RSS

Günlük arşivler: 02 Kasım 2011

YAĞMURLU SABAHLAR

Sabah uyandığında ona ilk merhaba diyen yağmur olmuştu. Küçük bedenini yorganın altından çıkartmak istemiyordu. Annesinin uyanmış, kahvaltıyı hazırladıktan sonra odasına gelerek bu yorganın altından, sımsıcak kucaklayarak onu almasını beklemekten yorulmuş ve çoktan vazgeçmişti. Odada bekleyen soğukla yüzleşmek zorunda olduğunun bilincinde olarak kalktı yatağından. Başucunda duran sandalyenin üzerine geceden hazırlamış olduğu formasını giydi. Çantasını aldı eline. Yüzünü yıkamayacaktı bu sabah.

    Odasının her seferinde gıcırdayarak açılan kapısından koridora çıktığında evin henüz aydınlanmamış olduğunu gördü. Ayakkabılığın üzerinde duran, ısıtmayacak olsa da ıslanmasına engel olacak olan mavi yağmurluğu geçirdi üzerine. Ayakkabılarının bağcıklarını bağlarken o küçücük elleriyle; evde yapayalnız hissetti kendini. Ardından tüm gücüyle çekerken sokak kapısını, tek amacı hala uyumakta olan annesini rahatsız edebilmekti. Büyüdüğünde her sabah o kucaklayıp alacaktı çocuğunu yatağından, ısıtacaktı nefesiyle, gülüşüyle. O yolcu edecekti okuluna. Özellikle bu sabah ki gibi yağmurlu sabahlarda.

    Hüzünlü oluyordu yağmur yağdığında. Bütün dünya ağlıyormuş gibi geliyordu. Düşüp dizini yaraladığı için, şeker istediği için, karnı aç olduğu için ya da annesi onu sevmediği için ağlıyordu dünya. Başka ne sebeple ağlanabilinirdi ki. Neyse ki o büyüdüğü zaman bütün yaraları sarabilecekti. Her şeyi düzeltecekti. Ayakkabılarından giren yağmur sularının ıslattığı çorapları yüzünden ağlamak isteyen çocukları da bulacak, avutacak, kurutacaktı. Ayağına ne kadar küçülmüş olurlarsa olsunlar giyseydi keşke siyah eski çizmelerini. Şimdi bunca ıslandığında pişman oldu giymediği için. Annesi -bakarız- demişti ama ne zaman onu söylememişti. Uyandırıp sorsa mıydı? Yok, yok. Annesinin odasına sinmiş, adlandıramadığı kokuyu duymaktan ya da uyanamamış, anlamaz bakışlarıyla karşılaşmaktansa ıslanmış çoraplarıyla okula gidiyor olmayı tercih ederdi. Etmişti de zaten.

Ne yapmıştı O annesine? Neden sevmiyordu O’nu?

    Çocukluğunun çok uzaklarda kaldığı bu sabahta yağmurlu bir sabaha uyandığında biliyordu ki; O bir şey yapmamıştı annesine. Ve annesinin asıl sevmediği O değildi. Yani O’nun bir suçu yoktu. Karanlık sabahlarda yalnız kalkarak, karnı aç olduğu için, çorapları ıslandığı için ağlayarak, yalnız kalarak bedel ödeyeceği hiç bir suçu yoktu. Ve bugün artık biliyor ki; dünya çok başka şeyler için ağlıyor. Onun yapabildiği ise yalnızca kendine ait küçük dünyasını aydınlık, güneşli tutmaya çalışmaktı. Gün gelip tüm dünya içinde güneşin doğacağı günleri hayal ederek. Kim bilir? Belki bir gün…

    Şimdi kalkıp kahvaltıyı hazırlamalı ve yatağında uyuyan çocuğunu güzel bir güne başlaması için öpüp koklayarak uyandırmalıydı.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 02 Kasım 2011 in ÇOCUKLAR, DENEMELER & RÜYALAR

 
 
%d blogcu bunu beğendi: