RSS

Etiket arşivi: haberler

tarhana çorbası

Hünaydın,

Var mı şapkasından kuş çıkan? Farklı renkli gökyüzüne uyanan? Var mı hedeflediği kilo için diyetine başlamış olan? Ilişkilerini gözden geçirip, set çekebilmiş olan? Içinden yeni bir ‘kendi’ çıkartabilmiş olan? Yarine kavuşabilmiş olan? Borçları silinmiş olan?

Yeni yıl geldi ya, yenilenecektik – değişecektik ya, yeni kararlar almış uygulayacaktık ya, sihirli değnek değecek yeni baştan daha güzel olacaktı her şey ya o sebepten soruyorum. Hayır ben de değişen bir şey yok da merakım bundan dolayı. Kendi adıma yeni karar falan almamıştım fEkat eğer değişebilen – değiştirebilen olduysa önümüzdeki yeni yılda ben de deneyebilirim belki.

Milli piyango biletleri desen, işe yararlılığı ise milli olarak kalan birçok değerlerimiz kadar kaldı gene. Biletlere ödenen paralar çekiliş saatine kadar hayal kurabilmek için veriliyor adeta. Bizim ailede o bile riskli oldu ve daha net anlaşıldı ki; bize ikramiye çıkmaması aile birliğimiz açısından kesinlikle hayırlı. Gerçi Erdo ne kadar pararsı olursa olsun ayrılmayacağımızı söyledi ama ne bileyim insanın içine bir şüphe düşmüyor değil. Desenize; olacak olan olacaksa pararlı da parasız da oluveriyor insanın ruhu olurken duyuyor. Aslına bakarsam bende, olsa da olmasa da diyerek bir dilek dileyebilir mişim; ruhumun vurdum duymaz olması gibi. Vuruyor vuruyorsun içeride kimse yok ve vurduğunla kalıveriyorsun, kendine vurmuş gibi.

Ayrıca dilemek hayli riskli bir şey… Dilediği şeye dikkat etmeli insan diyorlar. Dilediğin şey geldiğinde her şeyiyle kabul edecek – edebilecek – onunla yaşayabilecek misin?, diyorlar.

Daha büyük bir ev, misal. Büyük ev daha fazla elektrik – doğal gaz – su parası demek. Daha fazla aidat ödemek demek. Daha uzun sürede ve emekle temizlemek – temiz tutmak demek. Çocukların ya da diğer aile üyelerinin odalarında daha fazla vakit geçirmeleri bir anlamda yalnızlık demek. Bak bu kadarıyla bile kaç tane ‘daha’ oldu.

Zayıflamayı dilemek, misal. Zayıfladın ama vitamin eksikliğine bağlı hastalandım diyelim. Çok zayıfladın beğeneceğini umarken yeni bedenin içine sığamadın diyelim.

Yeni ilişkiler dedin, diledin. Vazgeçtiğin, zamanında beslenmediğini düşündüğün ama farkında olmadan seni besleyen eski arkadaşlarını çok özlediğini hissettiğinde… Dönüp baktığında onları bıraktığın yerlerinde bulamaması var. Haksızlık ettiğinin ayrımına vardığında pişmanlığı var. Dönüp kendine baktığında kendinde onlardan birisini ya da hatalarını yakaldığında vicdanı var, falan.

Hele hele ‘aşk’ diledin, mesela. Aşık olunca ‘yar’ olmak, ‘yar’da olmak var. Her an o yarın ucunda olma duygusu var. Kavgası var, aldatılması var, ne kadar sevdiğini bilip ne kadar sevildiğini bilememesi ve en beteri yakıp küle döndüren sonra küllerinden doğup tekrar tekrar yakan ayrılığı var. Bunların hepsi dileğinin içinde yani paket program!

Dilerken de dikkatli olmak gerekiyordur dendiği gibi, belki.

Dilimize, gönlümüze hakim olalım.

Yeni yılda aynı bokun laciverti.

Iç ısıtan tek çorba tartışmasız ‘tarhana çorbası’dır.

Nar güzel de çekirdeği olmasa iyiydi.

Kitapların hepsi değil ama bir bir birçoğu yeni âlemlerdir.

Söz büyüdür.

Mükemmel ebeveyn diye bir şey yoktur.

Çocuklar ağlar ağlar susar.

Sanal âlem; sanaldır.

Zencefil, her derde devadır.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 05 Ocak 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

yaşasın fazilet

 

‘Doğru insan diye bir şey yoktur, biraz yakından bakınca herkes biraz sorunludur.’

Buraya kadar tamam. Tamam da; insanlar çocuk sahibi olduktan sonra neden deliriyorlar. Zamanında ben de biraz delirmiş olabilirim, delirmiştim. Ama arabanın camına ‘’Arabada Bebek Var’’ etiketi yapıştıracak kadar değil. O kadar delirmedim. Şimdilerde bu etiketlere taktım. Camında bu etiketi taşıyan araçların yanlarına yaklaşıp özellikle içlerine bakıyorum. Nasıl olsa trafik hep duruyor bu şehirde.

Tesadüf eseridir ki; emziğini yatağında unutup sokağa çıkmışçasına perişan halde, saçları tepeden mandal tokayla tutturulmuş, ağzında sigara, kulağında cep telefonu olan bir kadın gördüm mesela aracının camında etiket var ama bebek yoktu.

Öpüşen bir çift gördüm; öpüştüklerine göre evli değillerdir diye tahmin ettim, camda etiket vardı ama arabada bebek yoktu mesela.

Kiminde bebekle birlikte çok sayıda insan vardı araçta, bebek o arabada olmak istemiyordur kesin diye şe’ettim, mesela.

Hele hele geçen gün denk geldiğim efsaneydi: camda ‘Arabada Prens Var’ etiketi yapışıktı, yaklaştım. Içeriye baktım, bebek yoktu. Bir de ne göreyim ön koltuklarda iki tane kaytan bıyıklı, beyaz gömlekli, cüssece iri adamlar oturuyorlar. Adamlardan birinin prens olduğu dönemde yapıştırılıp bugüne kadar unutulmuştur herhalde, diye düşündüm.

Ama itiraf edeyim bir tanesi vardı ki; durup sonra durdurup bebeğe çeyreklik takasım geldi. Neden mi? Örnek alınabilecek şıklık, donanımda, anne gibi bir anne, arka koltukta bebek, asılı bebek oyuncakları, camda etiket tastamamlardı. Düşününce, bu donanımda olduklarına göre onlar arabada yaşıyor da olabilirler. Çünkü ben nasıl o kadar şahane, unutmadan, düzen püzen içinde olunur onu da pek anlayamam, beceremem de galiba.

Aman tamam be; başkalarının etiketinden, yapıştırdıklarından, saç sigaralarından banane, doğru. Ama insan bir takılmaya görsün hepsi gözüne gözüne giriyor. Bu satırları okuyanlar arasında da trafikte böylelerine rastalayacak olanlar olacak ve şu satırları hatırlayacaklar, eminim.

Yalan! Emin değilim. Artık hiçbir şeyden emin değilim. Eminliğim bu yaşa kadar mış, bitti. Yediğim hurmalar götümde, ağzımın payı dilimde, derslerim kalbimde, şükürler olsun. O sebepten eminliğim parça pinçik, emin falan değilim.

Ama diyim mi size; bu gibi absürt şeylere takmazsam kafayı duramayacağım bu şehirde, insan içinde falan. Geçen hafta köye gittim, dönesim gelmedi. Sessiz. Sakin. Koşturmacasız. Çiçek böcekli. Temiz kokulu. He orada da huzur bozucu, damara basıcı insanlar yok mu, yoksa da istenmeyen ot dibinde bitmez mi?  Ama oralarda en azından topuklayıp kaçacak yer, yerler var..

Istanbul’da mı? Istanbul’u Fatih’ten, yerin altı üstündeki, gizlisi alenisi devletlerden, Acun, Ağaoğlu ve nicelerinden sonra bu defa da ‘Fazilet Hanım Ve Kızları’ tekrar fethetmişler, haberimiz olmadan.

Sosyo(ekonomik), sosyo(kültürel), sosyo(fizyolojik), sosyo(psikolojik), sosyo(dostluk), sosyo(aşık), sosyo(şehircilik), sosyo(eğitimli) ve benzeri sosyo’nun tüm değerlirini yedik, yedirttiler. Artık sosyo(ayrıştırıcı), sosyo(feysbukçu), sosyo(intagramcı), sosyo(riyakâr), sosyo(eleştirmen), sosyo(meraklı), sosyo(boş-çene), sosyo(acuncu), sosyo(tokici), sosyo(psikopat), sosyo(bihaber), sosyo(her-boktan-aşina) bireylerin yaşadığı topluluğu, ülkesi, ülkeleri, dünyası olduk.

Önümüzdeki yıllarda her şeyi yapay zekalar yapacaklar deniyor ya, net. Olmalı da zaten. Kalan son doğal zekalar, yapay zekaları icat ve imâl ettiler, kalan sahalar yapay zekalarındır. Önce doğayı sonra dünyayı sonra birbirimizi yiye yiye bitirdik.

Yaşasın Fazilet!

Halbuki bizim ‘Ferhunda Hanım Ve Kızları’ ve ‘Bizimkiler’le, ‘İkinci Bahar’da, ‘Kara Şimsek’e bindiğimiz, ‘Dallas’lı ne güzel günlerimiz oldu, değil mi?

En çok merak ettiğim ise: aşkın saf olanını, gerçeğini yaşayanlar kaldılar mı acaba. Düz, öylesine, duygusuna, akışına, sevdalısına, hesapsız, kitapsız, sosyal-paylaşımsız, intagramsız yaşayanlar kaldılar mı acaba? Eğer varsa aşkını bu şekilde yaşayanlar bilsinler ki çok şanslılar ve gene bilsinler ki, onlardan çok az kaldı, bu duyguların yalnızca hayalleri kaldı. Selam benden.

Insanın olduğu yerde umut tükenmez miş.

Yerimizin aldığınca delirelim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Ekim 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ne yani

Screen Shot 2016-01-06 at 11.53.54 AM

Günaydın!

Tamam hava gri, puslu, tuslu… Bir rehavet, bir şey yapmak istememek falan… Ne yapalım yani, ne yani! Bir kuş şakısın, sevgilim olsun gelsin öpsün, ılık bir esinti tenimi okşasın, köşe başında bir adam akordiyon çalsın, muhtar gelip kahvaltı hazırlasın, çay demlenmiş olsun…. Bekleyeceksek vay halimize. Bekle bekle boktur işin.

Itiraf edeyim sonunu düşünmeden bekledim! Sonuç mu; bok! Okumaya başladığım kitabın heyecanın ipine tutundum, bedenimi yataktan kazıdım, radyoyu açtım, ocağa bezelyeyi koydum, pirinci ısladım, kahve yaptım ve beklemekten vazgeçtim. Şükür tırnağım var, kaşıdım kendimi. Ense desen günden güne kalınlaşıyor.

Bu arada, aramızda kalsın kimseye söylemeyin; diyetteyim. Hiç tartılmadan başladım diyete ( evdeki baskül bozuk ). Yarın bir hafta olacak. Ve delicesine hergün zayıflamış olduğuma inanarak mutlu oluyor, neşeyle dolduruyorum içimi. Kilo vermiş olsam da, olmasam da kilolar benim değil mi? Benim! Gelişine gidişine kendi başıma mutlu ya da mutsuz olabilirim, kimene!!! Bir tek güçlüğü var: diyetteyim ya, yanıma her akşam çocukların biri gidiyor diğeri geliyor ‘’anne evde tatlı var mı?’’ diye. Ama ne yapacaksın çocuk bunlar! Geçecek, bu günlerde geçecek. Uğruna direndiğim 3-4 kilo, geçecek. 3’ü, 4’ü gider, eksiği azı gelir ne olacak hayat geçiyor böyle böyle.

Dünya, egemen olmaya başlayan kötü düşünceler bu kadar çoğalmaya, yayılmaya başlayınca ne yapayım yani, ne yani! Bunlarla bozdum işte. Içime döneyim, iyice tıkanayım içime dedim. Hayır bazen öyle şeylere gülerken yakalıyorum ki kendimi sonra kendim kendime inanamıyorum. Örgü öreyim dedim, başladım biliyorsunuz çoğunuz. O işte olmadı. Abartmış olmalıyım ki; evdekilerin sinirleri bozuldu durmaksızın örme eylemimden. Onları duymazdan geleyim dedim bu defa da bileğim iflas etti. Alışmayan götte don durmaz mış misali… Olmadı, tığı, yünleri bazanın altına kaldırdım. Seneye çıkartırım belki. Sıyırmalara gel yani.

Bu çağda hâlâ dinî ayrımcılık yapılabilineceğine, çocukların öldürülebileceğine, para-güç için savaşılabilineceğine inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Birini dinlemek desen, yok dinleyemiyorum kimseleri. Toplu delirmece oyunu gibi. Siktiğimin düzeni üç kuruşluk sokağa çıkma, gazete okuma, biriyle iki çift laflama, televizyona bakma keyiflerimizin içine etti. Ne yana dönsem inanamadığım haberler, laf sözler, bakışlar… Tüm dünya vatandaşları olarak Düzen Askerleri olma yolundaki evrimimizi tamamladığımızda bizimle ne yapacaklar merak ediyorum. Allahtan göremem…

Offf! Iç karartıcı oldu. Tüm bunları zaten biliyor, duyuyor, okuyorsunuz. Tamam söyleyin o halde bana: bu diş fırçalarını ambalajından çıkartırken zorlanan bir tek ben miyim? Yalnız mıyım? Hayır, neden sıkış tıkış o ambalaj. Koy abicim şeffaf bir jelatinin içine dişimizle koparalım ucundan kavuşabilelim fırçaya.

Bunun yanında fikri okuduğum günden beri kafamı kurcalayan bir mevzu daha var; cep telefonları elastik olsalar hakkEtten süper olmaz mıydı! Yok vallaha! Hani elimizden düşürmüyor, kulağımızdan – gözümüzden ayırmıyoruz ya; elastik olsalar götümüze de sokabiliriz. Tüm bu taşıma, bakma zahmetinden kurtulur düşünce gücüyle, içten yanmalı motorla kullanıverirdik.

Bir de son zamanlarda gene aldı başını coştu gitti bu ‘’İyi çocuk yetiştirmenin yolları’’ , ‘’Nasıl iyi ebeveyn olunur?’’, ‘’Çocuklarımıza nasıl davranmalıyız?’’ vb. paylaşımlar. Ulan kelin merhemi olsa keline sürer. Bi geçsinler bunları allah aşkına. Bizler insan olma yolunda sapmamak için direniyoruz. Sevmeyi unutmayalım diye. Temiz kalmaya çalışıyoruz. Ne yolu, ne metodu!!! Bizim evde iki tane emanet var; iletişebilmek için bulabildiğimiz tek yol konuşmak ve sevmek.

Ha bir de bu havalarda: Tek Çare Yün İçlik!

Sıcak tutmak lazım kalbi ve bedeni.

Ben bi kaptırdım gibi ama kalkmalıyım çişim geldi.( Ayyy! Ne terbiyesiz kadın! Halbuki bizim hiç çişimiz gelmiyor! )  Arada gene haberleşiriz.

Herkese şifa diliyorum. Sabır diliyorum. Unutmayın diyorum; kuşlar uçuyor, kafamıza sıçıyorlar ve hayat kısa.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Ocak 2016 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

-muş, -miş, -mış ve diğerleri

Screen Shot 2015-05-28 at 9.58.48 AM

Gene ne oldu? Nedir bu haller? Kime dokunsan bin ah! Herkes sıkkın. Bulutlar dolu, insanlar dolu, trafik sıkışık, yaz gösterip vermiyor, deniz suyu ısınmadı, balık yasağı var, sardalya sezonu (y MUŞ ), okullar kapandı kapanacak, üniversite sınavının son ayağına yaklaşıl MIŞ, okullarda son sınavlar yapılıyor MUŞ, öğrenciler yayım yayım yayılMIŞlar, dolar ne bok yiyeceğini bilemez halde, iş sektörü seçimi bekliyor MUŞ, caddelerde asılı bayraklardan yolu göremiyorsun, Tarkan Umre’ye gidiyor MUŞ, yaz şarkıları henüz çıkmaMIŞ, herkes yaz aşkı hayalleri kuruyor MUŞ, eski aşklar bitiyor MUŞ, depresyon ilaçları peynir ekmek gibi satılıyor MUŞ, kiraz reyonlarda yerini alMIŞ ama çok pahalıy MIŞ, satılan karpuzlar nereden geliyor tartışılıyor MUŞ, annem cebine koyduğu telefonunu tuvalete düşür MÜŞ, suya düşen telefonlar pirince konuyor MUŞ sonra iflah olmuyor MUŞ, instagrama baksan herkes mutluy MUŞ, Rusya, Türkiye’den ithal edilen 4 ton kayısıda insan sağlığına zararlı haşere bulunduğu gerekçesiyle ülkeye girişine izin verme MİŞ, son pişmanlık fayda etmiyor MUŞ, bezelye ayıklamak rahatlatıyor MUŞ, cümle âlem ‘Çiçek Bahçesi’ adlı boyama kitaplarını boyuyor MUŞ, hatta kimileri gölgelendirme bile yapıyorlar MIŞ o kadar sıyrıl MIŞ yani, düğün sezonu açıl MIŞ, ne giyeceğim derdi çok büyük MÜŞ, bir an önce bronzlaşmak iyiy MİŞ, koyu ten zayıf gösteriyor MUŞ, Arap ve Suriyeliler ülkeyi zapt etMİŞ… Ama ney MİŞ; bunların hepsinin sebebi haftanın her günü yayınlanan Survivor MIŞ. Yani benim kişisel kanaatim bu. Her şeyin sorumlusu Acun!

Şimdi ben sandalyeye yerleştirdiğim kıçımı kaldırıp hazırlanmalıyım. Iki hatunla randevum var. Anlatıp anlatıp depreşmek, depresyonun dibine vurmak gibi bir planımız var. Akşam üzeride Oğuz’u okuldan alıp saç traşına götüreceğim. Yemek yapasım deseniz; gelemedi bugün, yolda bir yerlere takılmış olmalı, bekleyemem, beklemeyeceğim. İki gündür kitap okuma çabalarım da sonuç vermeyince salma kararı aldım. Du bakalım vardır bunda da bir hâyır. Tüm hâyırlarımız hâyrımıza çıksın inşallah. Yukarıda hepsini sıraladım işte sorunumuz yok, iyiyiz.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

 
3 Yorum

Yazan: 28 Mayıs 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

haberler

Screen Shot 2015-05-26 at 8.02.37 AM

Günaydın

Haberiniz var değil mi? Okulların yaz tatiline girmelerine çok az kaldı. Meali; çocuklar yaz ayları boyunca okula gitmeyecekler. O uzun yaz aylarının yine o uzun günlerinde evdeler. Bir şey olduğundan değil yalnızca hatırlatayım dedim, benim son günlerde hiç aklımdan çıkmıyor da!

Seçimlere az zaman kalmış olmasının ise aklımdan çıkmasına izin vermiyorlar. Allahtan şehrin göbeğinde yaşamıyorum. Ses ve görüntü kirliliği feci bir hâl almış. O kargaşa da ‘’ Ben kendimi seçiyorum lan! Oyum kendime! Hepiniz aynı bokun lacivertisiniz. ‘’ diye diye sokaklarda bağırası geliyor insanın, belki bir sesimi duyan olur diye. Şaka bir yana; adaylar her köşeden çıkıp tokalaşmak için el uzatıyorlar, hoparlörden yükselen müzik sesleri dehşet verici. Bu politakaya bulaşmış olmak anlaşılması zor, garip duygu olmalı. Ya da bu özelliklerle doğuyor olmalılar. Yoksa aklıselim düşününce insan; hiçbir akla sığacak gibi değil. Para pul, aile, özel hayat, gerçek arkadaşlar, durabilme insiyatifi, vazgeçebilme özgürlüğü… hepsinden vazgeçmek. Seçilmek için, başa geçebilmek için, yönetebilmek için… Hayır tüm ülkeyi kucaklayıcı bir tavır da sergilemiyorlar. En azından ben göremiyorum. Başa geçtiklerinde de değişiklik olmuyor; her gelen temsil ettiği kesimin düzenini kuruyor arada olan temsil etmediklerine oluyor. Gerçi adaylara hak vermek lazım; tutup tüm ülkeyi kucaklamaya kalksalar, doğrudan sapmasalar, icraat yapsalar nasıl kafa yorup zaman bulacaklar birbirlerini yemek için, yermek için. Mutlaka vardır ‘Politikacı Kafası’ denilen bir şey.

Geçen yıl ‘Olağan Psikopatlar’ adlı kitabı okuduğumda az buçuk anlamıştım o kafayı ama gerçekliğini görünce gene ve gene şaşırıyor insan. Gerçi kitapta yazdığı gibi; ‘’ … korkusuzluk, kendine güven, cazibe, acımasızlık ve odaklılık gibi psikopatlarda öne çıkan özellikler 21. yüzyılda başarı kelimesinin üzerine terzinin diktiği ceket gibi oturuyor. Filmlerdeki emsallerinin aksine, gerçek hayatta her psikopat şiddet yanlısı veya suça meyilli değil. Yeni araştırmalar her on CEO’dan birinin psikopat olduğunu söylüyor. Gülerek “Bilmem mi!” diyorsanız ekleyelim; cerrahlar, avukatlar, gazeteciler ve politikacılar arasında da psikopatlık hayli olağan. ’’

Tüm bunların yanında hepimiz içimizde bir yerlerde gizli psikopatımızı barındırıyor muşuz. Çok nadir olsa da hatırladığım anlar var, gizlendiği yerden hörtleyen psikopat yanımla burun buruna geldiğim. Ve diyim size çok da yabancılamıyor insan, biraz şaşkınlık yaşasa da.

Ayyy neyse ne! Sabah sabah yoramam bu güzel kafamı politikacılar için. Yormam bir şeye yarasa tamam da, bu ülke de o da kâr etmiyor. Biz kendimiz kendimize öylesine yaşayıp gidelim.

Gün aydın olsun efendim. Gün hayırlara vesile olsun. Gün sağlıklı olsun. Günlerimiz birbirinden güzel olsun. Amin. 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Mayıs 2015 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , ,

uzak durun

Screen Shot 2015-02-17 at 9.36.58 AM

Merhaba,

‘Günaydın’ diyemedi dilim. Bu sabahta ‘Günaydın’ dediğimde bir yerlerde, birilerine günün hiç aymadığını bildiğim sabahlardan biri daha. Gerçi her defasında bunu bile bile, ama ferahlık götürmesini dileye dileye diyor dilim.

Kırk yaşındayım, 2011 Şubat tarihinden beri burada hep Aşina Duygular ı paylaştık. Bir göz attım, ne zaman kötü bir düşünce, korku, facia, afet yaşasak hep beraber –kadınlar ve çocuklar- demişiz. Hep ‘’Kadınları, çocukları koruyun!’’ demişiz. ‘’ Ölmesinler!’’ demişiz. Daha doğrusu ben yazdım yüzlerceniz okuyup, mesajlar yolladınız. Ve anladım ki; aşina ymış bu duygularımız, paylaşıyor muşuz. Paylaştıkça çoğaldık, belki çok olursak başka yerlerde, başka evlerde yaşanan acılara ortak olur bir nebze azaltabiliriz umuduyla.

Dün Çidik paylaşmış: ‘’ HER KADIN BAŞINA GELEN BİR TACİZ OLAYINI ANLATSA FACE KİTLENIR. ‘’ diye.

Evde, yoksa okulda, yoksa sokakta, yoksa işyerinde, yoksa evlenince, yoksa doğurunca… ama mutlaka bir zaman bir yerlerde…

Hayatımızda bir yerlerde mutlaka yaşamışızdır.

Dilleriyle, bakışlarıyla, sikleriyle, paralarıyla ya da dünyanın en mükemmeli sandıkları sikleri kadar olan beyinleriyle taciz, eziyet ederler.        ” Seni seviyorum.” cümlesinin ağzından çıktığı duyulmuş olsa bile taraftarı olduğu takımı seviş biçimlerine bakarak ” Beni sevme! ” diye haykırılası adamlar var lan bu dünyada. ” Sizin için çalışıp, kazanıyorum.” dediği halde kazandığı para dürülüp dürülüp götüne sokulası adamlar var. Gülmene, giyinip kuşanmana karışan başka kadınlarda gördüğü memenin, bacağın arasına dalan adamlar var. Kızına yan gözle bakılmasına tahammül edemeyip kızı yaşındaki kızları yatağına alan var. Erkekliklerini cinsel organlarıyla ölçer ama ” Sik beyinli!” diye bir küfür olduğunu unuturlar. Tüm bunlarla beraber hemcinslerini görüp erkekliğinden utananlarda var, şükür.

Günah, ayıp, yasak, kız kısmı, erkek kısmı, damattır, oğuldur, babadır diye diye, susturula susturula yetiştirilen eski nesil, yeni nesil kadınlar neye uğradığımızı, ne yaşadığımızı bile anlayamadan ve en kötüsü anladığımızda da ses çıkartamadan yaşadık, yaşıyoruz.

Ses çıkarttığında; kız kısmısın sus, sen kaşınmışsındır, kimse duymasın, babana söylerim, parasız bırakırım, sokağa atarım, ne yapabileceksin… cevabını duya duya yaşadık, yaşıyoruz.

Okullarda yaşananları, en son yakınımızdaki AVM’nin tuvaletinde erkek çocuğunun yaşadıklarını, toplu taşımalarda tanık olduklarımı, haberlerde duyduklarımı yani tanığı olduklarım, duyduklarımdan sonra iyice psikopata bağladım. Elif yürümeye başladıktan sonra edindiğim psikopatlık artık zirvede. Düşünün ki; sevmesi için Elif’i kimsenin kucağına vermedim, el öptürtmedim, sarınılmasına müsaade etmedim. Biraz daha büyüdü beynini yıkadım ‘’ Bedenin sana ait, sen istemediğin sürece kimse sana dokunamaz, bakamaz! ’’ diye.

 Dün akşam Oğuz’la birlikte yanımdalar, ben gene bir başladım ‘’ Götü başı kollayacaksınız, hep etrafınızı kollayacaksınız, konuştuğunuz arkadaş dediğinize dikkat edeceksiniz, ses çıkartmaktan bağırmaktan korkmayacaksınız, korkmayacaksınız, korkmayacaksınız, korkmayacaksınız… ‘’ derken bağırmaya başladığımın farkına vardım. Çocuklarına ‘Korkmayacaksınız’ diyen ama içimde oluşan nefretten korkan bir anne oldum.

Daha ne desem, ne yazsam inanın bilemiyorum.

Eski bir arkadaşım ‘’ En korktuğum duygu çaresizlik. ’’ demişti. Çaresizlik. Yalnızlık. Aciziyet. Korkmak. Korumak. Nefret etmek. Öldürmek. Çalmak. Sevmek…. Ve yaratılmış olana ait tüm güdüleri, duyguları içimizde taşıyoruz. Bunların hepsini hissedebilir, bastırabilir, hissettiklerimize göre davranabiliriz. Ama bizim gibileri öldürebilen, eziyet edebilen, taciz edebilen, çalabilenlerden ayıran bir şey olmalı, aynı dünyayı paylaşmamalıyız. Paylaşmak zorundaysak eğer bizler birbirimize sahip çıkmalıyız, birimize yapılırken ses çıkartmalıyız, yan yana durmalıyız, korkmamalıyız. Hep birlikte olmalıyız. Yüksek sesle usanmadan söylemeliyiz: ‘’ Kadınlar ve çocuklar! ‘’

 NOT: Bu noktada dinden imandan, adalet,cinsiyet, kılık kıyafet, açık kapalıdan bahsedenler benden, çocuklarımdan, sevdiklerimden uzak dursunlar. Ki; nefretim bile onlara veremeyecek kadar kıymetli düşünün artık. Uzak durun.

 özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

geçelim

Merhaba!

Iki haftadır yazdığım gün Pazartesi’ne denk geliyor, yanlış anlaşılmasın Pazartesi Sendromu falan sözkonusu değil. Bu ‘söz konusu’ ayrı mı, bitişik mi yazılır bakamam şimdi TDK kılavuzundan. Fulya: ‘ Okursan doğrusunu söylersin tatlım. Editör edasıyla tüm yanlışları bul, demiyorum ha!’’ Pazartesilere gelirsek; oldum olası sevdim ben bugünü, diğer günlerden ayrı koymadım yazık. Çalıştığım dönemde de, şimdi de seviyorum. Sanırım hiç görmeye tahammül edemediğim, varlığından rahatsız olduğum bir patronum olmadığından. Sendroma gir, sendromdan çık falan vakit kaybedemem zaten; yaşa gitsin işte öyle de böyle de geçmiş olacak.

TDK, yazım kılavuzu falan dedik de; yeni zorumlu dersimiz Osmanlıca hayırlı olsun, uğurlu olsun. Kendi ana dilini doğru düzgün kullanamayan ( örnk: yazamayan ben ) milletimizin, uzun uzun anlatmaya erinip kısaltmalarla anlaşmaya başlayan evlatları için eşsiz şekilde ufuk açıcı olacak, net. Bahsi geçen kısaltmaları doğru anlayabildiğim söylenemez gerçi. Doğru açılımlarını ya gençlerin kendilerinden ya da medyadan öğreniyorum. Misal en çok kullanılan AMK kısaltması. Ben hep ayıp bir küfür olduğunu sanıyordum, değilmiş. Açılımı: ‘Azıcık Mantıklı Konuş’ muş bendeki niyet kötüy müş. Neyse işte dil tamam, sarayımız da var! Hoşgeldin oryantalist, osmanlıcalı Lale Devri. Ulan gerçekten Lale Devri Çocukları mı olacağız? Hohoyyyt!

Geçelim!

Düzgün, kuralına göre yapılan her şey bana ters bu da, net! Misal: Sağlıklı Yaşamak. Abicim ben sağlıklı yaşayınca kilo alıyorum. Düzenli uyu, dengeli beslen, stresten uzak dur… Bunun sebebinin de; ruhumun dengesizliği olduğunu tahmin ediyorum. Ruh dengesizken, beden dengeli olmaya çalışınca şaftım kayıyor. Bitti! Yine, yeniden; bol kahveli sabahlara, uykusuz gecelere ‘ Merhaba ‘.

Merak ettiğim bir şey daha var: her sabah olduğu gibi an itibariyle önümden hızla ve sürü halinde uçup giden kuşlar nereye gidiyorlar. Onlara sordum, yanıtlamadılar. Göç desen, vakti geçti. Rüyalarımızda bu kadar mesaj mı yolluyoruz birbirimize acaba ki; kanatlarına yükleyip iletilecek mesajları, duaları alelacele yetiştirmeye çalışıyorlar gitmesi gereken kişilere, yerlere. Benim kuş hangisiydi acaba? Ya da dün gece rüya gördüm mü? Girme buralara Özgür, gözünü seveyim, çık çık. Ulan hala geliyorlar! Şaka değil, yemin edebilirim ki kanatlarının yeli vuruyor yüzüme. Durun içeriye gireyim, hava da soğuk zaten. Bu hafta soğuk hava dalgası geliyormuş. Aman geleceği varsa göreceği de var; önemli olan bizim havamız yerinde olsun, sağlık olsun. Yazı TRT Ana Haber Bülteni’ne döndü dönecek az kaldı. Bir haberim daha var, akşam kitap okurken kulağıma çalındığına göre: dün yapılan karşılaşmada Beşiktaş Trabzonspor’u yenmiş. Ve yorumculara göre Trabzonspor; erken davranmış havaya girmekte, takım oyuncuları arasında gözlenen birlik Beşiktaş oyuncularınınki gibi de değilmiş. Yazmış olduğum son cümlenin mealini bilmiyorum ama tam olarak böyle söyledi sesini tanıdığım, kendisini tanımadığım yorumcu.

Son olarak; dün uzun yıllardır evli iki çift olarak aramızda geçen sohbet özeti olarak yeni evlenecek olanlara, ‘ evlensem artık, ev tuttar içine aşk-iki çocuk sıkıştırırız, yaşım geldi artık, yalnızlık zor abicim, evli olan erkekler daha geç yaşlanıyor muş, insanın hayatı düzene giriyor lan, eve girince ses istiyor insan’… gibi düşüncelere girmiş ve de dillendirmiş olanlara bir çift lafım var: evlilik zor zanaat, götü yemeyen girmesin bu işe.

Dün Belgin’in paylaştığı güzel şiirle huzurlarınızdan ayrılırken hepinize, hepimize hayırlı, uğurlu, sağlıklı, aşk dolu haftalar diliyorum.

özgür tamşen yücedal

benimsin

gün yeni doğanındır

kül sönmüş ocakların.

kılıç kahramanındır,

köpek de sokakların.

sen de benimsin, benim.

sen de benimsin.

gündüz kelebeklerin.

gece yıldızlarındır.

ölüler böceklerin.

azap da günahkarındır.

sen de benimsin, benim.

sen de benimsin.

ne olursan ol kadın, şeytan

canavar, baykuş.

yok kurtuluş elimden,

elimden yok kurtuluş.

Cahit Sıtkı Tarancı

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Aralık 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: