RSS

Etiket arşivi: siyah

hatırlamak lazım!

 

936354_10151589267577398_1937338114_n

Saçlarıma düşen aklar kapatılamaz, tırnaklarımın çevrelerinde çıkan etler koparılamaz, bıyıklarımda çıkan kıllar saklanamaz duruma gelmiş halimle geçen Cuma kuaförün kapısından içeriye girdim. Bu hale gelmeme sebep olan orada geçirmek zorunda olduğum zamanın anlamsızlığı, boşa gidecek olması düşüncesi içimde bir sızı halinde yanıyor olsa da çaresizce gene oradaydım işte. Tomografi cihazı gibi bir şey icat edilse, içine girdikten on beş bilemedin yirmi dakika sonra yenilenmiş olarak dışarıya çıkabilsek nasıl şahane olur! Hayır, kitap okuyayım desen;  ellerin ya üzerine örtülen siyah örtünün altında ya da ılık su dolu tasın içindeler. Müzik dinleyeyim desen;  kulaklıkları takamıyorsun çünkü kafanda ya boya süren, fırça tutan eller ya da havlu… Bunlardan en acısı da mekânda çalan müzik ne olursa olsun tahammül etmek zorunda olmak. Bu güne kadar huzur bulduran, hayaller kurduran müzik yayını yapan bir kuaföre rastlamadım zaten. İşte tüm bunlar yüzünden üç saat boyunca kurbanlıklar gibi sağa dön – dön, kafayı eğ – eğ, öbür eli ver – ver, kalk – kal, otur – otur…

Tüm bunların yanında gidildiğinde oturulan koltukta neredeyse tüm sırların kesilen saçlar gibi ortaya döküldüğü, kâh dedikodunun içilen kahveler gibi yudumlandığı, kâh dertlere derman olunduğu, saç renginiz tuttuysa gerginlik stresten eser kalmadığı, toplanılmamış yatakların, lavabodaki bulaşıkların düşünülmediği tek yer de gene kuaförlerdir herhalde.

Bu defa yukarıda sıralamış olduklarımdan çoğunu yaşamadım ama ağladım ben. ‘’ Ulan bu karıda ota boka ağlıyor! ‘’ diyeceksiniz. Evet, ağlıyorum. Bu kez de dert ettiğim her şeyden utandığım için ağladım. Kuaförüm Nihat öyle bir şey anlattı ki! Hem de on bir yaşındaki kuzeni hakkında. On bir yaşında! Neredeyse milyarda bir görülen bir rahatsızlık.

Tabi insan sürekli bunları düşünerek de yaşayamaz. Ama arada bir, o dert dediğimiz şeyleri büyütüp büyütüp deryalarında boğulmalara kalktığımız dönemlerde hatırlamak gerekiyor. O hatırladıklarımızı alıp elimize kafamıza kafamıza vurmamız gerekiyor.

Ben vurdum. Sonra anama, babama, çocuklarıma, kardeşlerime, kocama sarıldım. Yemekler pişirdik, yedik. Fenerler uçurduk. Hediyeler verdik. Hikâyeler anlattık. Herkes uyudu Özlem’le baş başa kaldık. Gecenin bir vakti Belgin’i aradık. Belgin geldi. Ayran şişesinde balık olana kadar içtik. Efkârlı şarkılar dinledik. Efkârlandık. Sonra gözümüzden yaş gelene kadar güldük. Şahane hallere büründük. Geçti, gitti.

Arada hatırlamak sonra tekrar hatırlayıncaya kadar unutmak falan lazım. Aşk lazım. Meşk lazım. Sohbet lazım. Dost lazım. En başta sağlık lazım.

İyi haftalar diliyorum.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 13 Mayıs 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

makara

531524_10151501727277398_1997708637_n

Sabah uyandım. Yataktan kalktım. Baktım uyanan yalnızca gözlerim, tekrar yattım. Bu defa uyumak isteyenin yalnızca bedenim olduğunu fark ettim. Kafa uyanmıştı bir kere. Ve öğle uykusuna uyumamak için direnen çocuklar gibi göz bile kırpmıyordu. Ne bedeni, ne gözleri, ne de kafayı üzmemek adına bakışımı, açılmamış ve ben evde olduğum sürece açılmayacak olan siyah televizyon ekranına sabitleyip öylece yata kaldım. Nasıl mutluyum o an. Yapılması gereken her şeyi, diş fırçalama, çiş yapma işini bile ötelemiş olmak nasıl mutlu ederse insanı işte öyle mutluyum. Saçma salak günlük koşturmacalar nasıl da öğretiyor insana azla mutlu olmayı, yetinmeyi. Bak burasından bakınca iyi bir ucundan tutmuş oldum kendimce.

Neyse işte öyle mutlu mutlu, mal gibi yatarken gerçekten şu koca âlemde küçük, ufacık bir şey olmuş olmanın, yanımda duran çalışma masam ya da üzerinde yattığım yatak, etrafımı saran tüm maddeler gibi bir şey olduğumun rahatlığı girdi koynuma. ‘’ Evet! ‘’ dedim. ‘’ Ne diye bir halt zannediyorsun kendini. Bir işe yarar olmuş olduğun düşüncesiyle kapladığın yeri, değiştirip anlam yükleyebileceğin şeyleri nasıl da büyütüyorsun. ‘’

Gerçi sabahın bir körü yatmış yaşam, ölüm, gerçeklik üzerine düşünüyor olmak nasıl da vahim geliyor aslına bakarsanız. Bu kadar anlamsızlık yüklemişken üstelik. Varsa ye, yoksa umut et, varsa seviş, yoksa hayal et, çağırırsa git, çağırmazsa siktir et, çalarsa dinle, çalmazsa kendini yorma şeklinde yaşamak varken sen tut; yok masadan ne farkım var, ne anlamım var… Peh peh… Gene ego, gene illede ben!

Misal dün gece izlediğim film;  Açık Deniz. Karı koca tatile gittiler, koca okyanusun ortasında köpekbalıklarına yem oldular. Sen dünyanın parasını öde, aylarca tatil planı yap sonra git geber. Kimin aklına gelir. Kim bilebilir sonunun nasıl olacağını? Sonunda ölüm olan bir konuda ki, adına hayat diyoruz, bu bilinmezlik bile anlamsız kılmaya yetmiyor mu her şeyi. Hırslarımız, kavgalarımız, kafa yorduklarımız, kafayı yettirmeye çalıştırdıklarımız, yettirtemediklerimiz, ayrılıklarımız, savaşlar ne anlamı var? Hiç! Hiçbir anlamı yok.

Kıssadan hissem şudur ki;

İki kere iki dört

Bu hayatı dibine kadar yaşamak için

Makara gibi göt lazım.

Şimdi dinleyelim güzelleşelim.

Güzel bir gün, günler olsun dilerim.

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

kış kışşşş

İki yaz önceydi sanırım bizim kuzen demişti ( önermişti ) ‘’ Karşındakinden iyi elektrik alamıyor musun?, ( kaynanamın arkadaşının deyişiyle ‘’karşındaki ampullerini yakamıyor mu?” ) ya da anlattıkları ruhuna ağır mı geliyor? Kafanın içinde koy onu fanusa sonrada boya mora.’’ . Ben o zamandan beri uğraşıyorum. Ulan nasıl uzun zaman geçmiş üzerinden! He diyeceğim o ki; bende fanus manus kalmadı. Hadi kendimi koyayım fanusa daha kolay dedim. Bu defa da:

‘’Yok canım, Özgür senin düşündüğün gibi değildir.’’

‘’ Kız öyle düşünme be Özgür bak gün gelir hak verir, pişman olusun.’’

‘’ Sus. Yalnızca dinle.’’ Çığlıklarımla kafadaki fanuslar tuzla buz.

Hele geceleri… Keşke şu beyin takma dişler gibi olsa; uyumadan önce çıkart suya koy. Sabah uyandığında al tak yerine. Hem o rahat etsin hem beden. Ama yok, full çalış. Osur osur ipe diz uyuyama. Dün akşam gene aynı… Kafayı koydum yastığa anam yastığın üzerinde bir kalabalığız ki sormayın gitsin. Biri başlıyor konuşmaya, diğer yandan bir diğeri. Hayır, sıralarını bekleseler haklarından gelecem evelallahta. Ama yok uğraşıyorlar ki biri diğerlerini bastırsın. Sonunda dayanamadım bağırdım: ‘’ Kış kış! Dı-şa-rı! Herkes dışarı. Uyku sende hangi cehennemdeysen gel gir şu bedene!’’ diye. Siyah göz bandımı taktım. Tıkadım kulağa kulaklıkları. Sonrasını hatırlamıyorum, hangisi ne bok yedi.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Kasım 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: