RSS

Etiket arşivi: beklentiler

finger bisküvi

Bu saat oldu; bilgisayarım, kalemlerim, defterimle nihayet yerleşebildim masaya. Okşayan rüzgar dedikleri sanırım bu gece esen olmalı. Gerçi esintiyi yalnızca sivrisineklerden korunabilmek için giydiğim mavi pijama altı, yarım kollu gecelikvari tişortumdan geriye kalan yarısı açıkta kollarım, ayaklarım ve yüzümde hissedebiliyorum.

‘’Bırak gizli sırrımız içimizde yaşasın,’’ diyor şarkıda, Tarkan söylüyor.

Yan komşularımız az önce rakıyı ve müziği açtılar. Rakının kokusu, müziğin sesi bir de ızgaralarındaki balıkların kokusu geliyor. Ben bu satırları yazana kadar şarkı da değişti, bu defa Müzeyyen Senar söylüyor.

‘’Etmem kimseye şikayet.’’ Uzun bir gece olacağa benziyor.

Az önce eve aşağı sokağımızdaki Egem marketten ufak boy yoğurt, çavdar ekmeğiyle birlikte üç tane bira getirmiştim. Kalkıp buzdolabından birini alayım bari. Rakının yerini tutmaz ama rakılık değil yorgunum bu akşam.

‘’Kapat gözlerini kimse görmesin.’’

Genç yaşlardalar. Yan komşularımız diyorum; yirmili yaşlarında olduklarını tahmin ediyorum. Birkaç yıldır verandalarımızda sırt sırta oturuyor olduğumuz halde henüz hiç karşılaşmadık. Sokak kapılarımız farklı sokaklara açılıyor ondan.

‘’Akşam oldu hüzünlendim ben yine,’’

Ben onların yaşlarındayken nasıl hissediyordum, yaşımdan beklentilerim nelerdi acaba. O yaşlarıma ait hatıralarımı düşündüğümde hatırlayabilirim belki. Ama onsekizinci yaşımı bekleyişimi çok net hatırlıyorum. Onbeşinci yaşımda başlamıştım beklemeye. Evet, evet onbeşimdeydim. Anneme neyi, ne zaman yapabileceğimi sorsam tek cevabı vardı; zamanı gelince. Belki keramet onsekizdedir, dedim kendi kendime. Ve bekledim. Baktım onsekiz olmuşum ama hâlâ bekliyorum. Hiçbir şey olmadı. Olmalıydı, bir şeyler değişmeliydi. Dilediğimi yapabilirdim, reşittim. Tek sorun vardı; ne yapmak istiyordum. Ne zaman yapabileceğimi merak ettiğim çoğu şeyi annemin dediği gibi zamanı geldiğinde yapıyor, yaşıyordum zaten. Özgürdüm.

Komşular müziği kapattılar. Kulaklıklarımı taktım.

‘’Tutuşmuş Beraber’’ diyor Melike Şahin.

Onsekizimden sonrası feci hızlı geçti. Çok şey oldu, bitti. O kadar çok şey oluyor ki şu hayatta, insan ne yaşadığının farkına varamıyor. Sonra da gözümü kapadım, açtım bir baktım kırk olmuşum zaten. Kırklarımdan beklediklerim? Vardı beklediklerim, yalan söylemeyeceğim. Çoğu hayal ettiğim gibi, birçoğuysa hiç hayal ettiğim gibi olmadılar. Dilerken dikkat et derler, dikkat etmeliymişim. Ya da dilemek yalan şey, olacak olanlara engel de sebep de olamıyorum. Annemin dediği gibi; zamanı geldiğinde.

Beni televizyonun karşısına oturtan tek program Erkenci Kuş. Erkenci Kuş; tam ergen dizisi. Izlememe sebep; ergene dönen tarafım bir de hikayede genelde kötü şeyler olmaması. Kötülük izleyecek, dinleyecek yerlerim çok yorgunlar artık, istemiyorum. İzlediğim sürece bile olsa tutunacak güzel duygular buluyorum. Onu bunu bırakın da diziyi izlemek için yaptığım hazırlıklarımı görseniz inanamazsınız. Kışın çayı demler, yanına finger bisküvi falan koyardım. Geçtiğimiz Salı akşamındaysa karpuz dilimledim, mis gibi. Hele izlerkenki hallerim! Bitene kadar kimseyle konuşmuyor olmamsa apayrı.

Neyse işte son bölümünde izlediğim bir sahneden beridir de ileri yaşlardakilerin usanmadan söyledikleri ‘’Hayat çok kısa,’’ cümlesindeyim. Onsekizini bir şeyler değişsin diye beklemiş, o yaşında hayal kırıklığı yaşamış ardından kırklarına geldiğinde rahata ereceğini sanıp erememiş biri olarak korkuyorum. Ya yaşlandığım zaman hayatım elimde patlarsa diye korkuyorum. Yapsaymışım, deseymişim, gitseymişim, sevseymişim, hiç sevmemiş olsaydım… diyeceklerim çok olursa. Tabii hayatımın ne kadar daha olduğunu bile bilmiyorken.

Müziği tekrar açtılar, kadeh tokuşturuyorlar.

 

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 27 Haziran 2019 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

kastettiğim

Sabahları gözümü açtığım ilk an… Aklımdan geçen ilk şey… Sonrasında ilk yaptığım yoklama… İçimi, dışımı, uyuşan uzuvlarımı yokluyorum. Hele bu sabah ellerim o kadar uyuşmuşlardı ki gözlerimi bile açamadan parmaklarımı eklem yerlerinden hareket ettirmeye uğraşırken aklımdan geçenler ve nihayetinde hareket ettirebilmemin şükürünü fısıldayışım… Ardından bir süre daha hareketsiz kalıp rüyalarımı hatırlamaya çalışıyorum. Rüyalarımdan kalan his genellikle bir koku ya da tek bir an. Sonra resmi olarak, evrenin kabul edeceği kadar uyanmış oluyorum.

Bu sabah da uyandım yani.

Müzik.

Biraz ter atma.

Duşun ardından tekrar pijamalarıma sarınışım.

Pijamalarım üzerimde salona gidip boylu boyumca halıya uzanıp bitsin mi, hiç bitmesin mi karar veremediğim kitabı okumaya devam edişim. Boylu boyunca deyince yanlış anlaşılmasın hepi topu minik bir şey olarak uzanış kastettiğim. Baktım satırlar arasında yuvarlanıp duruyorum ve hiç çıkasım yok, gene boylu boyumca kaldırdım kendimi halıdan. Alelacele elime geçen gömlek, hırka, eşofmanı üzerime takıp çıktım evden. Önce iade ürünler için kargoya uğramam gerekiyordu. Arabayı yıkatmam, gene arabaya yakıt almam, markete ve eczaneye uğramam ardından eve dönüp valiz hazırlamam gerekiyordu.

Ilk olarak kargo… Arabayı kargo şirketinin yakınına parkedip indim arabadan. Üzerinde yürüdüğüm kaldırımın kenarından geçtiği apartmanın hizasından geçerken ben, dördüncü kattan halı silkelemeye başladı yüzünü göremediğim birisi. Halı silkelenirken üzerinden uçuşanlar başımdan aşağı indiler. Kaçmaya fırsat bile bulamadan hem de. ‘’ Yapacak bir şey yok, olacağı varmış. En azından halı beyazdı. Beyaz iyidir.’’ gibi bir şeyler geveledi düşüncelerim. Allahtan o kadarla kaldılar eğer, ‘’ Vardır bunda da bir hayır.’’ virajına girselerdi düşüncelerim yetmez kafamı kesip bırakıverirdim herhalde o kaldırımda. 2018’in en belirgin izi işte bu! O hayırlar, anlam aramalar falan var ya onların tümü yandı. Saldım. Eller havaya durumu… Geçenlerde biri bana ‘’ Sustur şu kafanı!’’ demişti. Söz dinliyorum.

Yeni yıla istinaden dilek sıralaması, dilek panosu, beklenti şeysi de yapmadım. Geçen yıla karşı boş değildim ve yapmıştım en cafcaflısından bir dilek panosu. Dileklerimi simgeleyen fotoğraflar falan kesmiştim, üzerine, kenar, köşelerine simgeleri kelimelere döküp yazmıştım. Açıktım 2018’e karşı. Ne oldu? Yalnızca olması gerekenler sanırım. Peki bu olması gerekenlerin panomda yerleri var mıydı? Hayır? 2018 dilek panomu dürdü! Peki fena mı oldu? Hayır! Aklımı başıma devşirdi. Aklım başımda, gerçekleşmeyen dileklerim çöp kutusundalar. Beklentilerim artık yıllardan değil kendimden yanalar.

Neyse başımda aşağı silkelenen halıda kalmıştım. Elimle hafif bir dokunuşla saçlarımı silkeledim. Içeriye girip işimi halledip çıktım. Ardından benzin istasyonuna gittim. Önce depoyu fulledim sonra araba yıkamacısına girdim. Araç yıkatıp ikisi için ödediğim tutardan sonra ekonomik olarak düzelme beklentilerim de yerle bir oldular.

Yere yığmış olduğum beklentilerimi kaldırmak için yardıma ihtiyacım olacağını sezmiş gibi arkadaşım Yasemin o güzel sarı saçları ve güler yüzüyle gelip aldı, yol üzerinde olmayan Kahve Dünyası’na götürdü beni. Yığdıklarım onunkilerle birleşince kalkmamız çok uzun sürdü. Dönüşümüzde market, eczaneye uğramayı es geçip arabayı istasyondan alıp doğruca eve geldim. Beklentisizdim. Evde yalnız olmamın lüksünü kullanıp önce tuvalete girip işedim. Ellerimi yıkayıp üzerimi bile değiştirmeden oturup kitabı bitirdim.

Valizler mi? Bekliyorlar.

Uyku? Gelecek inşallah. Ama beklemiyorum. Gelirse gelir, gelmezse gelmez. Kendi bilir valla.

Yeni yıl için zencefilli kurabiye de yapmadım. E dilekler de içimde, kağıda dökmedim, gerçekleştikçe yazarım. Öylece saf saf bekleyeceğim gerçekleşmelerini. Onlar biliyorlar zaten gerçekleşecekleri zaman ve yerleri.

Son olarak; kendim için olan tüm iyi dileklerimi iyi niyetlerimle hepimiz paylaşalım isterim.

Sağlık olsun.

Huzurla olsun.

Gelen gideni aratmasın.

Iyilik olsun.

Aşk olsun.

Ağız tadıyla olsun.

Şükürle…

Iyi seneler!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 28 Aralık 2018 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

dileyen dilediği yere

 

Her şeyin önemini yitirdiği, anlamsızlaştığı zamanlar…

Her şeyin başının sağlık olduğunu hatırlatan günler…

Akıldan gideni akla getirmek için ayağa takılan taşlar…

Hiçkimse gördüğünden geri kalmasın duaları….

Davetsiz geldiği halde buyur edilmek zorunda kalınanlar…

‘Git’ denildiğinde gitmeyen, ‘Gelsin’ dediğinde bir türlü gelmeyenler…

Başlanamayan satır başları, konulamayan noktalar…

Akılda tam söylenecekken unutulanlar….

Unutulmak zorunda kalınanlar…

Bir türlü unutulmayanlar…

Yastıkta kalan baş izi gibi iz bırakanlar…

Diye mırıldanırken önce deterjan fiyatlarının uygun olduğu marketten çamaşır yumuşatıcısı, ardından pazardan sebze, sonrasında bir başka marketten kahvaltılık aldıp eve döndüm. Cüzdanımdaki parayı kontrol ettim. ‘Ulan’ dedim. ‘Bir karın doyumluğu dediğimiz şey anasının nikahı oldu!’ Bu yetmezmiş gibi; uber mi taksi mi diye tartışan insanları okudum. Hele ki metrobüslere kitaplık yapılsın önerisini de okudum mu! ( Tartışılacak dünyalar kadar şeyimiz varken bu da tartışılmayı versin. ) Ben tamamdım artık. Neye mi? O hangi taşıta binmeli, hangisi haklı diye tartışanlarla kitaplık fikrini savunanları üst üste koyup mesai saati başlangıcı ya da bitiminde metrobüse bindirmeye. Bindirip ilahi emir gibi ‘Oku’ demeye. Hem de o keşmekeşin içindeyken çok güzel bir yerde olduklarını hayal edebilmelerini sağlayan tek şey olmadan; müzük çalar ve kulaklık.

Yemişim samanlığı seyran eden aşkı meşki, komuşum yastıkta kalan ize mize… Dileyen dilediği yere itttir olup gitsin ve hatta ardına bile dönüp bakmadan. Hayatta kalıp, karın doyurup, çocuk büyütmek yeterince zor valla. Bu sebeplerce izsiz mizsiz yalnızca aşkına, keyfine, meşkine gelen varsa gelsin, bulan varsa bırakmasın. Ötesi için kimsenin mecali yok.

Şimdi bunları mırıldanıyorum işte. Her şeyi anlamsız kılan yegâne şey hastalık, açlık, çaresizlikten başka şeyler değil.

Elbirliğiyle önce dünyayı, sonra insanlığı ve birbirimizi tükettik. Tükenmişlik sendromunu birkaç yıl önce duymuştuk, şükürler olsun artık iliklerimize kadar tükenmiş sendromlardayız.

Bu kuşlar da zevkten uçmuyorlar mış!

Mecburiyetten!

Tüm bunlarla birlikte; ÖNCESİ-SONRASI fotoğraflarından gına geldi. Yakındır bir adet öncesi-sonrası fotoğrafı paylaşmam. Tahmin ediyorum planladığım gibi bir tane paylaştıktan sonra kimse kalmayacak. Olsun. Ben rahatlayacağım. Şu an bile hafif rahatladım.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Mart 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: