RSS

Etiket arşivi: film

sen benim hayatımsın ( ferzan özpetek )

IMG_0694

Roma’da bir apartman dairesi… Her Pazar terasına kurulan kocaman yemek masası… Masanın etrafına oturan farklı hikayeleri olan insanlarla rengarenk o masa… Birbirlerini oldukları gibi kabul edebilmiş, sevebilmiş dostlar… Yargılamadan, ötesine düşmeden düşürmeden… Ve bir hikaye toplayıcı… Olduğu gibi kabul görüp, kabul edebilmiş birisi… Birbirlerine; ‘’ ‘’Ben’’ nerede bitiyor, ‘’Sen’’ nerede başlıyor… Bir bütünüz şimdi, sıyrılmış dizin benim, alnımı dayadığım omuz senin. ‘’ diyebilen iki aşık…

Romanı kafamda oluşan bu tablo ve büyük keyifle okudum. Hatta benimle Venedik’e geldi. Sayfalarının arasında San Marco meydanında önüme düşen bir tüy hatırasıyla kütüphanemde şimdi. Ilk sayfalarda yer alan paragraf ise karşılaşmalarımızın hiçbirinin tesadüfi olmadığına olan inancımın yazıya dökülmüş haliydi belki de onun peşisıra devam etmişimdir. Edebiyat parçalama derdinden sıyrılıp, olduğu gibi yazılmış dil rahatlatıcıydı. Ki; çok nadir de olsa gereksiz gördüğüm sıfat ve tasvirler bile kitabı elimden bırakmama sebep olmadı. Yazarın okuduğum ilk romanı. Diğerlerini bilmiyorum fakat ‘Sen Benim Hayatımsın’da ikisini bir arada yapmış Ferzan Özpetek; romanı okurken izledim. Keyifle…

özgür tamşen yücedal

Ufak ipuçları:
Read the rest of this entry »

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 03 Ocak 2016 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

kırmızı

matrix2-pills

Dün gece televizyonda Matrix adlı film vardı. Uzandığım koltukta kafamın üzerinde Ouz, ayağımın dibinde yatan Elf olduğu için filmi izleyemedim. Tuhaf mı? Hayır! Her zamanki gibi… Şükür, alıştım. Neyse işte filmi Morpheus ve Neo’nun arasında geçen ilk diyaloğun sonuna kadar izleyebildim. Şimdi, şu an, gecenin 03.46’sında uyanmış, çalışma odama inmiş ve bu satırları yazıyor olduğum için allahtan bu kadarını izlemişim diyor, bir kez daha şükrediyorum. Hangi diyalog mu; Morpheus’un Neo’ya:

mavi hapı alırsan,

bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

unutma..

sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil…

dediği bölümden sonrası yok. Işte Morpheus sordu ve ne bokunaysa ben: Kırmızı!

Diye yanıtladım. Hayır; sana mı sordular be kadın? Ne diye cevap veriyorsun? Yemin ediyorum dedim ama içimden dediydim. Ulan büyük umutlarla normale dönmesini beklediğim kafa iyice uçtu ya bende. Iki gecedir rüyalar beni benden aldılar. Misal; az önce bir atlılardan kaçıyordum ayağım takıldı düştüm, uyandım. Tekrar gözümü yumamadım. Yakalanıp yakalanmadığımı merak etmiyorum. Dün gece deseniz; kocaman bir gemide denizciydim, tuzdan yüzüm yandı, uyandım. Tekrar uyumak istemedim. Kalkıp yüzümü yıkadım, balkona çıkıp oturdum.

Hadi diyelim; kırmızı hapı yuttum. Abicim gide gide gideceğim harika diyar buralar mı? Amk! Bu mudur yani benim payıma düşen!

Fikrimi değiştirdim; kırmızı hapı iade edip maviyi yutmak istiyorum. Nereye başvurmam gerekiyor? Bilen varsa gözünü seveyim yardımcı olsun. Ya da kırmızı hapı yutmak isteyen varsa rüyaları değişelim. Ben sahip olduğu kafayla hayatını ite kaka idame ettirebilen, tüm eğitim hayatı boyunca peşini bırakmayan havuz problemlerinde; havuzun kaç saatte-kaç muslukla dolup boşalabileceğini çözememiş gariban bir kulum. Bu hap tı, map tı bana birkaç beden büyük, bünyeme ağır. Bir de sonu gelmiyor bendeki soruların, cevaplar peşinde koşmanın. Gerçek söylüyorum… Yardımcı olabilecek olan ve susan varsa eğer sonsuza kadar sussun.

Bak çözemediğim başka bir soru daha var: bu çocuk doğurur doğurmaz daha haftasına fiziksel olarak doğumdan önceki kilo-görünüşlerine dönüveren hatunlar hangi renk hapı yutmuş oluyorlar!!! Işte ben o haptan istiyorum. Çocuk doğuracağımdan falan değil, yiyip yiyip kilo almak istemeyişimden. Bir tek bu konuda normal olmak istemiyorum. Evet! Bence kesinlikle ben ve benim gibiler normaliz onlar anormeller.

Saat 04.30 oldum diyor. Ben şimdi tekrar uyumak için yatağa gidiyorum, belki rüyalar sakinlemiş beni bekliyorlardır. Zaten onlar beklemiyor olsalar bile kesin Ouz sürüne sürüne bizim yatağa ulaşmış o bekliyordur.

Tatlı rüyalar! Iyi sabahlar! Uyuyanların pirelerine selam. Uyanık olanlara ise kolaylık diliyorum.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

NOT: Merak edenler için diyaloğun tamamı:

morpheus : hoş geldin neo. tahmin edebileceğin gibi ben morpheus’um.

neo : seninle tanışmak bir onur.

m : hayır. o şeref bana ait. lütfen. gel, otur. eminim şu anda kendini tavşan deliğinden düşen alice gibi hissediyorsundur.

n : öyle denilebilir.

m : gözlerinden belli. sende gördüklerini kabullenen birinin gözleri var uyanmayı beklediğin için tuhaf ama bunlar gerçekten pek uzak değil. kadere inanır mısın neo?

n : hayır.

m : neden?

n : hayatımı kontrol edemiyor olma düşüncesini sevmem.

m : ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. neden burada olduğunu anlatayım. bir şey bildiğin için buradasın. bildiğini açıklayamıyorsun. ama hissediyorsun. hayatın boyunca hissettin. dünyada ters giden bir şeyler var. ne olduğunu bilmiyorsun ama orada. beyninde kıymık gibi seni çıldırtan bir şey. seni bana getiren şey bu duyguydu. neden söz ettiğimi biliyor musun?

n : matrix mi?

m : ne olduğunu öğrenmek ister misin? matrix her yerdedir. etrafımızda. şu anda bile, bu odada. pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. vergi öderken. gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

n : ne gerçeği?

m : bir köle olduğun gerçeği neo.
sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.
dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapisanedesin.
beyninin içi bir hapisane. ne yazık ki, matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.
bunu kendin görmek zorundasın.
bu senin son şansın.
bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.
mavi hapı alırsan,
bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.
kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.
ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.
unutma..
sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil..

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ağustos 2015 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

sıkı sıkı

Screen Shot 2015-06-28 at 11.45.20 PM

Merhaba

Nasıl gidiyor? Ne mi; bulutlu yaz tatili günleri, çoluklu çocuklu bağırış çağırışlı günler, oruçlu günler… Araya sığışan yağmurlu günleri de atlamayayım. Kandırık bir yaz.

Durun unutmadan yazayım da üzerimde kalmasın; Oğuz az önce çıktı odamdan. ‘Ne yapacaksın?’ sorusuna ‘Yazmaca, okumaca’ yanıtını alınca ‘Eğer yazarsan herkese selam yazarsın.’ dedi. Selamı var.

Velet geçen hafta kamptaydı. Anam uğurlamak ayrı zor, beklemek ayrı zor. Hasretle kucaklamanın sabrı, özlemle geçen günlerde verilen sözlerin hükmü birkaç saat sürmüş olsa da bugünümüze şükürler olsun. Valizinin açılıp kirlilerinin ayıklanması süresi henüz bitmişti ki;

‘Oluuuum tamam oğlum.’

‘Ne halin varsa gör oğlum.’

‘Yeter lan, anne deme!’

‘Valla bak iyice doyur karnını akşama kadar yemek memek hazırlayamam bir daha!’

Ve benzeri cümleler sıralanmaya başlanmıştı bile. Bu sabah kendimi ‘Anneee???’ seslenmesi karşısında ‘Ne varrrrrrr!’ diye böğürürken yakaladım. Utanmadım. İyi ki utanmamışım çünkü vazgeçmedi ve bu defa pusula yazıp tutuşturdu elime: ‘Bakkala gidebilir miyim? Evet diyorsan ‘Evet’ kutucuğunu, hayır diyorsan ‘Hayır’ kutucuğunu işaretlersin.’ Tebessümle sustum.

Ney miş; hayat iki seçenekli bir sınav mış! Evet – Hayır, Git – Gitme, Sev – Sevme, Söyle – Söyleme, Yalanlar – Gerçekler… hep sınav, hep sınav. Bir de hep bir koşturmaca. Yapacak bir şeyinin kalmayacağı, koşturmak isteyip koşturamayacağın günlere doğru bir koşturmaca. Benek adlı arkadaşımın deyimiyle ‘İç organlarım bile yoruldu.’. Ulan uyumak bile fayda etmiyor diyeceğim, diyemiyorum. Biraz fazla uyuyacağım diye aklım çıkıyor. Ne gün doğumunu ne de kararmış günü kaçırmak istemiyorum. Geride bıraktığımız Cumartesi’de o günlerden biriydi. Uykuya geçişimin üzerinden üç saat geçmişti ki 05.00’de Özlem’in kalk mesajıyla uyanıp güneşi karşılamak için bir termos kahveyle sahile gittik. Mucizeye tanıklık edercesine dualar, şükürler, şarkılarla karşıladık günü. İlk defa gün doğumu seansımıza katılan kızım Elif; şaşkın. Eve döndükten bir saat sonra hazırlamış olduğumuz piknik sepetiyle tekrar indik sahildeki parka. Özetle; ‘deli sikmiş gibi ne dolanıp duruyorsun’ derler ya, aha o misal. Nereye gitsek erkenci esnafla bir tanış durumumuzun olma sebebi hep bunlar. Duraktaki şöförler, kaldırımlardaki simitçiler, parklardaki temizlik görevlileri, çevrede büfe varsa çaycıları. Allahtan arabaların dile gelme ihtimali yok, ‘Oturun kıçınızın üzerine.’ diye saydırırdı.

Görüşmediğimiz süre zarfında benden havadisler hemen hemen bu kadar. Bunların yanında çok güzel şeyler okudum. Yeni şeyler öğrendim. Du bakayım; biriyle tanıştım mı? Yok o mecrada bir yenilik yok. Tanıdıklarımın bir çoğu da tatildeler.

Aaa durun durun bak öğrendiğim şeyler arasında en sevdiğim hangisi:

Kavuk: Osmanlılar için “kefeni başında gezer” sözüne yol açmış başlık türüy müş. Sebebi ise kavuk denilen başlığın upuzun bir kumaşın çevrilerek üstüste toplanmış olması, açıldığında içindeki kumaş kişinin kefenini oluşturması ve sıksık ölümü hatırlayıp ona göre karar vermelerini sağlamak mış. Öldükleri zamanda direk başlarındaki kefenle gömülürler miş. Birer kavuk edinsek mi. Bak o, tarzım senin tarzını döver yarışması vardı ya programdaki jüri modernize edip taksalardı birer tane kavuk, sokaklar kavukludan geçilmezdi, net. Aman neyse herkesin kavuğu kendine. İster başa ister kıça takılsın.

Bir de; bu öğleden sonra izlemiş olduğumuz filmi önerebilirim; Hayatımın Şarkısı. ( http://www.beyazperde.com/filmler/film-214860/ ) Özellikle ergen çocuğu olanlara öneriyorum. Biz ailece izleyip çok beğendik. E biraz ağladık ama dedim ya ‘Güzel bir aile filmi’. Ailenizle paylaşın.

Tüm bunlar yaşanırken ailemize mutluluktan ağlatacak kadar güzel bir sağlık haberi geldi. Adı Damla olan ufacık bir kız çocuğuyla ilgili, kuzenimin kızı. ‘Bu dünya dualarla dönüyor’ un kanıtıydı bir kez daha yaşadığımız. Şükürle paylaştık. Şükrümüzü dualarımızla dağıttık. Her nerede şifa bekleyen, sabır dileyen varsa gidip açılan ellere, gönüllerine konsun diye havaya üfledik. Amin.

Ben şimdi sahurda yenecekleri hazırlamalı ve ufaktan ufaktan kaçmalıyım. Sözüm var vücuduma. ‘Dinlendireceğim seni’ diye söz verdim kendisine. Sözümü tutmazsam bir daha güvenmez bana.

Kendinize mukayyet olun. Nefsinizi sıkı sıkı, sımsıkı tutun. Öperim.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 28 Haziran 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

bileydim yapmazdım

MV5BMTEzMjc0NDcxMjVeQTJeQWpwZ15BbWU4MDMzODY0NjEx._V1_SX640_SY720_

Merhaba,

Iyisiniz, hoşsunuz inşallah. Aman benden ne olsun, inşallah. Fırtına kıyamet havalar… Ev deseniz ayrı fırtına kıyamet, okullar tatil çocuklar evde ve kaldı şafak yedi. Kahvaltıyla başlayan ‘’ Anne ne yiyeceğiz? ’’ konusuna girmiyorum bile, saldım. Çıkışı yok! Gittiği yere kadar yani zıkkımın pekine kadar yolu var. Can sıkıntısına ise çare henüz bulunabilmiş değil. Evde yapılabilinecek tüm oyunsal faaliyetler yapılmış, tükenmiş durumda. Tükenmenin bende ki noktası; çocuklara ( ve kendime ) poker öğretip tüm gün parasına evde kumar oynayasım var. Gerçi poker çok zor oyunmuş çocuklar belki ama benim öğrenebilmem için hiç ışık yok, bir ebeveynin aklından bile geçmemesi gereken bu ihtimal kafadan elendi.

Alışveriş merkezleriyle yalnızca benim haberim olan AVM’lerin hiçbirinin haberinin olmadığı husumet olmasa; git hergün bir tanesine dolan dur, çocuklara çıkarken birer de hamburger menü tamamdır. Ama yok sevmememek sevmemektir, husumet husumettir. Mecbur kalıp bir iki üst üste, az aralıklarla gittiğimde beynim eriyormuş gibi hissediyorum. Olan avuç kadar beynim her an erimeye meyilliyken…

images

MrNobody

Bak beyin çöküşü, –erimek, -meri mek demişken… Dün beraberce oturup ( ki; doğal olarak oturuyorduk ) film izledik, iki tane. Önceki gün de Özlem’in önermiş olduğu konusu benzer bir tanesini izlemiştim ben, öyle kendi kendime ben.. Üzerine bu ikisini de izledikten sonra dün gece yatarken bende kayış tamamen kopmuştu. Hepimiz melül melül bakıyorduk. Oğuz telapatik olarak benimle konuşmaya çalışıyordu. Özlem sessizce bir köşe de ‘’ Acaba mı ulan? ‘’ diye soruyordu. . Ki; çocuklarım özellikle kardeşim ve ben zaten çok normaldik, kafalar garip soru-düşünce-endişe-cevaplar üretmiyordu ya dün akşamdan sonra seyreyleyin bizi artık… Aynı gece de ikisi ağır geldi, bileydim yapmazdım. Ben bu satırları yazarken uyuyorlar, hangi sorularla uyanacaklar merak ediyorum.

Hayır, benim kafada uyandığımdan beri garip gurup sorular…

Kimin yarattığı etkiyim lan? Hangi kelebeğin kanat çırpışı yım? Kimin kafasında yım? Bu neyin kafası?

Yapmamam gerektiğini bildiğim halde yaptığım şeyleri yaparken içimde ‘ Yapma ‘ diye haykıran ses paralel evrende yaşayan Özgür mü? Düşünemiyorum ya, zavallı daha çok yolar saçını başını, yazık.

Hele benimle telepatik olarak konuşmaya çalışan bir canlı yaşıyorsa yeryüzünde; işte onun hali hepten harap olmalı. Kafasında hiç susmadan konuşan sesler olan bana yakınımdakiler laf anlatmakta bunca zorlanıyorlarken uzağımda birinin beynime ulaşabilme ihtimali yok. Siktir ya görüyor musun şimdi, düşününce hoş gelmedi. Filmde ki gibi bir ulaşanım olamayacak demek.

Peki; doğaya bu kadar hassas davranıyorken dünyanın tükenişinin filmde konu edilen evresine şahit olmak. Istemiyorum! Oğuz da merak etti, tüm bunlar ne zaman olacak diye. Allahtan ablası ‘’torunların görür belki’’ diye avutmaya çalıştı kardeşini. İşe yaradı mı? Ne şekilde pek bilmiyorum ama Oğuz torunu olmasın diye ileride evlense bile çocuk yapmamaya karar verdi.

Bu evrenle uğraşıyorken, film tut başımıza bir de paralelini ya da paralellerini çıkar. Zamanla geçer, düzeliriz?

Tüm bu endişe, soru işaretlerinin yanısıra sevginin zamanlar, gezegenler arası kaybolmayan, hep hissedilir olduğu ihtimali güven vericiydi. Yerde- gökte, dünyada-galakside sevmeye, sevmeye çalışmaya, emek vermeye, olduğu kadar, gittiği yere kadar sevmeye devam.

Hele AŞKın nelere ka^dir olduğu… ‘’ Off ulan! ’’ diye inletecek cinsten.

Ayyy haydeyiN, haydeyiM! Uzatsam uzayacağı yere kadar gidesi var anlatısı olduklarımın. Ama öncelikle çişim geldi kalkıp tuvalete gitmeliyim. Iki; biraz daha uyumak istiyorum, kendimi yağmur sesi eşliğinde yorganlara sarasım var. Son yazdığım için çalışanlardan özür dileme hakkımı kullanmak istiyorum, kullandım. Kabul edersiniz, lütfen, bir zahmet.

Işte son durum raporumuz bu dur… Bloğun adı olduğu üzere birçoğunuz için AŞİNA DUYGULARdır, tahmin ediyorum. Olsa da, olmasa da…

NOT: Bahsettiğim duygu, düşünce, endişe, hayal vb. duyguları hangi filmlerde hissettiğimi-mizi ayrı ayrı yazamadım valla sabahın bu saatinde. Bilenler bilmeyenlere anlatırlar artık. Öperim.

özgür tamşen yücedal

Güzel bir hafta diliyorum. Off ulan dedirtecek aşk ( aşklar ) diliyorum. Sağlık diliyorum. Huzur diliyorum. Melekler korusun. Amin.

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Şubat 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

ölümsüzlük?

Robin-Williams.-006

Geride bıraktıklarımız yalnızca hissettirdiklerimiz, hissettirebildiklerimiz, ötesi berisi boş! Hayata veda eden sanatçıların arkalarında bıraktıkları buna kanıt değil mi? Barış Manço, Kazım Koyuncu, Müslüm Gürses, Ahmet Kaya, Neşet Ertaş, Zeki Müren … öldüler mi! Amy Winehouse, Michael Jackson hayatta olmamaları şarkılarını dinlerken hissettiklerinizi öldürdü mü? Peki Tuncel Kurtiz, sesi kulaklarında olmayan var mı! Peki birkez sonra birkez daha, yıllar sonra tekrar izlediğimizde Ölü Ozanlar Derneği, Kuş Kafesi, Günaydın Vietnam … filmlerini, hissettiklerimiz farklı mı olacak! Robin Willams’ın o incitmekten korkar bakışları gelecek aklımıza, bir tebessüm konacak dudaklarımıza.

Ölümsüzlük işte bu!

Ardımızda bir tebessümlük izler bırakabilecek hayatlar yaşayabilmek dileğiyle!

Merhaba!

özgür tamşen yücedal 

 
2 Yorum

Yazan: 12 Ağustos 2014 in İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

haberler

Klavyedeki bir tuşun ucunda! Bir gecede meşhur olanlar… Gene bir gecede ayaklar altına alınanlar… Bir şarkıyla sanatçı olanlar… Bir dizide aldığı rolle zirveye oturanlar… Söylediği bir sözle silinip gidenler… Zirvede kalabilmek için birbirinin bir taraflarını yalayanlar… Gündeme oturan bunlar ve benzeri bir dünya olay klavyedeki bir tuşun ucunda. Ama en önemlisi her şeyi unutup bu tuşun peşinden koşan halk; soyadına yakışır şekilde COŞmuş olan Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un deyimiyle ‘Gavatlar’.

Süperstar

Dün akşam Erdo’yla izlediğimiz film bu dümbeleği gözler önüne serip, perde arkasını anlatıyordu. Adı ‘Süperstar’. Filmin konusu nette yazılı olduğu üzere:

Bir geri dönüşüm merkezinde çalışan ve sıradan bir adam olan Martin, bir sabah uyandığındığında hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark eder. İşe gitmek için yola koyulan adam, metroda kendisiyle tanışmak, fotoğraf çektirmek ya da imza almak isteyen insanlarla karşılaşır. Karşılaştığı durumu şaka ya da komik bir tesadüf olarak nitelendiren Martin, kısa bir süre sonra televizyonlarda ve internette kendi fotoğraflarıyla karşılaşmaya ve hakkında yazılar okumaya başlar. Martin ülke çapında ünlü biri olmuştur ve bunun farkında olmayan tek kişi odur! İşin garip yanı ünlü olabilecek ufacık bir yeteneğinin olmadığını ispatlamaya çalışır fakat itiraz ettikçe daha da ünlü biri haline gelir. Martin başına gelen bu tuhaf olayın altında yatan gizemi çözmeye çalışacaktır.

İzlediğimiz filmden okuduğum kitaplara geçersek birinin adı; ‘Ermişler Casuslar ve Seri Katillerden Hayat Dersleri’. Kitapla yolum arkadaşımın yapmış olduğu bir alıntıyla çakıştı. Bitirmeme çok az kaldı. Bitirdiğimde alıntıları paylaşırım belki ilginizi çeker. Yalnız şimdiden şunu söyleyebilirim; etrafımız psikopat dolu!

maxresdefault

Diğer kitap ise Murat Gülsoy’un ‘Nisyan’ı. Nisyan da daha bitmeden rüyalarımı doldurdu, hücrelerime işledi. Tertemiz diliyle yormadan alıp götürüyor.

nisyankapak

Hafta başı haberleri bu kadar.

Gavat, onlar, bunlar, şunlar, kadın, erkek diyenleri hiçe sayarak insan gibi yaşamak için yeni bir hafta daha… Uğurlu gelsin, sağlıklı olsun!

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

crood’lar

The-Croods-A-Dreamworks-Movie

Geçen hafta sonu Oğuz’la beraber vizyonda ki çocuk filmlerinden ‘’ Crood’lar ’’ ı izledik. Tepkilerinden, film boyunca yerinden kalkan, ağlayan, zırlayan olmadığından anlaşıldığı üzere izleyici koltuklarında oturan çocuklar filmi sevdiler. ‘’ Hepsini kolaçan mı ettin? ‘’ diye merak edenleriniz var ise cevabım ‘’ Evet! ‘’. Çünkü benimle birlikte iki anne dışındakilerin hepsi çocuklarını koltuklara oturttular, ellerine mısırları verdiler, gözlerine gözlüklerini taktılar ve film başlamadan hemen önce salondan dışarıya çıktılar.  Onların çocukları, ben, Oğuz, iki anne beraber izledik filmi.

Filme gelirsek yazılı basında yazdığı üzere konu şu:

Uzun zamandan beri yaşamakta oldukları mağaraları bir saldırı sonucunda yok olan Crood’lar  macera dolu bir yolculuğa başlayacaktır. Dünya topraklarında yaşamakta olan ilk insanlar olan Crood’lar bize büyülü dünyanın içerisinde gizlenmiş olan fantastik maceraları sunacaktır. Karşılaşacaklar bölge ilk defa görecekleri canlılarla dolu olacak ve onların hayata bakış açısını değiştirmeye yetecektir.

Başlarda filmin kahramanları vahşi hayvanlar gibi hareket ediyor, garip sesler çıkartıyorlar, depremler oluyor, neredeyse yer ile gök yer değiştiriyorken; ‘’ Neden bu kadar vahşi bunlar? ‘’, ‘’ Çocuklar nasıl etkilenir acaba? ‘’, ‘’ Neden bahsediyor şimdi bu film? ‘’ diye az biraz debelenmedim değil.

Bunlar ilk insan mı, son insan mı?, dünya böyle mi olacak?, dünyanın sonu gelirse ne halt edeceğiz?  benzeri sorularda dolandı kafamda.  Tam çözdüm, çözüyorum noktasına gelmiştim ki, üzerime dökülen suyun ıslaklığıyla kendime geldim. Kendisine göre kocaman olan sinema koltuğuna sığamayan oğlum bir de su içmek için debeleneyim deyince olan olmuştu. İşte o an sevgi dolu gözlerle bakıp kucakladım yavrucuğumu! İdeal anneyim ya ben, modernliğin dibine vurmuşum ya, çocuklarımın psikolojileriyle ilgilenerek geriye kalan skilojimle yaşamaya çalışıyorum ya o bağlamda işte. Sonra birden gerçekliğime, içsel yolculuğumda tosladığım özüme dönerek,  ‘’ Ulan oğlum be! Neden dikkat etmiyorsun? Bi film izleyeceğiz kırk yılda bir! ‘’ diye hırladım. Ardından da lokantada yemek yediğimiz masanın üzerinden alıp, lazım olur belki diye zorlasam içine benimde girebileceğim çantama tıkıştırdığım peçeteleri bu defa çantamdan alıp bastım pantalonumun üzerine. Ve vucuduma yayılan ürpertiyle filmi bitirdim. ( ürperti mürperti ekledim ki, cuma akşamı egzotizimine hazırlanın )

Neyse işte buraya kadar anlattıklarımla sinemada geçen günümüzün özeti aslında bu YDU:

Ama Read the rest of this entry »

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Nisan 2013 in ÇOCUKLAR, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: