RSS

Etiket arşivi: yok

Kim?

Kalitim kim?

Hatıralarımı bulayan,

Renklerimi solduran kim?

Çocukluğumla arama karlar yağdıran kim?

Sevincimi çalan kim?

Hüznümü çoğaltan kim?

Kolumu kanadımı kıran kim?

Çiçeklerimi solduran kim?

Dünyaya bakan gözlerimdeki perdeyi kaldıran kim?

Beni ağlatan kim?

Aşkımı yok eden kim?

Sessizce,

Yağmur gibi yaklaşan kim?

Gözyaşlarımı biriktiren kim?

Çığlığımı çoğaltan kim?

Ellerimi üşüten,

Kirpiğimi yanağıma düşüren kim?

Özlediğimi getirmeyen,

Bir bakışa muhtaç eden kim?

Beni büyütürken yok eden kim?

Katilim zaman mı?

Katilim kim?

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 13 Eylül 2013 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , ,

özetle: kirlenmek güzeldir!

safe_image.php

Omo’nun yeni  reklamı ( ki, eskileri ve diğer reklamlardan farklı değil ):

Çocuk ” dayaklık ” denen cinsten,

Lekelerin tek yıkamada yalnızca deterjanla çıkıyor olması ‘’ ufak at civcivler yesin’’ cinsinden…

Tıpkı iki haftada kırışıklıkları yok eden kremler, tek dokunuşla en kısa tüğleri alan uyduruk ağdalar ( gözünü seveyim çamsakızı ağdanın ), önüne konulanı ‘ gık ‘ demeden yiyen çocuklar, anında kıç dibinde biten sigorta şirketleri, güler yüzlü kasiyerler, sürekli gülümseyen insanlar, havalarda uçuşan paralar, müşterisinin yollarına kırmızı halı seren bankalar, pazardan domates alacakmış gibi ev almaya giden aileler, kamu spotlarını destekleyenler, musmutlu gençler, grand tuvalet temizlik yapan ev hanımları, göğsünün altına sıkıştırdığı havluyla işe giden  ( iğrenç ) kadınlar, içtiği içecekle kanatlanan herifler, kahveyle kendinden geçenler, dondurmayla orgazm olanlar, çırılçıplak fıstık toplayan herküller…. daha hangi birini sayayım?

Özetle reklamlardaki hayatımız palavra!

Peki ya gerçek hayatımız:

Trafikte ölü geçen vakitler, bir türlü denkleştirilemeyen paralar, hiçbir şeyden mutlu olmayan gençler, kazadan sonra düzenlenemeyen raporlar, üniversitelerde gaz bombası yiyen gençler ( geleceğimiz ), bankalarda – metrobüslerde beklenen sıralar, ağlayan çocuklar, bitmeyen ev işleri, çamaşır suyu lekeli ev giyisileri, iş yerinde yaşanan ayak kaydırma oyunları, bir türlü bitmeyen borçlar, telefonla aramaktan usanmayan tacizci banka santral memurları, aldatan karılar – kocalar, gelmeyen emeklilik, gidilemeyen tatiller, gidildiğinde ızdıraba dönen tatiller, kuruyan – dökülen saçlar, kuruyup pörsüyen cilt, burnunu – şeyini kaşıyan herifler, kıllı kollarıyla çiğ köfte yoğurup lahmacun yapan herküller, entel gözükmeye çalışan kör cahiller…. daha hangi birini sayayım?

Özetle ” Kirlenmek Güzeldir. Yaşamak daha da güzeldir. ”

özgür tamşen yücedal

NOT: Aşağıdaki parçanın yukarıda yazılanlarla bağlantısı yoktur, aramayanız! Bu yalnızca kız kardeşimin güne dans ederek başlaması içindir!

 
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

13 ocak

406051_10151342333557398_1858923245_n

Bugün doğum günüm, doğduğum günün otuz yedinci yıl dönümü. Bu da ayrı bir konu:  Otuzyedi mi? Otuzsekiz mi? Yediyi doldurdu, sekizden gün mü alıyor? Her defasında uzarda gider en sonunda birisi parmak hesabı yapmaya başlar falan. Neyse ne işte! Kesin olan bir şey var ki: Geçen yıl kendime yazmış olduğum doğum günü yazısından farklı bu yıl ki; keşke meşke yok. Zaten ne aynı kalıyor ki ertesi güne, ben aynı kalayım sonraki seneye. Ruh aynı ama…

Kırk yaş üzeri arkadaşlarımın bahsettiği  40’lı yaşlarda yaşayacağım aydınlanmanın, farkındalığın beklentilerine gün be gün yaklaşıyorken durum raporum şöyle:

* Bahsettikleri aydınlanma, farkındalıkların doğuracağı beklentilerden sonra yaşayabileceğim hayal kırıklıklarımın endişesi içindeyim.

* Aşka olan inancımdan hızla uzaklaşıyorum.

* Anlamaya çalışıyor olmaktan yorgunken bir yanım, tamamen vazgeçmiş diğer yanım.

* Zaman zaman hissettiğim anlaşılabilir olma çabamın karşısına umursamazlık hissi yerleşti.

* Gitgide daha da sığındım kolayıma gelen boşvermişliğe.

* Çocuklarımın hızla büyüyor oluşları karşısında her defasında hissettiğim, zamanın içinden nasıl hızla geçiyor oluşumuza inanamazlığım, telaşım var.

* Doğanın büyük bir hızla yok oluyor oluşunu görmezden gelerek içine eden insanlar karşısında  iğreniyorum.

* Dünya üzerinde varolduğu çağlar boyunca yalnızca 253 yıl barış içinde yaşayabilmiş insanoğlunun hala savaşabiliyor oluşuna isyankar ve öfkeliyim.

* Vücudumda, saçlarımda canlı canlı hissederek gerçekten ne demek olduğunu anladığım ve karşı konulamayan yer çekiminden nefret ediyorum.

* Saçalarımı tekrar uzatıp uzatmamak konusunda kararsızım.  Ki, sıraladıklarım arasında en sevdiğim, durmaksızın düşünmek istediğimde aha bu.

Ama tüm bunlar ve unuttuklarımla beraber;  yeni yılın ilk günlerinden beri daha doğrusu 2013’ün gölgesinde geçen son dönemden beri garibim. Durdum. Sanki dünya dönüyor, hayat yaşanıyor, sözler söyleniyor, göz göze bakılıyor ve tüm bunlar olurken ben duruyorum. Duruyordan kastım yalnızca üzerime düşenler her ne iseler onları öylece, karşı gelmeden yapıyorum. Hissedememezlik, duyamaz, görememezlik. Anlaşılacağı üzere nasıl tarif edeceğimi de pek  bilemiyorum. İçim suskun, yankılanan hiçbir şey, hiçbir söz yok. Dokunan, içime akabilen bakış yok. Öylece duruyor muşum gibi. Sanki bir şeyi bekler gibi. Biri gelip bi dürtecek de ‘’ hey kendine gel, uyan.’’ diyecekmiş gibi.

Kadınların ( insanoğlunun ) bir türlü mutlu, tatmin olamayışlarının zirvesindeyim. Tek sebebimiz ne istiyor olduğumuzu kendimizin de bir türlü bilemişimiz ya, işte ben de oradayım: ne istediğimi, ne beklediğimi de bilemiyorum. Tek bildiğim hepimiz yalnız, yapayalnızız ve hep öyle kalacağız. Şimdi anam okuyorsa bu satırları, içinden ‘’ dayak istiyor bunun canın.’’ demiştir. Ahhh keşke!  Biz kardeşler daha çok küçükken, çocukken, onu zıvanadan çıkartmışken anacığımın elinden çıkıp ortaya fırlattığı terliklerden biri gelip isabet etse kafama, keşke. İşte o zaman ayılabilir, aydınlanabilirim belki, kim bilir?

İşte böyle; tüğ dikip kuş olasım, durmadan osurup osurup ipe dizesim, dünyayı bir yanıma minareyi öbür yanıma koyasım, için için ağlayıp dışın dışın gülesim, oluruna bırakıp hafifleyesim  falan var. Yani şahane haller içindeyim bu yıl. Uzun laf söylendikten sonra yoktur ya uzun lafın kısası, benim yazı bu misal oldu. Olsa da olmasa da yazıldı. Son laf olarak:  Diliyorum sağlık olsun, sağlık olsun, sağlık olsun, huzur olsun. Yeni yaşımdan, her sabah dilediklerim dışımda şimdilik, asgari ölçüde dileğim bu; sağlık & huzur.

özgür tamşen yücedal

 
14 Yorum

Yazan: 13 Ocak 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

gözünüz aydın!

. Üzgünsünüz.

. Herkesten,  her şeyden kaçmak istiyorsunuz.

. Yataktan çıkmak istemiyorsunuz.

. Aynalardan kaçıyorsunuz.

. İştahınız kesildi ya da açıldı.

. Yalnız hissediyorsunuz.

. Cinsel ilginiz azaldı.

. Kimsenin sizi anlamadığına inanıyorsunuz.

. Herkes mutlu bir siz mutsuz, suçluymuşsunuz gibi geliyor.

. Bugün ölseniz kimsenin umurunda olmayacakmış gibi.

. Kafanızın içinde ıssız ama çok gürültülü bir yere sıkışıp kaldınız.

Gözünüz aydın! Nur topu gibi bir depresyonunuz var artık. Ha yoksa da yukarıda ki maddelerden bir kaçını evirip çevirip zorla olduracaksınızdır. Özellikle kadınlar. Çünkü şu belamız hormonlarımız yüzünden biz kadınlar erkeklere oranla 2 – 3 kat daha sık depresyona giriyormuşuz. Ülkemizde ise 2 milyon 100 bin kişi kronik depresyon hastasıymış. Geri kalanlarımızda kafalarda huni geziyor, depresyonda değilmiş numarası yapıyoruz zaten.

Sağlık bakanlığı depresyonun tüm toplumlarda görüldüğünün altını çizip, düşük eğitimli ve sosyoekonomik şartları iyi olmayan çevrelerde daha yüksek oranda ortaya çıktığını kaydetmiş. Şiddete maruz kalma ve çocukluk çağında travmatik olayların depresyonun ortaya çıkmasında büyük etken olduğunu belirtmiş.

Ben de kendi bakanlığımdan açıklama yapıyorum: Çocuklukmuş, kadın olmak, erkek olmakmış, travmalar, sosyal, eğitimsel boyut moyut falan irdelemeye gerek yok. Bunları geçelim bir kere. Bu dönemde, bizim ülkemizde eğer her akşam haberleri izliyor, arada sıradada olsa gazete okuyor, izlediğinizi – okuduğunuzu anlayabilecek zekâya sahipseniz, onun bunun dediklerine kulak asıyorsanız zaten kafadan depresyonun göbeğindesiniz. 1) Para varsa seansına 300 TL ödeyip psikoloğa gidebilirsiniz. 2) Sosyal güvenceniz devleteyse, 100 bin kişiye düşen yaklaşık iki psikiyatrdan birini yakalayabilirsiniz. 3) İnancınız güçlüyse ‘’her şey Allah’tan ‘’ diyerek kabul edebilirsiniz. 4) Eğer inancınız hayattan yanaysa ‘’hayat bu!’’ diyerek siktir edebilirsiniz. 5) Depresyonunuzu kucağınıza alıp, sevip okşayıp, onunla barışıp, kabul edip beraberce gül gibi yaşayabilirsiniz.

” Hayat bu! Bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu! Son dediğin anda her şey yeniden can bulur.” özlü sözüyle paylaşımıma son verirken iyi haftalar geçirmenizi temenni ediyorum.

Saygılarımla…

özgür tamşen yücedal

NOT: Aslında bu özlü söz yerine Belgin ve benim gibilerin özlü sözünü yazma isteği var çokça içimde, bastıramadım: ” Ko dötüne gitsin! ”

 
5 Yorum

Yazan: 19 Aralık 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

aşk yeniden ( hope springs )

hope_springs

Bazen aşkı yeniden alevlendirmek için biraz sihir gerekebilir.

Kiminle konuşsan herkesin kocası, sevgilisiyle zoru var. Aldıkları kararlarda kocaları, sevgilileri var. Vazgeçişlerinde kocaları, sevgilileri var. Zorunluluk, sorumluklarında, ne kadar güzel, ne kadar kadın olduklarının ölçüsünde, hissiyatında bile erkekler var. Sabırla dinledikten sonra soruyorum: ‘’ Sen? Sen ne istiyorsun? Neredesin? Ne yapıyorsun? ‘’ diye. Ardından gelen cevaplara gene ve gene ‘’ Ama O’da… ‘’ diye başlıyor. Bu defa ben bağırarak soruyorum: ‘’ Ulan sen, sen diyorum! ‘’ yok, tık yok. O kadar takmış oluyorlar ki inat inat üstüne, küskünlük küskünlük üstüne günler geçip gidiyor. Sakince konuşup meramını anlatanda yok. 

Oturup erkeklerden dertlenmeyenler ise ne yapacağına karar vermiş olanlar. Onlar çoktan harekete geçmiş oluyorlar. Sonuca varan, kendi verdiği kararların sonuçlarıyla yüzleşmeye cesareti olanlarını gördüm. Ama çok az. Hepsi çok mutlular. En azından hissettikleri, yaşadıkları her şeyin sorumluları kendileri.  Sonuçlarını yaşarken de suçlu arama gibi bir dertleri yok. Tek zorları kendileriyle.

Eeee bize ne? Tamam,  tamam bağlıyorum. Geçen hafta bir film izledim: AŞK YENİDEN

Genellikle hep gençlerin aşklarını konu alan filmlerden sonra 31 yıldır evli olan bir kadının aşkı arayışını konu alıyor. Kadın değil de evli bir kadın olan, hayatı kocası kocasından dolayı, çocuklarından dolayı olmuş bir kadın. Gün geliyor bakıyor ki kendisi yok! Bedeni görünmez! Ruhu hissedilmez! Yapmak istedikleri duyulmaz! Daha da önemlisi bunları merak edip soranda yok. Saklanabilir bir şey olmayan gençlik yaş kemale erince arasanda bulunmuyor. Hadi ona tamam desen, yaşlılığımda kendim için yaşayayım desen de sana gönüllü eşlik edecek koca yok.  Alan almış, aldıklarından mutlu sen diğer yanda – el el üstünde, baş baş üstünde. –  O saatten sonra ya o deveyi güdeceksin ya da o diyardan gideceksin. İşte Aşk Yeniden filminde başrol kadın karakteri canlandıran Merly Streep’in oyunculuğuyla deveyi gütmek ile diyardan gitmek ikilemini yaşayan bir kadının çabasına şahitlik ediyorsunuz.

Hızla geçen hayatın içinde an geliyor hiçbir şeyi net göremez oluyoruz. İşte bu konuda çok büyük destekçi film ve kitaplar. Anları yakalamak, üzerine sağlıklı düşünmek, ölçüp biçmek, sindirebilmek için, kendimize dışarıdan bakabilmek için birebir. Ben de dedim ki; hafta sonu arada derede birer salep yapıp, kocayı yamacına alıp, ekranın karşısına geçip sakin sakin, entrikasız bir şey izlemek isteyenler olursa…

Benden bu kadar, gerisi size kalmış. Son günlerde ona dargınsanız (ki büyük ihtimalle o sebebinden bi haber, gene sıyırdı bizim hatun diye geçiriyordur aklından ), çocukların dersleri varsa, anneniz size gelecekse, alışveriş yapılması gerekiyorsa, temizlik – çamaşır bekliyorsa, …sa, …sa diye liste uzar gider, tercih sizin. ‘’ Salep + koca + film = paylaşmak ‘’ ya da tercih sırasını değiştirerek ‘’ ertelemek ‘’

Not: ‘’ Yeniden Aşk ‘’ naçizane bir öneridir. Maksadım ortadadır.

özgür tamşen yücedal

 
9 Yorum

Yazan: 14 Aralık 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

ELVEDA

  

  Ayrılığın her türlüsü zormuş gerçekten. Onunla takribi otuz yıldır beraberdik. Aldığım her solukta, yediğim her lokmada, içtiğim her yudumda benimleydi. Tüm zevkleri beraber yaşadığımız gibi acıları yaşarken de beraberdik. Bundan sonra beni bekleyen zevk ve acıları onsuz yaşayacak olmak ne kadar zor gelse de artık bitirmeliydik. Çünkü bunca zaman sonra ızdırap vermeye başlamıştı bu birliktelik.

   Geçen hafta Çarşamba günü bacaklarımda hissettiğim sızıyla uyandım. Pencereden dışarıya baktığımda puslu, yağmak için bekleyen bulutları görünce sebebi belli oldu sızımın. Ama kalkıp hazırlanmaya mecburdum. Söz vermiştim. Ilık bir duştan sonra üzerime rahat bir şeyler geçirip çıktım evden. Şanslıydım. Trafik akıcıydı o gün. Etrafa bakan gözlerimdeki hüznü silemiyordum. Ayrılığımızın randevusuna gidiyordum ve planlamıştım. Bitmeliydi. Aracımı Nişantaşı’nda ki uzun binanın otoparkına bırakıp onüçüncü kata çıktım. Zili çaldım. Açılan kapıda beni karşılayan güler yüzlü kıza hissettirmemeye çalıştım elimden geldiğince ama buruktum işte. Kime, nasıl anlatabilirdim ki… Ve vakit geldi. Odada bulunan uzun koltuğa oturduktan on beş dakika sonra bir daha birleşmemek üzere ayrıldı yollarımız azı dişimle. Artık yok.

                                 ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
1 Yorum

Yazan: 25 Nisan 2012 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

Yerli yersiz, başlamak lazım

Bir yerden başlamak lazım sevmeye.
Kimi ya da neyi olduğunun hiçbir önemi yok, kendinden başlamışsan eğer.
Hayat zor, çekilmez ve aksini iddia edemeyeceğimiz kadar açık, net.
İktidarına yenik düşmüş bir ülkenin umudu kadar sağlam,
Henüz kaybedilmiş savaşın unutulmuşluğu kadar yalan.
Hayat, hayalin, kolu bacağı kırık hali.
Sevmek, alçısı ömrün, ‘ya tutarsa’ niyetine sarılan kırıklarına.
Bir yerden başlamak lazım inanmaya.
Neye ya da kime olduğunun hiçbir önemi yok, putlarını yıkmışsan şayet.
Aşk gibi, merhamet gibi, cehennemde Allah gibi…*
Yok gibi, yoksul gibi.
Hiçbir şeyi olmayan her şey gibi.
Körü körüne, bilinçsiz, aldırmadan, sorgulamadan,
İnanmadan inanmak lazım artık
Bir çift elin elinize düştüğü anın bütün dünyayı kucaklamak oluşuna!
Korkmadan ve korkutmadan açmak lazım kalbi,
Yüreğini mabet edinmişin usûllü, usûlsüz yalanlarına.
Bir yerden başlamak lazım yalnız kalmaya.
Nasıl ya da ne şekilde olduğunun bir önemi yok,
Uyumak, en büyük etkinlikse hayatında,
Bir sigara dumanına, bir içkinin yakışına kurban gidiyorsa için
ve ikinci kadeh hiç dolmuyorsa…
Bütün kemirgenlerden daha kemirgendir yalnızlık,
İçten içe, sinsice bitirir sizi,
Canınızı yakmaz, öyle eştir, eşittir size.
Bir yerden başlamak lazım gitmeye.
Nerden ya da kimden olduğunun hiçbir önemi yoksa şayet, gitmek farz olmuştur artık.
Ardınızda bıraktığınız insanlar kadar küçük bir tablo daha göremezsiniz.
Gittikçe uzaklaşırsınız, gittikçe küçülürler,
gittikçe unutursunuz, gittikçe unutulursunuz.
Gittikçe, umursamaz herifin teki olursunuz.
Bu güzel olan.
Umursamamak, hayata ve insana karşı dik durmaktır.
Yıkılmamak, yere sağlam basmaktır.
Göğsünüzden koparılıp alınan bütün değerlerin ecdadına küfretmektir.
Umursamamak, bu dünyanın size bahşettiği en mükemmel intihar biçimidir.
Ki bana ilk intiharımı sorduklarında, adını fısıldayacak olmamın sebebi de bu.
‘Başarısız bir denemeydi’ diyeceğim, ‘ama yılmadım, hâlâ azimliyim!’
Bir yerden başlamak lazım ölmeye.
Belki seve seve,
Belki de öylesine…
ATTİLA İLHAN

 
3 Yorum

Yazan: 25 Mart 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: