RSS

Etiket arşivi: yazmak

vebal

 

Öfkeli – kızgın uyuyup, öfkeli – kızgın uyanmak. Nasıl bir haykırış içimde.

Bir şey olmaz cılardan

O kadarını yapamaz cılardan

Zamanla değişir cilerden

Bu kadar bekledim az daha bekleyeyim cilerden

Ben böyleyim cilerden

Üzdüğümü biliyorum ama seni çok seviyorum culardan

Yaptıktan sonra pişman oluyorum culardan

O zaman öyleydi cilerden

Vurup kaçanlardan

Vuramayıp susanlardan

Beni seveceksen böyle sev cilerden

Eğitimli eğitimsizlerden

Gözünün önünde olup biteni göremeyecek kadar kör olanlardan

Görmezden gelenlerden

Herkesten nefret edilesi durumda uyanmak ve tüm bunların çığlığıyla kahve içmek. Işte sabahımın özeti. Ruh halimin özeti bu kadar değil, yani tam olarak değil. Dahası var içimde, daha beterleri. Kötü dilekler var mesela döngüden korktuğum için dillendiremediğim. Kaybettiğim, siktir ettiğim daha niceleri gibi dögünün dönüp bulduğuna karşı inanacımı da kaybedersem yaşayabilecek gibi değilim. Hep kısa kısa cümleler kurarak yaşamaya başladım. Kötü bir şey aslında; söylemek istediklerinden çok fazlasının içinde kalması kötü bir şey. Kafa ağırlaşıyor. O ağırlaşan kafayı söküp atamıyorsunuz da, elim kimde elim bende durumları.

Susmaya, ne olursa olsun sevmeye, kabul etmeye zorlanmış çocuklardık büyüdük ama maalesef öyle de kaldık. Bok çukurunun içindeyiz hepimiz. Azınlık mış, istisnalar kaideyi bozmaz mış hepsi safsata amk. Tüm istisnalar kaideyi bozar, bozmakla kalmaz içine ederler.

Gökyüzüne yazasım var ‘hepinizin canı cehennneme ‘ – ‘ tüm bebek gelinlerin vebali üstünüzde ‘ ‘ölen tüm askerlerin kanları üzerinizde ‘ – ‘ herkes ettiğini bulsun ‘ hatta ettikleri onları bulsun diye. Edilen edilmiş olanların gelip hayatımıza sıçmalarından feci bezdim artık. İçimdeki savaş alanının sebebi bunlar. Soyunun da sopunun da suçu var. En büyük suç benim de olabilir. Ki; ona da varım. 

Diyim ben size; artık aşk falan da kurtaramaz bizi. Aşkın gücünü bile aşar bizim bu hallerimiz. Ona da bir siktir. Aşık olmayın kimseye, alışmayın da. Kimsenin varlığına alışmayın. Dibe batmamak için tepin tepin dur, o kadar.

Oturup düşünelim bakalım o gün geldiğinde ne yapacak, nasıl kotaracağız. O gün mü? Hem kendimizi hem de birbirimizi affetmek zorunda kalacağımız günden bahsediyorum, o gün geldiğinde ne yapacağız diye soruyorum. Gerçi biz de cevap hazır nasıl olsa;

‘ O gün gelsin bakarız. ‘

Valla batsın bu dünya, bitsin bu rüya diyerek kafamı kahvenin o da yetmedi 70’liğin içine gömmeyi düşünüyorum. Merak edenler için: başka planım yok. Tek planım bu. Haydi

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

not: tekrar okuyup yazım hatalarımı kontrol edecek durumda değilim. Eğer bulan olursa uygun yerlerde kullanabilir. 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 19 Ekim 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

hepimiz prensesiz

ekran-resmi-2017-02-07-23-09-46

Olmaz dediğim bir şey daha oldu; okuyamıyorum. Artık prospektüsleri, muadili ebattaki yazıları okuyamıyorum. Bir adet okuma gözlüğü edindim. Gözlüğü taktığımda okuyabiliyor, gözlük gözümdeyken kafamı kaldırdığımda uzağı bulanık görüyorum. Zamanla okuma gözlüğü nasıl kullanılır, ne ara takılır ne ara çıkartılır, takılmıyorken nerede durur, durduğu yerde nasıl unutlumaz gibi kullanım koşullarına da alışacağım elbet. Çok inatlaştım ama götüyle inatlaşanların durumuna düştüm, net. Olsun! Buna da şükür. Aklımıza zeval gelmesin. ( Bu cümle içinde ‘zeval’ I sözlükte yer alan iki anlamında da kullandım. Hem bozulma hem de yok olma, ortadan kalkma anlamlarında. )

Akıl demişken geçen gece ben gene uyuyamamışken, uyuyamıyorken farkettim ki; benim akıl gerçekten saat 24:00’ten sonra vızır vızır çalışıyor. Abuk sabuk ne varsa düşün allah dur. Olmuyorsa depikliyorum, olmuyor. Misal; bahsi geçen gece hayatın anlamı üzerine düşünürken yakaladım kendimi. ‘’Dur’’ dedim kendime kendim, durmadı. Sonuç; anlamsız. Bulma umudum var mıydı? Yoktu elbette. Ama içime çöken yalnızlık hissi oldukça boktandı. Herkes yalnız deyip duruyoruz, içinde hissetmek, ciğerlerinde hissetmek hakikaten boktandı. Içinde bulunduğum ilişkiler ağına bakınca umut edesi, güvenesi, teslim olası, söz söyleyesi, dinleyesim toptan gitti. Sonra sabah olunca geçti gerçi. Sil baştan yaptım. Şebnem Ferah’ın şarkısında söylediği gibi… Sil baştan başladım yeni günde. Sil baştan başladım da yaşanılan, yapılan, söylenilenleri unutmak onun söylediği kadar kolay olmuyor. Neyse canım en nihayetinde onlar şarkı sözleri. Tanıdığım birisi izlerken ağladığım her filmden sonra tıpkı bunun gibi bir cümle kurardı: ‘’Bu yalnızca film.’’ Ama ben biliyorum ki; film seneryolarının tümü olmasa da pek çoğu, yaşanmışlıklar üzerine yazılıyor. Şarkılar da öyle! Geçmişte yaşanılanları hatırlatmadığı sürece ota boka ağlamamak gerekir, anladım. Zamanı, vakti geldiğinde ağlayacağım varsa en azından kendi halime ağlarım.

İnsan beyni hakkında okudum bugün. İnsan beyninin basitçe 3 katmandan oluştuğu biliniyor muş. Bunlar:

İnsan beyni

Maymun beyni

Sürüngen beyni diye isimlendiriliyor muş.

İnsan beyni; bizim rasyonel kararlarımızı aldığımız, karşılaştırarak, geçmiş deneyimleri, öğrenimlerimizi düşünerek sonuçlara vardığımız katman mış.

Maymun beyni; bir arada olma, anlaşma, paylaşma, ilgi bekleme, anlamaya çalışma gibi daha sosyal, daha duygusal davranışlarımızı yöneten katman mış.

Sürüngen beyin ise savaşmak, korkmak, sevişmek, üremek, yemek ve tüketmek gibi en ilkel dürtülerimizin bulunduğu katman mış.

Bu üçünün arasında binlerce yıldır evrilmeyen, gelişmeyen, değişmeyen ve ilerlemeyen katman sürüngen beyin miş. Zihinde sürekli değişime direnen, daha üst katmaları kullanmamızı istemeyen, yeni şeyleri öğrenmek, araştırmak, alışmaya çalışmaktan sıkılan kocaman bir yumru. Vücudumuzu soğuk terler kapladığı, kendimizi kör bir öfkeye kaptırdığımız zaman ya da duygusuzlaştığımız zaman bizi kontrol eden beynimizin sürüngen olan bölümü ymüş.

Basit olan bir şey yok mu! Basit yaşamak lazım diyenler var. Nasıl basit yaşanır? Tam kapasite çalışıp benim için elinden geleni yaptığını kabul edersem: hangi beynimi kullanarak basit bir hayat sürebilirim?

Doğaya dön diyen biri vardı mesela hocanın dediğini yap, yaptığını yapma cinsinden. Buna rağmen, söyleyene rağmen düşündüm. Nasıl dönülür doğaya diye. Hadi sen döndün doğaya, doğa affedip döner mi sana? Sen doğaya döndüğünde çocukları kime bırakırsın? Toki projesi olmayan doğa bölümünü buldun diyelim göçtükten sonra vazgeçip dönmek istersen…

Amma velakin; basit düşünmek derseniz orada tamamım. Fazla yormadan, yorulmadan, sorup sorgulamadan, gelişine, olduğu kadarına, yakın olanla yaşamak derseniz, varım. Böyle, buradan bakınca içinden çıkılamayacak bir durumum kalmıyor. Zaten artık durumum kalsa bile halim kalmadı.

Umutsuzlukta bulaşıcıy mış. Kimseye bulaştırmamak için tüm çabalar, kimseden bulaşmasın diye bu uzaklaşmalar.

Sebepli ya da sebepsiz.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

nOT: Karikatür; Şenol Bezci çizimi. Başlık; Gülse Birsel’in 5 Şubat  köşe yazısından bulaştı. 

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Şubat 2017 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

vardır bir hayır

Screen Shot 2014-12-30 at 12.53.52 AM

Heyyy!

Bugün Elif dönem içi yeni performans ödevinin sunumunu yaptı. Yanlış anlamayın dersin öğretmenine değil, bana yaptı. Pek tabii ödevi hazırlamam için. Ve gene pek tabii teslim tarihi yumurta olup kapıya sıkıştığında… Hepsini geçtim,mevzubahis olan ders; Tarihhhh. İtiraf ediyorum:

Bu çocukların ödevlerini hazırlayabilmek için yaptığım araştırmalara harcamış olduğum zamanı ödevlerim için kendi okul hayatımda harcamış, bu kadar kaynak okumuş olaydım bir üniversite daha bitirirdim. Tamam bu öğrenme arzusu, merak yoktu o zamanlar, kabul. Elif’te olmayışını kabul edişimdir ödevlerini destekçi adı altında yapan kişi olmam. Bir de; çocukların zamanı yok abicim. Günlük ödevleri yapmamak için bahaneler üretmek, okula gitmek, cep telefonunu her an yanında muhafaza etmek, whatsApp iletisi takibi yapmak, instagram paylaşımlarını yorumlamak, iletişimi bir an bile koparmamak, müzik dinlemek, yemek yemek, uyumak düşünebiliyor musunuz ne kadar yoğunlar. Sen tut bu çocuklardan bir de performans ödevi için araştırma yapmalarını bekle, akıl alır gibi değil! Gençlerle ilgili aklımın almadığı şeyler çoğaldıkça ben ne yapıyorum? Sonsuz teslimiyet.

Yok hoşuma gitmiyor değil hani; araştırmak, öğrenmek, okumak… Ama ders Tarih olunca içim çekildi. Ama ney miş; her şeyde bir hayır var mış. Bu son günlerde hayatıma tarihle ilgili çok şey girmeye başladı? Işaretleri takip etmeli miyim, bilemedim. Bu işaret takipleriyle yolumun nereye varacağı ise ayrı bir merak konusu?

Aslında yazınca farkına vardım bak; şiir. Evet ya! Iyi bir şiir okuyucusu olmadım hiçbir zaman. Bu ‘vardır bir hayır‘larla gidilen yolda şiirlerle tanıştım, memnun oldum. Daha doğrusu; hissedilenleri şiirle anlatmanın ( anlatabilmenin ) ne kadar güzel, özel olduğunun farkına vardım diyelim. Ayrıca; yazılabilinecek şiir, duyguları ifade edecek kelimelerin hepsinin yazılmış olduğunu inananların tersi düşüncedeyim. Ki; yazılmış, söylenmiş olsa ne olur? Vazgeçer mi, vazgeçmeli mi insan ‘mavi’ yazmaktan, ‘sarı’, ‘gökkubbe’, ‘omurga’, ‘aşk’, ‘ayrılık’ … yazmaktan. Yazmazsak, söylemezsek küsmez mi bize renkler, duygular, doğa, insan, kadın, erkek… Kalem döndükçe, dil söylediğince, gönül yettiği, nefes aldığınca yazmalı, söylemeli insan. Inadına söylemeli, yazmalı. Hepsini yaparken en bencilinden, umursamazından olmalı. Kendini süslemek için yapmalı. Bir de; küstürmemek için kelimeleri. Bir ara hatırlatın da, şiir konuşalım.

Benim bu küçük aradan sonra şimdi ödeve dönmem gerekiyor. ‘ devşirme sistemi ve bu sistemin Osmanlı’da uygulanması ‘ konulu performans ödevini hazırlamalıyım.

Haydiii iyi geceler!

 

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 29 Aralık 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: