RSS

Etiket arşivi: bir anda

ıt’s kınd of a funny story

( bir tür komik hikaye )

Eğer yaşamakla meşgul değilsen,

Ölmekle meşgulsündür.

Bob Dylan

16 yaşındaki kahramanımız ‘’ Herkes olaylarla başa çıkabiliyor gibi ama ben yapamıyorum.’’ diyerek ve buna inanarak ve tek başına, birkaç saat takılıp geri yollanacağını düşünerek  hastaneye gidiyor. Depresyonda.

‘’İntihara meyilliyim.’’ diyor. Sonra da hikaye başlıyor.

Endişesi büyük!  Şayet yaz kampına katılamazsa koleje gidemeyeceğine, koleje gidemezse iyi bir işi olamayacağına, iyi işi olmazsa para kazanamayacağına, para kazanamazsa kız arkadaşları olamayacağına yani yaşayabilmek için yaz kampına gitmesi gerektiğine inanıyor.  Aslında başta babası olmak üzere öğretmenleri, arkadaşları, onların aileleri buna inandığından çocuğun tüm bunlara inanışı.

‘’Her şey yolunda ve mutluydum. Kafama taktığım şeyler yoktu. Çocuk olduğumu hissettiğim dönem. Sonra bir anda her şey değişti. Kızlar, okul, aile, savaşlar, yaklaşan çevresel felaketler, karışan ekonomi… Bütün düşünceler aynı gün içinde geldiler.’’

‘’  İntihar etmene engel olan neydi?’’

‘’ Ailem… Onları üzmekten korktum. Kardeşim ne yapar diye düşündüm. Çünkü iyiler ve beni seviyorlar.’’

İzleyişimin üzerinden çok zaman geçmişti. Buldum, tekrar izledim. Şu, çocuk kalmakla – büyümek arası, ergenlik dönemi zor iş gerçekten. Filmde tekrar gördüm. Elif’in ve onun akranlarının dile getirmedikleri, başa çıkmaya – alışmaya çalıştıkları ne kadar yeni – zor şey var. ” Amannn biz ergenlik mi bildik! Heee bizimlede ilgilenen anlamaya çalışan vardı sanki! ”  falan demeyin. Zaman değişti. Ne ergenler o zamanki ergen, ne ebeveynler o zamanki ebeveyn. En azından ben öyle düşünüyorum.

Ve her zaman olduğu gibi, olacağı gibi: İstiyor, diliyorum ki çocuklarımız herhangi bir şey gibi değil kendileri gibi, başkaları için değil kendileri için yaşasın ve her gün yeniden doğabilmenin mümkün olduğuna inansınlar. Biz inanamadık, onlar inansınlar.

Sevgiyle…

Işıkla…

Şahane bir hafta sonu olsun…

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
3 Yorum

Yazan: 30 Kasım 2012 in İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , ,

CAN DOSTUM

Geçen hafta ‘’ Can Dostum ‘’ adlı filmi izledim. Hani şu; Fransa’da gişe rekorları kıran, yılın en çok izlenen yapımı olan film. Diğer yanda başrol oyuncusu Omer Sy’a En İyi Erkek Oyuncu dalında Cesar Ödülü kazandıran.  Senaryosu ‘A la vie, a la mort’ adlı belgeselden yola çıkarak yazılmış. Belgesel, felçli milyarder Philippe Pozzo di Borgo ve onun kendisine bakmak için işe aldığı Arap Abdel arasındaki ilişkiyi konu almaktaymış.

Şimdi; bütün bunlar tamam. Ama ben filmi izledikten sonra hiçbir şey hissetmediysem gariplik bende mi demek? Belki de öncesinde aldığı ödüller ve hakkında yapılan övgü dolu eleştirilerden haberdar olmamdan kaynaklı yani zirvede beklentiyle izlediğimden dolayıdır. Bakın konusu şu:

Sınıfsal olarak birbirine oldukça uzak iki kahramanı var.
Driss, Fransa’da ağırlıklı olarak göçmenlerin oturduğu bir banliyöde yaşıyor. Ailevi durumları oldukça karışık. Henüz 8 yaşındayken Senegal’den Fransa’ya getirilmiş. Anne babası yok. Teyzesini annesi bilmiş. Küçük bir evde oldukça kalabalık ve zor bir yaşam sürüyor. Eve katkıda bulunmak için sürekli iş arıyor.
Philippe ise, bir hayli varlıklı. Paris’in en elit semtlerinden birinde, muazzam bir evde yaşıyor. Evde bahçıvanından aşçısına, asistanından hizmetlisine ona yakın kişi çalışıyor. Başta klasik müzik ve resim olmak üzere büyük bir sanatsever. Ancak Philippe tekerlekli sandalyeye bağlı bir hayat sürmek zorunda. Çünkü boynundan aşağısı tutmuyor.
Driss ise hiç ummadığı bir anda iş buluyor; Philippe’e özel asistanlık yapmaya başlıyor. Ve ikisinin de hayatları değişiyor.
Yabancı düşmanlığı konusunda sorunlar yaşanan Fransa’da farklı sınıf
ve uyruktan iki insanın dostluğunu işleyen, onları derinden etkileyen böyle bir film bana sökmedi açıkçası. Neden mi? Fransız’lar eğitim, maddiyat, din, aile, ırk, ten rengi gibi tüm farklılıkları ortadan kaldıracak tek bir şeyin gerçekliğini kabul edememiş olabilirler. Ya da dibine kadar farkında ve unutmak istiyor olabilirler ama maalesef ve bir o kadar gerçek ki parayı bastırırsan sana bakacak olanı da, yedirecek olanı da, gezdirecek olanı da bulabilirsin. Yok, dostluk hikâyesiymiş… Patronun son model arabalara binmeni sağlayacak, deli gibi maaş ödeyecek, tabloların için galeri kiralayacak, emrine özel hizmetkârlar verecek sen de yalnızca ama yalnızca dostluk adına ona bakacaksın. Ya ben ya da bu filmi bu kadar ( o kadar ) etkileyici bulanlar garipler. Ben kendi adıma kaybedilen değerlerimiz için ağlarken, her hafta ‘’Seksenler’’ dizisini izleyip tekrar tekrar hatırlamaya çalışıp umutlanırken, çok değil yakın zaman önce ” Dostum” diyeninden okkalı bir kazık yemişken ‘’ Can Dostum ‘’ bana dokunamadı.

‘’ Farklı bir yerinden bakarım.’’, ‘’ Sen de kimsin? ’’, ‘’ Banane senin ne düşündüğünden.’’, ‘’ Ben de izleyip bir göreyim.’’ diyorsanız buyurun. İyi seyirler…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
3 Yorum

Yazan: 30 Mayıs 2012 in GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: