RSS

Etiket arşivi: hak

yorgan davası

 

Kaçıncı yaş dönümümdü, evliliğimizin kaçıncı yılıydı tam hatırlayamıyorum. Sanırım on yılı aşkın süredir evliydik. Işte onca yıl önceki doğumgünümde kayınvalidem bana hediye olarak bize çift kişilik, kaz tüyü, en kalitelisinden bir yorgan almıştı sağolsun. O zaman ki elti adayıma da şık mavi boncuklu, altınına dolgun bileklik. Onu da hatırlıyorum çünkü bir elinde yorgan diğerinde kuyumcu amblemli kırmızı kadife kutuyla gelmişti yanıma. Kimseye ayrım yapılmasın diye bana doğum günü hediyesi alırken gelin adayına da bileklik aldığını söylemiş hatta beğenip beğenmediğimi sormuştu. Beğenmiştim. Yorganı hala kullanıyoruz. Daha doğrusu artık ben değil zamanında yorganı annesinden istemiş olan Erdo kullanıyor. Konu bambaşka yere bağlanacak merak etmeyin. Beni az biraz takip edip tanıyanlarınızdan buraya kadar okuyup şaşıranlarınız olabilir çünkü…

Neyse işte hepsinin üstüne yorganın adı Erdo’nun ağzında hep ‘’Annemin aldığı yorgan’’ olarak kaldı. Hatta tatlı sert yatakta tartıştığımız bir sabah ‘’Valla annenin aldığı yorganla seni boğar balkondan da atarım Erdo,’’ demişliğim bile var. Ulan o yıllarda tartışıyormuşuz falan hale bak… Uzun süre evli kaldıkça taraflar sus pus oluyorlar adeta.

Yorgan diyorum işte; takribi ondört yıldır ha benim tarafta az kaldı, çekiştirme şunu, tüm gece üzerim açık uyudum, havalar ısındı kaldıralım, ben klimayla yatıyorum kaldırmayalım kalsın…. Daha bir sürü laf ama yorgan değişmez elemandı. Artık yorgan kesinlikle sorun değil. Yok yahu ne Erdo’yu boğdum ne de yorganı attım. Daha güzel bir şey yapıp kendime yorgan aldım. Kalan tek böbreğimin tarafı, bel bıkınım buz olmuş uyandığım bir sabahtı. Bir elim belimdeyken diğerine cep telefonumu koydum ve kendime pamuklu bir yorgan sipariş ettim. Geldi. Haftalardır balkon kapısı mı, klima mı açık hiç dert etmiyorum. Yastığım ve yorganımla huzurla uyuyorum. Üstüne üstlük sıcacık.

Şimdilerde uyandığım o sıcak sabahlarda düşünmüyor da değilim hani; neden, neyi beklemişim acaba. Çok üşüyen biri olduğumu kabullenmek bunca yılımı almış olamaz. Benim haricim birinin bunu benim için düşünüp yapmasını beklemiş de olmamalıyım. Bekledim mi acaba?

Az önce google‘da araması yaptım. Bizimkine benzer olmasa bile yorgan yüzünden baya sorun varmış yaşanan. Şükür ki bizim ki hırsız gürsüz haloldu. Yirmibeş yıldan bir de Yorgan Davası geçti.

Bu süreçte içimi cızlatan tek şey; anneciğimin çeyiz verdiği, üzerleri saten kaplatılmış yorganların hatıraları oldu. Kimi yaşadığımız rutubetli evlere feda oldular, kim dolaplara sığmadılar… En azından bir tanesini kendim için saklamamış olduğum için çok hayıflandım. Kimbilir belki de anneler biliyorlar da gelin olan kızlarının yanına katıyorlar o yorganları, üşümeyelim diye. Bak yazarken gene hüzünlendim, canım anneler.

Sonuç; hak verilmez alınır. Üzerim açılmadan, dilediğim sıcaklıkta, dilediğim kez dolanarak uyuma hakkımı geç de olsa kendim almış bulunmaktayım. Bileklik mi? Bilmiyorum. Zaten benim davam yorganlaydı başka kimse ya da şeyle değil. Sizin de varsa bir davanız beklemeden kendi hakkınızı gene kendinizin almanızı öneririm. Kimse kimseye vermiyor çünkü…

Sevgi selam benden…

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Aralık 2019 in GÜNLÜK, GENEL, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

hayat güzel!

1001010_10151688306057398_1541063431_n

Döngü kadınlar sayesinde devam ediyor.

Cennet, cehennem, iyilik, kötülük, adalet, hak edilen her şey yani hayat kadınların elinde!

Doğumla başlattıkları döngü yalnızca ölümle son buluyor.

Hayat için adalet arıyorsak boşuna çünkü öyle bir şey yok. Adaletli değil hayat.

Hele ki anlamsa aradığımız hayatta, işte o hiç mümkün değil, belki son nefeste.

Yara sahibini acıttığı kadar kimseyi acıtmıyor. Gene o yara kanarken yalnızca sahibini kana buluyor.

Devredilebilinecek ve sahip çıkılması gereken tek gerçek miras, arkada bırakılacak dostluklar, hak kalan iyiliklermiş.

Yani denizlere atılan iyilikler var ya, okyanuslara karışıp yok olmuyorlarmış, günü geldiğinde izimizi sürüp buluyorlarmış bizi.

Hayat, önümüzdeki günler için plan yapmanın tamamen saçmalık olduğunu bir kez daha ispatladı. ‘’ Akıntıya kapılıp koyverin! ” dedi.

Dünya mı yanıyor? Siktir edin!

Bir ele cımbızı diğerine aynayı alnıdız mı? Yaşayın gitsin.

Soluk alıp verebiliyor musunuz? Şükür edin.

Aydınlık, karanlığı ayırt edebiliyor musunuz? Bakmayın, görün.

Yürüyebiliyor musunuz? Dağ tepe demeyin, yürüyün.

Kollarınızı kaldırabiliyor musunuz? Sarılın.

Ama en çok sevin, söyleyin:

‘’ Seni çok özledim! ‘’ deyin.

‘’ Hayat güzel! ‘’ deyin.

‘’ Yaşamaya değer! ‘’ deyin.

‘’ Seni seviyorum! ‘’ deyin.

Çok geç olmadan, pişmanlığın sonunda olacağınız anı beklemeden, kaybetmeden önce söyleyin.

özgür tamşen yücedal

 
5 Yorum

Yazan: 03 Temmuz 2013 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

içimdeki deniz

0369702

” Saygıdeğer yargıçlar, hakimler ve dini yetkililer, onurlu yaşamanın anlamı nedir? Vicdanınızın bunu nasıl yanıtlayacağına aldırmadan benimkinin onursuz bir hayat olduğuna karar verdim. En azından onurlu bir şekilde ölmek istedim. Bugün tüm kurumların gösterdiği duyarsızlıktan bezmiş bir halde bunu gizlilik içinde yapmak zorundayım, tıpkı bir suçlu gibi. Bilmelisiniz ki ölümümü sağlayan işlemler büyük titizlikle hesaplanıp, tek başına suç oluşturmayan adımlara bölünmüştür. Her biri farklı dostlarımca gerçekleştirildi. Suç ortaklarımı cezalandırma gereğine karar verirseniz, ellerini kesmenizi tavsiye ederim. Çünkü tüm katkıları o. Bilinç ya da şöyle ifade edeyim, vicdan benim. Ben, hayatı, özgürlüğü seven çoğu insan gibi, yaşamanın bir hak olduğuna, ama bir mecburiyet olmadığına inanıyorum. Buna rağmen bu duruma 28 yıl, dört ay ve birkaç gün tahammül etmek zorunda kaldım. Bunu daha fazla yapmayı reddediyorum. Gördüğünüz gibi yanımda içinde siyanür potasyum bulunan bir bardak su var. Onu içtiğimde, kendi irademle sahip olduğum en özel, en meşru mülkiyete; yani bedenime son vermiş olacağım. Sadece zaman ve insanların vicdani gelişmesi bir gün, isteğimin mantıklı olup olmadığına karar verecek. Bu kadar… ” ( Ramon Sanpedro )

 

   Ötenazi! İçimdeki Deniz’in bir ötenazi hikayesi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat karamsarlık ve ölüme sürüklenen çaresiz birinin portresi değil, hayatı sevip yaşayamayan birinin tercihi ve sürdürmek zorunda kaldığı hayatla ilgili “yaşamanın bir hak, ama mecburiyet olmadığına inanıyorum” diyecek kadar özgür ve hayata değer veren bir adamın hikayesi. Ölmenin sadece fiziksel yaşamdan kopmak değil içsel de olabileceğini, yaşamın sonlandırılmasına yönelik söylemlerinin yanında tüm güçlüklere rağmen hayata sarılmış insanların hikayesi . Alejandro Amenabar’ın yönettiği ve senaryosunu Mateo Gil ile birlikte Ramon Sampedro’nun gerçek hikayesinden yola çıkarak yazdığı film.

   İçimdeki Deniz’de gösterdiği performans ile Javier Bardem destan yazıyor. Javier Bardem’in yanında diğer oyuncuları da görmelisiniz; yatağa mahkum olduğu yıllar boyunca tüm bakımını üstlenen yengesi, abisi, babası, yeğeni, hepsi muhteşemler. Hiç abartı yok, rol yapıyor gibi bile değiller.

 İçimdeki Deniz, katıldığı tüm festivallerde en iyi görüntü, en iyi yönetmen ve en çok da en iyi erkek oyuncu ödüllerini toplamış.

 Tabii tüm bunları anlattıktan sonra, benim filmi saat 01.00 civarında izlemiş olduğumu da düşünürseniz tahmin edin yatağa girdiğimde ne haldeydim. Ellerimi, bacaklarımı mı öpeyim, kuş olup uçayım, turkuaz renkli hayaller mi kurayım şaşırmış haller içerisindeydim. 

Daha fazla anlatmak istemiyor, ” Bir yerlere not edilip, vakit bulunduğunda izlenesi bir film.” diyerek çekiliyorum.

 İşte filmin müziği:

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 26 Mart 2013 in İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: