RSS

Etiket arşivi: rüya

rüya işte

 

 

Sokakta sabahın serinliği, sessizliği, ezanın duası var. Kadını sokağa çağıran, ‘ Zamanı geldi kalk, ’ diyen işte o dua…

Üzerindeki mavi pijamanın paçaları yeri süpürüyor, beyaz atleti ürpertisini engelleyemiyor. Ayakları yalın, üzerine bastığı çakıl taşları canını yakmıyor.

Bunun bir rüya olduğunu biliyor. Uyanmıyor. Uyanmak istemiyor. Gözlerini yumulu tutmak için gözkapaklarını sıkıştırıyor. Peşini bırakmıyor rüyasının içindeki kendinin.

Sokağın sonunda bir kahvehane var, peynircinin yanında.

İşte o sarı kedi… Karşısına her çıkışında tanışıyorlar mış gibi bakıyor gözlerine kadının. Geçen Kadir gecesi minareden yükselen ilahilerin peşinde gene sokağa sürüklenmişken, ki üzerinde aynı mavi pijama vardı, miyavlayarak uzanmıştı ayaklarının dibine. Yakarıları, ağlaması bitene kadar ayrılmamıştı kadının yanından şimdi rüyasındaki aynı sarı kedi.

Ahşap mavi sandalyeleri var kahvehanenin. Aslında rahat edemiyor üzerlerinde otururken, galiba mavinin huzuru bastırıyor rahatsızlık hissini kalkamıyor her defasınıda. O ahşap mavi sandalyeleri olan kahvehaneye tekrar gitmek için yürüyor. Üşüyor. Tek istediği oraya ulaşabilmek.

Biliyor çünkü. Orada onu beklediğini biliyor. Nereden? Ne zamandan? Nasıl oldu, bilmiyor. Tek bildiği onu orada bulacağı.

Rüyasının içinde olmasa söyleyecek, onun aslında mavinin koynunda, ummanın bilmem neresinde olduğunu ve ne zaman döneceğini, dönüp dönmeyeceğini bilmediğini.

Ama rüya işte… Kaybolsun istemiyor tekrar kavuşabilme umudu.

Söylemiyor kendine gelmeyeceğini… Gözkapaklarını daha sıkı yumarak yürüyor.

Olur da görür onu rüyasının içinde diye.

Sarı kedi gerisinde kalıyor.

Artık tek başına…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Ekim 2019 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

sarı

İçi darmadağınık, gözleri kan çanağı… Kendini kıskançlığın pençesindem kurtaramayan adam yatak odasının kapı eşiğinde öylece durdu. Camdan gelen esintiyle açıldı aralık kapı. Uyku kokuyordu oda, rengi sarıydı. Yan kıvrılmış yatıyordu kadın, uykuya teslim. Sağ eli yastığın altında saklanmış. Bacağı yorgandan sıyırmış kendini. Tebessüm buğday tenine konmuş. Bir adım atsa adam, sarının içinde uykunun kokusunda olacak. Adamın istediği; yastığın altında saklanmış olan eli tutmak, kendini yorgandan sıyırmış bacağı okşamak, kadının tebessümünde öpücük olmak. Tebessümün sebebi olan rüyanın içine girebilmek. Girip, kadının yanında rüyanın içine hapsolabilmek. Rengi sarıydı odanın, uyku kokuyordu.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Haziran 2015 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , ,

merhaba!

Screen Shot 2014-11-20 at 12.21.59 PM

Davetli misafirimdin dün gece. Kapıyı açtığımda karşımdaydın; derinine bakınca Karadenizin yeşiline çalan gözlerinle, aşkla karşımdaydın. Yanağına kondurduğum öpücükle içime yayıldı huzur, tüm bedenimi sardı huzurun… Soluğumu tutup yumdum gözlerimi hapsedebilecekmişim gibi seni en derinime. Belimden kavradığında daha sıkı sardım bedenimi sana, içine hapsedebilecekmişim gibi kendimi. Yokluğunda içimi yakıp kavuran özlem, yaş oldu aktı gözlerimden yüzümdeki tebessüme inat. Yokluğunda dudaklarıma vurulmuş olan mühür bozuldu dudaklarım dudaklarında eriyip tutku olurken. Birbirimize yazdığımız her bir kelime harflere bölünüp döküldüler yerlere… Herkes uyuduğunda dünyanın derdini sırtlayan dervişin sevdasını yazdığı gül kokulu aşk mektuplarına yazıldılar, teker teker. Derviş yarin hasretine dayanamayıp yaktığında aşk mektuplarını ve gece bu sevdaya dayanamayıp günü ağarttığında, gecenin peşi sıra seninde gideceğini biliyordum. Ve ben her sabah olduğu gibi gidişinin ardında erkenden karşılayacaktım günü; gül kokusuyla üzerime yağsın diye kelimeler…

Takaların motor sesleri duyururken gecenin isyanını, yastığıma sinen koku haber veriyorken günün gelişini hepsine inat açmak istemiyorum gözlerimi. Yerlere dökülen harflerin üzerine basıp soyunmak istiyorum seninle. Gözlerinle boyanıp Karadeniz olmak istiyorum. Dalgalarında boğulmak… Özlemek istemiyorum! Sen olmak, seninle olmak istiyorum aşk. Martılar taşımasın aşk mektuplarımı, ben fısıldayayım kulağına aşkımı. Parmakların bedenimin kıvrımlarına karışsınlar, bir olsunlar bedenimle. Bağrım sığınağın olsun. Coşkun, heyecanım olsun. Çığlıklarım şarkın olsun. Bizim için gökkuşağından renk seçeyim, mavi olsun.

Davetli misafirimdin dün gece. Gördüğüm her senli rüyada daha fazla özleyeceğimi bile bile çağırıyorum seni sevgili, davetlimsin. Rüyaların rüyalarıma yol olsun sevgili, geceler aşkla aydınlansın, bizim için yıldız seç gökyüzünden… Bir babaanenin torununa yolladığı hediye gibi kabul et beni, bir çocuğun sevinç çığlığında duy beni, denizin mavisinde hayal et beni ve rüyanın en masumunda hisset beni…

Merhaba!

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Kasım 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

neredeyse…

Screen shot 2014-09-21 at 19.17.18

Neredeyse gördüm adamın öldüğünü.

‘Sana gidelim. Merak ediyorum yaşadığın yeri.’ dedim. İşinden çıktığı geç vakitti. Geniş caddelerden yürüdük o önde ben peşi sıra. Yalnızdı. Yalnız insanların çelimsizliği vardı yürüyüşünde. Elinde kahverengi çanta. Dar sokaklara girdik sonra. Parke taşı döşeli dar sokaklara… O sokaklardan birinde mavi kapısı olan bakkaliyeden sigara aldı kendine. Konuşmadık hiç. Denizin dalgalı sularını gören, mahallelerden birinin en ucunda, çıkmazında küçük bir eve geldik. Dar merdivenli… Evin içini görmedim. Kapısını açıp çantasını açtığı sokak kapısının hemen önüne koyarken kokusu çarptı yüzüme. Ağırdı. Bayat kokuyordu.

Boyumdan sonrası tellerle örülüydü başımı dayayıp denizi izlemeye koyulduğum taş duvarın. Kafamı dayayıp sessizce seyre koyuldum dalgaları. Gözlerim doldu. Parmağıyla işaret ederek az ilerideki kayalığın üzerindeki tahtadan yapılmış küçük kulübeyi gösterdi bana. ‘ Ben yaptım. ‘ dedi. Kimin için, ne için yaptığını söylemedi. Ben de sormadım. Sustum. Gözlerim doldu. İçimde buraya getirmekle beni kabul edişinin mutluluğunu yaşıyordum. Ona ait birşeyi paylaşmama izin vermiş gibi.

‘ Burayı görmüştüm rüyamda. ‘ dedim. Gülümsedi. Yalnızlığın çelimsiz duruşuna yakışmamıştı gülümsemek. Sarıldı omuzuma.

Gittim sonra ben. Ardıma da bakmadan.

İki gün sonraydı… Bisikletle geçti yanımdan arkadaşı. Hızlıca. Suçlama vardı bana bakan gözlerinde. Peşinden girdim duvarına bisikletini dayayıp kapısından girdiği gümüşçü dükkanına. Fildişi bir bileklik taktım ince bileğime. Tamir etmeleri için vermişim. Tamir etmişler. Arkadaşı usulca ‘ Öldü. ‘ dedi. Dönüp baktım şimdi suçlama yerine acı olan gözlerine. Sustu. Ağlıyordu. Gerçekti. Ölmüştü. Öldürmüştü kendini. Çelimsiz yalnızlığına yakışmıştı ölüm. Ama ağır gelmişti.

Yağmurun yıkadığı, deniz kokan, yeşil ormanın içindeyim sonra. Üzerimde beyaz gömlek. Dizlerimin üzerinde duruyorum. Yığılıp kalmışım sanki dizlerimin üzerine. Gökyüzüne bakıyorum. Çığlık atıyorum. Avazım çıktığı kadar… İçimin en derin yerinden geldiğini bedenimde hissettiğim çığlıklar atıyorum. Yeşil…

Oğuz ‘ Susadım anne. ‘ diye dürterek uyandırdığında kurumuştu boğazım. ‘Neredeyse gördüm adamın öldüğünü’ diye fısıldadım kendi kendime. Kalktım yataktan. Karanlık koridordan yürüdük ikimiz. Su doldurdum mutfak tezgahının üzerinde duran bardağa. Gözleri yarı açık Oğuz’a verdim. Yatağına döndü sonra O. Kalem aradım. Bu satırları yazdığım pembe kalemi buldum. Çöpten çıkarttığım penye ambalaj kağıdının ters yüzüne yazdım tüm bunları henüz iki saat önce uykuya geçmiş bedenimde en çok bacaklarım sızlıyorken. Boğazım kurumuştu. Kendim için bir bardak su doldurdum.

Yalnızlık ağır olmalı. Öldürürken kendini iple ayağa bağlanan taş gibi.

Adam öldü. Ve ben neredeyse gördüm.

 özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Eylül 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

semen’e

Screen shot 2014-06-20 at 00.07.20

Ölüm karanlıktan aydınlığa mı?

Ölüm aydınlıktan karanlığa mı?

Hep aydınlığa olduğuna inandım.

İnanmak istedim hep aydınlığa olduğuna ölümün.

Bugün öyle bir haber aldım ki, arkadaşımızın yolculuğunun aydınlığa olduğuna inanmak istiyorum. İnanıyorumda! Sonra bir rüya istedim. Kelebeğin Rüyası’nı izledim. Diliyorum ki, Semen kelebeğin rüyasında olsun. O kelebek rüyasından uyansın aydınlığa. Ve ben diliyorum ki, oğlunun hayatı pırıl pırıl parlasın annesinin ardından.

Böyle günlerde bir kez daha tamamen anlamsız kalıyor hayat dediğimiz kargaşaya ait her şey. Bir toz zerresi gibi yaşamak lazım diyor insan, nereye savurursa rüzgar oraya savrulup teslim olmalı insan diyor. Hatırlanacak ne kalıyor geriye! Yalnızca hissettirdiklerimiz, hissettiklerimiz kalıyor geride. Semeni’in kıvırcık saçları kaldı. Rüzgarla gelen gülüşü kaldı. Okulundaki çocukların kahkahaları kaldı.

özgür tamşen yücedal

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı.

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.

 

Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

Kalbinizi dolduran duygular

Kalbinizde kaldı.

 

Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.

 

Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vaktiniz olmadı.

Behçet NECATİGİL

 

Güzel olan yaşadığımızdır

Birgün öleceğimiz değil.

         Muzaffer Tayyip Uslu

 

Ben ölsem be anacığım

Nem var ki sana kalacak

Ceketimi kasap alacak,

Pardösömü bakkal

Borcuma mahsuben…

Ya aşklarım

Ya şiirlerim ne olacak

Ya sen ele güne karşı

Nasıl bakacaksın insan yüzüne

Hülasa anacığım

Ne ambarda darım

Ne evde karım var.

Çıplak doğurdun beni

Çıplak gideceğim

      Rüştü Onur

 

 

 

 

 
5 Yorum

Yazan: 19 Haziran 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

şarkı söylemeye başlıyor…

Screen shot 2014-06-07 at 17.41.31

Sağdaki dik yokuştan gitmem gerektiğini söylüyor pazara giden yolu sorduğum şişman kadın. ‘’Gel otur soluklan önce, yorulmuşsundur.’’ deyip çekirdek ikram ediyor bana. Bahçe kapılarının önünde duran mavi banka oturuyoruz, yanyana. İki tane kocaman, siyah köpek yanaşıyor yanımıza. Burun burunayım köpeklerle. Korkmuyorum. Sakince uzaklaşıyorlar, selam almış gibi. Teşekkür edip ayrılıyorum şişman kadının yanından. Dikenli tellerle çevrilmiş dik yokuştan tırmanıyorum. Ellerim kanıyor. Canım yanmıyor. Pazardayım.

Uyanıyorum sonra. Gördüğüm rüyayı not etmek için kağıt kalem arıyorum. Yazıyorum rüyamı. Farkına varıyorum sonra hala uyanmamış olduğumun. Rüyamın içinde rüyamı yazıyorum, elimde kalem.

Sevgilim. ‘’Merhaba!’’ diyorum usuldan, uzanıyorum yanına. Dışarıya çıkacakmışız. Üzerimde bana büyük siyah bir elbise. ‘’Gitmeyelim. Burada kalıp sevişelim.’’ diyorum. ‘’Rüyamı anlatayım sana.’’. Aşkla bakıyorum gözlerine. Bir şey söylemiyor. Suskun. Girişleri ayrı, iki katlı, ahşap evin bahçesindeyim. Rüyamı anlatıyorum, parmaklarımı saçlarıma dolamış, dalgın dalgın. Sonra evdeki herkesle beraber sevgilimde gidiyor. Yalnız kalıyorum ben. Kardeşimi görüyorum sonra; ‘’Neden giydin o siyah elbiseyi. Sende giderdin işte onlarla.’’ deyip dönüyor sırtını. ‘’İstemiyordum.’’ Diye mırıldanıyorum ardından bakarken kardeşimin.

Tekrar eve girmek için merdivenleri çıkıyorum. Çok güzel genç bir kadın açıyor kapıyı. Yanlış geldiğimi söyleyip dönecekken durdurup içeriye buyur ediyor beni. Uzun, kalabalık bir masa. Kızkardeşleriyle, yeğenleri gelmişler. Çeşit çeşit makarnalar var uzun masada. Tam tabağıma koydukları makarnayı yemeye başlamışken ben, şarkı söylemeye başlıyor çok güzel genç kadın. Masadakiler eşlik ediyorlar ona. Dalmışım. Kendime geliyorum şarkıyı bitirdiklerinde.

Uzun masada oturuyoruz. Kar yağıyor. Elimde buz parçaları… Üzerimde beyaz havlu… Masada karşımda oturan uzun boylu genç adam ayağa kalkıyor. Güzel gülüşlü genç adam. Rüyamın içinde olduğumu biliyorum. Rüyamın içindeki uyanıklık hissi, gerçeklik garip geliyor.

Uyanıyorum.

 özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Haziran 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

denizkızı

Okyanusun kenarında beyaz bir ev. Kocaman. Bahçesinde palmiye salkım saçak. Denizle arasındaki uçsuz kumsal, beyazlığı örtü yapmış. Geniş verandasında beyaz mobilyalar, yerde kırılmış bardaklar… Ama en çok oradan oraya savrulup duran bebek arabasının hareket eden tekerleklerinden duyulan gıcırtının sesi var verandada. Bulutların kaplamış olduğu gökyüzünde esen çılgın rüzgârla alabora deniz. Rüzgârın açıp kapadığı pencereler.

Etrafta kimse yok. Duyulanlar yalnızca köpüren dalgalar, çarpıp duran pencereler, tekerleklerin gıcırtısı. Beyaz evin üst katında yatağının içinde büzülmüş yatıyor kadın. Sıkıca yummuş gözlerini. Dinliyor tüm olup biteni. Korkuyor. Pencerelerin kapanıp açılmamasını istiyor. Bitsin istiyor. Sussun bu büyük sessizlik.

Sonra aniden bir şey oluyor. Okyanus kenarında beyaz ev. Kocaman. Güneşin eteklerine eğiliyor bulutlar. Başlarını yerden kaldırmadan usul usul çekiliyorlar önünden. Gıcırtılar azalıyor. O an aklına gelmişçesine heyecanla yataktan fırlıyor kadın. O koşarken üzerindeki beyaz, keten geceliği siliyor ardında bıraktığı izleri. Verandaya çıkıyor. Bebek arabasında bir çocuk gülümsüyor. Mutlulukla buğulanmış gözleriyle kucaklıyor çocuğu. Ev kalabalık. Sessizlik kalabalık. Deniz turkuaz.

images

Kıyıya yaklaşan yelkenli. Kadının kucağında çocuk. Gerim gerim gerinen yelkenlinin içinde uzaklaşıyorlar kıyıdan, kalabalık. Güneşin içinden atlayıp ışıklar saçarak onlara doğru yüzen şey kamaştırıyor gözlerini. Gittikçe yaklaşıyor. Denizkızı. Başını sudan çıkartan denizkızı; omuzlarına düşen sarı saçları, turkuaz rengi gözleriyle gülümsüyor. Tekneyle beraber yüzmeye başlıyor. Kıyıya geliyorlar. Suyun içinde kırmızı çakıl taşları var. Kadının elinde bir avuç kırmızı çakıl taşı. Çocuk gülümsüyor. Denizkızı korkuyor. ‘’ Korkuyorum.’’ diyor ‘’ Dilimde beş harfli, sihirli bir kelime var. Söylemeliyim. Söylemeliyim ki; bozulsun büyü. Uyansın insanoğlu. ‘’

Çocuk ‘’ Söyle.’’ diyor.

‘’ Ben söylerken elinizde tuttuğunuz ne varsa yapışıp kalacak sizlere. Lütfen özgür bırakın kendinizi. Siz bize inanmayı bırakalı çok oldu. Çok savaşlar geçti üzerinizden. Biz vazgeçmedik sizden.‘’

‘’ Söyle bozulsun büyü.’’ diyor çocuk. Gülümsüyor çocuk.

‘’ Hayat !’’ diyor denizkızı.

Kalabalık sessiz. Kadının elinde çocuk. Kalabalığın elinde dünya… Ağlıyor denizkızı. Işıklar saçarak yüzüyor güneşe doğru. Anlıyor ki insanoğlu vazgeçmiş. İnanmaktan vazgeçmiş. Hayattan vazgeçmiş.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mayıs 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: