RSS

Etiket arşivi: evde

yapamayış durumları

Ekran Resmi 2018-12-25 07.30.20

Yatağa uyumak niyetiyle girdiğimde saat 22.15’ti. Şu an saat 01:15 olduğuna göre   yatağın içinde, sağ yanıma dönmüş şifonyere bakarak uyumayı bekleyeli tam üç saat olmuş. 0lmadı. Bu gece de uyuyamadım. Yazmaya hazırlanmama gelirsek hayli meşakkatli olmasına rağmen, üşenmedim. Kalktım. İlk olarak mutfağa gelip elektrikli su ısıtıcısının düğmesine bastım. Yatak odasına dönüp çoraplarımı giydim. Yan odadan yün siyah hırkamı aldım. Oğuz’un odasından bilgisayarımı aldım. Çantamdan, kalan son paket sigaramı ve okuma gözlüğümü alıp hepsiyle beraber tekrar mutfağa gelip camın önündeki siyah mermer yemek masasına yerleştim. Kahveyi de yaptım tabii. Balkon kapısı açık, yağmurun sesi geliyor. Şarkıdaki gibi aşka davet falan yok sesinde valla. Yere düşen her damla harap da etmiyor. Yağıyor yalnızca. Rüzgara göre ara sıra coşuyor o kadar. Karşı apartmanda da hâlâ uyumamış birkaç kişi var, evlerinin ışıkları yanıyor. Uykusunu bulamamışlar kulübü gibiyiz.

Uzunca zamandır olduğu gibi bu gece de uyuyamadığım saatler boyunca baştan alıp alıp tekrar başına geldiğim planlar yaptım. A planım, B planım, C planım falan var artık. Zorlarsam D, E, F diye sıralayabilirim. Terkedilme planım var mesela. Terketme planım. Birisi bana ” Şu kadar aylık ömrün kaldı.” derse bir gün, öleceğim güne kadar yapacaklarımın planlı. Taşınırsak eşya toplama, düzen sırasını planladım geçen gece de. Elimi attığım hemen her yerde olan karalamalarımı toparlama planım. Yeni başlayacağım yağlıboya tablonun zemin rengini düşüncede beş kez falan değiştirdim, neyi nereye koyacağımı planladım defalarca. Şimdiden F’ye geldim bile. Eskiden düşünmekten devrelerim yanar diye korkardım. Artık korkmuyorum, yanmıyorlar. Düşündüklerim elle tutulur şeyler olmadığından olsa gerek. Bir dünya iş yaptığını sanıp ardına döndüp baktığında bir dünya boşluk görmek gibi benim düşünüşlerim. Fanice, zavallıca şeyler.

Bugün atölyede çalışma günümüzdü. Atölyeye ikinci giden kişiydim. Karadenizli akrabaların oturduğu çok katlı apartmanın bodrum katında atölye. İki odasında şövalelerimiz, boya arabalarımız, önlüklerimiz, tablolarımızın, eskizlerimiz var. Pencerelerindeyse kaldırımda yürüyenlerin adımları, yoldan geçen arabaların tekerlekleri … Atölyeye girip çayı demlememin ardından beraber çalışacağım arkadaşlarım da teker teker geldiler, sabah saatleriydi. Kahve, çay ritüelimiz sırasında paylaştıklarımız da tıpkı benim düşünüşlerim gibi fanilik ve zavallığımızı kanıtlar türdendi. Gelecek için planlar yaparken aniden gelen hastalık ve ölümler. Duyduklarımın yeterini duyduktan sonra kahvemi bitirip usul usul kalktım yanlarından. Çalışma kıyafetlerimi giyip şövalemin önündeki tabureme elimde fırçamla oturduğumda artık birçok şey anlamını yitirmişti. O an anlamı olan tek şey yaptığım resimceymişcesine çalıştım geç saatlere kadar. Bu anlam yitirişler özellikle son dönemde çok sık tekrarlanmasına rağmen arada geçen kısacık zamanda onca anlamı tekrar nasıl yüklenebiliyorlar başıma gelen ya da gelme ihtimali olanlar onu da anlayamıyorum. ‘’ Her şey boş! ‘’ lafının boş gelişleri mesela. Neden ısrarla boş olmadığını kanıtlamaya çabalayışlarım anlayamıyorum yani.

Anlayamıyorum, uyuyamıyorum, değiştiremiyorum … aman allahım hep yapamayış durumundayım. Tek yapabildiğim haraket halinde olmak. Artık sokağa çıkıp hayata karıştım, nihayetinde. Böyle yaşayınca daha az düşünüldüğünü söylediler. Kız kardeşim ve tüm arkadaşlarım depresyona girdiğimden endişelendiler çünkü. İki ayı geçkin süre mecbur kalmadıkça evden neredeyse hiç çıkmayınca girdim sandılar, ama girmemiştim. O günler boyunca depresyon bana girdiyse eğer, bilemem. Ama bir ağırlık hissetmiyorum, içimdeyse beraber iyiyiz demek.

Evde geçirdiğim uzun günler saatler boyunca yemek pişirip Oğuz’la ilgilenmek dışında neredeyse durmadan okudum. Geriye dönüp yazdığım tüm güncelerimi okudum. Değişimimi, dönüşümümü, evrilişimi, coşup coşup durulmalarımı, kendi kendime isyanlarımı, çoğundan kimsenin haberinin olmadığı kırılışlarımı, içime kaçışlarımı, gene kendime sözler verip tutamayışlarımı hepsini tekrar okudum. Hatırladım. Unutmamam gerekenleri hatırladım. Gene arkadaşlarımın çoğunu evimizde ağırladım o günlerde. Uzun çok uzun saatler toplanmayan kahvaltı sofrasının başında sohbetler yaptık. Öyle iç dökmeli değil çünkü dökülecek pek  şeyim yoktu, yuttum ben hepsini. Kahve fallı, gülmeli, anıp ağlamalı sohbetler oldu çoğu. Evet evet şu an kenarındaki krem rengi sandalyede oturduğum, mutfak camının önündeki siyah mermer masada oldu bunların hepsi. Her yolculadığım bir şeyini bırakıp gitti. En fazla ihtiyacım olanın o olduğunu bilmeden çokça sevgi bıraktılar, sağolsunlar. Bir de her gelen taze çiçekle geldi, hep olsunlar.

Tüm bunlardan sonra yeni bir başlangıç mı? Tabii ki hayır. Kaldığım yerden devam. Kaldığım yere kadarkilerin hepsi benimler ve değerliler, bırakmam. Unutur sonra tekrar hatırlarım, dursunlar.

Yağmur durdu. Yalnızca rüzgarın sesi kaldı. Arada uçaklar geçiyorlar. Ellerim üşüdüler. Uçaklar ve ellerim çoğul olduk. Neyse; biraz okursam iyi gelir üşümeme de, çoğulluğuma da. Hem belki uykum da gittiği yerden gelir. Şebnem Aybar’ı okuyorum dünden beri kalkıp alayım kitabı, çantamda olmalı. Işık yaktığımda rahatsız edeceğim birinin olmadığı tek yer burası olduğu için eksiklerimi alıp alıp geldiğim yer hep aynı. Hep aynı yerdeyim.

Durumlar, haller, bi’şiler…

Benden bu kadar.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 24 Aralık 2018 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

gözkapaklarım

Screen Shot 2015-12-15 at 5.44.36 AM

Sanırım kimse uyuyamıyor bu gece bizim evde. Tıkırtılar geliyor içerden kalkıp bakmak istemiyorum. Oğuz uyanmış olabilir. Evet, uyanmış. Erdo yok yatakta, yanına gitmiş. Erken saatte uyumamalıydım. Beş saati doldurunca açılıyor gözkapaklarım. Tırtılın kendini çirkin bulması, bunu kafaya takması, güzelleşme çabaları, çirkin olduğu halde kendini güzel bulup alay konusu olması ve nihayetinde bir kelebeğe dönüşmesi ve bunun farkına varamaması… Buraya kadar güzel değil mi? Bunu gelin filozof olmak, nereye kadar filozof olunacak…. konusuyla ilişkilendirin. Felsefe okuma hayallerim vardı, iyi ki gerçekleşmemiş. Hz. Osman ” Allah nasip ettirmeyeceği şeyi hayal ettirmez.” demiş. Yürekten isteyerek hayal etmemişim demek ki, şükür. Bu kafayla felsefe okuduğumu düşünemiyorum. Neyse konuyu dağıtmayayım: erken saatlerde başladığım gün, uzun saatler yemek yapmak ardından façayı düzeltmek onun ardından valiz hazırlamak ve en zoru Oğuz & Erdo ikilisinin ödev yapış mücadelelerine tanık olmakla geçti. Tam bu böyle gitmez derken ve yorgun düşmüşken Elf yanıma gelip ödev konusu filozof & kelebek ikilisini taktı kafama. Nihayetinde pes edip erkenden zıbardım. Uyudum bitti mi hepsi! Hayır! Rüyamda Elf geliyordu odama ” Anne peki parfümün etkisi nedir?” diye sormaya. Geçen Pazar girdiğimiz kitapevinin rafında takılmıştı gözüme ‘Parfümün Dansı’ adlı kitap. Gözüme değil aklıma da takılmış olmalı. ‘Parfümün Dansı’nı okumuş olsaydım belki bir yararı olurdu annecim. Ama bu saatte ödev yapılmaz. Bak sonra düzen bozuluyor gün içinde uykusuz oluyorsun….’ diye diye uzattım diyeceklerimi. Ben uzatırken Elf‘te uzadı yanımdan galiba, o kadarını hatırlamıyorum. Ulan acaba geldi mi gerçekten! Dur sabah sorarım. Balıkçı takaları gördüm sonra… Mavi bir sabahın erkeniy miş, serin ama durgunmuş sabah. Parkama sarılmış halde kıyıda durup dalan gözlerimle kimin yolunu gözlüyordum acaba. Sonra bembeyaz giyinmiş kalabalık içindeydim. Ne işim vardı orada, ne halta gitmiştim acaba! Oradan oraya sonra tekrar buraya gene yorgunluk, gene yorgunluk. Al işte şuan saat 03.00 civarı, gözkapaklarım iyiden iyiye açıldılar.

Balkona çıkıp bir sigara içtim. Ürperten ama üşütmeyen serinlik var gecede. Kahve yapsam ne güzel olur diyen içimin sesini susturup zıkkımlanıp girdim içeri. Bilgisayarı kapatmam ne kadar sürer bilmiyorum. Bildiğim; uykum geldiğinde gün aydınlanmış oluyor ve uykum gene zamansız gelmiş oluyor. Çünkü; kahvaltı hazırlamak için kalkmak zorunda oluyorum. Aha! Erdo, söyleniyor. Siyah göz bandını vereyim, susar. Allah THY razı olsun. Bir yolculuk sırasında vermişleri bu göz bandını. Kaç yıldır bizimle hatırlamıyorum ama evdeki en işlevsel eşyalardan biri.

Uyudu!

Ne yapsam acaba? Yatağın içinde böylece oturunca tam deli gibi gözüküyorum. Gerçi kötü bir şey değil. Tanrı çocuk, sarhoş ve delileri sever miş. Aslında yarattığı her şeyi çok seviyor bence. İnsan olmak yeterli, insan.

Bu paylaşım şimdi yazacağım öğretiye hiç uymadı ama yazılmış oldu bir kere. Işte paylaşıyorum:

“Eğer doğru ve faydalı değilse , söyleme.

Eğer doğru ama faydalı değilse , söyleme.

Eğer doğru değil ama faydalı ise, söyleme.

Eğer doğru ve faydalı ise, söylemek için doğru zamanı bekle. “

Doğru zaman ne zaman? Yapmak için, gitmek için, söylemek susmak için, sevmek için, karar vermek için… doğru zaman ne zaman!!! Heh dal dal Özgür! Dal ki hiç çıkama o daldığın yerlerden. Bak saat beşe geliyor ama senin uyku hâlâ gelmedi.

En iyisi başucumda duran kitabı açıp okuyayım. Üzerlerine kelimeler binerlerse kapanır belki gözkapakları.

Iyi uykular.

Günaydın.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

… kuşlar uçuyor

Screen Shot 2015-11-19 at 9.25.52 AM

Günaydın!

Bu, yukarıdaki; nane-limon kokulu bir kış sabahının günaydını. Eve kaynamış elma kabuğu-nane-limon kokusu yayıldı ya bu sabah, bana kış gelmiş demek. Paltolar, kazaklar çıkınca değil de bu karışım kaynatılıp balla içilmeye başlandığında gelmiş oluyor sanki. Boğazımda kaşınacak yerini, göğsümdeki kışlık evini hatırlamış olan öksürük geldiğinde… Oldum olası sevemedim bu mevsimi. Pusunu, grisini çok sevmeme rağmen soğuğunu sevmiyorum. İlkokul yıllarımda gözlerimde uyku, yüzüme vuran soğukla beraber taş duvarlara yaslana yaslana okula gidişlerimden kalma bir sevememezlik galiba. Ne bir kuytu, ne ağaç gölgesi, ne dam altı ısıtamaz insanı, üşümek zor. Içinde –bahar- geçen mevsimler güzel bana. Orta karar olanları. Ne büzüştürecek ne bayıltacak. Ama hayat işte gelişine yaşamak zorundayız. Nasıl hızla geçmiş ve geçiyor olduğuna takılmadan. Çünkü orasından baktığında koşası geliyor insanın. Hele bacaklarında eski derman, yüreğinde sabır, ruhunda heyecan kalmadığını hissederse insan, iyice berbat.

Aman neyse ne takmayalım şimdi kafaya bunları. Haftaya havalar iyice bocacak mış haberiniz ola. Her daim –sırtı üşünük- olanlardansanız dikkat edin. Çoluklu çocuklu olanlar, kime dikkat etmesi gerektiğini şaşıranlara ise kolay gelsin. Çocuk hasta olunca zor. ‘’O hasta olacağına ben olayım!’’ demeyin sakın. Hayır, ben zamanında çok dedim, hasta olup bir bakacak bulamamanın yanında çocukların daha da perişan olduklarını görünce annenin kendine iyi bakması gerektiğine karar verdim çünkü. Herkes önce kendine iyi bakacak.

TEOG annelerine gelirsek onlara diyecek sözüm yok eminim onlarında dinleyecek kafaları kalmamıştır. Ateş düştüğü yerde gerçekten, yaşamayan bilemez. Stresini de, geçeceğini de biliyorum. Tek sözüm olabilir onlara ‘’Delirmeye gerek yok!’’. Her halttan haberi var demeyin onu da yaşadım. Yok yok, sınav derdine delirmedim. Amma velakin (ama-lâkin) sonunda gördüm ki; sınav uğruna deliren annelerin çocukları uzaya falan gitmediler. Her şey olacağına, herkes gideceği yere varıyor. Anlayacağın arkadaşım; elinden geleni yap gerisini bırak.

‘’Günaydının makbul olanı kısasıdır.’’ diye uydurup kaçayım şimdi. Yazmak isteyip not aldığım çok şey var en kısa zamanda inşallah maşallah amin. Götü bi doğrultayım geleceğim.

Iyi niyetle olsun. Gönlünüze göre olsun. Kime ne düşünüyorsanız size o olacak, unutmayın. Asıl önemlisi:

‘’Hayat kısa, kuşlar uçuyor ve kafamıza da sıçıyorlar.’’ Öperim.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Kasım 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

evde üç saat…

63169_10151277521842398_1491198420_n

Dün sabah evde geçirdiğim o üç saat :

– Elif’e kahvaltı hazırlamak için mutfağa indim: Beyaz peynir kalmamış. Dün söylemişlerdi, unuttum!

– Sabah sporu yapayım dedim: ‘’Spor çok mutlu, çok sevinçli bir şey.’’ diyen çıkarsa karşıma çakacağım lafı ‘’Sen gerçekten mutlu, gerçekten sevinçli şey yaşamamışsın.’’ diye. O ne len ! Valla kabir azabı gibi geliyor artık. Tanrının yarattığı şu bedene bu kadar işkence neden? Neden?

– Spor bitti tam yukarıya çıkacağım: çamaşır makinesinin bozulduğunu öğrendim. On dakika sonra makinenin alttaki kapağını açmamız sonucu makinemiz taş düşürdü. Evet! Hani iplikti, cepte kalan NOrmAl şeyler falan çıkması gereken yerde müdahale sonucu biz TaŞ bulduk.

Neyse o da halloldu yukarıya çıktım.

– Duşa girerken televizyonu açtım ama kanalı değiştirmeyi unuttum. Çıktığımda duyduğum şarkıyla şaşkına döndüm. Abicim ‘’ Üçyüz Beşyüz’’ diye bir şarkı varmış gerçekten. Arkadaşlarımızın espri arasında kullandığını duymuştum birkaç kere ve reklam cıngılı falan sandıydım, gerçekten bir şarkının adıymış.

– Gene aynı programda bir kez daha farkına vardım ki; her şeyin, her hastalığın yani hastalıkta ve sağlıkta yapıp, her yanımıza bulayabileceğimiz kremi evimizde yapabiliriz. Ama bir şartla: öncelikle bir aktar açmamız gerekiyor. Mesela dün kol sarkmaları, ağız kokusu, ayyy bişi daha vardı hatırlayamıyorum işte üç şey için dermanın formülünü verdiler, gerekli olan otların hepsinin NOrmaL bir evde olma ihtimali yüzde kaçtır bilemiyorum. Belki de vardır, olmalıdır. Eğer öyleyse beyaz peynir bile almayı unuttuğumuz bizim ev baştan ANorMaL. Programda bir de, ‘’ Botoks etkisi yapacak olan formülü reklamlardan hemen sonra vereceğiz.’’ dediler. Fakat gelin görün ki reklamlardan sonra süreleri yani program bitti. 

 – Sokağa çıktım ve anında eve geri döndüm; üşümüştüm. Önceki gün onaltı derece olan hava dün dört dereceye düşmüştü. Tabi ben zürafanın düşkünleri gibi mont bile almadan sokağa fırlamış olduğumdan dönüp kışlık bir şeyler  giydim.

– Yolda iki tane trafik kazası sebebiyle trafiğe takıldım.

– Bu kadar badireden sonra akşam gittiğim tiyatro oyunu tam bir faciaydı, en azından benim için. Bir de sanıyorum ki oyun sırasında salonu terk eden iki kişi için, bir türlü konsantre olamayıp fısır fısır konuşan dörtlü grup için, oyun başladıktan tam on dakika sonra uyuyup alkış sesleriyle uyanan kadın için…  Çıkışta kahve içmek için bir kafeye oturduk da, beden ve ruhumuz anca normal yaşam değerlerimize dönebildiler.

İşte böyle şahane bir gündü. Şükürler olsun. Konsept sebebiyle gerçekten şahane olan anları yazmadım. Mesela kışlık giysilerle sarılıp sarmalanınca onları ne kadar özlemiş  olduğumun farkına varışımı. Uzunca aradan sonra dedemi ziyaret  etmiş oluşumu. Fotoğrafta görmüş olduğunuz Derin’le badem şekeri yemiş olmamı. Zeynep, Yengem, Yaşar, Derin’le birlikte Gözde’nin getirdiği simitleri sohbet, çay, beyaz peynir, tulum peyniri, domates, zeytin eşliğinde yemiş oluşumuzu. Oyun öncesi  ve sonrası Gamze’yle güzel, samimi sohbetimizi. Yağmurlu kış akşamında, yeni yıl arifesinde İstiklal Caddesi’nin büyüsünü. Şu an aklıma gelmeyen daha birçok güzel şey olmuştur. Ha bakın, otoparkta çok rahat yer bulmuş olmam mesela… Tüm bunlardan sonra eve gelip Oğuz’un ( 6 ) kokusunu içime çekerek uykuya dalmam ise en güzeli, en muhteşemi, en şahanesi, en masumu kısacası hayatımda saf olan her şeyimin hepsi tabii ki. Şükürler olsun.

özgür tamşen yücedal

 
4 Yorum

Yazan: 05 Aralık 2012 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: