RSS

13 ocak

12 Oca

                                                                                                                

                                                              26 kasım 2018    

“ Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak… “

demiş Ahmet Haşim

‘ Bu merdivenler nerede biter be Ahmet ’ diye sormazlar mı adama? Semaya ağlayarak bakarken aklımdan neler geçer, peki eteğimdeki güneş rengi onca yaprağı ne yapacağım?

Başıma gelen, gelmeden kalamayan, geçip giden bir yaşıma sığanlar… Derin bir tevekkül içindeyim uzuncadır. Tevekkül, kabul ediş, teslimoluş, vazgeçiş her nasıl derseniz deyin. Ama söylemeliyim ki; bu halin içine inanmaktan vazgeçtiğim çok şey sığdı. Hayat gerçekten uzun ve geniş… Değiştirmeye çalıştıkça ve her değiştiremeyişte ve sandığım şeylerde yanıldıkça biraz daha açılıyor o genişlik, bana izlemek kalıyor. İzliyorum.

Tüm bu hallerimin sorumlusu sanıyorum babam. Çünkü babam biz çocukları büyüyene kadar “ Olduğu kadar evladım! “, “ Biri size tokat mı attı, susun. Susup diğer yanağınızı dönün. “, “ İyilik mi yaptınız, susun. Susup denize atın.” dedi. Büyüdük bizler, O aynı şeyleri söylemekten, dediği inandığı gibi yaşamaktan vazgeçmedi. Gençli yaşlarımda aptallık, haksızlığı kabul etmek diye anladığım sözlerini şimdili yaşım geldi ancak anlayabildim. Artık biliyorum ne demek istediğini, neden dediğini. Olduğu kadaryla yetinmeye çalışıyor, depiklemiyorum. Yanağımı çeviriyorum artık ben de tereddütsüz. Ve biliyorum ki; bu denizler taşmayacaklar onlara emanet edilen onca iyilikle. Işte öylece izliyorum ben.

Vazgeçtiklerim de oldu tabii! Düşünün ki; rahmetli babaannemi, annemi neden hiç sevemediğini, neden babam dışında hemen herkese karşı katı olduğunu bile anlamaya çalışmaktan vazgeçtim. Çoğu şeyin anlamı olmadığını, anlamsızlığını kabul ettim. Hepsinin bir diğer yandan anlamlı olduklarını da kabul ettim. Etmiş biriyim artık ben. İçine de dışına da etmiş biriyim artık. Rahatladım.

Doğumgünüme kırksekiz gün varken yazıyorum bu satırları. Soğuk bir Kasım akşamı, balkondayım. Yanımdaki sehpanın üzerindeki vazoda bir dal lilyum, sarı ışıklı abajur, soğumaya yüztutmuş kahvem, giydiğim gri pijamamın üzerinde ise siyah polar sabahlığım var. Hepbirlikte Kasım ayının soğuk gecesinden kırksekiz gün sonraya yazıyoruz. Düşünmüyor da değilim hani; o gün geldiğinde ne hissedip neler yazacağım. Merak ediyorum çünkü; oturmuş sakince bu satırları yazan tarafımın diğer yanı hınzırca şakıyıp duruyor. Hormonların hükmü, tüm vücudumun kurumaya başlamış olması, incelmeye başlayan saç tellerime inat kalınlaşmaya çalışan bel bölgem, hiçbirini iplemeden gevşemeye başlama noktasını geçmiş ardına bakmadan gevşeyen kollarım… Hele eller… En hüzünlü bölge eller… Hep gözümün önünde, hep hatırlatıcı. An geliyor birisiyle konuşurken nasıl görünüyor olduğumu merak edişlerim çoğaldı. Hissettiğim yaştaymışım gibi konuşup, davranıyorken nasıl görünüyorum diye merak edişlerim çoğaldı. Umursamalı mıyım? Umursamıyorum. Çünkü artık karşımdakinin beni nasıl görmek isterse öyle gördüğünü, ben nasıl hissediyorsam öyle görünüyor olduğumu bilecek yaştayım. İçimden birkaç tane yirmilik çıkartabilecek gibi hissettiğim anlar azalsalar da tükenmediler.

Saç tellerim incelseler de şükür hâlâ varlar. Belim istese de henüz izin vermedim kalınlaşmasına. Kollarım mı? Onların amk. Diri bir vücudun içine sıkışmış yaşlı bir ruh olmaktansa karşı konulamayan kalıtımımın izindeki büzüşme ve sarkmaların içinde nefes aldıkça şakıyan canlı bir ruh olmayı yeğlerim. Hem insanı yaşı değil hayatı yaşlandırır diyenler de var.

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

                                                                 8 Ocak 2019

Kırküç gün geçmiş. Yazmaya başladığım o soğuk Kasım akşamının üzerinden tam kırküç gün geçmiş. Bendeyse geçen bir şey yok, aynı yani. Üstüne üstlük; geçsin, geçer diye beklediğim çoğu his adeta inadıma inadıma çoğalıyor içimde. Zamala geçer dedikleri sürede geçen zamanınsa hiç umurunda değilim. Hâlbuki astrologlar ‘’ Bu yıl oğlak burcunda olanlar için şahane geçecek. ‘’ diye yazıp, söylediler. Onlarında götü ayrı, başı ayrı oynuyor valla. Daha doğrusu kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Öyle olmasaydı, tahminlerinden bana denk gelen birkaç tane olurdu.

Ama durun o kadar haksızlık yapmayayım; ‘’ Yeni başlangıçlar olacak! ’’ da demişlerdi. Oldu. Iyi, kötü ya da hayrıma belli değil ama başladıklarım varlar. Sancılı olsada başladım. Başlangıçla beraber özellikle geçen beş yılımda yaşadığım tüm evrilmem, devrilip kalkışlarım, değişimimi an be an baştan alıp alıp okuyorum. Otuzdokuz yaşında olmaya başlamış tümü.  Daha ne kadar devam eder bilmiyorum. Çoğu şeyin sebebini anlayabilir, değişim durur, rahat rahat yaşamaya ne zaman başlarım onuysa bilemiyorum.

Kırküç gün geçmiş. Yazmaya başladığım o soğuk Kasım akşamının üzerinden tam kırküç gün geçmiş. O gece yazdıklarım arasında aldığım yaşlarla birlikte gelen bedensel değişimimden bahsetmişim. Üç gün önce doktorumun elime tutuşturduğu tahlil sonuçlarından sonra belim, saçım, ellerim, sarkmaya başlayan etlerim falan tümü yürüyebildiğim, koklayabildiğim, tat alabildiğim, görebildiğim, hissedebildiğim sürece önemlerini tamamen yitirdiler artık. Sağlık olsun, gerisi boş.

Bir de kendime yazdığım tüm doğumgünü yazılarımda hep “ keşke “ lerimi yazmışım. Artık keşke yok. Artık her olanın ve bitenin tam zamanında olduğunu kabul ediş var. 

                                                               12 Ocak 2019

Okuduğunu dün Erdo anlattı bize; kuşlar bindikleri dalın kırılmasından kormaz kanatlarına güvenirlermiş. Sonrasında gece yatarken düşündüm kanatlarımı, bindiğim dalları, dalıma konanları… Farkına vardım ki; insan olarak benim nadir de olsa konduğum dala güvenesim,  kırıldığımız yere beraber düşelim istediğim oluyor. Ve gene farkettim ki; dalıma konanları kırılıp düşsem de dalımda tutabilmek, güveni boşa çıkartmamak için çabalamışım her zaman, insanca yani. Dalına konacak kadar güven duyabilecek kaç insan giriyor ki hayatlara… 

Bölük bölük kendime notlar gibi oldu. Oldu. Daha fazla lakırdayamayacağım zîra yerim dar. Çocuklarla, evden uzaklarda birkaç gün için kiraladığımız bir dairedeyim, son satırları yazdığım koltuğun bulunduğu oda çok soğuk, bilgisayarım  yanımda yok, okuma gözlüğümü uçak yolculuğu sırasında kaybettim, elimdeki telefonun ekranındansa zar zor görebiliyorum yazdıklarımı. Hem kalkıp  biraz atıştırmalık hazırlasam fena olmaz hani, çekmecelerden birinde mum da görmüştüm.. Kısaca demem o ki:

Olan herşey için şükrüm, olmasını dilediklerim için dualarım çokça. İyi niyet, iyi dileklerimle.

Melekler korusun.

Yeni yaşlar kutlu olsun.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 12 Ocak 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

2 responses to “13 ocak

  1. oguzsuzen

    14 Ocak 2019 at 13:41

    Yeni yaşınız kutlu olsun Özgür hanım,bu da diğerleri gibi sonuna kadar okuyup keyif aldığım bir yazı olmuş,umarım her şey istediğiniz gibi olur,sağlık,huzur ve barış dileğiyle.

    Beğen

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: