RSS

Günlük arşivler: 26 Eylül 2012

… ne de kelimeler

Ne gündü yarabbi!

‘’ Babamın avucuna gömün beni. ‘’

‘’ Kendim ettim kendim buldum, gül gibi sarardım soldum. ‘’

‘‘ Doyulur mu doyulur mu, canana kıyılır mı, cananına kıyanlar, Hakk’ın kulu sayılır mı ‘‘?

‘’ Seviştiğimde mutlu olurum, sevgisiz imanı nasıl bulurum, böyle inandım böyle bilirim, sevişmek ibadettir sevgi imandır. ‘’

‘’ Nedeceksin bu kadar malı… İşte görünür dünyanın halı. ‘’

‘’ Evvelim sen oldun, ahirim sen. ‘’

Ve sayısız içi asla boşalmayacak söz söyleyen, manayı çözme çabasında biri daha, verilen devlet sanatçılığı unvanını ‘’ Halkın sanatçısı olmayı tercih ederim. ‘’ diyerek geri çeviren adam Neşet  Ertaş öldü. Gerçi bunları söylemiş biri ölür mü? Asla!

Ama ne yazık ki bahsettiği birçok güzel duygunun yok olup gittiğine şahitlik ederek gitti.  Şimdi vah bizim, geride kalanların, şahitliğe devam edecek olanlarımızın  haline. Ne aşk kaldı ne de kelimeler.

Dün bu düşünceler içinde, iki tek atmak, hasretimi gidermek için düştüm yollara. Durup bir akaryakıt istasyonundan aldım mı Şevval Sam’ın son çıkan  ‘’ II Tek ‘’  adlı albümünü. Benim kafa daha tek atmadan oldu 1500. Erdo’yu aradım trafikten ‘’ Erdo feci oldum abicim bu şarkılarla. Valla şimdi biri gelse dese ki  – gel arkadaş açtık 35’liği demlenecez. –   otaban kenarı falan demeyecek sağa çekeceğim. ‘’ Ama nerdeeeee! Ne arkadaşlık kaldı ne de kelimeler.

Yol üzerinde el arabasındaki tezgâhtan kaptım iki palamut, tekelden aldım 35’lik vardım Özlem’lerin evine. Duygu balkonu temizlerken piyazlık doğradığım soğanların üzerine yaydım mis palamutları, ektim üzerine tuzu, karabiber, maydanozu attım ocağa. Acelemiz Özlem’i iş dönüşü hazır karşılayabilmekten ötürü. Neyse yetişti, geldi. Parmakları salataya bana bana yedik afiyetle. Ne denizler kaldı ne de kelimeler.

Gece yarısı olup durulunca gözyaşlarına karışan kahkahalarımız, koydum kafayı yastığa. Düşündüm.  Bu topraklar için ağlayan, gama düşen, insanlık için dertlenen, her şeye rağmen söz söylemekten vazgeçmeyen birini daha kaybettik. Kaç kişi sığar bu yok oluşa?  Her defasında biraz daha sahipsiz kalmış hissediyorum. Ne adam kaldı ne de kelimeler.

Şimdi gelelim öbür boyutuna: Kardeşim bu son zamlar nedir! Biz kimin günahının vebalini ödüyoruz acaba? Bu devlet erkânından biri oğluna iş falan mı kurdu, yoksa bir yerlere gene abuk sabuk paralar mı ödendi, milletvekillerinin faturalarımı birikmiş nedir yani. Sıkışınca zam yap. Yaptığında gıkı çıkmadığı için kimsenin, sorun da yok. Harcar ederken B planı yapmana gerek yok. Bütün ırmakların denize dökülmesi gibi bütçedeki bütün açıklarda halka arz edilir.

Tekelden ‘’ Zıkkım için. ‘’ manasına gelen etiket fiyatını ödeyip çıktım. Kitaplara getirilen adaletsiz ücretler apayrı zaten. Akaryakıt… Doğalgaz ve elektrik sırada. Yeni moda da; zam yapıyorlar, iki gün sonra indirdik diyorlar, dört gün sonra sessizce tekrar uygulamaya başlıyorlar zammı. Geçen gazeteyi okurken yemin ederim takip edemedim akaryakıta zam geldi mi, gelmedi mi.  İçme, yeme, okuma, konuşma, gezme… Elimizde bedava olan bir tek sevişmek kalmıştı onu da ‘’ Kürtaj yasak. ‘’ diyerek aldılar elimizden. Sonunda her şeyin kaçağı, merdiven altı çıksın ve sen bas bas bağır ‘’ Bunlar işte böyle dinden çıkmış, ayyaşlar. ‘’ ‘’ Korsana bulaşmayın, haram yemeyin. ‘’  diye. Şimdi ben, kesinlikle her akşam iki tek atMAyan biri olmama rağmen,  bir 35’liğe ( yaş üzüm olanından ) 28 lira ödemiş olan ben, düşünmez, araştırmaz mıyım – acaba evde rakı yapabilir miyim? – diye.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 
5 Yorum

Yazan: 26 Eylül 2012 in GÜNLÜK, TATTIM, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: