RSS

Etiket arşivi: kez

bir ileri bir geri

6724_10151472321217398_602301676_n

Futbol maçı oynandı ve bitti diyelim: Bitiş düdüğünün hemen ardından başlayan ve maçın değerlendirilmesinin yapıldığı programlar izleniyor. Sonra eleştiriler, sonra tartışmalar, ertesi gün gazetelerin spor sayfalarından ya da internet sitelerinden akşam izlenmiş, dinlenmiş olanlar bir kez daha okunuyor, izleniyor. Bu futbol meraklısı adamların hayatı oldukça yorucu, pozisyon pozisyon geçiyor valla. Maç özet yayınlarında rejinin görüntüleri verişi gibi; bir ileri, bir geri, yani oldukları yerde! İlgi alanlarına giren şu karşılaşmaların ayrıntıları için çalışan zeka, özel hayatlarındaki ilişkilerin ayrıntılarına gelince içine kaçıyor. Bir ileri bir geri!

Bu arada ” Günaydın! ”

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 06 Mart 2013 in KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

GRİ

   Rengim gri bugün… Puslu sabahların grisi gibi. Zifir karanlık gecelerin içindeki sigara dumanı grisi gibi.

    İşten çıktığımda usul usul yağıyordu yağmur. Ve ben usul usul ağlıyordum ıslak kaldırımlarda yürürken. İçimde bir yer kanıyor. Acaba hangi yaram. İçinde kaybolduğum o kadar çıkmaz sokağım var ki. Kendimi daha önce giripte kaybolduğum, tanıdık bir yerde bulmaktan korkuyorum.

   Durağa yaklaşırken tek bir şey geliyor aklıma; durakta bekleyen kalabalık, itiş kakış içinde yok olabilmek. Hiç kimsenin yüzüne bakmadan sığışıveriyorum kalabalığa. Ama içimde yitip gitmeye çalışan kalabalıkla kalıveriyorum, baş başa. Otobüsün buğulu camlarından seyrettiğim sokaklar da herşey çok ağır hareket ediyor. Peki bende ki kalabalık neden bu kadar aceleci?

Puslu sabahlar gibi griyken küs olurum ben herkese, herşeye. Bu akşam da küsüm. Read the rest of this entry »

 
6 Yorum

Yazan: 21 Eylül 2012 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

TESTOSTERON

  Bulduk! Her şeyin tek bir sorumlusu varmış: Testosteron… Erkek değil erkeksel, kadın değil kadınsal yaratıklarmışız ve tek yöneticimiz var, o da bu testosteron hormonuymuş.

  Testosteron: Erkeklerde, testislerde ve böbreküstü bezlerde; kadınlarda yumurtalıklarda kolesterolden üretilen bir hormon. Ses kalınlaşmasına, vücut ve yüz kıllarında artışa neden olarak erkeksi özelliklerin kazanılmasına sebep olur. Protein metabolizmasını hızlandırarak kırmızı kan hücrelerinin ve kas miktarının artmasına, yaralanmalar sırasında vücudun kendisini yenilemesine ve vücuttaki yağların yakılmasına yardımcı olur. Erkeklerde, bu hormon ergenlik dönemi ve 20’li yaşların başlarına kadar oldukça yoğun bir şekilde salgılanır. 50’li ve 60’lı yaşlardan sonra ise etkisini kaybederek gittikçe azalır. Ayrıca erkeklerdeki bu hormonun miktarı, kadınlardan yaklaşık 30 kat fazladır.* ( *oyunun tanıtım kitapçığından ) 

 Görüldüğü üzere yaşdönümlerinde davranışlarda oluşan değişiklikler bile bu testosteron oranıyla açıklanabiliyor(muş). Cumartesi akşamı bir kez daha ‘’Oyun Atölyesi ‘’ ndeydik. ‘’Testosteron’’ adlı oyunu izlemek için. Öncesinde Rakı & Balık adlı mekânda kurulan uzun masadaki keyifli sohbeti, sonrasında Moda’da yenen dondurmaları falan yazmayacağım. Diyette ve spor yapıyor olduğumu afişe ettikten sonra utanıyorum artık. Bu defa ‘’ HİÇ EKMEK YEMEDİK ’’ de diyemiyorum, rakıdan dolayı.

   Oyunun ilk bölümünde pek bir şey anlayamadım, kendimi veremedim. ‘’Bu ne yahu? Yuh! Kadınlar bu kadar da değiliz.’’ soruları kafamda dolaşıp durdu. Durum böyle olunca da güleyim mi, kızayım mı arada gidip geldim. İnanın bir ara sahneye atlayıp ‘’ Yeterin len! Ne istiyorsunuz biz kadınlardan.’’ diye haykıracak kadar dellendiğim bile oldu. Ama ikinci bölüm, işte ikinci bölümde anlaşıldı ki; kadınlar gerçekten dünyayı idare edebilecek güçteler. Neden mi? Erkeklerin hayatlarında ki her şeye anlam katan tek şey ‘’Kadınlar’’, tek amaçları kadınlarla birlikte olabilmek. Oyuna adını veren testosteron hormonu var var, yoksa ayvayı yediler. Bütün hayat iki şey  arasındaki kısa mesafede geçiyor. Yaptıkları – yapmadıkları, yapabilip – yapamadıkları her şey bu hormona bağlı, yaradışsal. 

  ” Kocam beni anlayamıyor. – Benimle yeterince ilgilenmiyor. – Beni aldattı. – Canı çekip, keyfi geldiğinde benimle ilgileniyor. – İşi bitince sırtını dönüp yatıyor. ” gibi soru, sorunları olan kadınlar hepsinin cevaplarını almış olarak ayrılıyorlar salondan. İşte cevap: ” Onların bir suçu yok. Hepsi TESTOSTERON yüzünden.” Erkekler dürtülerinin egemenliğinde hareket ediyorlar. Sahnede birbirlerine kafa göz giren, ana avrat düz giden ( üstüne üstlük bunları çok doğalmışçasına yapan ), sarmaş dolaş olup ağlayan, kadınlarla davasını çözememiş farklı yaş ve farklı statüdeki adamları izledik, yeryüzünde yaşayan tüm erkeklerin yansıması olarak.

    Ve sahnede olmamalarına rağmen, asıl kadınları izledik hem de başrolde. Erkekleri görünür kılan kadınlar. Yaratılmamış oldukları düşünüldüğünde, erkeklerin yaşamsal tüm amaçlarının ortadan kalkacağı kadınlar. Bir futbolcu düşünün ki:  Oynuyor karşı takımı yenebilmek için. Karşı takımı yeniyor para kazanabilmek için. Para kazanıyor mal mülk alabilmek için. Malı mülkü alıyor karıya kıza hava atabilmek için. Testosteron hormonu salgılıyor, kanı pompalayabilmek için. Yemek, içmek, çalışmak, kazanmak, kıskanmak, döllenmek vb. hepsini kadınlarla ilişkili. Yolun sonunda hep bir kadın var.

   Amanın işte böyle… Bizde bu muhabbet epey gider. Hallerimiz nice olur ? Bilemem. Ama buna da bir kılıf bulduk ya, bir taraflarımız göğe erdi.

 Efendim, hepinize sevgi saygı Özgür’den. Bol hormonlu haftalar diliyorum.

NOT: Performanslar müthişti. Özellikle genç oyuncular… Müzik deseniz; tüm izleyenler son bölümdeki melodi dillerimizde çıktık salondan. Beni tek rahatsız eden tüm oyun boyunca oyuncuların oralarına buralarına bulaşmış olan kan görüntüsü oldu.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
 

Etiketler: , , , , ,

gerçeklerin karşısında …

 

  Bir kez daha izleyebilir miyim? Hiç sanmıyorum. Zaten filmi izlerken akıttığım gözyaşları, iç çekiş,  ” Aman tanrım ” nidalarımı duyan kızım Elif o kadar üzüldü ki halime, tekrar izlemeye niyetlendiğimi duysa ilk o karşı çıkar. Filmi bana öneren Serkant Abimin dediği gibi ” Bir insanlık dersi.” Uğruna mücadele ettiğimiz her ne olursa olsun hepsi için, herkes için bir pencere açılmış. Yüreği olan bakar. Sizin için seçtiklerim: 

Çocukluk, insanın boğazına oturan yumru gibidir. Kolay kolay yutulmaz.

Beni, tabuta koymadan dua etmeden ve çıplak bir şekilde dünyaya sırtımı çevirmiş, yüzüm toprağa bakar vaziyette defnedin. Ne bir mezar taşı ne de ismimin bir yere yazılmasını istiyorum. Sözünü yerine getiremeyenlerin mezar taşı olmaz. Vasiyetimi yerine getirdiğinizde suskunluğumu bozmuş, sözümü tutmuş olacağım. İşte o zaman, mezarıma taş koyup güneşe bakacak şekilde adımı yazabilirsiniz.

Bir artı bir, bir eder mi?

 Yakında sessizliğe gömüleceksin. Biliyorum. Çünkü gerçeklerin karşısında herkesin susması gerekir.

Hikayeniz nerede başlıyor? Doğduğunuzda mı? Öyle olsaydı korku dolu olurdu. Babanız doğduğunda mı? Öyle olsaydı aşk dolu olurdu. Bence hikayeniz öfkeyi unutmak üzere verilmiş bir sözle başlıyor. Ben öfkemi unuttum. Nihayet kollarıma alıp ninnilerle uyutabilirim sizi.

 İyi seyirler…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Mart 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: