RSS

Etiket arşivi: belki

hayat güzel!

1001010_10151688306057398_1541063431_n

Döngü kadınlar sayesinde devam ediyor.

Cennet, cehennem, iyilik, kötülük, adalet, hak edilen her şey yani hayat kadınların elinde!

Doğumla başlattıkları döngü yalnızca ölümle son buluyor.

Hayat için adalet arıyorsak boşuna çünkü öyle bir şey yok. Adaletli değil hayat.

Hele ki anlamsa aradığımız hayatta, işte o hiç mümkün değil, belki son nefeste.

Yara sahibini acıttığı kadar kimseyi acıtmıyor. Gene o yara kanarken yalnızca sahibini kana buluyor.

Devredilebilinecek ve sahip çıkılması gereken tek gerçek miras, arkada bırakılacak dostluklar, hak kalan iyiliklermiş.

Yani denizlere atılan iyilikler var ya, okyanuslara karışıp yok olmuyorlarmış, günü geldiğinde izimizi sürüp buluyorlarmış bizi.

Hayat, önümüzdeki günler için plan yapmanın tamamen saçmalık olduğunu bir kez daha ispatladı. ‘’ Akıntıya kapılıp koyverin! ” dedi.

Dünya mı yanıyor? Siktir edin!

Bir ele cımbızı diğerine aynayı alnıdız mı? Yaşayın gitsin.

Soluk alıp verebiliyor musunuz? Şükür edin.

Aydınlık, karanlığı ayırt edebiliyor musunuz? Bakmayın, görün.

Yürüyebiliyor musunuz? Dağ tepe demeyin, yürüyün.

Kollarınızı kaldırabiliyor musunuz? Sarılın.

Ama en çok sevin, söyleyin:

‘’ Seni çok özledim! ‘’ deyin.

‘’ Hayat güzel! ‘’ deyin.

‘’ Yaşamaya değer! ‘’ deyin.

‘’ Seni seviyorum! ‘’ deyin.

Çok geç olmadan, pişmanlığın sonunda olacağınız anı beklemeden, kaybetmeden önce söyleyin.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
5 Yorum

Yazan: 03 Temmuz 2013 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

?

 

Günümün belki de hayatımın mesajı bu sabah mail kutumdaydı, beni, endişe, hayallerimi çözmüş olandan:

..Bırak hayatın sana rağmen değil, seninle birlikte aksın.
”düzenim bozulur,hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını?..

 
6 Yorum

Yazan: 13 Mart 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , ,

gel demeseydin keşke!

‘’ Gel ‘’ dedin. ‘’ Takip et beni!’’
Ve hızlı adımlarla yürümeye başladın önüm sıra. Kalabalık bir yerdeyiz. Çok gürültü var. Durmadan anonslar yapılıyor. Anlayamıyorum denilenleri. Geniş S çizen koridorlarda geliyorum peşinden. Yürüyen merdivenlerin önüne gelince duruyorum. Çok dik ve hızlı. Kafamı kaldırıp bakıyorum. Sen çıkmış yürümeye devam ediyorsun, arkana bakmadan. Telaşla adım atıyorum kıvrılıp oluşan basamağa. Dengemi kaybediyorum. Arkamdan bir güç çekiyormuşçasına… Düşmüyorum. Bir anda eğim düzeliyor, iniyorum merdivenden. Etrafıma bakınıyorum. Seni göremiyorum. Önümde iki koridor var. Seni bulamama korkum seçim yapmak için vakit harcamama engel oluyor. Düşünmeden, öylece yani sapıyorum solumdaki koridora. Koşmaya başlıyorum kafamda yankılanan ‘’ Ya kaybedersem?’’ endişesiyle. Seslenmek istiyorum sana. Sonra…
Birden aklıma geliyor: Sahi biz nereden, neden çıktık yola? Peki, nereye gidiyoruz? Neydi bu telaşlı koşturmaca? Neyi yakalamaya çalışıyoruz? Peki ya arkamızda bıraktıklarımız? Atladıklarımız? Bir yeni şeye, bilinmeze koşarken ya yanından geçtiysek asıl aradığımızın? Bulacağımızı sandığımız şey her neyse, ya geride kaldıysa? Bütün bu ihtimalleri savuramam. Böyle koşarken yakalayamam ardımda kalan beni, kendimi. Duruyorum.
Sen git.
Şimdi dönemem geçtiğim koridorlardan. İnemem çıktığım merdivenlerden. Ben biraz soluklanacağım burada. Belki göreceğim, bekleyeceğim vardır burada.
Keşke ‘’ gel ‘’demeseydin bana.
Keşke bu kadar korkmasaydım kaybetmekten.
Keşkelerim ve ben duruyoruz. Tanpınar’ın dediği gibi:
‘’ Mutluluğu sessizce yol kenarına bırakıp gitmek …’’ gerekir bazen. Durmak gerekir…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
3 Yorum

Yazan: 10 Kasım 2012 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Kurbağa ve Murbağa ( Arnold Lobel )

 

UÇURTMA

” Başardık! ” diye bağırdı Murbağa.

” Evet. ” dedi Kurbağa.

YARIN

Bahtaniyesini kafasının üstüne kadar çekti ve hemen uykuya daldı.

                     KORKU

                         …

Murbağa çayından bir yudum aldı.

” Kurbağa, sen bunları uyduruyor musun? ” diye sordu.

” Belki evet, belki hayır, ” dedi Kurbağa.

                          …

YALNIZ

” Ben mutluyum.

Hem de çok mutluyum.

Bu sabah uyandığımda çok mutluydum

çünkü güneş parlıyordu.

Mutluydum

çünkü bir kurbağaydım.

Ve mutluydum

çünkü senin gibi bir dostum vardı.

Sonra yalnız kalmak istedim.

Yalnız kalıp her şeyin na kadar

güzel olduğunu düşünmek istedim. ”

” Ah, ” dedi Murbağa.

” Sanırım bu yalnız kalmak için geçerli bir sebep. ”

” Şimdi de, ” dedi Kurbağa

” yalnız kalmazsam çok mutlu olacağım.

Hadi yemek yiyelim. ”

Kurbağa ve Murbağa, iki arkadaştır; hem de harika iki arkadaş! Günlerini birlikte geçirmeyi çok severler. Uçurtma uçururlar, Murbağa’nın doğum gününü kutlarlar ve Kurbağa korkunç öykü anlattığında birlikte korkarlar. Ancak en önmelisi, onlar birlikte eğlenirler – hem de yılın her günü.

Kısa alıntılar yaptığım Kurbağa ve Murbağa’nı maceraları böylesine güzel. Biz iyi vakit geçirdik. Oğuz’u uyku öncesi sakinleştirdi. Son sahnemizde ise  – Oğuz kitabı kucağına sıkıca sarmış ve yazarının ölmüş olmasından dolayı çok üzgün olduğunu söylüyordu. – Böyle eserler bırakan yazarların kitapları okunmaya devam edildiği sürece asla ölmeyeceklerini söyledim. Açıklamamın ne nerece etkili olduğu yarın akşam görülecektir. Sabah gözümü açar açmaz ilk iş olarakta serinin devamın satın aldım İdefix’ten. Olur ya, sizinde tezgahın birinde önünüze çıkar mıkar tereddüt etmeden alabilirsiniz. Ki benim gibi çocuklara okunacak kitaplar konusunda feci şekilde titiz, seçiciyseniz. 

Benden bu sabah bu kadar. Hoşçakalın.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Eylül 2012 in ÇOCUKLAR, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , ,

APTAL

  Para biriktirmek yerine insan biriktirmeyi tercih etmiş olan, ağzına değil aklına geleni söyleyen, 52 yıldır tiyatro yapan, oyuncu yetiştiren, eğitimler veren, cebinde hikâyeler biriktiren bir ustayı, Müjdat Gezen’i sahnede bir kez daha izlemiş olmanın hazzıyla uykuya geçiyorum bu gece.

  Bu güne kadar kendisine açılan davalardan yola çıkarak yazdığı oyunun adı; ‘’Aptal’’. Ve vurucu cümlesi de; ‘’ Haklı olmak istiyorsan aptal olacaksın. Çünkü güzellik, şöhret, servet geçicidir. Oysa aptallık kalıcıdır.’’ Oyundaki aptalın kendisi olduğunu söyleyerek başladı anlatmaya. O anlattı bizler dinledik. O anlattı biz güldük belki de ağlanacak halimize. O anlattı eller birleşti. Sonra dedi ki ‘’Şimdi gülme vaktidir. Osurulup osurulup ipe dizenlerin foyaları meydana çıkmaya başlamıştır. Şimdi gülme vaktidir.’’

  Sahnede ki vedasından az önce ise;

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
avunmak istemeyiz, böyle bir teselli ile
geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
geçince başlayacak, bitmeyen sükûnlu gece
guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
ya aşk içinde harab ol ye şevk içinde gönül
ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül
ah dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç. (Yahya Kemal BEYATLI) dedi.

  Ilımlı olan bir yığın şeyin ılımlı ılımlı hayatımızı sardığı bu yıllarda, Silivri nüfusu gittikçe artmaya başlamışken,  Müjdat Gezen’in yürek isteyecek bir cesaretle sahneye koyduğu oyununu yolunuz düşerde izlerseniz ve benim gibi bu ülkede zaman zaman çok yalnız hissediyor olanlardan iseniz size de iyi gelebilir.

  Ayyy oyunun reklamı gibi oldu.  Neyse ister gidin, ister gitmeyi, ister banane – sanane deyin, sayfa benim değil mi? Evet, benim. O halde diyorum ki; izledik, beğendik. O kadar!

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Mart 2012 in GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: