RSS

Etiket arşivi: arayış

tek

 

. Hangisi keseli bir hayvan değildir?

.

.

.

. Komodo Ejderi

Geçtiğimiz haftasonu öğrendim. Az önce okuduğuma göre aynı zamanda dişi komodo ejderlerinin içinde erkek üreme hücresi oluşturacak bir kısım bulunuyormuş ve bu kısımla zor durumlarda dişiler kendi kendine üremesini sağlayabiliyorlarmış. Annemin bir arkadaşı uzun zaman önce vefat eden eşini her akşam rüyasında gördüğü için psikolojik yardım almak zorunda kalmış. Annemim eşini unutamamış ya da eşinden kurtulamamış bir arkadaşı varmış, öğrendim. Pufidik kek pişirmenin püf noktası; tıpkı pankekte olduğu gibi kullanılan yumurta beyazlarını ayrıca çırpmakmış, bu da geçtiğimiz haftasonundan. Kuzenim Pınar pastacılık kursuna gidiyor da o söyledi. Pesto sos tarifi de verdi ama kullanacağım avuç kadar sos için uğraşabileceğim gibi değil. Diğer bir kuzenimin önerisiyle spotify listeme yeni iki parça ekledim. Yeğenim Duygu’ya gelirsek: tüm eğitim hayatı üstün başarılarla dolu, feci donanımlı bir liseli genç olarak kendisini hayata dair gerçek bir şeyler yapıyor gibi hissetmiyormuş.

‘’Okula gidip geliyor, ders çalışıyor, kitaplar okuyor, arkadaşlarımla takılıyorum falan teyze. Sonra dönüp düşünüyorum kayda değer ne yaptım diye,’’ dedi.

‘’Bu gibi şeyleri hatta ve hatta daha acımasız, anlamsız, cevapsızlarını zaman zaman ben de soruyordum kendime,’’ diye yanıtladım. ‘’Artık sormuyorum. Çünkü artık ben tek şeyin iyi, huzurlu, mutlu zamanlar geçirebilmek olduğuna inanıyorum teyzecim. Bak iki gündür tüm aile biraradayız. Şu an ateşin karşısında oturmuş sohbet ediyor, müzik dinliyoruz seninle. Evde çocuk sesleri, portakal kokusu var. Defalarca sofra kurduk, topladık. Demliklerce çay demlendi, kahveler içildi. Gene şu iki günde beraber kâh ağladık kâh güldük tatlım. Az önce verdiğin örneklerdeki insanlardan her gün spor yapan ya da profesyonel derecede enstrüman çalabilen, sayısız ödül almış biri ama yapayalnız olduğunu düşünsene. Kimsenin seni sevmediğini, şiddet görüyor olduğunu falan… Hayatın anlamını sorguladığın anlarda bunları düşünebilirsin mesela; sahip olduğun basit şeylerin değerlerini. ‘’  

Hayatı nasıl anlamlı kılabiliriz ki… İki ay önce olsaydı da aynı şeyleri söylerdim. Söylerdim de mutlaka daha fazlası olurdu. Babamın ölmeden önce evde geçirdiği son günlerde okuduğu kitabı okumak için elime aldığımda, arasından düşen ingilizce çalışma notlarını gördüğümden beri sormuyorum anlamla ilgili hiçbir şey kendime de başkalarına da.

Bildim bileli ingilizce öğrenmeye çalıştı babam. Hayli iyi konuşur hale gelmişti. Allahım hatırlıyorum, ben ilkokulda falandım herhalde; Fono İngilizce Kursu kasetleri, kitapları set halinde alınmıştı ve galiba hâlâ yığınla romanlarıyla beraber annemlerin evindeler. Hep dinledi o kasetleri, yazdı çizdi, soru kalıpları, zamanlar… Ve biliyor musunuz tahminimce ingilizcesini zamanında kendine edindiği birkaç mektup arkadaşı yazışması dışında hiç kullanamadı babam. Ama o uğurda yaşamının geneliyle derdi olmadan anlamlı zamanlar geçirmişti. Kendisi için, kendi kendine…. Kitabı elime aldığımda gördüm ki; vazgeçmemiş babam, son ana kadar ingilizce çalışmış. Tabii onun yanında çok şey bilirdi; öğrenciliğinde ev kirasını ödeyebilmek için dershanede fizik öğretmenliği yapmış. Iki üniversite bitirmiş biriydi. İnşaat mühendisiydi. Kütüphaneler dolusu kitap okumuştu. Son yıllardaysa yumurta kabukları aracılığıyla evde örümceklerle savaşıyordu, tavukların yumurtlamadıkları dönemlerde sebeplerini araştırıyor, bostandaki sebzelerle ilgileniyor, okuyordu. Bir de ingilizce çalışıyormuş. Artık eminim ki; babam tüm dünyayı gezmiş sular seller gibi ingilizce konuşmuş olsaydı bile en değerli anları bahçede çocukları bizlerle domates topladığı, fırından simit alıp getirdiği sofrada kahvaltı ettiğimiz anlar olacaktı.

Ben mesela bugüne kadar mümkünümce farklı şehirler gördüm, gene mümkünümce farklı lezzetler tattım. Geçtiğimiz haftasonu bir de kendime kadar bildiklerime ek olarak Komodo Ejderini, unutamama sorunun her yaşta sorun olabildiğini, kek pişirmenin püf noktasını, yeni besteciler öğrendim. Ne oldu? En kıymetlisi hangi bildiğin, en güzel şey, en güzel yer, en lezzetlisi, en unutulmaz olanı hangileriydi diye sorulsa; kıymet verdiğim bir arkadaşla yer sofrasında paylaştığım tek dilim ekmek, bir dostla izlediğim gündoğumu, dönüp dolaştığım deniz kenarı, kuma çizilmiş bir şekil, tek çakıltaşı, babamın tereyağına kırdığı yumurta, ‘’Hiç’’ olduğum… gibi yanıtlar veririm. Çünkü ne yaparsa yapsın, nerelere gider, neler öğrenirse öğrensin insan hep en iyi hissettiği yer, zaman, lezzet, şeyde kalıyor. Kendi de ardında bıraktıkları da. Tek.

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Mart 2020 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

rüyalar alemi

 

Defalarce kere çıktım aynı merdivenleri. Daracık kabinli asansörle tekrar tekrar indim. Ne kadar uğraşsam da ulaşamadım beşinci kata. En sonunda yakaladım kendimi. Meğer başkasının arayışının peşindeymişim durmaksızın. Aldım kendimi ondan ve arka koridorda kalan son basamakları çıktım. Beşinci kattaydım. Kapısı Murat Gülsoy’un son okuduğum kitabındaki eskici dükkanına açıldı. Dün üst sokağımızdaki döşemecinin kapısında duran, yüzü soyulmuş eski koltuk oradaydı. Soyulmuş, çıplak, sünger minderine oturdum. Dilimdeyse ‘Okyanus sensin neden elinde kovayla dolanıp duruyorsun,’

Uyandım. Yastığa gömülmüş yüzümde duran yarı açık gözlerimi kaydırdım. Dijital saatin göstergesinde 03.14 yazıyordu. Sağ kolum yoktu. Göğüslerim bedenimin ağırlığıyla ağrımıştı. Yattığımdan beri hiç kımıldamamışım, diye düşündüm. Sol kolumla yokladım, sağ kolum kafamın üzerinde, uyuşmuştu. Yavaşça döndüm. Sol kolumla kaldırıp yanıma yatırdım uyuşmuş olan sağ kolumu. Bakışlarımı tavana dikip kan akışıyla uyanmasını bekledim. Artık vardı sağ kolum da.

Kalktım. Üzerime sabahlığımı alıp mutfağa yürüdüm. Elektrikli su ısıtıcının düğmesine dokundum. Su kaynadı. Kahveyi koyduğum fincana döktüm sıcak suyu. Balkona çıktım. Bir sigara içtim. Siyah bulutların arasındaydı ay. Dolunay yaklaşıyor diye geçti aklımdan. Dillendirmedim. İçeri girip bir bardak su içtim.

Tekrar yattım. Uyumuşum. Orta yaşın üstü bir kadın masaj yaptı bana bu defa. ‘Çok ağrın var,’ dedi. İkiye ayırdı bedenimi. ‘kendini bana bırak,’ dedi. Sonra avucumu açıp ufak kağıt parçasını koydu. O yanımdan gittikten sonra okudum. Gülümsedim. Özlemekle ilgili bir şey yazıyordu ama gülümsetti işte.

Tam kocaman bir depoya girmişken ben, ‘saat altı elli Özgür,’ sesiyle tekrar uyandım. Tekrar sabahlığımı giydim. Tekrar mutfaktaydım. Buzdolabından yumurta, süt, fırının altındaki çekmeceden unu alıp tezgaha koydum. Dokuz dereceye getirdiğim ocağa ısınması için krep tavasını… Krepleri pişiriş, öpüş kokuşla Oğuz’u uyandırış, yolculayış…

Hemen her gece kırılıp büküldüğü söylenen zamanda gezip dolaşıp, bölük pörçük uykular uyuyup, hemen her sabah aynı şeyleri yapıyorum. Arkadaşım Hanzade geçen hafta, ‘’uzun zamandır yazmıyorsun, neden?’’ diye sormuştu. Cevabım galiba bu… Kovayı götürüp bulduğum yere bıraktım. Rüyalar alemindeyim.

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Mayıs 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: