RSS

Etiket arşivi: renkler

tarhana çorbası

Hünaydın,

Var mı şapkasından kuş çıkan? Farklı renkli gökyüzüne uyanan? Var mı hedeflediği kilo için diyetine başlamış olan? Ilişkilerini gözden geçirip, set çekebilmiş olan? Içinden yeni bir ‘kendi’ çıkartabilmiş olan? Yarine kavuşabilmiş olan? Borçları silinmiş olan?

Yeni yıl geldi ya, yenilenecektik – değişecektik ya, yeni kararlar almış uygulayacaktık ya, sihirli değnek değecek yeni baştan daha güzel olacaktı her şey ya o sebepten soruyorum. Hayır ben de değişen bir şey yok da merakım bundan dolayı. Kendi adıma yeni karar falan almamıştım fEkat eğer değişebilen – değiştirebilen olduysa önümüzdeki yeni yılda ben de deneyebilirim belki.

Milli piyango biletleri desen, işe yararlılığı ise milli olarak kalan birçok değerlerimiz kadar kaldı gene. Biletlere ödenen paralar çekiliş saatine kadar hayal kurabilmek için veriliyor adeta. Bizim ailede o bile riskli oldu ve daha net anlaşıldı ki; bize ikramiye çıkmaması aile birliğimiz açısından kesinlikle hayırlı. Gerçi Erdo ne kadar pararsı olursa olsun ayrılmayacağımızı söyledi ama ne bileyim insanın içine bir şüphe düşmüyor değil. Desenize; olacak olan olacaksa pararlı da parasız da oluveriyor insanın ruhu olurken duyuyor. Aslına bakarsam bende, olsa da olmasa da diyerek bir dilek dileyebilir mişim; ruhumun vurdum duymaz olması gibi. Vuruyor vuruyorsun içeride kimse yok ve vurduğunla kalıveriyorsun, kendine vurmuş gibi.

Ayrıca dilemek hayli riskli bir şey… Dilediği şeye dikkat etmeli insan diyorlar. Dilediğin şey geldiğinde her şeyiyle kabul edecek – edebilecek – onunla yaşayabilecek misin?, diyorlar.

Daha büyük bir ev, misal. Büyük ev daha fazla elektrik – doğal gaz – su parası demek. Daha fazla aidat ödemek demek. Daha uzun sürede ve emekle temizlemek – temiz tutmak demek. Çocukların ya da diğer aile üyelerinin odalarında daha fazla vakit geçirmeleri bir anlamda yalnızlık demek. Bak bu kadarıyla bile kaç tane ‘daha’ oldu.

Zayıflamayı dilemek, misal. Zayıfladın ama vitamin eksikliğine bağlı hastalandım diyelim. Çok zayıfladın beğeneceğini umarken yeni bedenin içine sığamadın diyelim.

Yeni ilişkiler dedin, diledin. Vazgeçtiğin, zamanında beslenmediğini düşündüğün ama farkında olmadan seni besleyen eski arkadaşlarını çok özlediğini hissettiğinde… Dönüp baktığında onları bıraktığın yerlerinde bulamaması var. Haksızlık ettiğinin ayrımına vardığında pişmanlığı var. Dönüp kendine baktığında kendinde onlardan birisini ya da hatalarını yakaldığında vicdanı var, falan.

Hele hele ‘aşk’ diledin, mesela. Aşık olunca ‘yar’ olmak, ‘yar’da olmak var. Her an o yarın ucunda olma duygusu var. Kavgası var, aldatılması var, ne kadar sevdiğini bilip ne kadar sevildiğini bilememesi ve en beteri yakıp küle döndüren sonra küllerinden doğup tekrar tekrar yakan ayrılığı var. Bunların hepsi dileğinin içinde yani paket program!

Dilerken de dikkatli olmak gerekiyordur dendiği gibi, belki.

Dilimize, gönlümüze hakim olalım.

Yeni yılda aynı bokun laciverti.

Iç ısıtan tek çorba tartışmasız ‘tarhana çorbası’dır.

Nar güzel de çekirdeği olmasa iyiydi.

Kitapların hepsi değil ama bir bir birçoğu yeni âlemlerdir.

Söz büyüdür.

Mükemmel ebeveyn diye bir şey yoktur.

Çocuklar ağlar ağlar susar.

Sanal âlem; sanaldır.

Zencefil, her derde devadır.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 05 Ocak 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Screen Shot 2016-05-06 at 12.14.56 AM

Niyet

Gerçeğe inanç

Dua

Eylem

Niyet ediyorum. Gerçeğe inanıyorum. Dua ediyorum. Eyleme de geçiyorum. O eyleme geçtiğim noktanın başlangıcına yakın yerlerinde bir yerlerde birşey oluyor ve bambaşka boyuta geçiveriyorum; umursamazlık, boşvermişlik.. Gerçeği inkâr falan değil yanlış anlaşılmasın; işine gelmemekten kaynaklanan inkârvari umursamazlık. Çok imrendiğim halde şu kararlı, istikrarlı insanlardan olamadım. Istiktararım istikrarsızlıktan yana. Bu konuda hükümet gibi kandırık yapmayacağım, istikrarsızken istikrarlıyım demeyeceğim.

Istikrarla istikrarsız olduğum konulara gelirsek; diyet yapmak, okumak, yazmak, iyi bir sohbet arkadaşı olmak, manikürlü gezmek, düzenli gardolaba sahip olmak, düzenli yemek pişirmek ve aklıma gelmeyen birkaç benzer şey. Tahmin ediyorum diyet birçoğumuzda aynı şekilde başlayıp çok benzer şekillerde içinden çıktığımız hallerden.

Okumak deseniz dönem oluyor ardı ardına günler, gecelerce okuyorum.’’ Aferin kızım Özgür gözüme girdin, böyle devam et.’’ diyorum. Ulan sonra kendime nazar mı değdiriyorum ne, haftalarca elime öyle soluksuz biçimde kitap alamıyorum, aldığımda da on-onbeş sayfa ancak. Yazmaya ara vermem pek benzer değil aslında tek sebebi gündem. Müdahale edemediğimiz ama dolaylı müdahili olduğumuz bunca acı olaylar yaşanıyorken yazamıyor insan. Yoksa her cebimde, çanta içlerinde, peçete, kağıtlarda notlar dolu. Telefonumda aklıma gelen şeyleri kaydettiğim kısa ses kayıtları…

Dün yağmurun eşliğinde annemin evine doğru yoldayken gökkuşağının tam altına gidebilmeyi hayal ettiğim çocukluk günlerim geldi mesela aklıma. Masal yazdırabilecek kadar içime girdi, kaldı. Gökkuşağının tam altını bulabilmeyi, dokunabilmeyi hayal ettiğim günler. Gökkuşağının ışık ışınlarının su damlaları içinden geçerken kırılmasıyla ve yansımasıyla oluştuğunu bilmediğim çocukluk günlerim. Neyin ne olduğunu, herşeyin anlamını bilmediğimiz en saf, en mutlu günlerim. Bildik öğrendikçe coşkumuz azalıyor gibi. Geçen gün de Oğuz’a gökyüzüne bakmasını söyledim. Bulutların göğe ne kadar yakıştıklarını görsün diye. Mavinin ne kadar kocaman bir renk olduğunu görsün diye. ‘’Bak bulutlar gökyüzü çiçekleri gibiler değil mi ‘’ dedim oğluma. Bulutlara dokunabilmeyi hayal etsin çok istedim. Bulutların üzeride yatabilmeyi… Gerçi Kristal Çocuklar dedikleri bu nesil bulutların nasıl oluştuklarını falan bilerek doğuyor gibiler. Onlara hayal kurdurtabilecek şeyler daha çok teknolojik ya da ütopik şeyler. Rahat rahat bir terlik bile fırlatamıyorsun çocuklara, dönüp psikolojik tahlilini yapıyorlar kalıyorsun ” Hııı ” diye. Tansiyonumuzu o noktaya tırmandıracak olaylar yaşadığımız zamanlarda Oğuz’un ‘’ Tamam anne şimdi son saati ( ya da olanları ) unutalım. Hiç yaşamamışız gibi baştan başlayalım.’’ diyor serseri. Terliği bırakın, kendimi nereye fırlatsam şaşırıyorum o anlarda.

Aslına bakarsanız yapmaya, uygulamaya karar verip sonrasında vazgeçtiğim her şeyle ilgili kendime çok mantıklı başkalarına bahanesel bir ( birkaç ) sebebim mutlaka oluyor.

Örgü işi bitti, neden? Yaz geldi.

Ameliyattan beri yağlıboya resim yapmıyorum, neden? Taşındığımız evde yer yok.

En fazla onbeş gün arayla manikür yaptırıp tertemiz, ojeli ellerle gezecektim, ne oldu? Onbeşte bir ona o parayı ne diye vereyim yahu oturur evde biraz çeki düzen verdin mi tamamdır.

Gardolabı düzenledikten sonra bir daha asla bozulmayacağına dair kararım ne oluyor da üzerinden sayılı gün geçer geçmez karman çorman oluyor? Düzen bozulmak içindir, aradığımı bulabildikten sonra sorun yok.

Kendime bu yaştan sonra birşey kanıtlayamam, tamam. Ama şu çocuklara iyi örnek olabileydim iyi olurdu. Derken burada da bakacak kendime göre bir pencere buldum: Belki onlar da benim gibi olmamak için kararlarında kararlı çocuklar olurlar, kimbilir. Gördünüz mü işte tam bu şekilde oluyor, ilik gibi sıyırıyorum kendimi. Eteğime paçama, yüzüme gözüme bulaştırmadan.

Istikrarlı olduğum konular tabii ki var; sevmek mesela. Sevmekten vazgeçmiyorum. Ilişki bitirmek denilebilinir ama sevmekten vazgeçiş değil asla. Işte o kararı verme sürecim, direnişim çok istikrarlı oluyor. Sonuna kadar direniyor kalbim, beynim. Defalarca yokluyorum kalbimi, beynimi. Ta ki bomboş hissedene, boşalana kadar. O nokta da ise yaşanan şeylerin hatırası temiz kalsın, riya, inkâr, sahte hiçbir şey olmasın diye vazgeçiyorum ilişkiden. Sevmekten değil…

Böyleyken böyle işte…

Şimdi beni, umur umursamaz, istikrar istikrarsızlığımı falan bırakalım bir kenara:

Bu gece Hıdırellez! Bahar geldi. Herkes dilekler tutuyor, dua ediyor. Ağaç dallarına kurdelalar bağlıyorlar. Ateşler yakıp dans ediyorlar. Hızır’ı bekliyorlar. Bolluk bereket için. Arkadaşım Feyza yollamış duasına ortak olayım, duamız ortak olsun diye, şükür. Dua edip etmeme üzerine az önce telefonda konuşup hayli güldük. Dilediklerimiz, olanlar olmayanlar, oluş şekilleri falan felan. Sonuç olarak dua fazlası zarar olan birşey değil dedik. Buradan da sizlerle paylaşalım duamız büyüsün dedim. Şimdiden kabul olsun, herkesin gönlüne göre versin amin. Ya valla cıvıtmak istemiyorum da; karşılıklı dua edenlerin hangisinin hayrına nasıl karar veriliyor acaba? Tamam tamam be! İşte Ayça Oğuş sözcükleriyle bu geceki duamız:

Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil…
sağlığı iyi olsun.

Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın.

Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın. 

Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.

Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın.

Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun.

Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın.

Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın.

O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun.

Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın.

Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın.

İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun.

Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün.

O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.

Neşesi bol olsun. 

Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın.

Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin.

Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.

Değiştirmek istedikleri değişsin.

İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın.

Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın.

Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun.

Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin.

Bir şey ona sürpriz olsun. Günlerinden bir günü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın.

Bugün üçyüzaltmışbeş’ten herhangi biri olsun.

Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın.

Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.



Bir hayali gerçek olsun.

Bir hayale gözünü yumsun.

Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın.

Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın.

Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun.

Duası gerçek olsun.



Her kelimesine şükretsin.

Tek satırına nazar değmesin.

Amin.

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 05 Mayıs 2016 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

kırmızı

matrix2-pills

Dün gece televizyonda Matrix adlı film vardı. Uzandığım koltukta kafamın üzerinde Ouz, ayağımın dibinde yatan Elf olduğu için filmi izleyemedim. Tuhaf mı? Hayır! Her zamanki gibi… Şükür, alıştım. Neyse işte filmi Morpheus ve Neo’nun arasında geçen ilk diyaloğun sonuna kadar izleyebildim. Şimdi, şu an, gecenin 03.46’sında uyanmış, çalışma odama inmiş ve bu satırları yazıyor olduğum için allahtan bu kadarını izlemişim diyor, bir kez daha şükrediyorum. Hangi diyalog mu; Morpheus’un Neo’ya:

mavi hapı alırsan,

bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

unutma..

sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil…

dediği bölümden sonrası yok. Işte Morpheus sordu ve ne bokunaysa ben: Kırmızı!

Diye yanıtladım. Hayır; sana mı sordular be kadın? Ne diye cevap veriyorsun? Yemin ediyorum dedim ama içimden dediydim. Ulan büyük umutlarla normale dönmesini beklediğim kafa iyice uçtu ya bende. Iki gecedir rüyalar beni benden aldılar. Misal; az önce bir atlılardan kaçıyordum ayağım takıldı düştüm, uyandım. Tekrar gözümü yumamadım. Yakalanıp yakalanmadığımı merak etmiyorum. Dün gece deseniz; kocaman bir gemide denizciydim, tuzdan yüzüm yandı, uyandım. Tekrar uyumak istemedim. Kalkıp yüzümü yıkadım, balkona çıkıp oturdum.

Hadi diyelim; kırmızı hapı yuttum. Abicim gide gide gideceğim harika diyar buralar mı? Amk! Bu mudur yani benim payıma düşen!

Fikrimi değiştirdim; kırmızı hapı iade edip maviyi yutmak istiyorum. Nereye başvurmam gerekiyor? Bilen varsa gözünü seveyim yardımcı olsun. Ya da kırmızı hapı yutmak isteyen varsa rüyaları değişelim. Ben sahip olduğu kafayla hayatını ite kaka idame ettirebilen, tüm eğitim hayatı boyunca peşini bırakmayan havuz problemlerinde; havuzun kaç saatte-kaç muslukla dolup boşalabileceğini çözememiş gariban bir kulum. Bu hap tı, map tı bana birkaç beden büyük, bünyeme ağır. Bir de sonu gelmiyor bendeki soruların, cevaplar peşinde koşmanın. Gerçek söylüyorum… Yardımcı olabilecek olan ve susan varsa eğer sonsuza kadar sussun.

Bak çözemediğim başka bir soru daha var: bu çocuk doğurur doğurmaz daha haftasına fiziksel olarak doğumdan önceki kilo-görünüşlerine dönüveren hatunlar hangi renk hapı yutmuş oluyorlar!!! Işte ben o haptan istiyorum. Çocuk doğuracağımdan falan değil, yiyip yiyip kilo almak istemeyişimden. Bir tek bu konuda normal olmak istemiyorum. Evet! Bence kesinlikle ben ve benim gibiler normaliz onlar anormeller.

Saat 04.30 oldum diyor. Ben şimdi tekrar uyumak için yatağa gidiyorum, belki rüyalar sakinlemiş beni bekliyorlardır. Zaten onlar beklemiyor olsalar bile kesin Ouz sürüne sürüne bizim yatağa ulaşmış o bekliyordur.

Tatlı rüyalar! Iyi sabahlar! Uyuyanların pirelerine selam. Uyanık olanlara ise kolaylık diliyorum.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

NOT: Merak edenler için diyaloğun tamamı:

morpheus : hoş geldin neo. tahmin edebileceğin gibi ben morpheus’um.

neo : seninle tanışmak bir onur.

m : hayır. o şeref bana ait. lütfen. gel, otur. eminim şu anda kendini tavşan deliğinden düşen alice gibi hissediyorsundur.

n : öyle denilebilir.

m : gözlerinden belli. sende gördüklerini kabullenen birinin gözleri var uyanmayı beklediğin için tuhaf ama bunlar gerçekten pek uzak değil. kadere inanır mısın neo?

n : hayır.

m : neden?

n : hayatımı kontrol edemiyor olma düşüncesini sevmem.

m : ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. neden burada olduğunu anlatayım. bir şey bildiğin için buradasın. bildiğini açıklayamıyorsun. ama hissediyorsun. hayatın boyunca hissettin. dünyada ters giden bir şeyler var. ne olduğunu bilmiyorsun ama orada. beyninde kıymık gibi seni çıldırtan bir şey. seni bana getiren şey bu duyguydu. neden söz ettiğimi biliyor musun?

n : matrix mi?

m : ne olduğunu öğrenmek ister misin? matrix her yerdedir. etrafımızda. şu anda bile, bu odada. pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. vergi öderken. gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

n : ne gerçeği?

m : bir köle olduğun gerçeği neo.
sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.
dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapisanedesin.
beyninin içi bir hapisane. ne yazık ki, matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.
bunu kendin görmek zorundasın.
bu senin son şansın.
bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.
mavi hapı alırsan,
bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.
kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.
ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.
unutma..
sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil..

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ağustos 2015 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

deli mavi

Screen Shot 2015-03-12 at 10.57.01 PM

Hazırlıklar başladı. Doğa pıtır pıtır açıyor. Sevgiliye hazırlık telaşında bağ bahçe. Aman gözümüzü açık tutalım kaçırmayalım. Kaçırmayalım; tazeliği bulaşsın, renkleri boyasın ruhumuzu. Toprağın hazinesinden, doğanın mucizesinden payımıza düşen, düşecek olan vardır mutlaka.

Gerçi kalan ağaçlar ne kadar, ne kadar kaldık bilemiyorum. İmara açmadıkları yer kaldı mı? Yok yer kalmayınca ne halt edecekler acaba. Benim önerim; götlerini açsınlar imara, inanıyorum oraya bina dikmek isteyenlerimiz çok olacaktır. Ve hatta hatta tüm MÜSAİTleri toplayıp onları da tıkarız oraya. Ben var ya böyle düşünceler üreten sapık zihniyetin taaaa amk.. Mini etek giyene tecavüzü mübah görenler, başını örtmeyeni orospu ilan edenler, karısını kızını dövenler… hepsi bunların çocukları işte, bu kafaların. Taksiden, minibüsten inerken ‘’Müsait bir yerde ineyim lütfen.’’ dediğimiz de ‘’Müsaitsen ben sana bineyim.’’ diyen çıkarsa bilin o da bunların çocuğudur. Imara açmalılar bir taraflarını bunlar, net. Ulan bahar girişgahımın içine etti içimdeki canavar. Şimdi al bu paragrafı koy börtü böceğin, rengarenk çiçeklerin, mavinin yanına. Durun son bişi daha, tüyü de dikeyim tam olsun. Son zamanlarda yakın uzak çevremin görüp beni aradığı, şaşkınlıkla izlediği taklitlerimiz varmış piyasada. Kanmayın sakın. Yıllarca edinilen gözlemler, özentiyle bakan gözler, hayal edilen yaşantılar gün gelir patlar mış. Aman dediğim gibi sarmadan, sardırmadan. Bizim yolumuz uzak belli…

Şimdi gelelim renklere. Biliyorsunuz, bildim bileli mavi ye vurgunum. Işte bu mavi var ya; gördüğümde huzur veren, rüyalarımın, yazdığım okuduğum şiirlerin rengi, boyanmak istediğim renk. Uzun zaman önce aşağıda sizlerle paylaşacağım makale çıkmıştı karşıma. Mavi yi anlatan paragrafları okudum ve anladım neden mavi aşığı olduğumu ve hak verdim kendime kendim ben. Son zamanlarda renklerden morla da flörtleşiyoruz, hayırlısı. Vardır bir sebebi. bakÇez artık.

”  

…hayatın acımasız siyahlığı ortasında mavi, hayallerin timsalidir ve sığınılacak en uygun yerdir.

Arapçada mâ (su) kelimesine getirilen bir nisbet î’si ile oluşan mavi bütün kültürlerde ümidin, iyimserliğin, sükûnetin rengidir. Psikolojideki imgesi mutluluktur, rüyada mavi görmek hayra alâmet edilir. Daha destanlar devrinden itibaren maviye yapılan olumlu vurgu Türk kültüründe de mavinin içerdiği kadim manayı gösterir. Oğuz doğduğunda yüzü mavidir, mavi bir ışık arasında göklerden yeryüzüne düşen bir kızı sever. Tarih boyunca kurulmuş Türk devletlerinin çoğunun üzerinde gök bayrak dalgalanır ve Türkçede gök, mavi anlamına gelmektedir.

Nelerin rengi olduğu ile ilgilidir mavinin manası. Mavi kozmosun rengidir. Uyum kendisini mavide hissettirir. Tanpınar zamanın kayıtlarını aştığı, yani zamansızlığı tecrübe ettiği anda yaşadığı eşsiz doyumu Mavi masmavi bir ışık / Ortasında yüzmekteyim, mısraları ile dile getirir. Uzaydan bakınca Yer, masmavi bir gezegendir. Günün geceye, gecenin güne kavuştuğu vaktin rengi, yıldızlı gecelerin berrak lâciverdi de bir mavidir. Işık ve gökler gibi suyun da rengi mavidir. Böyle olunca hayatın dörtte üçü mavidir. Irmaklar, göller, denizler hatta olanca karalık şöhretine rağmen zaman zaman Karadeniz bile mavidir. Nil mavi, Volga mavidir. Mavi Tuna ancak Tuna gibi bir nehrin maviliklerine bakarak bestelenebilir.

Renkler yelpazesinde ana renklerden biridir mavi. Mavisi tükenen ressamın işi zordur bu yüzden. Çünkü kendisi olarak varsa vardır, yoksa palet üzerinde diğer renklerin karışımıyla elde edilemez mavi. Melez değildir, katışıksızdır, uyandırdığı tesir sadece kendisidir, asildir. Fakat, fakat’ı vardır onun, her asalet gibi bir hadden sonra soğuktur. Sükûnet kedere, derinlik uzaklığa çok rahat dönüşebilir onda. Dinginlikle kasvet arasında durur.

Kasvetinden ötürü katedrallerin ortaçağ insanını çok çabuk vecde getiren vitraylarında mavi uhrevi görkemin rengidir. Meleklerin kanatları mavi, bakışları mavilidir. Fakat Leonardo’nun Litta Madonna’sında uzak dağlar, gölgeler, gökler ve Meryem’in omuzlarından aşağı sarkan şal böylesine maviyken bazen de en dünyevi heveslerin şaşırtıcı rengi olarak dikilir karşımıza mavi: Mavi gözlük takarsın / Çok canları yakarsın. Mavinin içerdiği bu taşkın sevinçle Nazım Hikmet, Ne güzel şey hatırlamak seni / Bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elini, derken Attila İlhan Belki Haziranda mavili çocuksun / Seni kimseler bilmiyor ah bilmiyor, demektedir. Celal Sılay’ınki bir Mavi Randevu’dur: Mavi bir elbiseyle gelmiştin gökyüzü maviydi /Getirdiğin rüzgârla ev kokuyordun / Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma /Mendilin maviydi gökyüzü maviydi. Neticede mavi, tek mavi değildir, tonu, mizacı çoktur. Anna Karenina, giysisini hazırlayan hizmetçisini azarlar örneğin, “Prusya mavisi bana yakışmaz, kimseye de yakışacağını zannetmiyorum.” diye. Aslında mavinin kabahati yoktur, sadece aşk bitmeye yüz tuttuğu için Anna kendisini eskisi kadar güzel hissetmemektedir.

Garip bir renktir mavi. Hayatın dörtte üçünün rengi olmasına rağmen bitki ve hayvan doğasının en tasarruflu kullandığı renk de mavidir. Mavi hayvanlar, mavi çiçekler, mavi meyve ve sebzeler yok denecek kadar azdır. Bu yüzden Novalis’in düş çiçeği mavidir. Mavi Kuş, gerçeğinden çok ütopyasıyla durur zihinlerde. Mavi Gül, Mavi Lâle yeryüzü çiçeklerinden başka çiçekleri merak edenlerin zihninde çaresiz birer tahayyüldür. ( http://www.zaman.com.tr/nazan-bekiroglu/mavi_1266971.html )

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Mart 2015 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

vardır bir hayır

Screen Shot 2014-12-30 at 12.53.52 AM

Heyyy!

Bugün Elif dönem içi yeni performans ödevinin sunumunu yaptı. Yanlış anlamayın dersin öğretmenine değil, bana yaptı. Pek tabii ödevi hazırlamam için. Ve gene pek tabii teslim tarihi yumurta olup kapıya sıkıştığında… Hepsini geçtim,mevzubahis olan ders; Tarihhhh. İtiraf ediyorum:

Bu çocukların ödevlerini hazırlayabilmek için yaptığım araştırmalara harcamış olduğum zamanı ödevlerim için kendi okul hayatımda harcamış, bu kadar kaynak okumuş olaydım bir üniversite daha bitirirdim. Tamam bu öğrenme arzusu, merak yoktu o zamanlar, kabul. Elif’te olmayışını kabul edişimdir ödevlerini destekçi adı altında yapan kişi olmam. Bir de; çocukların zamanı yok abicim. Günlük ödevleri yapmamak için bahaneler üretmek, okula gitmek, cep telefonunu her an yanında muhafaza etmek, whatsApp iletisi takibi yapmak, instagram paylaşımlarını yorumlamak, iletişimi bir an bile koparmamak, müzik dinlemek, yemek yemek, uyumak düşünebiliyor musunuz ne kadar yoğunlar. Sen tut bu çocuklardan bir de performans ödevi için araştırma yapmalarını bekle, akıl alır gibi değil! Gençlerle ilgili aklımın almadığı şeyler çoğaldıkça ben ne yapıyorum? Sonsuz teslimiyet.

Yok hoşuma gitmiyor değil hani; araştırmak, öğrenmek, okumak… Ama ders Tarih olunca içim çekildi. Ama ney miş; her şeyde bir hayır var mış. Bu son günlerde hayatıma tarihle ilgili çok şey girmeye başladı? Işaretleri takip etmeli miyim, bilemedim. Bu işaret takipleriyle yolumun nereye varacağı ise ayrı bir merak konusu?

Aslında yazınca farkına vardım bak; şiir. Evet ya! Iyi bir şiir okuyucusu olmadım hiçbir zaman. Bu ‘vardır bir hayır‘larla gidilen yolda şiirlerle tanıştım, memnun oldum. Daha doğrusu; hissedilenleri şiirle anlatmanın ( anlatabilmenin ) ne kadar güzel, özel olduğunun farkına vardım diyelim. Ayrıca; yazılabilinecek şiir, duyguları ifade edecek kelimelerin hepsinin yazılmış olduğunu inananların tersi düşüncedeyim. Ki; yazılmış, söylenmiş olsa ne olur? Vazgeçer mi, vazgeçmeli mi insan ‘mavi’ yazmaktan, ‘sarı’, ‘gökkubbe’, ‘omurga’, ‘aşk’, ‘ayrılık’ … yazmaktan. Yazmazsak, söylemezsek küsmez mi bize renkler, duygular, doğa, insan, kadın, erkek… Kalem döndükçe, dil söylediğince, gönül yettiği, nefes aldığınca yazmalı, söylemeli insan. Inadına söylemeli, yazmalı. Hepsini yaparken en bencilinden, umursamazından olmalı. Kendini süslemek için yapmalı. Bir de; küstürmemek için kelimeleri. Bir ara hatırlatın da, şiir konuşalım.

Benim bu küçük aradan sonra şimdi ödeve dönmem gerekiyor. ‘ devşirme sistemi ve bu sistemin Osmanlı’da uygulanması ‘ konulu performans ödevini hazırlamalıyım.

Haydiii iyi geceler!

 

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 29 Aralık 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: