RSS

Etiket arşivi: gelecek

şimdilik

ekran-resmi-2016-12-22-22-40-03

En büyük derdimizin pay edilemeyen yorgan mücadelelerinin olduğu, uyumalı uyanmalı kış gecelerini özledim. Soğuktan buz tutmuş ellerle gelinen evlerimizde ağız tadıyla içtiğimiz bir tas çorbanın keyfini mesela. Kestane çizmeli sohbetleri. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim izlemekten kendimizi alamadığımız Türk filmlerini. O filmleri izlerken kâh karın dolusu gülüşleri, kâh kolağızlarına silinen gözyaşlarını. Babamın bize meyve soymasını. Kıymetbilinirliğin anlamlı olduğu günleri. Endişenin boyutlarının bugünkü kadar genişlememiş olduğu. Bakırköy çarşıya yalnızca dolaşmak için gidilebildiği, Taksim’de yalnızca kalabalıktan çekinildiği, maçlarda yalnızca küfürden şikayet edildiği günleri. Gençlerin sokağa çıkarken bombalara değil yalnızca ‘’Serserilere dikkat et!’’ sözleriyle uğurlandığı sokak kapılarını.

Şimdilerde her şey farklılaştı gözümde. Sabahların kör karanlığında kapı kapı çocukları toplayan okul servisleri kamplara giden askeri araçlar gibi gözüküyor gözüme. O gözler her an telefon ekranında belirecek son dakika haberlerinden ayrılamaz oldular. Kulaklarıma çalınan her siren sesinde kalbim endişeyle çarpmaya başlıyor. Şehit haberlerini duydukça üşümekten, sıcak çorba içmekten, abuk sabuk hüzünlenmekten utanır oldum. Çocuklar her an yanımda olsunlar istiyorum mesela. Haberleri izleyemiyor hale gelmiş olmaktan da utanıyorum. Ki; utanması gerekenin ben olmadığımı bile bile. Yazamıyorum. Yazmadıkça daha da çaresiz hissediyorum. Isyan etsem ne yana, beddua etsem hangi yana. Her an yanımdan geçen, yanımda olan biri beni ya da başka birini öldürüverecek miş gibi. Kanunlar zaten şüpheli olan hükümlerini tamamen kaybet miş gibiler. Dünya tümden çıldırmış gibi. Barışa inanan bir avuç insan yapayalnız kalmışız gibi. Son ekmek kırıntısı gibi avucumuzda sıkı sıkı tututuğumuz umut da yokolmuş gibi. Tüm dizeler susmuş, şarkılar duyulmaz gibi. Sessizlik. Şüphe.

Bazı sabahlar uyandığımda karar veriyorum kendim kendime; bugün abuk sabuk bir heyecanın peşine takıl git diyorum kendime. Örmeye çalıştığın motifin ilmek sayısına, okuduğun kitabın hoşuna gitmeyen kurgusuna, pişireceğin yemeğin salçasına, spor yaparken harcayamadığın kaloriye, anneni aramayı unutmamaya, aklına takılan melodiye, aşkın nerelerde yaşandığına, masallara, oğlanın dersleri umursamıyor oluşuna… Azıcık zaman kanabiliyorum. Sonra Pufffff! Hepsi anlamsızlaşıyor. Bende birilerine saldırmak istiyorum. Misal; bu sabah spor salonunda duşta dakikalarca kalıp dünyanın suyunu harcayan kadına önce sövesim sonra dövesim geldi. Daha önce yaşamış olduğum birebir tecrübenin sonuçsuz sonucu sebebiyle yüzüne bakmadan çıktım yanından. Birbirlerine bağıran insanları gördüğümde hissettiğim ürpertiden korktum. Cehaletin her yerde, çok yakınlarımda bile olduğunu hatırladım falan. Sanki dünyanın sonu gelmiş gibi. İnsan türünün bir an önce yokolmasını isteyenler elbirliğiyle çalışıyorlar herhalde. Ve yediklerimizin içine bir madde enjekte ediliyor olmalı ki; gündüz kuşağında yayınlanan programlardaki insanlar ve türevleri gerçekler. Silahlarla öldüremediklerimizin beyinlerini öldürüyor olmalılar.

Yazarken kendimden iyice korkmaya başladım lan. Yaşarken değil yazarken netleşti geldiğim son nokta. Günlük koşturmacalar olmasa halim daha da ürkünç olurdu sanırım. Feryat figan bağıran yanımla koca bir suskunluğa gömülmüş yanım sığıştılar içime beraberce yaşıyoruz.

Şu an yatakta oturmuş bu satırları yazıyorum değil mi! Yorgan ufak gelir miş, Erdo çekiştirir üzerim açılır mış, alt kattaki bekliyormuşcasına benim uykuya dalmama ramak kala lanet çamaşır makinesini çalıştıracak mış, elimdeki kitabı günler olmuş bitirememişim hiçççç umurumda değil. Giyerim polarımı, takarım uyku bandı mı, ederim duamı, alırım göğsüme en dolusundan bir şükür dalarım hayaller ülkesine. Elimden gelen bu kadar mı, evet bu kadar. Şimdilik.

Hepimize sabır, gönül ferahlığı, can akıl sağlığı…

Amin

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Aralık 2016 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

iki kapılı han

Screen Shot 2015-09-06 at 1.28.35 AM

Ay çok güzel bu gece! Sakin! Sessiz! Pencerenin önünde oturdum, bakışıyoruz. Düşünce baloncuğumun için tıka basa dolu, birbirinden bağımsız bir yığın konu başlıklarıyla. Az önce üstün körü göz attım günlüğüme; hiç bitmeyecek diye korktuklarım günü gelmiş bitmiş, geçmeyecek sandıklarım geçmişte kalmış, asla kesişmez dediğim hayatlar kesişmiş, ayrılmaz dediğim yollar ayrılmış, değişmeyecek gibi gelenler şimdilerde değişik… Alışamayacağım sandığım şeylere alışmışım, yapmam dediklerimi yapmışım, özlemem dediklerimi özlüyor, unuttuğum sandıklarım dürtüyor… Tuhaf! Uzun sanılan hayat kısa, anlaşılmaz, anlamlar yüklemeye değmez demek. Dünya durmadan dönüyor. Zaman durmadan tükeniyor. Sen ne kadar inat edersen et, sana rağmen her şey yazıldığı düzende oluyor. Uzun ince yol… Iki kapılı han…

Herkesin gönlüne göre olsun.

Melekler korusun.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Eylül 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

vay anasını!

Screen Shot 2015-03-06 at 3.56.00 PM

Geç kalmadan, ya geç kalırsam diye telaşa kapılmak. Mutluyken, ya sonra mutsuz olursam diye mutluluğun tadına varamamak. Başlamadan, bittiğinde ne yaparım diye korkmak. Aşıkken, birgün biterse onsuz ne yaparım diye kabuslar görmek. Lezzetli bir yemek yerken, ya kilo alırsam diye yemeğin tadına varamamak. Sınava girmeden, ya kazanamazsam diye baştan kabul etmek. Diye diye diye… Özetle; yağmur yağabilir diye her an yağmurlukla oturmak, güneşi görememek, karanlıkta kalmak… ‘Du lan hele bi olsun olacak, gelsin gelecek, gitsin gidecek o zaman düşünürüz.’ demezler mi adama. Gerçi yağmurluğun fermuarını gırtlağa kadar çekmiş, kolları birbirine kenetleyip, çömelip oturmuş olana kim ne dese boş ya neyse.

Şimdi ben burada böyle bilgece atıp tutuyorum ya, sanmayın ben ermişim, çözmüşüm ilmini bu sikindirik hayatın, bir o kadar sikindirik ilişkilerin. Belki de bir çoğunuzdan fazla gelip konuyor kafama, yüreğime bir dünya soru, endişe, korku, anlayamamazlık… İçine ettiğim çok oluyor tadı çıkartılası anların. Bugün bir arkadaşıma yazdığım gibi; mükemmel hatalarım oldu, ileride olacakların daha mükemmel olmaları için imtina gösteriyorum. Daha güzel bir deli olabilmek için falan. Yalnız tüm uğraşlarım neticesinde bir tek şunu başarabildim: Bu tür şeyler geldiğinde aklıma içimde iki kişi varmış gibi konuşturuyorum onları. Ki; çoğu zaman kavga ediyorlar. Biri diğerinin kafasına patlatıveriyor falan. Ve endişeli tarafın ağzını bantlıyorum. Olmadı mı; duymazdan geliyorum onu, fanusun içine hapsediyorum. Anı yaşayabilmek için…

Geçen gün annemin arkadaşlarıyla beraberdim. Feci keyifli hatunlar, seviyorum hepsini. Çok şey dinliyorum onlardan. Öğreniyorum diyemiyorum çünkü kimsenin tecrübesinin kimseye öğretici olabileceğine inanmıyorum. O kazık girecek bir kere göte işte ancak o zaman öğreniyor insan.

Ama çok şey görüyorum onlarda; anneliğe dair, kadınlığa dair, insanlığa dair, birikmişliğe dair. Şu kafatasının içinde hapsolmuş pandoranın kutusu var ya, adına beyin dedikleri; nasıl bir yazılımı var! SAVE tuşuna bastın mı anam, bitti iş. Vay anasını! Kilitli kutu lan. Içine aldığını öldür allah bırakmıyor.

Işte diyeceğim o ki; anlattılar, dinledim. Annelerin gözünde hiç büyümeyen çocukları hakkında, endişeleri, geçen hastalıklar, olan hastalıklar, kabul edilenler, edilmeye çalışılanlar, görmezden gelinenler, kocalar… Zaman zaman gözler doldu, eller tutuldu, susuldu, kahkahalar havalarda uçuştu… Deniz coştu, duruldu, bulutlar gittiler, mavi canlandı, çayın demi tatlandı, ayva tatlısı yendi…

Muhabbetin ucundan tutup ‘ Boşver tatlım, sıyır bu düşüncelerden kendini an da kalmayı dene.’ diyecek oldum boncuk gözlü, badem dudaklı olanına. Sonra mı? Sonra hayatım boyunca aklıma kazınmış cevapların yanına bir yenisi daha yazıldı: ‘’ Biz sizler gibi yaşamadık ve sanırım öğrenemeyiz de hayata sizin gibi bakarak yaşamayı. Bizim zamanımızda –an da kal, -anın tadını çıkar yoktu. Bizim için yalnızca geçmiş ve gelecek oldu, hala da öyle. Maalesef böyle. Çağın kadınları sizin gibiler. İyi ki…’’

O günden beri düşünüyorum. Geçmişte kaldıkları halde kapanamamış hesaplar, kabuk tutmasına izin verilmeyen yaralar. Henüz gelmediği halde gelecek günler için endişe duyuyor olmak. Nasıl yorucu. Yağmurluk bünyeye kaynamış. baktım ki, ulan bu baya baya biziz, hepimiziz. Çağ mağ dinlemeyen bir şey bu hal. Hepimiz biriz. ( Son paragraf tam pankartlık oldu. ) Tek fark aramızdan üç beş çatlak çıkıyoruz işte; ‘’ An da kalın. Takmayın. Taktır mayın. Affedin. Unutun. Yaraların kabuk tutmasına izin verin, tırnak atıp yolmayın.’’ gibi laflar ediyoruz. Ama birileri demeli? Dürt meli? Yoksa nice halimiz. Boka sararız.

Böyleyken böyle işte. Biz niyet edelim: Yağmurluksuz gezeceğimiz günler çok olsun. Hafta sonu uğurlu olsun. Her şey değişebilir onun ne zaman olacağı da belli değil o sebeple akışa bırakalım. Eyvallah.

 

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 06 Mart 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

eskiden

ozgurtamsen

577475_299116040222387_1109147942_n

Şimdi şu yukarıdaki fotoğraf var ya işte o çok eskiden çekilmiş bir fotoğraf. Eskide kalmış günlerde çekilmiş bir fotoğraf. Oyun oynadığımız günlerden… Orada çocukluğum var. Büyük ninemin Birinci markalı cigarasını tüttürdüğü yıllardı. Ananem hayattaydı o eski günlerde. Hayattaydı, dedeme aşkla bakardı ananem. Gülümseyişlerimiz yorgun değildi şimdiki kadar. Gözlerimizde silinemez izler daha az dı bizim. Daha az aldatılmıştık. Daha az ağlamıştık. Ve daha az kaybetmiş, kaybolmuştuk. Kurban bayramı arifesinin o soğuk gününü yaşamamıştık biz. Arife günleri şimdiki gibi korkutamazdı beni o eski günlerde. Olur olmaz her şeye de gözlerim dolmazdı benim.Yumurta haşlayıp pikniğe giderdik o günlerde. Çakıl taşlarının üzerinde ateş yakıp midye pişirirdik tenekede. Deniz kestanesi batardı ayaklarımıza. O günlerde yüzmeyi dedem öğretmişti biz çocuklara. Tabakta kalan yemeğin arkamızdan ağlayacağına inanırdık. Güller daha pembeydi o eski günlerde. Filmler siyah beyazdı. Zeki Müren dinlerdik TRT 1 ekranlarında, sesinin yıllar sonra hatırlatacaklarından habersizdim. Top oynayacak arsa vardı mahallelerde eskiden.  Babalar daha çok evde…

View original post 259 kelime daha

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Kasım 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

mesela

Buralardayım! Arada gidiyor tekrar buralara geliyorum. Buralardayken başka yerleri özlediğim yok. Ama arada sırada oralara, buralara gitmek iyidir. Arada mekan değiştirmek iyidir. İyiyim.

Az önce uyandım, geceyarısı. Aklıma takılmış: ‘’Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ‘’ sözü anlamsız, değil mi? ‘’Eski’’ adı üstünde, eskimiş, bitmiş, geçmişte kalmış… Zaten neden her şey eskisi gibi olsun ki? Her şey neden hep aynı kalsın? Neden?

Her şey taptaze, canlı, ışıl ışıl, farklı olsun. Bir bakış gelsin mesela, davetsiz. Bir çift laf edilsin, beklentisiz. Bir el konsun omuzumuza, ansızın. Sonra değişsin her şey, en azından bazı şeyler. Tazelesin, umutlandırsın, çoğaltsın, heyecanlandırsın mesela.

Gerçi hep başkalarından beklemekte olmaz. Biz mesela… Biz yapalım. Ben mesela! Sen mesela.

Yoğurt kabına çiçek dikelim mesela. Herkes uyurken kalkıp sessizliğin içinde bir bardak su içelim, sessizce. Kakamızı yapabildiğimiz, işeyebildiğimiz, yemek yiyebildiğimiz için şükredelim, mesela. Kahkaha atarken utanmayalım. Sevişirken sarkan mememizi, göbeğimizi düşünmeyelim, dalıp gidelim anın içine, mesela.

Geçmişi düşünmekten vazgeçelim. Gelecek için endişelenmekten vazgeçelim. Değiştiremeyeceğimiz şeyler için didinmekten vazgeçelim. Kabul ya da terk edelim. Şikayet etmeyi bırakalım. Yargılamayalım. Yadırgamayalım. Anı yaşayalım, mesela. En azından çabalayalım. Elimizden geldiğince, yüreğimiz döndüğünce, aklımız yettiğince. Bu kadar bilmişlik, bilgecilik, iç dökmecilik yeter sanırım. 

Burada değilken iki film izledim onlardan da haber salayım sonra gideceğim. Bir tanesi sanatın, sanatçının ne, kim olduğunu anlattı bana. Yaşamak için değil, resim yapabilmek için yaşayan bir kadının hayatını anlattı. Büyülendim. Hayran oldum. Seraphine!

 MV5BMTg3MzAxMjc0NF5BMl5BanBnXkFtZTcwMjEyODU1Mg@@._V1_SX640_SY720_

 

Diğer film yeryüzünde yaşayan tüm insanlar için olan düşüncemi anlatıyordu: Dünyada iki tür insan vardır ve hep olacaktır. İyi insanlar ve kötü insanlar. Dengeyi sağlayan şey bu. Benim Adım Khan!

 my-name-is-khan

 

Şimdi bugün topraklarını tazelediğim, yeni diktiğim çiçeklere milyonuncu kez bakmak ve tebessüm etmek için balkona çıkacağım. Her nerede, kiminle iseniz selam olsun. Sağlık olsun. Çıkmazda hissediyorsanız unutmayın BU DA GEÇER diğer geçmiş olanlar gibi… Sevgiyle…

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 02 Haziran 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , ,

yumuşacık…

Kız kardeşle geçen, gene ve gene muhteşem bir gecenin sabahı,

Geceden kalan düşüncelerin dilimde olduğu bir sabah.

Ablalıkla anneliğin çok benzer şeyler hissettirdiğini bir kez daha hissettiğim bir sabah,

Kahvaltı hazırlamak istemediğim ama mecbur olduğum üstüne manyakça bu mecburiyetten için için mutluluklandığım bir sabah.

Ankara’dan gelecek olan misafirlerimizin heyecanının süslediği bir sabah.

Sağ gözümde çıkan arpacığın çapaklandırdığı bir sabah.

Oğlum Oğuz’un nefesiyle uyandığım bir sabah.

Kardeşimin kızı Duygu’nun saçlarının renginde bir sabah.

Adı Pazartesi olan bir sabah.

Duygusu huzur olan,

Duygusu yumuşacık olan bir Pazartesi.

özgür tamşen yücedal 

Özlem’e not: Zumba bir hayvandır????

 
1 Yorum

Yazan: 04 Şubat 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: