim günler. Gökkuşağının ışık ışınlarının su damlaları içinden geçerken kırılmasıyla ve yansımasıyla oluştuğunu bilmediğim çocukluk günlerim. Neyin ne olduğunu, herşeyin anlamını bilmediğimiz en saf, en mutlu günlerim. Bildik öğrendikçe coşkumuz azalıyor gibi. Geçen gün de Oğuz’a gökyüzüne bakmasını söyledim. Bulutların göğe ne kadar yakıştıklarını görsün diye. Mavinin ne kadar kocaman bir renk olduğunu görsün diye. ‘’Bak bulutlar gökyüzü çiçekleri gibiler değil mi ‘’ dedim oğluma. Bulutlara dokunabilmeyi hayal etsin çok istedim. Bulutların üzeride yatabilmeyi… Gerçi Kristal Çocuklar dedikleri bu nesil bulutların nasıl oluştuklarını falan bilerek doğuyor gibiler. Onlara hayal kurdurtabilecek şeyler daha çok teknolojik ya da ütopik şeyler. Rahat rahat bir terlik bile fırlatamıyorsun çocuklara, dönüp psikolojik tahlilini yapıyorlar kalıyorsun ” Hııı ” diye. Tansiyonumuzu o noktaya tırmandıracak olaylar yaşadığımız zamanlarda Oğuz’un ‘’ Tamam anne şimdi son saati ( ya da olanları ) unutalım. Hiç yaşamamışız gibi baştan başlayalım.’’ diyor serseri. Terliği bırakın, kendimi nereye fırlatsam şaşırıyorum o anlarda.

Aslına bakarsanız yapmaya, uygulamaya karar verip sonrasında vazgeçtiğim her şeyle ilgili kendime çok mantıklı başkalarına bahanesel bir ( birkaç ) sebebim mutlaka oluyor.

Örgü işi bitti, neden? Yaz geldi.

Ameliyattan beri yağlıboya resim yapmıyorum, neden? Taşındığımız evde yer yok.

En fazla onbeş gün arayla manikür yaptırıp tertemiz, ojeli ellerle gezecektim, ne oldu? Onbeşte bir ona o parayı ne diye vereyim yahu oturur evde biraz çeki düzen verdin mi tamamdır.

Gardolabı düzenledikten sonra bir daha asla bozulmayacağına dair kararım ne oluyor da üzerinden sayılı gün geçer geçmez karman çorman oluyor? Düzen bozulmak içindir, aradığımı bulabildikten sonra sorun yok.

Kendime bu yaştan sonra birşey kanıtlayamam, tamam. Ama şu çocuklara iyi örnek olabileydim iyi olurdu. Derken burada da bakacak kendime göre bir pencere buldum: Belki onlar da benim gibi olmamak için kararlarında kararlı çocuklar olurlar, kimbilir. Gördünüz mü işte tam bu şekilde oluyor, ilik gibi sıyırıyorum kendimi. Eteğime paçama, yüzüme gözüme bulaştırmadan.

Istikrarlı olduğum konular tabii ki var; sevmek mesela. Sevmekten vazgeçmiyorum. Ilişki bitirmek denilebilinir ama sevmekten vazgeçiş değil asla. Işte o kararı verme sürecim, direnişim çok istikrarlı oluyor. Sonuna kadar direniyor kalbim, beynim. Defalarca yokluyorum kalbimi, beynimi. Ta ki bomboş hissedene, boşalana kadar. O nokta da ise yaşanan şeylerin hatırası temiz kalsın, riya, inkâr, sahte hiçbir şey olmasın diye vazgeçiyorum ilişkiden. Sevmekten değil…

Böyleyken böyle işte…

Şimdi beni, umur umursamaz, istikrar istikrarsızlığımı falan bırakalım bir kenara:

Bu gece Hıdırellez! Bahar geldi. Herkes dilekler tutuyor, dua ediyor. Ağaç dallarına kurdelalar bağlıyorlar. Ateşler yakıp dans ediyorlar. Hızır’ı bekliyorlar. Bolluk bereket için. Arkadaşım Feyza yollamış duasına ortak olayım, duamız ortak olsun diye, şükür. Dua edip etmeme üzerine az önce telefonda konuşup hayli güldük. Dilediklerimiz, olanlar olmayanlar, oluş şekilleri falan felan. Sonuç olarak dua fazlası zarar olan birşey değil dedik. Buradan da sizlerle paylaşalım duamız büyüsün dedim. Şimdiden kabul olsun, herkesin gönlüne göre versin amin. Ya valla cıvıtmak istemiyorum da; karşılıklı dua edenlerin hangisinin hayrına nasıl karar veriliyor acaba? Tamam tamam be! İşte Ayça Oğuş sözcükleriyle bu geceki duamız:

Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil…
sağlığı iyi olsun.

Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın.

Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın. 

Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.

Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın.

Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun.

Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın.

Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın.

O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun.

Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın.

Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın.

İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun.

Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün.

O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.

Neşesi bol olsun. 

Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın.

Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin.

Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.

Değiştirmek istedikleri değişsin.

İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın.

Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın.

Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun.

Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin.

Bir şey ona sürpriz olsun. Günlerinden bir günü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın.

Bugün üçyüzaltmışbeş’ten herhangi biri olsun.

Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın.

Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.



Bir hayali gerçek olsun.

Bir hayale gözünü yumsun.

Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın.

Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın.

Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun.

Duası gerçek olsun.



Her kelimesine şükretsin.

Tek satırına nazar değmesin.

Amin.

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 05 Mayıs 2016 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

hatırladıkça

Screen Shot 2015-11-30 at 2.10.59 AM

Yaratıcının sonsuz gücüne, kudretine

Duaların hayırlısının kabul olduğuna

Herkesin kalbindekini yaşadığına

Doğan her yeni güne

Batan her geçmiş güne

Iyiliğe

Kuşlara

DeniZlere

Aşka

Sevgiye

Mavinin mucizesine

Yeşilin huzuruna

Bazılarıyla karşı karşıya

Kimileriyle yanyana

Kimiyle koyun koyuna, kalp kalbe geldiğimize

Ve hiçbirinin boş yere ya da tesadüfen olmadığına

Dönüp dönüp birbirimizi bulduğumuza inanıyorum.

Kimilerinden yana, kimilerinden öteye yürüyoruz şu iki kapılı handa

Şükür ettiğim şeyler azalmadığı sürece uyanmak istediğim sabahlar olacak

Isınmış yorgan altı, kavrulmuş soğan kokan mutfak, “topla dağıttıklarını” diye söylenen birileri olan evler hep olsun hayatlarımızda. Bir ‘Merhaba’ya da, kimseye de muhtaç kalmayalım hiçbirimiz. Dengede kalacak manevi güce sahip çıkalım. En çok kendimizi sevelim, kendimize bakalım. Hatırladıkça gökyüzüne bakalım. Göğe baktıkça aslında ne kadar küçük, gönlümüze baktıkça ne kadar büyük olduğumuzu hatırlayalım. Kötü hissettiklerimize ve yayalara yol verelim.

Yeni hafta hayırlı olsun. Yeni hafta kaldığı yerden değil yeni baştan olsun. Adaletli olsun. Savaşlar dursun. Hastalar şifa bulsun. İşler rast gelsin. Gönüller denk düşsün.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Kasım 2015 in DENEMELER & RÜYALAR, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

kırmızı

matrix2-pills

Dün gece televizyonda Matrix adlı film vardı. Uzandığım koltukta kafamın üzerinde Ouz, ayağımın dibinde yatan Elf olduğu için filmi izleyemedim. Tuhaf mı? Hayır! Her zamanki gibi… Şükür, alıştım. Neyse işte filmi Morpheus ve Neo’nun arasında geçen ilk diyaloğun sonuna kadar izleyebildim. Şimdi, şu an, gecenin 03.46’sında uyanmış, çalışma odama inmiş ve bu satırları yazıyor olduğum için allahtan bu kadarını izlemişim diyor, bir kez daha şükrediyorum. Hangi diyalog mu; Morpheus’un Neo’ya:

mavi hapı alırsan,

bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

unutma..

sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil…

dediği bölümden sonrası yok. Işte Morpheus sordu ve ne bokunaysa ben: Kırmızı!

Diye yanıtladım. Hayır; sana mı sordular be kadın? Ne diye cevap veriyorsun? Yemin ediyorum dedim ama içimden dediydim. Ulan büyük umutlarla normale dönmesini beklediğim kafa iyice uçtu ya bende. Iki gecedir rüyalar beni benden aldılar. Misal; az önce bir atlılardan kaçıyordum ayağım takıldı düştüm, uyandım. Tekrar gözümü yumamadım. Yakalanıp yakalanmadığımı merak etmiyorum. Dün gece deseniz; kocaman bir gemide denizciydim, tuzdan yüzüm yandı, uyandım. Tekrar uyumak istemedim. Kalkıp yüzümü yıkadım, balkona çıkıp oturdum.

Hadi diyelim; kırmızı hapı yuttum. Abicim gide gide gideceğim harika diyar buralar mı? Amk! Bu mudur yani benim payıma düşen!

Fikrimi değiştirdim; kırmızı hapı iade edip maviyi yutmak istiyorum. Nereye başvurmam gerekiyor? Bilen varsa gözünü seveyim yardımcı olsun. Ya da kırmızı hapı yutmak isteyen varsa rüyaları değişelim. Ben sahip olduğu kafayla hayatını ite kaka idame ettirebilen, tüm eğitim hayatı boyunca peşini bırakmayan havuz problemlerinde; havuzun kaç saatte-kaç muslukla dolup boşalabileceğini çözememiş gariban bir kulum. Bu hap tı, map tı bana birkaç beden büyük, bünyeme ağır. Bir de sonu gelmiyor bendeki soruların, cevaplar peşinde koşmanın. Gerçek söylüyorum… Yardımcı olabilecek olan ve susan varsa eğer sonsuza kadar sussun.

Bak çözemediğim başka bir soru daha var: bu çocuk doğurur doğurmaz daha haftasına fiziksel olarak doğumdan önceki kilo-görünüşlerine dönüveren hatunlar hangi renk hapı yutmuş oluyorlar!!! Işte ben o haptan istiyorum. Çocuk doğuracağımdan falan değil, yiyip yiyip kilo almak istemeyişimden. Bir tek bu konuda normal olmak istemiyorum. Evet! Bence kesinlikle ben ve benim gibiler normaliz onlar anormeller.

Saat 04.30 oldum diyor. Ben şimdi tekrar uyumak için yatağa gidiyorum, belki rüyalar sakinlemiş beni bekliyorlardır. Zaten onlar beklemiyor olsalar bile kesin Ouz sürüne sürüne bizim yatağa ulaşmış o bekliyordur.

Tatlı rüyalar! Iyi sabahlar! Uyuyanların pirelerine selam. Uyanık olanlara ise kolaylık diliyorum.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

NOT: Merak edenler için diyaloğun tamamı:

morpheus : hoş geldin neo. tahmin edebileceğin gibi ben morpheus’um.

neo : seninle tanışmak bir onur.

m : hayır. o şeref bana ait. lütfen. gel, otur. eminim şu anda kendini tavşan deliğinden düşen alice gibi hissediyorsundur.

n : öyle denilebilir.

m : gözlerinden belli. sende gördüklerini kabullenen birinin gözleri var uyanmayı beklediğin için tuhaf ama bunlar gerçekten pek uzak değil. kadere inanır mısın neo?

n : hayır.

m : neden?

n : hayatımı kontrol edemiyor olma düşüncesini sevmem.

m : ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. neden burada olduğunu anlatayım. bir şey bildiğin için buradasın. bildiğini açıklayamıyorsun. ama hissediyorsun. hayatın boyunca hissettin. dünyada ters giden bir şeyler var. ne olduğunu bilmiyorsun ama orada. beyninde kıymık gibi seni çıldırtan bir şey. seni bana getiren şey bu duyguydu. neden söz ettiğimi biliyor musun?

n : matrix mi?

m : ne olduğunu öğrenmek ister misin? matrix her yerdedir. etrafımızda. şu anda bile, bu odada. pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. vergi öderken. gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

n : ne gerçeği?

m : bir köle olduğun gerçeği neo.
sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.
dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapisanedesin.
beyninin içi bir hapisane. ne yazık ki, matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.
bunu kendin görmek zorundasın.
bu senin son şansın.
bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.
mavi hapı alırsan,
bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.
kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.
ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.
unutma..
sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil..

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ağustos 2015 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

sus

IMG_6658

Uzaklardan hatıra yüklü bir melodi duyarsın, yanından geçenin soluğu çarpar yüzüne, aşina gelen bir bakış takılır gözüne, anlık temas dokunur tenine, okunan satır değer kırılgan bir yerine, elinde tuttuğun bardak kırılıverir, çalan telefonu duymaz cevapsız çağrıya bakakalırsın… Çağırmadan, planlamadan… Ansızın! Aynalara baktığında kendini göremediğin dönemde, sesini duyamaz olmuşken mesela… Canın hiçbir şey yapmak istemediğinde mesela… Ya da kalabalık içindeyken, gitmek isteyip gidemezken, kalmış olup gitmişken, zamanın içinde yokolmuşken… Çocuğunun masumiyetini kıskanır, çocukluğunun uzaklığına inanamazken, geri gelemeyecek olan herkesi ve her şeyi özlüyorken, yanında olana çok uzakken, uzağında olana yakın hissediyorken, pişmanken, pişman olduğuna bir kez daha pişman olmuşken… Sus! Tam o an da; maviliğin karşısında oturmuş rüzgar tenine çarpıyorken. Sus!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ağustos 2015 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , ,

içim dışıma, dışım içime

Screen Shot 2015-06-14 at 8.48.24 PM

Geçenlerde yakın geçmişte babasını kaybetmiş olan bir arkadaşım ‘’Özlemek neymiş şimdi anlıyorum.’’ dedi. Sonra uzaklara baktı. O gün oldu bugün… Kimseyi özlemek istemediğimi biliyorum artık. Hiç kimseyi özlemek istemiyorum. Yalnızca burnumda tütenler olsun. Yalnızca burnumda tütenlerim var.

Az önce rakımı hazırlamak için mutfağa inerken bir sızı yerleşti mesela burnumun ucuna. Bağdaş kurulup oturulmuş iki sandalye geldi gözümün önüne. Nasıl tarif edeceğimi bilemediğim bir tebessüm geldi dudağımın ucuna. Tebessümümün bulaştığı sağ elimle buzdolabını açtım. Önce rakı şişesini çıkardım raftan. Kapağını açtım kokusu yayılsın diye mutfağa. Benim onu yudumlamak istediğim gibi o da istesin diye beni. Bir demet rokanın saplarını kopartıp kalanını mavi tasın içine koyup suyla kavuşturdum onları. Beklediler. Beyaz peyniri ‘rakılık’ diye tarif ederek almıştım zaten. Sert, ağızda buruk tat bırakan cinsinden. Eskide kalan bakkalların sattığı cinsten. Bıçakla böldüm dilimini. Dağılmadı. Eski dostlar gibi. Kesilip kesilip kanamaya doyamayanlar gibi. Yaralarını sevenler gibi. Dolabı açtım. Bir çift kadeh, titriyor gibi karşımda. Heyecanlı. Dışım içime, içim dışına çıkarken tanığım olmak ister gibiydiler. Tutarken korkutacak kadar ince olan kadehlerden ilkine soğuk suyu doldurdum. Üşüdü. Diğeri izledi. Duble ölçüde rakıyı diğerine boşalttım. Derininden nefes aldı. Soğuk sudan payına düşeni aldı. Hayal oldu. Hikaye doldu. Yeşil ve beyazın birlikteliğinin en güzelinin mekanı oldu çekmeceden çıkardığım orta boy kayık tabak.

Ellerime kollarıma doladım tüm meclisi. Çalışma odama sığındık. Bir ses aradık. Yoktu. Susup susup durduklarımızı diyecek bir ses. Susup susup yaşadıklarımızı diyecek ses aradık. Çağın en sihirli dokunuşuyla bilgisayarın klavyesine dokundum. Mavi ekran parladı. ‘Merhaba’ dedim maviye. Unuttuğumu düşünmüş olamazdı. Olmamalıydı. Inanmış olmalıydı onu sevdiğime. Bütün aşkların maviye boyanmış olduğuna. Masumiyeti gizlediğini bildiğime inanmış olmalıydı. Mavi yanlış anlamaz. Mavi gizler. Mavi umman. Mavi deniz. Mavi hayal. Gökyüzü. Ve şimdi Sezen söyleyecek ben mavi olacağım. Ben yol kenarında yalnız bir ağaç olacağım. Içim dışıma, dışım içime karışacak. Ve sonra sabah olacak. Ve bugün dün olacak. Şimdi Sezen ” HepYeni ve Yeni Kalanlar ” diyor. Şerefe…

Geçenlerde yakın geçmişte babasını kaybetmiş olan bir arkadaşım ‘’Özlemek neymiş şimdi anlıyorum.’’ dedi. Sonra uzaklara baktı. O gün oldu bugün… Kimseyi özlemek istemediğimi biliyorum artık. Hiç kimseyi özlemek istemiyorum. Yalnızca burnumda tütenler olsun. Yalnızca burnumda tütenlerim var.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Haziran 2015 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: