RSS

Etiket arşivi: baba

bilsem ne bilmesem ne…

Bundan yirmidört gün önce bambaşka şeyler yazacaktım kendime… Her yıl yazdıklarımdan farklı olacaktı 13 Ocak doğum günü yazım. Ama asla bu kadar farklı olacağını düşünemezdim. Yeni yaşıma yoğum bakım kapısında babamın iyi haberlerini beklerken girdim. Akşamınaysa çocuklarımın pastaya diktikleri mumları üflerken yüreğimde babam için yüzlerce mum yakmış dört saat sonra yanına gidip söylemiştim. Kulağına fısıldayacaktım ama aramıza cam duvar koymuşlardı ve gözleri kapalıydı babamın. Aşina Duygular da aynı gün piyasa çıktı. Birkaç gün sonraysa babam öldü ve doğum, ölüm, bitiş, başlangıç birbirlerine girdiler. Onlar birbirlerine girerlerken benim içime kocaman bir suskunluk yerleşti. Isyan etmeye korkan, anlayamayan, küsüp kızamayan suskunluk hala içimde. Yapamayışlarımın hepsi babamdan ötürü; asla kimseye küsmeyen, kızmayan, öfkelenmeyen bir adam olduğundan… Bir bilse maviye, denize, beyaza, umuda küsüşüme engel olamadığımı, üzülür. Tümüyle barışana dek söylemeyeceğim ona.

Babamı toprağın altına yerleştirip üzerini örterlerken yanına yatmak istemiştim. Ikimizin üzerine dizsinler o tahtaları istemiştim. Ellerinde küreklerle toprak atanlara bağırmıştım aslında ‘’Yapmayın!’’ diye. Dinlemediler beni. Dayım tutmasaydı kollarımdan engel olabilir miydim acaba. Ya da saklanabilir miydim yanına kimseler görmeden. Yapamadım. Yetmezmiş gibi bir de bidon verdiler kardeşlerim ve benim elime suladık toprağını. Sanki babam çiçek açacakmış gibi… Kimse bilmiyor ki; babamın ektiği tohumlar, çiçekler, kökler bizlerin içindeler zaten. O günden beri üşümekten de utanır korkar oldum, ya üşüyorsa diye. Onun yattığı yere de gidemedim zaten bir kez daha, başka mezarlıklarda dolanıyor, her yerde onunla konuşuyorum.

Ardında kalan hayatlarımızı nasıl toparlayacağımı da henüz tam bilemiyorum. Dün başka biri için Cerrahpaşa Hastanesi ameliyathanesinin kapısında beklerken geçirdiğim yedi saatte gördüklerimden sonra bilemeyişim de anlamını kaybetti. Bilsem ne bilmesem ne…

Bildiğim tek şey içimdeki suskunluk bir gün avaz olmalı, paragraflar taşmalı. Ben ya taş olacağım ya da yerim göğüm karışacak. Bu paragraflarsa avazımın fısıltısı… Şimdilik fısıltı… Henüz zamanı değil. Belki gider maviye derim diyeceklerimi, ona dökerim dökeceklerimi. O da dinlese ne dinlemese ne gerçi…

Babam öldü. Artık her ne olursa, her ne olursam, her nerede olursam, her ne şekilde olursam olayım beni kabul edecek bir babam yok. ‘’Dün aramadın.’’, ‘’Hiçbir şeyi takma kafana,’’ diyecek, her adımında konuşup akıldaş olacağımız, bana domates doğrayıp kahvaltı sofrasında bekleyecek, yola çıktığımda merak edecek, doktor kontrollerimi takip edecek bir babam yok. O yok ama içime ektiklerinin mis kokuları yaşadığımca benimle olacak.

Selam olsun.

Seni seviyorum.

 

 

 

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
1 Yorum

Yazan: 05 Şubat 2020 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

yara

 

-Hadi gel derse başlamadan sana bir şey okumak istiyorum

-O ne anne

-Gelsene oğlum

-Su içeyim geleceğim

-Ulan iki satır okuyacağım şey…

-Tamammm

Yazlık kapı komşumuz, beraber geçirdiğimiz iki yazın ardından duygularını paylaştığı bir mektup bırakmış bize. Çok kibar kadın. Aslında ailece öylelerdir. Vedalaşamamıştık. Birkaç gün önce geçebildi elime. Tek isteğim oğlanla yarından itibaren başbaşa geçireceğimiz bir haftanın arifesine sohbet katmaktı. Ki; Jülide’nin hakkımızda yazdıklarını okuduğumda etkileneceğini biliyordum. Öyle de oldu. Yukarıdaki diyalogdaki gibi başlasa da samimi-duygusal yazılmış satırlardan sonra gecemizin devamı sıcacıktı. Yarın gerçekleşecek olan ingilizce sınavı sebebiyle biraz da amazing. Kaç günümüz bu modda sürer bilmiyorum. Ben yokken babalarıyla kaldıklarında genellikle kıskanıyorum. Ama uzun süre birarada olduğumuzda da birbirimizi yiyoruz!

Ablasıyla hergün yaptığımız uzun WhatsApp konuşmaları mesela;

-Anne hadi gel artık sana ihtiyacım var’ la bitiyor. Aybaşında yanına gittikten sonra kaç gün aynı hislerde olacak, kimbilir.

Yaşımız ne olursa olsun herkesin kendi düzeni oluyor ve hiçkimse o düzenin uzun süreli bozulmasına dayanamıyor.

Bunlar kesinlikle kesinlikle özel durumlar için geçerli değil tabii ki!

Yaşarken ne kadar şanslı olduğumuzu, kaçıncı şansımız olduğunu, değerini bilmediğimiz nice nice anlarla geçiyor hayatlarımız ya işte! En mutlu anımız ardımızda kalmış bile olabilir. Bir an! Düşününce nasıl da üzgünç…

Bu yaşımda bunların tümünü bile bile, unuta unuta sonra hatırlaya hatırlaya yaşamaya devam ediyorum. Kızgınlığım bundan, anlayamamazlık, ayamayışlarından yana. Çok kızgınım kendime yahu!

Misal çocukların söylediği ve beni vuran her cümlelerini not etmek istiyorum, paylaştıklarımızı unutmamak için. Hele geçen gün oğlanın yaptığını anlatayım size:

Öğle saatleriydi wordpress “istatistikleriniz patlıyor” mesajı yolladı. Şaşırdım. Şaşırdım çünkü uzuncadır yayın yapmamıştım. Kontrol etmek için blog panelini tuşladım. Gelen mesaj gerçekti, okuma oranı yüzlerceydi. Ve hemen hepsi Google aramadan…

Akşamüzeri Oğuz geldi okuldan.

-Anne bugün birkaç yazını okudum. Çok güldüm biliyor musun!

-Nasıl yani,

-Kitabında yayınlanacak mı benim hakkımda olanlar da?

-Oğlum Ipad mi götürdün okula?

-Hayır, kütüphanedeki bilgisayarlardan okudum. Ha anne ya! Bir de tüm bilgisayarlarda senin bloğunu tıkladım, dolaştım. Kapatırken de sayfanı açık bıraktım hepsinde. Düşünsene açtıklarında ilk senin blog, wowww!

Böylece istatistikleri patlatan ortaya çıkmış oldu.

Sanırsınız en alâ PRcı. Durmadan plan proje üretiyor benim için. Dediğine göre kitap yayınlanana kadar instagram beğeni, takipçisi sayılarını arttırabilmem için de çok şey öğrenmem gerekiyor muş.

Daha oniki yaşındaki veletle başedemiyorken entrikalarıyla film sektörünü geçmiş edebiyat sektöründe ne yapabilirim hiç bilmiyorum. Benim bildiklerim yalnızca dinlemek, yazmak ve hayal kurmak.

İngilizce sınavı mı? Az önce yattığı yerden mesaj yollamış; tamamdır bu iş, diye. Yarın yemek için ne pişireceğimi de sormuş. Henüz bilmediğim için cevapsız bıraktım. Yaprak sarma yapmayacağım kesin!

Her güne bir mektup mu yazmalı acaba? Hani çoğumuzun okul çağlarında tuttuğu günlükler gibi. Allahım bir de kilit falan takıp köşe bucak saklardık anne babalarımızdan. Keşke yazdıktan sonra okumaları için başuçlarına bıraksaymışız, bilirlerdi neler hissettiğimizi. Kimbilir belki o zaman daha az olurduk gençliğinden yara taşıyanlar. 

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 24 Ekim 2019 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

sır

 

Birkaç hafta oldu gene annemi aradığım rutin sabahlardan biri:

‘’ Vilo dayanamayacak ve sana bir şey söyleyeceğim. Yemin ver kimseye söylemeyeceksin.’’ dedim. Yemin versin, söylemekten korksun diye de:

‘’Bak sonra nazar mazar değer olmaz.’’ diye de ekledim.

Ve dayanamadığım güce dayanmaktan tamamen vazgeçerek söyledim. Aman çok gizli bir şey de değil aslında Özlem (kardeşim ) hakkındaydı. Ertesi günün sabahı gene hal hatır için aradım Vilo’yu, konuştuk. Tam telefonu kapatacağım;

‘’ Özlem dayanamadı aradı gece, söyledi.’’ dedi.

‘’ Peki sen ne dedin. Bilmiyor muş gibi yaptın değil mi?’’ diye sormama daha fırsat bulamadan:

‘’ Biliyorum Özgür söyledi dedim.’’ dedi.

İşte bizim aile değil sülale boyu sır saklama potansiyelimizin sınırı bu kadardır. Üçgen dersin birkaç saat sonra olur sana piramit. Gerçi aramızda en ketum annemdir, nuh deyip peygamber demeyen cinsinden. Beş teyze, bir yenge olunca ise sır saklama yerimiz geniş aslına bakarsanız. Bugüne kadar asla bir zararını görmedik bu piramit boyutlu ağımızın o ise ayrı. Bu ağdan şikayeti olan ise tek kişi var; babam. Bu ağın onun da dahil olduğu konularda tek merkezi var; babam. Yalnızca bu sebepten lakabı: mikser!

Hele beni aramış ve konuşmasına;

‘’ Kızım bak annenim haberi yok… ‘’ ya da

‘’ Annene söyleme ama …. ‘’ diyerek,

müsaitliğimi bile sormadan konuya girdiyse bilin ki ya annemle kavga etmişler barışmak istiyordur ya da kesinlikle olan her ne ise hepimizin bilmesini istiyordur.

Aslında benim sır saklama kapasitem oldukça geniştir diyeceğim ama neresinden, kime göre bakarsınız bilemeden. Bu satırları yazarken anlıyorum ki; paylaşmayı istediğim, bana söyleyeninde mutlaka haberi olarak paylaştığım sırlar hep güzel şeyler olmuş. Paylaştıkça çoğalacağına olan inancımdan… E burasından bakınca ortada sır mır da kalmış olmuyor zaten. Saadet zincir gibi bir şey.

Ama anlayamadığım, anlamlandıramadığım şeyler, cevapsız sorularım olduğunda çok susuyorum ben, sır küpü gibi. Sırlar benim, küp kendimim şeklinde. Uzuncadır da suskunum. Mecbur kalmadıkça evden çıkmıyor neredeyse kimseyi görmüyorum. Dün geçirdiğim günden sonra daha da susacak gibiyim aslında. Dün denizi gördüm haftalar sonra, hâlâ mavi. İşaret miydi? Köprülerden geçtim; sonları var. Kitap kokulu bir gündü. Beklenmedik. Plansız. Süprizli. Değişik. Yeni. Unutulmuşu hatırlatan. Gizemli. Merak uyandırıcı. Sonunu benim belirleyebileceğim. Hele ki o kitap kokusundan ayrılırken bir hediye verildi ki bana; işaret dolu. Tüm gece okudum. Ama söyleyemem. Sorularımı cevaplayabileyim; sonra paylaşırım sırrımı belki.

Gerçi sır dediğin nedir ki?

Mezara giden sırlar kime ne kazandırmış?

Tutulan sır yararlı mıdır, zararlı mıdır?

Sır tutana mı, verene mi ağırdır?

Sırrın yalnızca sana söylendiğinden emin olabilir misin?

Kaç tür sır vardır?

Bunları bilemem ama benim dün kendi kendime söylediğim sır bir yere gelecekse yalnızca benimle mezara gelecek türden galiba.

Ohooo saat kaç olmuş! Hadi yatalım artık. Yatıp uyuyabilene kadar bekleyelim. Bebekler uykuya gideceği zaman söylenen:

‘’ Uykularım senin olsun. ‘’ temennisini hep çok sevmişimdir. Bu gece ise büyükler olarak sırlarımızı değil ama uykularımızı paylaşabiliriz belki.

Uykular hepimizin olsun, rüyalar kendimizin.

Allah rahatlık versin.

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Kasım 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

güzel havalı bu Pazar gününün akşamından

Babam diyor ki:

‘’Kızım hep güleceksiniz. Issız bir yolda kaybolsanız bile, gülümseyin. Yol kenarında bulduğunuz kayaya sarılıp –ne kadar güzel bir kayasın- diyerek sevin onu, gülümseyin. Hiçbir şeyi dert edinmeyin.’’

Annem diyor ki:

‘’Yuttum o kayaları ben.’’

Bu güzel havalı Pazar gününün akşamüzerinde, Vilo – Nazif ikilisinin ziyaretinin konusu buydu. Yemek masasında oturmuş otlu peynir, bal, kızarmış ekmek, demli çay eşliğinde işte tam bunları konuşuyorken beraberce, babam gene gülümsemeye başladı, annem kayayı eline aldı falan.

Bense diyorum ki:

‘’Hep bu kayalarla mı geçecek hayat.’’

Kimi sarılıyor, kimi yutuyor, kimi sırtında taşıyor, kimi bir tekmeyle savuruyor, kimi sevdiklerine fırlatıyor, kimileriyse görmüyor bile. Ama en güzeline gene güzel havalı bu Pazar gününün akşamüzerinde kardeşim Özlem rastlamış; kayaların üzerine çiçekler koyan adam. Evet, görseldeki güzel adam. Tanımıyoruz ama ‘güzel bir adam’ olduğunu tahmin ettik. Edilesi değil mi? Sarıldığı kayalardan zarar görmemiş olmalı.

Bir de girizgâhta bahsettiğim annem ve babam gibi hayat arkadaşlıklarının yıllar sonrasında birbirlerini tuhaf bir kabullenişleri söz konusu oluyor. Kayaya sarılana, kayayı yutanı ekleyince diyorum yani sonu fena olmuyor. Mesela; evlerinde kısa sürede tamamlanabilecek tadilat girişimi babamın ağır kanlılığı sebebiyle yaklaşık on gündür devam etmekte. Ki; evde öyle altının üstüne gelme durumuyla beraber akma, kabarma durumları da söz konusu. Iki gün önce durum raporu almak için telefonla aradım Vilo’yu:

-Nasılsın meleğim, ne durumda tadilat.

-Valla evi bok götürüyor yavrum, babana kaldığımıza göre tahmin et artık ne zaman biter.

-Eee sen ne yapıyorsun onca işin ortasında? Gelip alayım seni…

-Saçıma boya, yüzüme maske sürdüm, vaktinin dolmasını bekliyorum yıkamak için. Kaçacağım zaman da haber veririm, gelir alırsın. Merak etme yani, iyiyim.

Galiba annem farkında değil ama o da babama benzedi, gülümsüyor.

Ve hepsinden öte; biz evlatlarına bu nasihatları verdikleri halde gene çoğunlukla bizler yüzünden, ufacık karın ağrımızda bile hâlâ ve hâlâ nice kayalara sarılıp dertlenip üzüldüklerini biliyorum, evladının derdi olduğunda her bulduğuna sarılıp dertlenen bir anne olarak.

Gülümseyelim!

Hayat!

Sağlık olsun!

Yenemediğin bileği öpeceksin.

Sarılamadığını yutacaksın.

Savuramadığını kabul edeceksin.

Gönlün varsa…

Gönüllüysen…

Gönül gönüleysen…

Hele bir de umudun varsa…

Güzel havalı bu Pazar gününün akşamından şükürle…

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Nisan 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

antin kuntin

dudak-üstü-beni_631126

‘’Bütün antil kuntin işler seni seni buluyor be kızım!’’

Bir saat sporun üzerine bira içmeyi normal – sağlıklı bulan kardeşimin benim için yaptığı yorum. Kendisi tüm ülkede elektrik kesilmiş kimse kimseye ulaşamıyorken bir şekilde, uçaktan adımını henüz atmış, olan bitenden, hastanede olduğumdan haberi olmayan anneme ulaşmayı bir şekilde becerip, planlamış olduğumuzun tam tersi biçimde tüm gerçeği gene tüm açıklığıyla kadına söylemeyi becerebilen şahsiyettir aynı zamanda. Ama ona sor ‘antil kuntin’ ne varsa bende. Bir de babam aynı cevabı verir.

Aslında son dönem birkaç yılımın kahramanı babam. Adam takmış bana!

-Kızım yavaş yaşa. Sakin sakin.

-Koşturma bu kadar.

-Takip edemiyoruz nerede olduğunu.

-Uzun yolda dikkat et!

-Hep araba tepesindesin.

-Evinde otur biraz; kitap oku, tv seyret, yat…

-Erken yat. Düzenli uyu.

-Kadın başına tatillere falan gitme.

Yazmaya kalksam liste uzadıkça uzar. Halimiz durumumuz böyleyken benim böbrek istifayı basınca aileye bomba düştü. Babamı tutabilene aşkolsun. Her an kontrolde. Kızgın. Babamı tanıyanlar bilirler o kadar muhteşem kızar ki, içinizden ona sarılıp karın dolusu gülesiniz gelir, hep kızsın istersiniz. Yaşamım boyunca kızmayı bu kadar beceremeyen birini daha tanır mıyım bilmiyorum ama iyi ki tanıdığım tek kişi var ve iyi ki o da babam. Şükür.

İşte bu kızgın baba ilk iltimatomunu ameliyattan önce verdi:

‘’Kızım bu ameliyat bir bitsin alacağım kardeşimle seni karşıma, konuşacağım. Hayatını bundan sonra ben planlayacağım, bu kadar. Öyle oradan oraya gezmeler, içmeler, sabahlara kadar uyumamalar yok. Diyet miyet yapmakta yok!’’

Şimdilerde de her gün, benim koca da dahil olmak üzere hepimizi telefonla yokluyor. Koca demişken; Allah bin kere razı olsun bir an başımdan ayrılmadan baktı bana ama babamla işbirliğine girmekten hayli memnun ve bu memnuniyeti gizlemeyecek kadar da eğleniyor halimle. Ne plan yapacak olsam;

‘’Dur! Babana haber vereyim bakalım o ne diyecek.’’ tehditleri kahkahalarla havalarda uçuşuyor.

Derken derken geçen akşam yeni bir bomba patlattı babam. Hemen hemen hergün izlediği, izlerken ya da sonrasında bizleri aradığı, belirtilerin birkaçını kafasına takarsa kendisini doktora götürdüğü programlardan birinde izlemiş; çocukluğumun yanağı benli türkücüsü İzzet Altınmeşe röportajını. Sağlığını neye borçlu olduğunu anlatmış, gençliğinin sırrını vermiş benini sevdiğim. Tabii anlatırken bu anlattıklarım nereye gider, kimin başına ekşir diye düşünmeden. Evet efendim bu günlerde babamın yeni araştırma konusu İzzet Altınmeşe röportajından çıkmıştır: Yoga.

Babam sanalı, gerçeği tüm alemlerde araştırmaya girmiş durumda –Özgür nerede yoga yapabilir? / Dikişleri alındıktan ne kadar zaman sonra başlayabilir? / HakkEtten yararı olacak mıdır?

Hadi bu yoga ayağını atlattık diyelim. Ki; bir kez denemişliğim, ardından ‘’Benim kafamın, altında taşıdığı bedenimin tek yardımcısı yaradan olabilir.’’ diyerek tekrar denememişliğim vardır.

Asıl bu gezme tozma dümenlerini nasıl ayarlayacağım onu bilemedim. Düşünsenize kızımın bile tek başına girdiği klüplere benim babamın elinden tutarak girdiğimi ya da hangi köşeden çıkacak diye tedirgin oturduğumu. Bak böyle yazınca çok şeker gözüktü yahu… Yeni trend: Babalar Ve Kızları Gecelerde

Haydi kolay gele…

 Not: Hastane sürecinden, acıya yenilmenin ne demek olduğundan, yaşamadan anlaşılamayacağından yani –dan, -dun lardan bahsetmek istemiyorum. Herkesin derdi gerçekten kendine çok ama çok büyük. Damdan düşen biliyor damdan düşenin halini. Tek diyebileceğim ‘’Nerede varsa, kimin başında varsa Allah şifa versin, derman versin, dermansız dert vermesin, sağlıkla sınamasın. Hepimizi korusun. Amin.’’

 özgür tamşen yücedal

 
4 Yorum

Yazan: 14 Nisan 2015 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

13 Ocak

Screen Shot 2015-01-05 at 11.47.36 PM

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.”

( Ece Temelkuran )

Oğuz doğdu ve biz bekledik, umutla…. Bekledik ki; kırkı çıksın, sakinleşsin, ağlamasın, uyuyabilelim diye. Şimdi Oğuz 8 yaşında ve biz halaaa bekliyoruz kırkı çıksın, sakinleşsin diye. Çıkmayacak olan çıkmıyor muş, öğrendik şükür.

Anasıyla kıyaslayınca bu hiçbir şey. Ben geldim neredeyse kırk yaşıma hala bekliyorum kırkım çıksın diye. Sakinleşeyim, uyuyabileyim diye. Ama ney miş; allahtan ümit kesilmez miş. Kesmeyelim.

Az önce okudum geçmiş yıllarda kendime yazmış olduğum doğumgünü yazılarını . Keşkelerden bazıları hala keşke. Olma hallerimin çoğu devam ediyor, şükürler olsun. Kıyaslayınca; durumum fena değil.

Son aylarda ergene bağlama hallerim dışında. Elif’in yorumu ‘ Bi alıngan oldun son zamanlarda, tıpkı bana benzemeye başladın. ‘ İnkar edecek halim yok! Ben bile ayak uydurmakta zorlanıyorum zaman zaman içimdeki med-cezir hallerine. Med’imde boğulup, cezir’imde soluklanıyorum. Ya da tersi? Yıllar içindeki tek kazanımım gel-git lerden kurtulmayı daha kolay beceriyor olabilmem.

. Şimdilerde alışmaya çalıştığım ise biraz yabancı bir his… Nasıl tarif edebileceğimi pek bilemiyorum; iç boşalması gibi, umursamazlık gibi, kolay kabul ediş gibi. Karşılık beklemedim, beklemiyorum yalanının içe vuruşu gibi… Tuhaf hesaplaşmalar yaşıyorum kalbimde, kendimle. Yaşanmış zamanın tecrübesiyle acısız, sızısız oluyor bu hesaplaşmalarım, sessiz sakin. ‘Içime kaçacağım ’ diye diye kaçtım galiba içime! Içi içimde, içim içimde yaşıyorum. Read the rest of this entry »

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

nane-limon

Screen Shot 2014-11-11 at 7.45.12 AM

Pişmanım! O yıllar çok ama çok geride kalmamışken, ben daha çocukken hasta yatağıma getirilen nane-limon aşkına, tavuk suyu çorbalara burun kıvırıp kıymetini bilmediğim için pişmanım. En ufacık rahatsızlığında yatak-döşek yatıp nazlanan bir hatun olmayı beceremediğim için pişmanım. Yaşamım boyunca olan tırnağım kadar kaşınmaya çalıştığım için pişmanım. Ama ney miş; son pişmanlık fayda etmez miş, etmiyor muş!

Sesim kısıldı, soluğu neredeyse götümden alıyorum. Koca: ‘’İyi oldu biraz dinlensin çenen.’’ dedi. Oğlan: ‘’Üstün açık yatmışsındır.’’ dedi. Babam: ‘’Yavaş yaşa biraz… Evde otur, çok gezme. Kitap oku!’’ dedi. Kızım farkında mı, bilmiyorum. Annemle henüz konuşmadım ama kesin: ‘’Göt-baş-bağır açık gezerseniz olacağı bu!’’ diye sever. Gerçi bak kardeşim olaydı çorba değil ama bol bol kahve yapardı, kahveyle beraber sigara içerdik iyice geberik olurdum. Biliyorum biliyorum bunların hepsi sevgiden.

Biz türklerde aile yapımıza uyan budur. Düşer kafa-göz yararsın ‘’Niye önüne bakmıyordun?’’ olur. Bir hata yaparsın ‘’Ben sana demiştim!’’ olur. Yanlışlıkla bir şey kırarsın küfür yersin. Ama neden? Hepsi sevgiden. Bu davranışlar buzdağının görünen kısmıy mış, görünmeyen altta olan şey sevilen için duyulan endişeler miş. Birbirimizi daha az mı sevmeliydik acaba. Kuyruğu dik tutmak yerine ara sıra yelkenleri bırakmalı mıydık sulara.

‘’Ne ekersen onu biçersin!’’ sözü doğru ise böyle gelmiş, böyle gideceğiz demektir. İttire kaktıra, bağırış çığırış yaşayıp gideceğiz vay anasını…

Aman diyim sonunda ara sıra benim gibi pişman olacaksanız eğer ‘’Kıyamam sana! Gel yat nane-limon kaynatayım sana. Al bir tas çorba iç.’’ diye sizi pamuklara saran birileri varsa yakınınızda en azından birkaç gün çıkmayın yataktan. Tadını çıkarın sarılıp sarmalanmanın.  

Özet: Yaşıyorum. Boynuma tülbenti bağladım. Kendime nane-limon kaynattım. Dün olduğu gibi bugünde sokağa çıkacağım. Buzdağının altı da, üstü de kabulüm. Pişmanlığım geçti. Neden mi? Hayat; ‘’neden böyle dedi-demedi, yaptı-yapmadı, geldi-gelmedi’’ diye durup düşünmeye değmez. Ayrıca bunlarla vakit harcayacak kadar uzun olmadığı da söylenen rivayetler arasında.

Şimdi; bu mis gibi Salı sabahından herkese selam. Hayırlı olsun. Hastalara şifa olsun. Derdi olanlara derman olsun. Aşık olanlara soluk olsun. Hep beraber ko verip yaşayalım. Şükürler olsun bu günümüze.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: