RSS

Etiket arşivi: yemek

-muş, -miş, -mış ve diğerleri

Screen Shot 2015-05-28 at 9.58.48 AM

Gene ne oldu? Nedir bu haller? Kime dokunsan bin ah! Herkes sıkkın. Bulutlar dolu, insanlar dolu, trafik sıkışık, yaz gösterip vermiyor, deniz suyu ısınmadı, balık yasağı var, sardalya sezonu (y MUŞ ), okullar kapandı kapanacak, üniversite sınavının son ayağına yaklaşıl MIŞ, okullarda son sınavlar yapılıyor MUŞ, öğrenciler yayım yayım yayılMIŞlar, dolar ne bok yiyeceğini bilemez halde, iş sektörü seçimi bekliyor MUŞ, caddelerde asılı bayraklardan yolu göremiyorsun, Tarkan Umre’ye gidiyor MUŞ, yaz şarkıları henüz çıkmaMIŞ, herkes yaz aşkı hayalleri kuruyor MUŞ, eski aşklar bitiyor MUŞ, depresyon ilaçları peynir ekmek gibi satılıyor MUŞ, kiraz reyonlarda yerini alMIŞ ama çok pahalıy MIŞ, satılan karpuzlar nereden geliyor tartışılıyor MUŞ, annem cebine koyduğu telefonunu tuvalete düşür MÜŞ, suya düşen telefonlar pirince konuyor MUŞ sonra iflah olmuyor MUŞ, instagrama baksan herkes mutluy MUŞ, Rusya, Türkiye’den ithal edilen 4 ton kayısıda insan sağlığına zararlı haşere bulunduğu gerekçesiyle ülkeye girişine izin verme MİŞ, son pişmanlık fayda etmiyor MUŞ, bezelye ayıklamak rahatlatıyor MUŞ, cümle âlem ‘Çiçek Bahçesi’ adlı boyama kitaplarını boyuyor MUŞ, hatta kimileri gölgelendirme bile yapıyorlar MIŞ o kadar sıyrıl MIŞ yani, düğün sezonu açıl MIŞ, ne giyeceğim derdi çok büyük MÜŞ, bir an önce bronzlaşmak iyiy MİŞ, koyu ten zayıf gösteriyor MUŞ, Arap ve Suriyeliler ülkeyi zapt etMİŞ… Ama ney MİŞ; bunların hepsinin sebebi haftanın her günü yayınlanan Survivor MIŞ. Yani benim kişisel kanaatim bu. Her şeyin sorumlusu Acun!

Şimdi ben sandalyeye yerleştirdiğim kıçımı kaldırıp hazırlanmalıyım. Iki hatunla randevum var. Anlatıp anlatıp depreşmek, depresyonun dibine vurmak gibi bir planımız var. Akşam üzeride Oğuz’u okuldan alıp saç traşına götüreceğim. Yemek yapasım deseniz; gelemedi bugün, yolda bir yerlere takılmış olmalı, bekleyemem, beklemeyeceğim. İki gündür kitap okuma çabalarım da sonuç vermeyince salma kararı aldım. Du bakalım vardır bunda da bir hâyır. Tüm hâyırlarımız hâyrımıza çıksın inşallah. Yukarıda hepsini sıraladım işte sorunumuz yok, iyiyiz.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

Reklamlar
 
3 Yorum

Yazan: 28 Mayıs 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

tatil tipi

Screen Shot 2015-04-27 at 10.45.41 AM

Ağır mevzu bu ‘Tatile kiminle gidilir, gidilmez’ konusu. Dostunu tatilde tanırsın… Yok; kavgada tanırsın, kötü günde tanırsın, iyi günde tanırsın, hastalıkta tanırsın yok aynı evde kalınca tanırsın falan da derler de bence dostunu tanıyamazsın ayrı mevzu. Ha dost denilen kelimenin içi boşalmıştır artık en azından benim için o ise apayrı mevzu. Bunları yazdıktan sonra kendimi taktir ettim yemin ediyorum; kafamda olandan kopup parmağımın ucuna alakasız şeyler getirebilip yazdığım için. Bu arada ‘Günaydın’

Tatile dönersek; tatile mıy mıy hep yorgun, doğduğuna pişman olan tiplerle gidilmez. Tatile tatili uyunacak vakit olarak görenle gidilmez. Tatile hastalık hastası tiple gidilmez. Tatile cimri insanla gidilmez. Tatile pis insanla gidilmez.

Peki hangisi daha tehlikelidir bu tatil insan tipinin? Söyleyeyim; yemek yemeyi seveni. Işte bu tiplerden tam yedi kişi tam dört gün bir aradaydık. Şimdi mi; ölüm diyetindeyim!

Sabahın köründe uyanan masayı sandalyeyi güneşin önüne serip kahve suyunu koyduktan sonra evdekileri uyandırdı. Kahvenin yanına konulan ufak atıştırmalıklarla başlayan yemek yeme seramonisi gecenin geç vakitlerinde, denizden çıkan tüm midyeleri içleri doldurularak dolma haline getirilmiş halleriyle tükettikten, dondurmanın en doğalını külahlarca yedikten, menemeni sıyırıp, çayla demlendikten sonra tamamlandı. Tabii araya sıkıştırılan normal öğünleri yazmaya gerek yok. Birkaç gün daha kalaydık ben kalan böbreğimi de yemek yemekten Alaçatı’da bırakıp gelirdim herhalde.

Ama en güzeli evde televizyonun bozuk olmasıydı. Gerçi düğmesine basmaya hiç fırsat olmadı ama televizyon izlenme ihtimalinin olmaması bile şahane! Hele hele haberleri izlememiş olmak çok iyi geliyor. Ülkeyi yönettiklerini zannedenlerin meydanlarda birbirlerine sövmelerini, bizim gibileri hiç alakadar etmeyen dedikodu programlarını, birbirlerini öldüre öldüre bitiremedikleri dizileri, giyinip soyunup kendilerini beğendiremedikleri, topa vurup vurup gol atamadıkları, gol atılsa bile yorumlaya yorumlaya sabahlara kadar bitiremedikleri programlar olmadan hayat daha sade.

Bak program deyince aklıma geldi; bu yemek pişirme programları var ya! Ameliyattan bu yana o programlara bakar oldum. ( niyeyse ) İşte o programlarda pişirdiği şeyin tadına bakıp gözlerini belerterek beğenmeyen oldu mu acaba. Tadım anına geldikleri an hep aklıma bu geliyor. Bir şey daha geliyordu ki, onun cevabını aldım; pişirme sırasında ellerini hiç yıkamamalarıydı sorunum. Meğer; montaj sırasında o bölümler çıkartılıyor muş. Pişen şeyi bana tattıracaklarmış gibi ne diye sorun ediyorsam? Belki de ve büyük ihtimalle sorun benim. Aslına bakarsanız bu son narkozdan sonra ayarlarım bi şaştı gibi!!! Elektriğimi atmak için dizlerime kadar toprağa gömüp topraklayacağım kendimi kendim.

Özet; olduğu kadar. Sıkıntı yok. Sağlık olsun, huzur olsun, muhabbet olsun. Büyüklerin yanaklarından küçüklerin de yanaklarından öper sevgiler yollarım. ‘Ne bu samimiyet!!!’ diyenler var ise onlara da iyi yolculuklar diliyorum. Selametle!

özgür tamşen yücedal

 

NOT: ‘’Daha çok dinleyelim, daha az konuşalım diye iki kulağımız ve sadece bir dilimiz var.’’ ( Diogenes Laertius )

 

 
2 Yorum

Yazan: 27 Nisan 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

anahtar

Screen shot 2014-08-19 at 07.17.26

Günaydın!

Sabahın bu saati… Sanıyorum kargalar henüz bokunu yememiştir. Ama eminim horozlar ötmeye başlamışlardır. Geçen sabah annemler de beni uyandırdıklarında horozlar, saat yaklaşık bu saatlerdi. Normal bir insan ‘’ Ne güzel ses! Nasıl da özlüyor insan bu sesleri. ‘’ der. Tabii ben normal bir insan olmadığım için kümesi basıp gırtlaklarına basasım geldi. Geçti sonra.

Yanlış anlamayın ben de isterdim daha normal olmayı. Ama hepimiz aynı olsaydık çekilir miydi bu hayat! Ben istermiydim sabahın 06.00’sında aklımda ‘’ Elinin hamuruyla erkek işine kalkışan kadınlar.’’ sözüyle güne gözlerimi açmayı. Ama oldu işte. Bir de geldiği gibi durmuyor bu sözler. Sonra başladım düşünmeye, elimizin hamuruyla kalkışıp başaramayacağımız şeyleri. Ulan bir şey gelmedi aklıma. En azından günlük hayata dair. Tutup şimdi bir tekne inşaa edemeyiz belki, tamam. ( belki yalnız )

Evde alınan bir kararla ilgili psikolojik analiz çıkartmak, alınacak eşya için maliyet raporu hazırlamak, çöpe atılacaklar için ekspertiz raporu çıkarmak, elektrik ve minimum tamir işleri için proje geliştirmek, faturalar için tasarruf paketi hazırlayıp uygulamak, yenilecek yemekler için aşçılık eğitimi, evdeki huzur için empati geliştirmek, eve getirilen market alışverişi için yerleştirme düzeni hazırlamak… Aklıma gelmeyen dahası var, azı yok.

Peki ya erkekler? Bizim destek, köstek olmadan yapabildikleri? Ellerinin tozuyla bizim destek, köstek olmadan yapabildikleri? Evet, kösteğe takıldınız biliyorum. fEkat o da çok önemli. Çapraz düşünceler yaratır doğruyu buldururuz. Her şeyin anahatarı biz de, kadınlarda.

Haklısınız insan bir süre sonra hep haklı olmaktan yoruluyor ama ne yaparsın hayat! İnsan her şeye de alışıyor.

Uzun zaman önce yazmıştım, basit örnek vereyim: mangal yakan erkekler… Mangalı yalnızca yakan erkekler. Geçen Cuma arkadaşlarımız Nazmi ve Nükhet’in evlerinde yemeğe davetliydik. Nazmi mangalı yaktı. Sofrayı kuran, etleri hazırlayan, mangal telini yıkamış olan, mangal için sebzeleri yıkayıp hazırlayan, et kabı – maşayı getiren, salata – mezeleri yapan kim Nünü! ( aradan şey biti gibi çıkartmadım kendimi, araya girmemek için ama ben de armut toplamadım tabii) Sofrayı, mutfağı toparlayan kim Nünü. Tüm bunlar olurken Nünü’nün ismi kaç kere zikredildi, saymadım. Gecenin sonunda mangalı yakıp misafirlere et yedirmiş olan kim, Nazmi! Bu erkekler mangal işini çok iyi beceriyorlar hakkEtten!

Ha durun aklıma geldi! Benim içinden çıkmayı beceremediğim bir konu var: kış aylarında tekleri kaybolan çoraplar. Ulan çamaşır makineleri yiyiyorlar mı bunları diye merak etmekten alamıyorum kendimi. Tekler yok oğlu yok! Hayır çamaşır filesi falan da denedim gene de yok abicim tekler! Yok yok evelallah o konuyu da çözüp, aydınlığa kavuşturacağım, güveniyorum kendime.

Hadi hadi kalkın artık saat 07.00 olmuş. Kargalar da balkona geldiler zaten. Tatilde olanlar o güzel dötleri ne zaman kaldırırlarsa kaldırsınlar biz tatilde olmayanların hiç umurunda değil. Kıskançlığın bu kadar olur mu, olur!

Hadi öper koklarım. Kendinize emanet, kendinizde olun. Sevgi selam benden.

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 19 Ağustos 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

O terliklerin girdiği ayaklar için…

Screen shot 2014-07-10 at 01.50.35

Yettim gari!

Tatil geldi ayrı düştük. Biliyorsunuz işte sünnet, ayılma, bayılma geçti. Ardından çocuklarla valizlere sığdırıp kendimizi yazlığa geldik. Onbeş gün oldu. İlk iki gün; yerleşme, temizleme uğraşlarıyla Deldi geçti. O günden sonrakiler ise ufaktan ufaktan dokundurup geçiyor, şükür. Sağlık olsun.

Bilgisayar ekranını açma sebebime gelince, ilki kıçımın yer gördüğü nadir anlardan birindeyim. Ve şu saatte –anne- diyen yok ve parmaklarımı oynatacak mecalim var.

Diğer sebebe gelirsek; paylaşacak olduklarımı çocuklara söyledim söyledim kıçına takan olmadı. Ben de yazayım belki duyup –ulan bizde de durum aynı- diyen olur, rahatlarım.

Tatilde anneler için çıldırma raporu:

İlk konu; yemek. Çocuklar kışında bu kadar öğün yemek yiyorlar mı? – Anne karnım acıktı, ne yiyeceğiz?- diyorlar ya işte o an bir boşlukta hissediyorum kendimi. – Bismillah, durun yahu mutfağı daha yeni toparladım.- desen, çocuk aç, gözü dönmüş bir kere, ne fayda. Hele evde olan yemeğe burun kıvırmaya görsünler o içine düştüğüm boşluk, direk cinnet paralel evrenine geçiş yapıveriyor. Sonunda hiç olmadı bir tencerenin içine doğrayacam kendimi, biraz baharat, kapağı da kapatacağım üzerime o olacak. Pişir pişir nereye kadar. Tabletle besleneceğimiz günler gelecek bence. Doyuramadım bu çocukları.

Peki gün gelecek ve içilip etrafta bırakılan su bardaklarını, mutfak tezgahında bırakılan boşalmış su şişelerini toplayacak bir robot icat eden olacak mı? Toplamayayım dedim su içecek bardak bulamadım. Şişeleri doldurmayayım dedim içecek soğuk su bulamadım. Ahh anacığım peşimizden bağırıp dururdu – Bardakları ortada bırakmayın. – diye. Gene iyi dayanmış valla. Onca misafir ağırladığı, bulaşık makinesinin olmadığı yıllarda ben olsam o bardakları yedirirdim bize.

Peki ya, ca sıkıntısı! Bu can sıkılması nedir yahu, nedir yani. Hayır ne yaparlarsa yapsınlar canları sıkılıyor bu çocukların. Aslında bir kardeş daha yapıp verecektim bunların ellerine, – bakın buna – deyecektim. O zaman canları sıkılır mıydı bak hiç. Ama nerede bende bir çocuk daha yapacak yürek! Allah olmayanlara versin, amin.

Evde karınca yiyen gibi gezmeme sebep olan saçlar ayrı bir konu. Artık eve gireni poşetleyesim geliyor. Bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor o uzun saçlar. Saç demişken; sudan, terden ıslanan saçlarda daha da belirgin olan beyazlar… On günde çıkar mı o beyazlar abicim, çıkar, çıkıyor. Yanımızda seyyar boyacı mı taşıyacağız, nedir?

Bize has olduğuna inandığım bir de kaybedilen terlik vakası var. Başta oğuz olmak üzere evdeki herkes – Anne terliğimin tekini gördün mü?- nağmesiyle dolanıyor. Okullar bir açılsın ilk gün yapılan törende ( belki bu yıl onu da yasaklarlar İstiklal Marşı okunuyor diye! ) bayrak direğine kendimi asacağım, kutlamak için. Ama gelecek o gün, sayılı gün çabuk geçer.

Peki bunlar oluyor da ne oluyor! Gece çöküyor ve ben bir bardak çayın demine dalıyorum. Tüm bunları özleyeceğim günlerin hüznü çöküyor içime. İçine ettiğimin içine dalıyorum, unutuyorum. Bağırış çağırışlar susuveriyor. Şükür gelip yerleşiyor dilime. Sağlık için, çocuklar için, yenilen bir lokma için, Erdo, anam, babam, kardeşlerim, dostlarım için, yaşam için şükür. O terliklerin girdiği ayaklar için, bir tel saç için… Bugünümüz için binlerce şükür üflüyorum gökyüzüne.

Hayırlı sahurlar olsun! Sevgiyle…

Not: ‘hayata üflemek’ okuduğum kitapla girdi hayatıma, anlatacağım.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Temmuz 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

sinir bastı

Screen shot 2014-06-16 at 22.49.34

Merhaba!

İyisiniz mi? İyisiniz, inşallah! Maşallah!

Bakın ne anlatacağım: Ben hayatım boyunca soğuk duygular besledim şu zayıf insanlara karşı. Hele bir de yiyip yiyip kilo almayanlar var ki onlardan hiç söz etmiyorum bile. Tamam şükredecek, şükretmeli durumundayım ama sorun bakalım, nasıl!

Benim kilo sorunum 4 kilo 300 gram doğmamla başlıyor. İlkokul beşinci sınıfa kadar ittire kaktıra süren gelişimim beşinci sınıfta zirve yaparak neredeyse şimdiki kiloma ulaştı. Bu gelişimimde annemin kardeşime içirdiği balık yağını bir bok zannederek gizli gizli içmiş olmamın desteği olmalı. Olmalı diyorum çünkü balık yağının hedef insanı olan kızkardeşim Özlem’le birlikte diyet yapmak zorunda kaldık. O yılların favorisi olan lapa diyeti yaparak zayıfladık.

Konuyu bağlayacağım, merak etmeyin. ‘’Ulannnn ahanda beni ( ya da onu, annemi, kankamı, kardeşimi … ) anlatıyor. ‘’ diyerek aşina bulmayıp ‘’ Aman banane canım.’’ diyerekten omuz silkiyorsanız yazdıklarımı neden okuyorsunuz zaten, değil mi ama.

Yıllar geçti geçti geldim 23 yaşıma ve ilk çocuğa hamile kaldım mı! İşte tekrar zirvedeyim! Gebeliğin son aylarında, kelimenin tam anlamıyla sokaklarda bir peguen edasıyla dolaşır hale gelmiştim. Pardon, dolaşmıyor yuvarlanıyordum. Hayır, neyin kafasıyla yemişim ki o hale getirebilmişim kendimi. ‘’ Ye ye sen iki canlısın! ’’ diyen herkesi sevgiyle anıyor çocuktan sonra, almış olduğum kiloları verene kadar canımın gerçekten çıkmış olduğunu iletmek istiyorum. O döneme ait tüm fotoğraflarımı da yok ettim. Elinde kanıt olanlar varsa lütfen siz de yok edin onları.

İkincisi hamilelikte aklım başıma gelmişti. İnsanlıktan çıkmadım.

Kilo hayatımın özgeçmişi böyle işte. Bu günlere böyle biraz destek biraz köstek geldim. Yemek yemeği seviyor olmam, tatlı için ruhumu satabilecek olmam yanında özgeçmişimin inişli çıkışlı olmasının en büyük sebeplerinden biri evlendiğim adamdır. Yemek yemeyi sevmesi ayrı… Ama beni yıllardır ‘’ Çok zayıf bayanlar bence hiç çekici değiller! ‘’ yalanıyla pompaladı, dengeledi.

Buraya kadar, son haftalara kadar sorun yoktu. Ta ki benim adam zayıflayana kadar. Adamın içinden insan çıktı.

Özet: Erdo bedenen ben ruhen eridim.

Erdoya göre hala sorun yok. Olmayabilir di! Ben Erdo’nun karşısında yemek yerken hissettiklerimi hissetmiyor olsaydım, sorun yoktu. Beraber zevkle yemek yemenin ne demek olduğunu bilmiyor olsaydım sorun yoktu. Zamanında benim sözümü dinleyerek durması gereken zamanlarda durmayı bilseydi bu diyet kabusunu yaşamıyor olacaktık. Ama oldu bir kere! İşin boktan yanı şimdi birinin bana dur demesi gerekiyor, sinir bastı. Şu an mesela; sağ tarafımda şöbiyet sol tarafımda bir bardak çay ve kendimi yalnızca çıtır kabuklarını yiyorum diyerek kandırıyorum. Kandırmaya çalışırken de, kabukların tatlının bir parçası olduğunu adım gibi biliyorum. Peki Erdo nerede? Spor yapıyor! Yeminnen sinir basıyor ya! O kadar ki; spor yapma isteği falan kalmadı içimde. Hayır, bazılarını hırs basar onlar da diyet yaparlar bende tam tersi oldu. Ulan ne doğru ki bu doğru olsun karıda. Bazı zamanlar ” Aman Özgür nereye kadar böyle yaşayacaksın, manken mi olacaksın, sağlığını bozmadığın sürece yemene bak.” bazı zamanlar ” Zıkkım ye! Ye ye ne oldu bugüne kadar! Kaldı mı birinin tadı ağzında! ” diye söyleniyorum kendime. Ama bu zaman o zamanlara benzemiyor. Kendimi terkedilmiş, ötekileştirilmiş hissediyorum.Sinirliyim.

Bu gecelik bu kadar ama merak etmeyin bir süre sonra tekrar haberdar edeceğim sizleri gidişatımdan. Kelimelerimi bağlarken ‘’ Önemli olan dış değil iç güzelliği! ‘’ yazacağım sakın gülmeyin! Zaten sinirliyim. He tabii ‘’ Düş güzelliği ’’ diye bir şey de var.

Hadi Erdo gelmeden ben zıbarayım. Hepinizi öper koklar kucaklarım. Kalın sağlıcakla.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Haziran 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ne geceydi ama!

Screen shot 2013-11-19 at 06.43.58

Makine sesi var sanki! Gece yatarken tüm şalterleri indirsek bir şey olur mu?

Kabak yemeğini etli mi pişirsem? Yanına bulgur mu, erişte mi pişirsem?

Alışveriş listesine paket lastiği yazmayı unutma!

Cuma günü dişçiden aldığım randevuyu iptal etsem mi?

Aşureyi hangi gün yapsam?

Oğuz matematik sorularını anladı mı?

Elif’in canı neye sıkıldı acaba?

Erdo’yla son iki gündür yeterince ilgilenemedim mi?

Yüzümü temizlemedim!

Bütün bu sorular, aralarına karışan ve şimdi aklıma gelmeyen diğer sorularla uyunur mu? Hepsini bir kenara bırakıp neden rahatlayamıyorum? Benim sigortalarım mı atık acaba?

Derken derken saat 05.00’te kalktım. Şu an saat 06.00:

Kabak yemeğini etsiz pişirdim. Yanına erişte yaptım. Listeye paket lastiğini ekledim. Kahvaltıyı hazırladım. Ceviz kırdım. Aşureyi haftaya yapmaya karar verdim. Elif canını sıkan her ne ise halleder, hallemezse gelir anlatır beraber hallederiz. Oğuz mu? Anladığı kadar, henüz yedi yaşında bile değil. Bir tek Erdo kaldı. Onunda icabına bloğu yazdıktan sonra bakacağım. Ohhh ben sağ ben selamet!

Bugün hamam gidip güzel bir kese ardından masaj yaptırsam mı? Yoksa evde kalıp okusam mı? Dün Özlem’i aramamıştım, nasıl acaba? Çarşamba tiyatroya giderken ne giysem? Elif Teyzem’in uçağı saat kaçtaydı?

Bu böyle olmayacak! Ben en iyisi mutfağa dönüp beynimi ceviz kıracağının arasına alayım!

Son!

Hasta olan herkese acil şifalar! Hasta bakan herkese sabır! Okula gidenlere zihin açıklığı! Aşk acısı çekenlere akıl! Doğum yapacaklara şimdiden, yapmış olanlara şimdi geçmiş olsun. İktidarda olanlara dileyecek bir şey bulamadım!

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 19 Kasım 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , ,

kasmadan, ufaktan ufaktan açalım müziğin sesini

 Özlüyorsan duramıyorsan
İçine atıp susma böyle
Gel diyorum sana ben ( Yalın )

Kasılıp kalmış, elimden bir şey gelmez haller içindeyken, sabah sabah, pek çoğunuza saçma sapan gelecek, bu akşama, cuma akşamına dair bir heyecan yakaladım. Adı ” Yalan Dünya ”. Uçurtmasının ipine sıkı sıkıya tutunmuş çocuk gibi tutundum.

Yani akşam olacak, evde toplanmış olacağız, kuzen Ece’de gelmiş olacak, yemek yenilenecek, çay demlenecek, televizyonda ” Yalan Dünya ” başlayacak, Oğuz yüzünden ben izleyemeyeceğim,                 ” Anneciğim lütfen bak izlediğim bir tek şu var, rahat ver izleyeyim. ” ricalarım fayda etmeyecek, yakaladığı esprilerde Erdo gülecek  ben gıcık olacağım, çocuklar uyuyacaklar, ben televizyon izleyememiş olmaktan mutlu mesut, geçirdiğim gün için şükür edeceğim. İşte yakaladığım uçurtmamın ucundakiler. Kasmadan, ufaktan ufaktan…

Herkese, hepimize huzurlu haftasonu diliyorum.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
4 Yorum

Yazan: 28 Eylül 2012 in DİNLEDİM, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: