RSS

Etiket arşivi: susmak

öyleyken böyle


Nasılsın?
Îmla hatası yapmamaya çalışacağım, hata bulmaya çalışma lütfen. Gelişine oku. Gelen yazın hatırına…
Kış boyunca yüzünü görmediğin, belki havayı fırsat bilip o da yürüyüşe çıkmıştır dediğin her kimse , onu görme ihtimali gibi heyecanlı değil mi! Terlemekle üşümek arasında, özlemekle kavuşmak arasında, umutla süpriz bağlamında bir şey yazın ilk günleri. Aşk hayallari kurduran, olmama ihtimaline inanan yüreklere bile heycanını bulaştıran mevsim. Kâh tedbirli olmayı hatırlatan, kâh her daim elde tutulan tedbiri savurup attıran.
Dün büyük şehirden ayrıldım, küçük köye geldim. Kış boyu koltukları örten pikeleri kaldırdım üzerime serililer miş gibi. Pencereler açtım hiç kapatmayacak mışım gibi. Zeytin ağaçları gebe kalmışlar, dalları zeytin dolu. Domatlarsa olmamışlar henüz. Sabah arka sokakta oturan Nevbahar’a uğradım da “10-15 günü var.” dedi. Ardımdan “Az biraz bekle geliyorum.” dedi. Geldi. Elinde bir demet kurutulmuş adaçayıyla…Hediye etti bana. Ferahlık-nazarlık için tütsüleyeyim diye. Sen tanımazsın onu; kalın camlı gözlükleri, kocaman memeleri, meraklı çenesi, savruk halleri var Nevbaharı’ın. Karı koca yaşıyorlar. Güneş daha yükselmeden gidip sebze topladıkları bostanları var. Arada Ouz ve benim misafirleri olduğumuz bostanlarında yaşlanmış, yaşlandıkça dolgunlaşmış incir ağaçları da var. İncir kokulu sabahlara uyandıran… Sokaklarda ise arife sükûneti… Ama ya begonviller! Kimseyi beklemez, dinlemezler bilirsin… Rengarenk patlatmışlar çiçeklerini mavi göğün altında. İzin alamadım dikenli dallarından, eve getiremedim. Zakkumlar ise gönüllü geldiler benimle, kahvaltı tepsimin yanındalar. Sonra Zeyno aşık olmuş. Çok romantik yerlerdeler sevgilisiyle. Dün yazdım O’na “heyecanın bulaştı etrafa” diye. Aşkın kucağında, heyecanlıy mış.
Ben mi? Umursuzum! ” Umurumu kaybettim, bulan olursa hükümsüz değildir. Tepe tepe kullanabilirsiniz.” ilanını verebilecek kadar hemde.

Tuhaf bir şekilde derin bir kabulleniş yaşanıyor iç tarafımda. Gözünün önünde olan biten haksızlıklara karşılık, haksızlık yapanların karşılarına dikilip “yeter artık, dur hata yapıyorsun” diyemeyen, demesini beklediğim insanlara bile umurum tükendi.
Herkesin anlaşabilir, ortak paydada buluşabilir, mutlu – huzurlu – birarada yaşayabilir ihtimalim de söndü sönecek. Arada umutlanır gibi oluyorum ki; bir bakıyorum çalınmış.
Haller böyle bir dönemdeyken bulabildiğim, güvende hissettiğim yer sessizlik oldu. Sustum. İçime kaçar mıyım diye de korkmuyorum.
Korkmak yerine anlattığım gibi pikeleri kaldırdım, çiçek topladım, dolapları toparlıyor fazlalıklarımdan arınmaya çalışıyorum. Yan evde marangoz çalışıyor, o da zımparayla kışın izlerini silmeye çalışıyor galiba.
Fenerbahçe’nin başkanlık seçimlerini izledin mi? Ben izledim. Hem de tüm haftasonu… Bak sonuçlar karşısında da bi umut dolar gibi oldum mesela. Onu da çalmak üzereler. Ben izin verdiğim için mi çalınıyor durmadan bir şeylerim?
Neyse canını sıkmak asla istemedim, istemem de. Can sıkacak bir şey de yok zaten. Yalnızca insanlık halleri. Fazla şe’etmemek lazım.
Asıl diyeceğim; yaz geldi! Farkında değilsindir belki… Yaşarken bir çok şeyin farkına varamıyoruz ya işte öyle. Bir de yaşayacak kaç yazımız kaldığını bilemeyişimiz var tabii. Sabahları erken uyan, yeni güne “merhaba” de. Sahip oldukların, şükrettiklerine sıkıca sarıl. Ben birazdan çıkıp nalbura gideceğim. Masanın ayağındaki teker kırılmış, yenisini alıp geleyim de öğlende vidalayayım.
Öyleyken böyle, böyleyken öyle işte.
Selam eder gözlerinden öperim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

osuruk çiçeği

 

Karşınızda çocukluğumun çiçeklerinden Osuruk Çiçeği! Merakımdan defalarca koklamışlığım var, gerçekten osuruk kokuyor mu diye. Şimdilerde tüm dünya, ilişkiler baştan ayağa osuruk kokuyorken sabah yol kenarında gördüğümde demet demet toplayıp eve getirmek istedim Osuruk Çiçeklerini. Salonda sepbanın üzerine en büyük vazonun içinde koyup, nasıl koktuğuna umursamadan merakımın olduğu çocukluğumu hatırlatsın diye. Osuruk kokulu dünyayı en azından onları izlerken unutayım diye.

Herkesin derdi kendine büyük, yalanı kendine gerçek, güzelliği de çirkinliği de kendi içineyken beslenecek gerçek bir şeylerle karşılaşınca yakasına yapışası, tutunası geliyor insanın. Dur durak bilmeden akan trafiğin yamacında, trafik levhalarının gölgesinde, hepsine inat tavuklarını yemlemek için eski ahşap sandalyede oturup bacağını bacağının üstüne yük etmiş adamın bu sabah ‘günaydın’ı tam da öyle tutunulasıydı. Selamıma karşılık yüzüne çağırdığı tebessüm, selamını başının üzerinden getirircesine kaldırdığı sağ kolu… Yürümeyi kesip iki kelamlık yanında dikilmediğim için pişmanım, notunu düştüm. Kimseye yüküm yok, pişmanlığım kendime.

Haftasonu ise bakışları güleç, dili tatlı bir kadınla tanıştım. Mekanındaki masalarda kocaman demetler halinde papatyalar, giriş kapısında salıncak olan… Nar reçelini seven… Sohbet için girizgâha gerek duymayan samimiyette… Tamamen hekim hatası sonucu olan rahatsızlığı sebebiyle ablası için kalp nakli bekleyişlerini anlattı. Bekleyişlerindeki ‘neden biz?’ sorgu sürecini aşabilmiş kabullenişi, her şeye inat yaşamaya – paylaşmaya devam ediş ise alıp yüreğe iliştirilecek cinstendi, iliştirdik. Biz unutmuşlar daha birbirimiz olduğumuz gibi kabul edemiyorken çok kıymetli değil mi? Takip eden sabah ki ince kahve ikramının sonrası ise ‘veda’ değil ‘hoşgelmişlik’ – ‘hoşbulmuşluk’ idi.

Hırs, önyargı, geçmiş hesaplaşmaları, unutamayışlar, gelecek planları yapma biçareliğimden sıyrılmaya çalıştıkça karşıma çıkan insanlar, tecrübeler hep hatırlatıcı, anlatıcı oldular, oluyorlar. Şükür. Affedebilmenin hafifletici gücü…

Tabii her şey, her zaman bu kadar güllük gülistanlık yaşanmıyor. Sen sıyrılmaya çalışsan da karşına önyargısını sana fırlatabilmek için kucağında taşıyanlar, dilinde kemiği olmayanlar, karanlığını bulaştırmaya çalışanlar, mutsuzluğuna mutlu olacaklar falan hep oldular, olacaklar. Yol vermek lazım, verin. İnsanın umuru azaldıkça, umurunda olanlar da azalıyor, özgürlük…

Ama asıl gerçek şu ki;

‘’ İnsanın kendi kendine ettiğini kimse etmiyor.’’

Ouz (10)’un okuduğu son kitabının hikayesi bir köyde geçiyor. Kahramanlardan biri Ejderha. Ve bu ejderhe köylüler yoğun yağışlardan yana şikayet ettikten sonra yağmuru durduruyor. Sonuç; kuraklık. Şikayetin ardından gelen mahrumiyet, feci, çoğu zamansa telafisiz. Önceki akşam yatağında yan yana uzanmışken biz, okuduklarını anlattı Ouz ve beraberce şikayet etmekten vazgeçtik. Kabulleniş…

Hayat her şey dahil, paket program. Her işi kotarmak, üstesinden gelmek zorunda falan değiliz yani, akış.

Bazen olmaz. Hatta o kadar güzel olmaz ki; şükrederiz.

Kime ne düşünüyorsak, niyetimiz neyse o gelsin. Hayırlısı… Aylar, günler, günün doğumu – vedası, dualar hayırlı olsun. Hep bir yol vardır…

Hâlâ karar veremediyseniz akşama ne pişirsem diye fazla düşünmeyin; çorba, pide, peynir, zeytin, reçel, çay candır.

 

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 22 Mayıs 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

istiyor du

 

 

Günaydın

Gün doğdu, uyan istiyor.

Elif, akşam yemekte köfte-patates istiyor.

Oğuz, odası için renkli etiketler istiyor.

Erdoğan, akşam sinemaya gidelim istiyor.

Mila, mama istiyor.

Beden, ona iyi bakmamı istiyor.

Saç, taranmak istiyor.

Tırnak, kesilmek istiyor.

Yağ, daha fazlasını istemiyor.

Yüz, temiz kalmak istiyor.

Dudak, tebessüm istiyor.

Kulak, duy istiyor.

Göz, gör istiyor.

Kalp, hisset istiyor.

Sümük, aksın istiyor.

Kan, damar istiyor.

Çiçek, su istiyor.

Güneş, aydınlan istiyor.

Su, yolunu bulsun istiyor.

Doğa, özen istiyor.

Kitap, oku istiyor.

Giyisi, giyilmek istiyor.

Para, daha fazlasını istiyor.

Yalan, söyleme istiyor.

Iyilik, denize at istiyor.

Yol, git istiyor.

Yol, gidenler dönsün istiyor.

Aşk, yar’ın ucunda kal istiyor.

Aşk, mavi istiyor.

Gökyüzü, kuşları istiyor.

Yalnızlık, paylaş istiyor.

Gözyaşı, aksın istiyor.

Ayrılık, unut istiyor.

Savaş, bitsin istiyor.

Politika, dayak istiyor.

Şarkı, yaşanmışlık istiyor.

Yaşlı, aranmak istiyor.

Küçük, anla istiyor.

Büyük, çocuk gibi olmak istiyor.

Ergen, özgür olmak istiyor.

Dost, güven istiyor.

Kötülük, kötülük istiyor.

Iyilik, hep iyilik istiyor.

Arzu, seviş istiyor.

Zaman, onunla yarışma istiyor.

Dua, kabul istiyor.

Hayırlısı, temiz yürek istiyor.

Hayat, yaşa istiyor.

Kader, kabul et istiyor.

Kadın, ……………….. istiyor.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ekim 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

halay başı

Screen Shot 2015-10-31 at 10.36.04 PM

‘’Yörüngeden çıktım.’’

Az önce balkonda kahve içerken aklıma gelen cümle işte bu; ‘’Yörüngeden çıktım.’’. Bulunduğum yeri daha doğru ifade edecek başka bir tane arasam bulamazdım. Yaz sonu şehre döndüğümden beri iki kez taşındık. Ev daireye mi yoksa bana mı yerleşti bilemiyorum. Aklım başımda, ayaklarım yerde değil gibi… Savrulmaktayım, akışa bıraktım. Ne nerede hâlâ tam bilmiyorum. Yemekten önce peçete arama çalışmalarım sırasında havluları buldum. Neyse aramış olmam sorun değil önemli olan artık biliyorum ki; havlumuz var.

Erdo’yla bir koltuk davası yaşadık anlatsam anlatılmaz, yaşansa anlaşılmaz cinsinden. Neyse, geçti. Koltuk evden çıktı, ben yörüngeden. Oğuz’un okulu değişti. Oğuz aynı gibi, ben yörüngeden çıktım. Elf’in arkadaşı yurtdışına gitti. Elf bunalıma girdi, ben yörüngeden çıktım. Özet: Giren çıkan bana amk. Neyse bugünlerde geçer.

Sayın sayın! Bakalım kaç tane ‘Neyse’ olacak.

‘ Aynen / Boşver / Hayırlısı / Eyvallah ‘ rahat bir kafanın 4 sırrıy mış ya, bunlara ‘Neyse’ yi de eklemeli. Sık kullandıkça son zamanların geyiğinde olduğu gibi; Flash Tv’de halay başı kıvamına geliyor insan kafa pırıl pırıl.

Tüm bunların dışında her şey yolunda, şükür. Neye uğradığımızı anlamadan havalar soğudu. Tam yediğime içtiğime dikkat edeyim dedim aşure zamanı geldi, annem kazanla getirdi sağolsun, bitene kadar mecburcuyum. Camlar silindi yağmur yağdı. Milletçe tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çözecektik seçim olsun dediler, yarın güya biz seçeceğiz. Ağaçları kesmeyin diye yırtındık, ağaçlar kesildi, üçüncü köprünün bitmesine metreler kaldı. Beğendiğim ayakkabıyı almak için para biriktirip mağazaya gittim, sezon geçmiş. Akşam mücver yapayım dedim, evde dereotu kalmamış. Neyse ki her şey yolunda.

Nasıl rahat yaşanır formülünü biliyorum da; yerim dar sığıştıramıyorum. Rahat batanlardan olsam gerek. ‘’Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık, sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular toparlanamadık.’’ demiş Yılmaz Güney. Hadi o adam biliyor muş toparlanamayışının sebebini… Abicim bana ne oluyorsa. Sendromların en tükenmişi çıkmışsa karşıma hiç şaşırmam, bana ancak öylesi çıkar. ‘Eyvallah’ der geçerim. Geçtim.

Hâl böyleyken böyle işte. Sağlık olsun. Sağlık olsun. Ölümlü dünya. Küçücük kalbinde kocaman sevdalar taşıyanlara selam olsun. Bilen ya da hayal edenlere değil yapabilenlere selam olsun. Yolun sonunu unutmayanlara, hatırlatanlara selam olsun. İki kapılı handa karşılaştığımız, karşılaşacağımız herkese selam olsun. Geceler iyi, sabahlar aydınlık olsun.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Ekim 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , ,

şikayet etme

Screen Shot 2015-09-16 at 11.46.36 AM

Şikayet etmekten vazgeç! İçinden çıkamıyorsan, sırtını dön. Görmeye tahammül edemiyorsan, gözlerini yum. Duymak istemiyorsan, tıka kulaklarını. Her şeyle, herkesle, her düşünceyle, her sesle mücadele edemezsin. Yenmek, üstesinden gelmek, zorla kabul etmek zorunda değilsin. Zor mu? Çok zor! Kokaklık mı? Sanane! Kimene!

Tüm bunları beceremeyip, kendine yenilen, yenilgisini görmekten korktuğu için karşısındakini yermeye, ezmeye, aşağılamaya çalışan biriyle karşılaşırsan da onlara sırt dönmek yetmez götünü dön. Taşı bağrına mı basarsın, elinde mi tutar yoksa yutar mısın sana kalmış ama kaç onlardan. Ben mi? Genelde ‘düşün düşün boktur işin ‘ diyerekten, tek tek basaraktan taşı yutup, götünü dönmek zorunda kalanlardanım. Dert etmiyorum; bir iki ıkınıyorsun sonra sen sağ ben selamet. Zamanla her şey geçiyor.

Sağlık olsun.

NOT: Yazılanların yakın geçmişte yaşadığım hiçbir olayla ilgisi yoktur. Dün gece okuduğum bir hikayeden içimde kalan tortunun dışa vurumudur. Hikayeyi merak eden varsa ‘’OT’’ dergisinde yer almaktadır.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 16 Eylül 2015 in GENEL

 

Etiketler: , ,

kırmızı

matrix2-pills

Dün gece televizyonda Matrix adlı film vardı. Uzandığım koltukta kafamın üzerinde Ouz, ayağımın dibinde yatan Elf olduğu için filmi izleyemedim. Tuhaf mı? Hayır! Her zamanki gibi… Şükür, alıştım. Neyse işte filmi Morpheus ve Neo’nun arasında geçen ilk diyaloğun sonuna kadar izleyebildim. Şimdi, şu an, gecenin 03.46’sında uyanmış, çalışma odama inmiş ve bu satırları yazıyor olduğum için allahtan bu kadarını izlemişim diyor, bir kez daha şükrediyorum. Hangi diyalog mu; Morpheus’un Neo’ya:

mavi hapı alırsan,

bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

unutma..

sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil…

dediği bölümden sonrası yok. Işte Morpheus sordu ve ne bokunaysa ben: Kırmızı!

Diye yanıtladım. Hayır; sana mı sordular be kadın? Ne diye cevap veriyorsun? Yemin ediyorum dedim ama içimden dediydim. Ulan büyük umutlarla normale dönmesini beklediğim kafa iyice uçtu ya bende. Iki gecedir rüyalar beni benden aldılar. Misal; az önce bir atlılardan kaçıyordum ayağım takıldı düştüm, uyandım. Tekrar gözümü yumamadım. Yakalanıp yakalanmadığımı merak etmiyorum. Dün gece deseniz; kocaman bir gemide denizciydim, tuzdan yüzüm yandı, uyandım. Tekrar uyumak istemedim. Kalkıp yüzümü yıkadım, balkona çıkıp oturdum.

Hadi diyelim; kırmızı hapı yuttum. Abicim gide gide gideceğim harika diyar buralar mı? Amk! Bu mudur yani benim payıma düşen!

Fikrimi değiştirdim; kırmızı hapı iade edip maviyi yutmak istiyorum. Nereye başvurmam gerekiyor? Bilen varsa gözünü seveyim yardımcı olsun. Ya da kırmızı hapı yutmak isteyen varsa rüyaları değişelim. Ben sahip olduğu kafayla hayatını ite kaka idame ettirebilen, tüm eğitim hayatı boyunca peşini bırakmayan havuz problemlerinde; havuzun kaç saatte-kaç muslukla dolup boşalabileceğini çözememiş gariban bir kulum. Bu hap tı, map tı bana birkaç beden büyük, bünyeme ağır. Bir de sonu gelmiyor bendeki soruların, cevaplar peşinde koşmanın. Gerçek söylüyorum… Yardımcı olabilecek olan ve susan varsa eğer sonsuza kadar sussun.

Bak çözemediğim başka bir soru daha var: bu çocuk doğurur doğurmaz daha haftasına fiziksel olarak doğumdan önceki kilo-görünüşlerine dönüveren hatunlar hangi renk hapı yutmuş oluyorlar!!! Işte ben o haptan istiyorum. Çocuk doğuracağımdan falan değil, yiyip yiyip kilo almak istemeyişimden. Bir tek bu konuda normal olmak istemiyorum. Evet! Bence kesinlikle ben ve benim gibiler normaliz onlar anormeller.

Saat 04.30 oldum diyor. Ben şimdi tekrar uyumak için yatağa gidiyorum, belki rüyalar sakinlemiş beni bekliyorlardır. Zaten onlar beklemiyor olsalar bile kesin Ouz sürüne sürüne bizim yatağa ulaşmış o bekliyordur.

Tatlı rüyalar! Iyi sabahlar! Uyuyanların pirelerine selam. Uyanık olanlara ise kolaylık diliyorum.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

NOT: Merak edenler için diyaloğun tamamı:

morpheus : hoş geldin neo. tahmin edebileceğin gibi ben morpheus’um.

neo : seninle tanışmak bir onur.

m : hayır. o şeref bana ait. lütfen. gel, otur. eminim şu anda kendini tavşan deliğinden düşen alice gibi hissediyorsundur.

n : öyle denilebilir.

m : gözlerinden belli. sende gördüklerini kabullenen birinin gözleri var uyanmayı beklediğin için tuhaf ama bunlar gerçekten pek uzak değil. kadere inanır mısın neo?

n : hayır.

m : neden?

n : hayatımı kontrol edemiyor olma düşüncesini sevmem.

m : ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. neden burada olduğunu anlatayım. bir şey bildiğin için buradasın. bildiğini açıklayamıyorsun. ama hissediyorsun. hayatın boyunca hissettin. dünyada ters giden bir şeyler var. ne olduğunu bilmiyorsun ama orada. beyninde kıymık gibi seni çıldırtan bir şey. seni bana getiren şey bu duyguydu. neden söz ettiğimi biliyor musun?

n : matrix mi?

m : ne olduğunu öğrenmek ister misin? matrix her yerdedir. etrafımızda. şu anda bile, bu odada. pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. vergi öderken. gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

n : ne gerçeği?

m : bir köle olduğun gerçeği neo.
sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.
dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapisanedesin.
beyninin içi bir hapisane. ne yazık ki, matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.
bunu kendin görmek zorundasın.
bu senin son şansın.
bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.
mavi hapı alırsan,
bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.
kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.
ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.
unutma..
sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil..

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ağustos 2015 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

erkekler için

Screen shot 2014-05-09 at 14.20.37

BİR KADIN, BİR ADAMI ÇILDIRTABİLİR Mİ?

Aslında adamına göre değişir. Eğer akıllı ise kılıbık olur ve çıldırmaktan kurtulur. Bu yüzden erkeklerin çoğu hayatta kalabilmek için kılıbık olmayı seçer.

Sorun kadın değildir. O sizi çıldırtmak için bir çaba sarfetmez. Sadece onların zihinleri değişik çalışır. Durum, manyetik alandaki kutuplar gibidir. Bir kadın ne kadar farklıysa size o kadar cazip gelecektir. Sizin gibi oldukça çekim kaybolur.

İlişki kemere benzer. Bir kemer yapacağınızda, karşılıklı konulan tuğlaların zıtlığı, bir güç yaratır ve yapının ayakta kalmasını sağlar.

Kadının düşünme biçiminin farklılığı erkek için çıldırtıcı olabilir. Kadın mantıkla hareket etmez. Fakat bu onun yoludur, doğasındır. Çıldırma mantıksal zihne ait bir olgudur. Bir kadını sevdiğinizde, onu ne pahasına olursa olsun kaybetmek istemezsiniz, onu anlamak, hissetmek istersiniz. Tüm hayatınızı ve çalışmanızı ona adayabilirsiniz. Fakat ne yapsanız fayda etmez, neyin ne olduğunu anlayamazsınız. O hiçbir zaman sizi anlamaya çalışmaz. O sonuca, prosedür olmadan ulaşır, atlama yapar. İşin mucize tarafı onun mantıksal hareket etmeden haklı çıkmasıdır. Bu durum çıldırtıcı olabilir.

Karısının büyük piyangoyu kazandığını duyan koca çok şaşırır ve nasıl başardığını sorar.

Karısı hemen anlatmaya başlar: ‘’ Rüyamda yedi rakamını üç kere gördüm ve bunun yirmisekiz manasına geleceğini düşünerek bu rakamla başlayan bileti aldım. ‘’

Kocası çok şaşırır ve ‘’ Ama üç kere yedi yirmisekiz etmez ki ‘’ der.

Karısı hemen yanıtlar ‘’ Sen matematikçi olabilirsin ama piyangoyu kazanan benim. ‘’

Matematiği kim ne yapsın, önemli olan sonuçtur. Kadın zaten anlamıştır, bu yüzden anlamaya çalışmaz. Çağlardır erkekler kadınları anlamaya çalışarak hata yaptılar.

Bayan psikanalizci, hastasının zihinsel ve duygusal durumu hakkında üç aylık yoğun araştırmasını tamamlar. Son sözlerini söylemek için hastasını çağırır. Hafifçe öksürür, kağıtlara bakar ve sözlerine başlar. ‘’ Eee çalışmalarım sonucunda varmış olduğum nihai ve profesyonel kanım şudur ki siz manyağın tekisiniz. ‘’

Hasta şok olur ve kızgın bir şekilde sorar ‘’ Söyleyeceğiniz başka bir şey yok mu?’’

‘’ Evet var aynı zamanda da çirkin birisiniz. ‘’

Kadınları anlamaya çalışmayı bırakın. Onların varolan farklılıklarının, hayata değişik yaklaşımlarının tadına varın. Kadın sizin gibi düşünmez, sadece bedeni değil ruhuda farklıdır. Zihninizi bir kenara bırakın ve mevcut olanı yaşayın. Daha az entelektüel olun. Onunla dans edin, şarkı söyleyin, onu sevin. Onunla tartışmaya çalışmayın. Böylece kaybetmez ve çıldırmazsınız.

 Zen Yolu / Tasavvuf Yolu ( sayfa 62-63 )

Evet anlaşıldığı üzere bu cuma; ha la anlamamış – anlayamamış – anlamak istememiş – umursamamış – sırtını dönmüş – yenilmiş – terk edilmiş – terk etmiş tüm erkekler için olsun diyoruz.

Foto ise; anlamamış – anlayamamış – anlamak istememiş – umursamamış – sırtını dönmüş – yenilmiş – terk etmiş – terk edilmiş tüm kadınlar için…

Her ne olmuşsa olmuş ŞEREFE…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Mayıs 2014 in KADIN & ERKEK, OKUDUM, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: