RSS

Etiket arşivi: oyun

kuşları izliyorum

Uzunca süreden beri kendimi bile şaşkınlığa düşürecek şekilde sakinim. Garip gelebilir ama adeta gökyüzünde bir yere konumlanıp adım adım izledim salgının ülkemize gelişini, kızım yanıma gelip beraberce eve kapanana kadar. O noktadan sonraysa dışarıyı izlemeyi bıraktım. Bekleyişim nasıl sükunetle olduysa artık. Kontrol edemeyeceğim olaylar karşısında yaşadığım bu teslimiyet öylece gelip konuvermedi tabii. Iki yılı aşkın süredir yaşadıklarım yavaş yavaş taşıdılar beni içinde bulunduğum ruh haline. Biri gelip balyozla kafama vurdu varsayın. Hakikatin farkına varamadan debelenip durmuşum uzun yıllar. Gözlerimle göremediklerimi kalbimin içine soktu hayat, kanattı, çaresiz bıraktı, gün geldi cevapsızlıkla boğdu… Bundan yirbeş gün önceyse soluksuz bıraktı. Dört gün boyunca nefes alamıyormuşluğun içindeydim. Koridorda yürürken, mutfakta, banyoda, her neredeysem aniden gelen hisle olduğum yere uzanıp derin soluklar almaya çalıştım defalarca kez. Beynim ‘’iyisin, kaygılanma’ desede boşunaydı. Babamın soluksuz kalış hatırasıyla boğuluyordum. Nefes terapisti bir arkadaşımı aradım. Telefonun diğer ucundan o da yere yatırdı beni ve sakinleşene kadar doğru nefes almama yardım etti. O andan sonra okuyup araştırmaya başladım. Derken derken yolum meditasyona çıktı. Bugüne kadar asla kabul edip, yarar görebileceğime inanmamştım. Ha bundan sonra nereye kadar hayatımda olur bilmiyorum ama… Neyse işte bir gece niyetiyle yatıp sabahında ilk denememi yaptım. 07:30’da yatağın içinde, gözlerimi kapattığım an nasıl olduysa deniz kokusuna, tahta bir iskeleye gidiverdim. Babam yüzüyordu karşımda. Ağır ağır kulaç atıyordu mavinin içinde. Arada bana bakıp gülümsüyordu. Dakikalarca izledim onu. Ben iskeleden kalkıp huzur duyduğum başka bir yere gitmeden önce ‘’İyiyim merak etme,’’ dedi. Işte o sabahtan beri soluk alabiliyorum. Rahatladım. Ve asla dönüp bilincimin altıydı, üstüydü kurcalamadım, kurcalanmasına da izin vermedim. Konfor alanım neyse orada kalmakta inat ediyorum. Edeceğim. Çünkü şimdilerde geldiğim yerde oldukça iyiyim, şükür. Ve kaç yıl önceydi hatırlamıyorum; bir sabah erken saatte televizyonda yoga-meditasyonla ilgili bir program izlerken aramıştı babam beni. ‘’Kızım bence sen bu tür şeyler yapmalısın,’’ demişti. Eminim şimdi her neydeyse adıma çok mutlu olmuştur.

Ülkede ciddi maddi krizlerin yaşandığı dönemdi, büyük iş adamlarından birinin röportajında ‘’Bu krizden güçlü çıkabilirim, çıkmalıyım.’’ dediğini okumuştum. Işte bu günleri de tüm dünyaca yaşadığımız, tüm düzeni, yaşantılarımızı değiştirecek bir kriz dönemi olarak görüyorum. Ve bu krizden güçlenerek çıkabileceğimize, güçlenmek için çabalamaktan, inanmaktan vazgeçmemiz gerektiğine inanıyorum. Kimbilir belki bu kez de bu düşüncemle yaratmışımdır konfor alanımı.

Ana başlıklar dışında haber dinlemeyi bıraktım. Tek paylaşımım kendimle. Sabahları hala erkenden uyanıyorum. Kahvemi yapıp tek başıma balkonda içiyorum. Gökyüzünü, kuşları izliyorum. Evdekiler uyanana kadar sessizce kendimi, içimi dinliyorum. Gerçi artık o da fazla konuşmuyor, pamuk şeker gibi oldu. Sonra odaya kapanıp meditasyon yapıyorum. Bol bol okuyorum, izliyorum. Bazen hiçbir şey yapmadan öylece duruyorum. Hergün yemek pişiriyorum. Her sabah yorgan, yastığımı, balkona çıkartıyorum. Hep huzurdayım. Her an için şükrüm o kadar çoğaldı ki.

Ölüm gibi bir şeydi ama kimse ölmedi ıstırabını, ölümün karşısında el kol bağlı bekleyişi, sonsuz umudun sonundaki suskunluğu, özlemin açtığı yaraya çiçek ekmeye çalışmayı yaşayanlar varsa aramızda ve eğer şanslı olup yaşadıklarından almaları gerekenleri alıp, farkına varabilenlerimiz varsa anlayacaklardır beni. Işte öyle bir şey büyüyor içimde, orman oluyor. Kökleri birbirine bağlı olan ağaçlar büyüyorlar içimde. Tümünün kökü kalbimde olan gözalabildiğine ağaç. Yaprakları temizliyor, kökleri sağlamlaştırıyor. Meyve verecekler elbet.

Bu yaşadıklarımızda kimin parmağı var ya da yok, planlamış ya da planmamış, doğanın ya da bilmemkimlerin intikamı, karmalarımızın sonucu…. hepsine varım ama umurumda değil. Değil çünkü; kendi adıma verilecek hesabım buysa tamamım. Bir şey yapamam. Duvarın öte tarafını görmeye uğraşmaktan da vazgeçtim, göremiyorum. Boyum pek uzun değil ondandır belki. Sonuca bakıyorum; hepimiz evimizdeyiz. Kimi evlerde, ne sıkıntılar yaşanıyor. Ne büyük kaygılar… İşte bahsettiğim soluk alamadığım günlerde o evleri de çok düşündüm. Hala düşünmeteyim ama üzülmenin ne kimseye ne de kendime bir faydası olmuyor. Elimin uzanabildiği kadar… Gerisi dua. Tertemiz çıkacağız inşallah evlerimizden. Ak pak çıkacağız. Şerdeki hayrı görebileceğiz.

Yani ben kendimi karanlığı görenlere inat ışık dolu bir yere koydum. Çocuklar oyun evlerine en sevdikleri oyuncaklarını koyarlar ya o misal. Babamın mirasına sahip çıkıyorum; iyiliğe.

Güzel söyleyenleri dinlemenizi öneririm sizlerde. Bana zamanında kim ne söylediyse ne söyledikleri gibi ne de zamanında olmadı o dedikleri çünkü. Geçer, gider, gelir, unutulur, iyileşir, hafifler… Her şey zamanında, yerinde. Tabii ki izleyeceğiz, farkında olacağız, araştıracağız, bilmeye çalışacağız. Ama yüzümüzü hep aydınlağa çevirmeliyiz. Ne geleceğini, olacağını bilmiyoruz. Bilinmezlik için anlarımızı karartmayalım. Önlem alıp, elimizden geldiğince donanmalıyız. Saçlarımızda çiçeklerle de, silahlarla da çıkabilir bugünlerden. Tercih bizim. Baksanıza seçim yapabilelim diye evlerimizde yalnızız.

Iyilik dilek ve dualarımla.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Nisan 2020 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bitse de gitsek

 

Öncelikle bütün çocukların, Cumhuriyet kaygısı yaşayan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının geçmiş Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun, mutlu olsun, hep olsun. Merak etmeyin şimdi bu anayasada ( anayasamızda ) yapılan köklü değişiklikler, halkın göz ardı edilmesi, zaman zaman ( çoğunlukla ) insanda bayrağa sarınıp sokağa çıkma dürtüsü uyandıran konulara girmeyeceğim. Paylaşacağım şey yalnızca dün yani çocuklara ait bir bayramın kutlandığı güne ait olan gözlemlerim.

Anlayamadığım, anlamlandıramadığım ilk şey: şimdi bu bayram çocukların değil mi? Çocukların! Peki, düzenlenmiş olan törenlerde çocuklara yönelik ne var? Ne kadarı çocuklara hitap ediyor? Tamam, saygı duruşunda durulur. Hep bir ağızdan, coşkuyla İstiklal Marşı söylenir. Tamam, şiir okunur. Üzerinde yaşadığımız topraklarda, özgürlüğümüz için kan dökmüş olanlar, bu uğurda savaşmış olanlar anılır. Ama gözünüzü seveyim bunlar uzatılıp uzatılıp saatlerce sürdürülür mü? Çoğu okulların düzenlemiş oldukları törenlerde olduğu gibi. Abicim sen kur panayırlar, şişme oyun parkları, pamuk şekerciler – mısırcılar getir, onların dinlediği müziklerle yayın yap bangır bangır bak bakayım tüm çocuklar her gün 23 Nisan olsun istiyor mu, istemiyor mu! Öbür türlü birçoğu rahatsız, kendini komik hissettiği, diğer çoğunluğu zaten her sabah giydiği ve o gün giymek istemediği formaların içinde ve her sabah geldikleri okulun bahçesinde. Bayram coşkusunda kulaklarında ‘’ Bitse de gitsek!’’ nidaları yükselen ne çocukların ne de ailelerin yeri yok zorla sokmaya çalışmayın. Not: Bugüne kadar çevremde gördüğüm her türlü kutlamayı tüm coşkusuyla, kesinlikle çocukları ön planda tutarak kutlayan tek kurum Rüya Anaokulu olmuştur. Ki, kutlamalar okulu aşıp tüm bölgeye yayılmıştır.

‘’ Bitse de gitsek ’’ nidasının yükseldiği diğer yerler ise çocuklarıyla o gün sokağa çıkmış olan anne – babalardan yükseliyordu. Çocuğa sinirlenmiş anne o çocuğa sinirlendiği için anneye sinirlenmiş baba ya da çocuğa sinirlenmiş baba o çocuğa sinirlendiği için babaya sinirlenmiş anne yanlarında ikisini de kıçına takmayan çocuk. Ne o; bugün 23 Nisan neşe doluyor insan. Başta gözlemledim dedim ya aslında tüm hücrelerime kadar farklı türlüsünü yaşadım. Biz de ne anne babaya, ne baba anneye sinirlendi yalnızca Oğuz mütemadiyen isteklerde bulundu ve yerine getirilmeyen isteklerinin yerine eline tutuşturulan balonlarla, sokakta koşturan kedilerle, dondurma, köfteyle idare etmek zorunda kaldı sonunda da her şeyi unutup eğlenmek zorunda kaldı, eğlendi. Çünkü yanında sinemanın matinesini kaçırmış, oyun oynaması için cep telefonu, tablet vermemekte kararlı bir anne vardı.  Ayrıca o anne ‘’ Bitse, yarın olsa da işe gitsem. ‘’ diye dua ediyordu. Ailemizin diğer ferdi Elif’e gelince o artık ne bitmesini ne de gitmesini beklemeden canı nereye isterse oraya gidiyor. Hanımın ayrı bir ajandası oluştu bile.

İşte böyle sevgili okuyucu. Bitti! Eve, güvenli ikametgâhımız döndük, çayı demledik, arkadaşlarımız, onların çocuğu ve Oğuz’un en sevgili arkadaşı geldi, çay içip kek yedik, sohbet ettik, oyun oynadılar… Biz sağ onlar selamet bir bayram daha geçti gitti.

Bugün yeni, heyecanlı bir gün. Yeni bir gün; Oğuz sinemaya, Elif okula, Erdo ve ben işe gitmek için ayrıldık. Heyecanlı bir gün;  akşam ben kardeşime gidiyorum. Kızı Duygu ve kendisiyle hasret gidermek için. Daha ne olsun, bundan iyisi cennette hurma!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 24 Nisan 2013 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

sarı ay

sarı ay

1e89a1e320

01112012huu-RmvaGQqENelZ

Her şey yolunda, her şey yolunda …

Umut !

İyi olabileceğine dair bir umut.

Mutlu bitmez masallar aslında

Biz büyüklerin masalları mutlu bitmez.

Bugüne kadar salondan çıkarken dağılmış halde olduğum tek bir oyun olmuştu. Taa ki Cumartesi akşamına kadar. Küçük bir salon, sınırları beyaz çizgilerle belirlenmiş ufacık performans alanı, dört sandalye, dört oyuncu ve bir şapka. Çevresine dizilmiş izleyiciler. Bedenlerini kullanarak öyle bir hikaye anlattılar ki bizlere… İzlediğim süre zarfında bir romanmışçasına okudum metini adeta… Göle atlayıp üşüdüm… Ölü bir maralın bedeninde ellerimi ısıttım. Her anı kazıdılar kafama.. Bitip tükenmeyen soluklarıyla öyle şeyler söylediler ki… Kendime, geçmişime, kaybolmuş, bulmuşluğuma…

Dört sandalye, dört oyuncu ve bir şapka…

Karşısındakilerin yalnızca duymak istediklerini duyduklarının farkına varmış, aslında gerçekten varolmadığına inanarak  susmuş bir kız çocuğu oldum. Bir susmuş oldum adeta,  varolduğunu hissedebilmek için keserken kollarını tuvalette o genç kız. Kaybolmuş, anlayamamış, anlatamamış, çığlık çığlığa susmuş genç bir erkek oldum cevap bulabilmek için bıçaklarken  annesinin sevgilisini o genç erkek. Vazgeçmiş bir anne… Ne yapacağını bilemeyen, yenilmiş, kaçmış bir baba… Bir ünlünün şöhretin getirdiği yalnızlığının içine girdim… Herkes yaşadığını hissedebileceği bir hikaye peşinde. Bıkıp usanmadan ‘’her şey yolunda, her şey yolunda…’’ diyerek her şeyin iyi olabileceğine dair umuda tutunuyordu.

Çevremizdekilerden kaçarken böylemi kayboluyoruz. Kaçıp kaçıp kendimize, geçmişimize mi tosluyoruz. Hepimiz mi? İntihar eden gençler böyle mi hissediyorlar? Ne yapacağını bilememezlik bunca büyür mü içinde insanın sonra yutar mı insanı o bilememezlik?

ÖNEMLİ NOT:

Dot Tiyatro & Sarı Ay hakkında : Sarı Ay yenilenme ile ilgili bir oyun. Sistemin içinde kaybolmuş ve hayatlarındaki boşluğu bir türlü dolduramayan, kendilerine zarar verme noktasında bu boşluğu dolduramayan insanlar… Ve bu boşluğu da ancak gerçek bir hikayenin içinde olduklarını hissettiklerinde doldurabiliyorlar. Ama gerçek bir hikayeniz olması için de bir yola koyulmanız gerekiyor ve bu yola çıkmak da büyük cesaret istiyor. Kendi hikayenizi yaratmak; kendi hikayemizi yarattığımız noktada yaşadığımızı ve varolduğumuzu hissediyoruz. Sarı Ay bununla ilgili bir oyun.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 07 Aralık 2012 in İNSANOĞLU, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: