RSS

Etiket arşivi: kedi

koca çınarın altında

Screen Shot 2014-12-15 at 6.54.58 AM

Koca çınarın altında karşılanan bir sabahtı;

Çöpçülerin eşlik ettiği

Çay ocağındaki adamın bir türkü mırıldandığı

Farenin ipte cambazlık yaptığı

Ufak kuşun ağzında ekmek kırıntısıyla geldiği

Kedinin miyavladığı

Patatesli börek tadında bir sabahtı.

Demli çayların içildiği

Martıların çok olduğu

Köprünün ışıklarının mavi yandığı

Soğuğun aşk koktuğu, içinde hasreti sakladığı

Koca çınarın altında unutulmayacak bir sabahtı işte…

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 15 Aralık 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

sarı

 

Bir ara sokakta öldüm…dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire

Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?

O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm…dün

Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari’yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi’yi
Düşündükçe
Ölüvermişim…dün

Böylece bitmiş yani,
Birdenbire

Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
İki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12’yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.

Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?

Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte

Ya da ölmek yerine
İki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine…?

Şiir ve ses: Jehan Barbur

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Kasım 2012 in DİNLEDİM, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

sevelim sevelim de…

Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz. Sultan Süleyman’a kalmamış… Ama ben artık biliyorum kime kalacak: Kedilere! Gülmeyin valla böyle giderse bu dünya kedilere kalacak. Hayvan sevgisi tamam da, abicim bu kadar boku çıkartılmaz ki. Yer gök kedi oldu. Gerçi sorun hayvancağızlarda değil kedi severlerde.

Mesela benim yan komşum… Yeni bebekleri oldu arkadaki komşunun kedileri yüzünden evi havalandırabilmek için kapı-baca açamıyor. Çünkü bir, iki değil onlarca kedi yerleşti bahçelerine. Ki aynı kediler yüzünden Elif bile soğudu hayvanlardan. Gırtlağımıza kadar kedi olduk.

Bir diğer arkadaşımın yan komşusu olan herif; kızı ve karısına sözlü, fiili şiddet uyguluyor. Arkadaşımın çocuklarının gelen çığlık kıyametlerden psikolojileri bozuldu. Ama adam bir HAYVANsever, üç köpek besliyor.

Hele bir diğeri var ki; üç yaşında oğulları kalp ameliyatı oldu, enfeksiyon riskine karşı her yeri dezenfektanladılar. Gelin görün ki apartmandaki karşı komşularının kedi sevgisi boyut atladığı için her sabah kapıyı açıyorlar karşılarında kedi kakaları. Koku deseniz apartmana girilecek gibi değil. Kendiside bir hayvan sever olan, sokak hayvanlarının sularını, yemeklerini eksik tutmayan arkadaşımız doğal olarak çocuğunu dünyadaki tüm kedilerden çok seven bir anne olarak kedi katliyamı yapabilecek noktaya geldi. Düşünsenize bundan kısacık bir süre önce kalbini öpüp koklayarak ameliyat masasına yatırdığı çocuğu şimdilerde kendi evlerinden çıkamaz oldu.

Ben her şeye tamamım arkadaşlar, hayvan sever, din sever, doğasever, at sever… Olalım, sevelim bir şeyleri ama önce insan olalım. Başkalarını anlayabilmek, saygı gösterebilmek için onların yaşadıklarını yaşamamız mı gerekiyor. Saygı gösterip, toplum içinde yaşayamayanlar da defolup gitsin, kırsalda yaşasınlar. Kendileri dışında kimseyi sevmeye sevmeye yaşasınlar.

Pek bi Cuma yazısı olmadı fakat ben bunları düşüne düşüne, elimde üç yaşında bir kalp sabahı sabah ettim. Valla diyorum; bu kadar sevebilip, koruyabilip, kollayabilseydik eğer birbirimizi daha güzel günler yaşıyor olurduk.

Hadi sizlerle paylaştım az biraz rahatladım. Şimdi bir saat kestireyim sonrada  işe gideyim.

İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa

Hayat bayram olsa…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Fotoğraf: Nesrin Sevimli

 
4 Yorum

Yazan: 19 Ekim 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

sarı

Bir ara sokakta öldüm…dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire

Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?

O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm…dün

Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari’yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi’yi
Düşündükçe
Ölüvermişim…dün

Böylece bitmiş yani,
Birdenbire

Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
İki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12’yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.

Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?

Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte

Ya da ölmek yerine
İki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine…?

Şiir ve ses: Jehan Barbur

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Ekim 2012 in DİNLEDİM, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: