RSS

Etiket arşivi: durum

aniden!

602715_10151325176767398_1000268714_n

Aniden gelen bir boşluk hissi, baş dönmesi… Düğmeye basarak içinde bulunduğum solaryum makinesini kapattım. Telaşla kapısını açtım. Vücutta hissedilen ani durum değişikliklerinde yapılacak ilk iş olarak aklımda kaldığı şekilde dizlerimin üzerinde yere oturdum. Bütün organlarım acil durum alarm komutu almışçasına, ağzımdan çıkmaya çalışıyor gibiydiler. Üzerime bir şeyler giyebilmek için kalmaya çalıştığım denemelerimde başarısız oluyordum. Derimin üzerindeki her gözenekte ter damlacıkları oluşmaya başlamıştı. Aklımdaki tek düşünce; ölüyor olduğum ve çaresizliğimdi. Tasarım harikası bedenim karşısında tamamen çaresizdim. ‘’Aniden öldü’’ dedikleri kişiler bu şekilde ölüyor olmalılar. Aniden. Hiçbir şey yapamadan.

Tüm bunlar olurken kapının diğer yanında telaşlı sesler geliyordu kulağıma. ‘’ Özgür Hanım! Özgür Hanım! İyi misiniz? Kilidi açıp içeriye gireceğiz. ‘’. İniltiye benzer çıkan sesimle ‘’ Çıkacağım.’’ dedim galiba. -Can havli- dedikleri, o sırada bulabildiğim son güçle doğrulup üzerime bir şeyler geçirdiğim halim benzeri bir hal olsa gerek. Elle tutulur, somut bedenim debelenip duruyor, aklımda sürekli aynı düşünceler koşturup duruyorken tüm bu olup biteni sakince seyreden başka biri vardı sanki etrafımda. Sakin, ’’ teslim ol, bırak kendini.’’ diyen. Bunların arasında korktum mu tam hatırlamıyorum. Ama hayatım film şeridi gibi falan geçmedi gözlerimin önünden. Artık biliyorum ki; bir gün bu şekilde ölürsem bunları düşünmeye pek vaktim olmayacak. Aniden oluverecek.

Üzerime pardösümü geçirmiş halde kilidini çevirdiğim kapıyı açtım. Hemen kapı ağzında duran koltuğa oturdum. Sinirlerimin bir şalteri varsa işte o an biri indirdi o şalteri ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Yalnız olsaydım sanıyorum uzunca bir süre ağlardım. Çünkü biriken her şeyi gözyaşlarımla akıtabilecekmişim, akıtıp onlardan kurtulabilecekmişim gibi hissettim. Bileklerimi kolonyayla ovan, dilimin üzerine kesme şeker yerleştirmeye çalışanların telaşını görünce kendimi unutup onları sakinleştirmeye çalışır buldum kendimi. Bir de Belgin’i istedim. Kucaklayıp götürsün istedim beni oradan. Aramayı denedim ama telefonumu bulamadım. Telefonumu bulamamış olmamın bir sebebi olduğuna inandım, vazgeçtim. Ararsam O’nu da gereksiz telaşlandırmış olacaktım. Biliyorum çünkü telaşlanırdı.

Dakikalar geçtikçe daha düzeldim. Olabildiğimce. Eve döndükten sonra kendime salakça görev addettiğim kalan işleri de halledip yattım. Akşam tutulması gereken sözümü tutmak için kalkıp tiyatroya gittim. (Muhteşem oyunun adı: ‘’ Profesyonel ‘’ ) Ertesi gün aksamaması gereken programa uyarak arabaya atlayıp Alaçatı’ya kadar sürdüm. ( Annemle geçirdiğim çok keyifli bir yolculuktu. )

Alaçatı’ya vardıktan sonra Read the rest of this entry »

Reklamlar
 
8 Yorum

Yazan: 03 Ocak 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , ,

hayattan ne öğrendiler? ( Yüksel Aksu )

                                          YÜKSEL AKSU (yönetmen )

  • Hayatı kavradığımızı sandığımız zamanlarda, onun bize anında ‘’ fake ‘’ atacağını öğrendim. Tüm ezberlerimizi bozduğunu ve hep bozacağını öğrendim. Buna rağmen, kendimizi ve hayatı, sürekli kavrama çabamızın olması gerektiğini; aksi taktirde, hayatın çekilmez olduğunu öğrendim. ‘’ Hayatta, hayatımda, hayatım boyunca, hayatın gerçeği.’’ Gibi laflarla başlayan cümlelerden uzak durmayı, bu tür lakırdıyla konuşan tamamlanmış insanlardan kaçınmayı öğrendim.
  • ‘’ Parayla saadet olmaz.’’ lafının, egemenlerin yoksullara kakaladığı bir deyim olduğunu düşünürdüm. Biraz param olunca, saadetimin buna paralel artmadığını; çok parası olan tanıdıklarımın da öyle ahım şahım mutlulukları olmadığını gördüm. Kerametin parada değil gönülde olduğunu bilmeme rağmen, sosyal politika ve eşitlik isteğinden vazgeçmemeyi öğrendim. Zenginlerin varlıklarını yoksullarla adaletli bir şekilde paylaşmalarının sadece yoksulları değil onları da mutlu edeceğini, huzura erdireceğini anladım.
  • Tek bir kişi olmadığımı, değişen zaman ve şartlara göre farklılık gösterdiğimi, kendimden hiç beklemediğim tavırları gösterebilen biri olduğumu öğrendim. Melez olduğumu, melez olmayanların tehlikeli olduğunu öğrendim. Birçok kimliğin bir bünyede taşınabileceğini, bunun paradoksal bir durum olmadığını, tek kimlikliliğin daha paradoksal olduğunu öğrendim. Örneğin hem mahalleli hem kasabalı veya kentli, hem yurttaş hem dünyalı olunabileceğini öğrendim.
  • Bizim gibi olmayanların tehlikeli olmadığını, bu durumun bize zenginlik kattığını öğrendim. Ötekini tanıdıkça berikini ve en berideki kendimi tanımaya başladım. Ötekilik bilincim geliştikçe, kendilik bilincim daha da gelişti; kendimi oluşturma ve oldurma çabama katkıda bulunan ötekileri, daha çok sevmeyi ve saymayı öğrendim. Önceleri bizim gibi düşünüp yaşamayanlara gıcık kaparken; şimdi farklılıklar olmazsa, benim de bir anlamım olmayacağını, sıradanlaşacağımı anladım.
  • Düşünce özgürlüğü kriterlerimin, benim gibi düşünenlere göre değil, farklı düşünenlere göre şekillenmesi gerektiğini; asıl bunun kişiye, topluma ve dünyaya yararı olduğunu, insanlık tarihinin tüm güzel anlatımlarının düşünce özgürlüğünün oluşturduğu durumlarda ortaya çıktığını okudum, aklıma da yattı. Sevgi ve sevme eyleminin müstakil, tekil olmadığını, birbirini üreten, birbiriyle kesişen bütünlükler olduğunu öğrendim. Kadın sevgisi, doğa sevgisi, yaşam sevgisi… Hepsinin birbirleriyle ilişkili olduğunu öğrendim. Sevginin ömrü uzattığını, hazzı arttırdığını, sağlığa iyi geldiğini gördüm.
  • Sadece; işe, paraya, başarıya, prodüktiviteye endeksli değil de hobileri, özel zevkleri, sosyal sorumlulukları olan bir yaşamın daha değerli ve kaliteli olacağını öğrendim. Uçurtma uçurmanın, tavla oynamanın, balık tutmanın, şiir yazıp resim yapmanın, üç-beş kanki toplanıp geyik yapmanın en az iş kadar muteber olduğunu öğrendim.
  • Yaşama pratiği kimseye güvenmemeyi dayatmasına rağmen inadına insana güvenmeyi; zira güvensiz bir yaşamın çekilmez olduğunu öğrendim. İnsanı ve insanlığı çelişkileriyle kavrayıp sevmeyi; aksinin mümkün olmadığını gördüm. Görecelik kavramını bilmeme rağmen, insanlık tarihinin öğrettiği kadim etik değerleri savunmaktan asla taviz vermemeyi, etrafta kimse olmasa bile bu uğurda bildiğini okumanın hayatımıza özel bir anlam katacağını öğrendim.
  • Dine, bilime, topluma, kendime, folklora, vatana, ideolojiye, millete, aşirete; kısacası her şeye hem içerikli hem de dışarlıklı olabilmeye çalışmanın önemli ve yorucu bir çaba olduğunu öğrendim.
 
2 Yorum

Yazan: 23 Mayıs 2012 in Hayattan ne öğrendiler?

 

Etiketler: , , , , ,

TESTOSTERON

  Bulduk! Her şeyin tek bir sorumlusu varmış: Testosteron… Erkek değil erkeksel, kadın değil kadınsal yaratıklarmışız ve tek yöneticimiz var, o da bu testosteron hormonuymuş.

  Testosteron: Erkeklerde, testislerde ve böbreküstü bezlerde; kadınlarda yumurtalıklarda kolesterolden üretilen bir hormon. Ses kalınlaşmasına, vücut ve yüz kıllarında artışa neden olarak erkeksi özelliklerin kazanılmasına sebep olur. Protein metabolizmasını hızlandırarak kırmızı kan hücrelerinin ve kas miktarının artmasına, yaralanmalar sırasında vücudun kendisini yenilemesine ve vücuttaki yağların yakılmasına yardımcı olur. Erkeklerde, bu hormon ergenlik dönemi ve 20’li yaşların başlarına kadar oldukça yoğun bir şekilde salgılanır. 50’li ve 60’lı yaşlardan sonra ise etkisini kaybederek gittikçe azalır. Ayrıca erkeklerdeki bu hormonun miktarı, kadınlardan yaklaşık 30 kat fazladır.* ( *oyunun tanıtım kitapçığından ) 

 Görüldüğü üzere yaşdönümlerinde davranışlarda oluşan değişiklikler bile bu testosteron oranıyla açıklanabiliyor(muş). Cumartesi akşamı bir kez daha ‘’Oyun Atölyesi ‘’ ndeydik. ‘’Testosteron’’ adlı oyunu izlemek için. Öncesinde Rakı & Balık adlı mekânda kurulan uzun masadaki keyifli sohbeti, sonrasında Moda’da yenen dondurmaları falan yazmayacağım. Diyette ve spor yapıyor olduğumu afişe ettikten sonra utanıyorum artık. Bu defa ‘’ HİÇ EKMEK YEMEDİK ’’ de diyemiyorum, rakıdan dolayı.

   Oyunun ilk bölümünde pek bir şey anlayamadım, kendimi veremedim. ‘’Bu ne yahu? Yuh! Kadınlar bu kadar da değiliz.’’ soruları kafamda dolaşıp durdu. Durum böyle olunca da güleyim mi, kızayım mı arada gidip geldim. İnanın bir ara sahneye atlayıp ‘’ Yeterin len! Ne istiyorsunuz biz kadınlardan.’’ diye haykıracak kadar dellendiğim bile oldu. Ama ikinci bölüm, işte ikinci bölümde anlaşıldı ki; kadınlar gerçekten dünyayı idare edebilecek güçteler. Neden mi? Erkeklerin hayatlarında ki her şeye anlam katan tek şey ‘’Kadınlar’’, tek amaçları kadınlarla birlikte olabilmek. Oyuna adını veren testosteron hormonu var var, yoksa ayvayı yediler. Bütün hayat iki şey  arasındaki kısa mesafede geçiyor. Yaptıkları – yapmadıkları, yapabilip – yapamadıkları her şey bu hormona bağlı, yaradışsal. 

  ” Kocam beni anlayamıyor. – Benimle yeterince ilgilenmiyor. – Beni aldattı. – Canı çekip, keyfi geldiğinde benimle ilgileniyor. – İşi bitince sırtını dönüp yatıyor. ” gibi soru, sorunları olan kadınlar hepsinin cevaplarını almış olarak ayrılıyorlar salondan. İşte cevap: ” Onların bir suçu yok. Hepsi TESTOSTERON yüzünden.” Erkekler dürtülerinin egemenliğinde hareket ediyorlar. Sahnede birbirlerine kafa göz giren, ana avrat düz giden ( üstüne üstlük bunları çok doğalmışçasına yapan ), sarmaş dolaş olup ağlayan, kadınlarla davasını çözememiş farklı yaş ve farklı statüdeki adamları izledik, yeryüzünde yaşayan tüm erkeklerin yansıması olarak.

    Ve sahnede olmamalarına rağmen, asıl kadınları izledik hem de başrolde. Erkekleri görünür kılan kadınlar. Yaratılmamış oldukları düşünüldüğünde, erkeklerin yaşamsal tüm amaçlarının ortadan kalkacağı kadınlar. Bir futbolcu düşünün ki:  Oynuyor karşı takımı yenebilmek için. Karşı takımı yeniyor para kazanabilmek için. Para kazanıyor mal mülk alabilmek için. Malı mülkü alıyor karıya kıza hava atabilmek için. Testosteron hormonu salgılıyor, kanı pompalayabilmek için. Yemek, içmek, çalışmak, kazanmak, kıskanmak, döllenmek vb. hepsini kadınlarla ilişkili. Yolun sonunda hep bir kadın var.

   Amanın işte böyle… Bizde bu muhabbet epey gider. Hallerimiz nice olur ? Bilemem. Ama buna da bir kılıf bulduk ya, bir taraflarımız göğe erdi.

 Efendim, hepinize sevgi saygı Özgür’den. Bol hormonlu haftalar diliyorum.

NOT: Performanslar müthişti. Özellikle genç oyuncular… Müzik deseniz; tüm izleyenler son bölümdeki melodi dillerimizde çıktık salondan. Beni tek rahatsız eden tüm oyun boyunca oyuncuların oralarına buralarına bulaşmış olan kan görüntüsü oldu.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: