RSS

Etiket arşivi: lilyum

kayık falan…

 

Hava nemli kalmış çamaşır gibi kokuyor. Yapış yapış… Kokusuyla havada asılı duran yapış yapışlık içime de bulandı adeta. Uyuyamıyor uyuyunca da uyanamıyorum. Hadi kazıdım yataktan kendini bir türlü ayılamıyorum. Son aylarda duyup, okuyup, izlediğim, içime bulanan insanlık, insanlığımız adına utandıran haberlerin üzerine yaşadığımız seçimler sonrasında bilinçli olarak uyuşturuluyor muşuz gibi. Kiminle konuşsam başı ağrıyor, bıkkın, bitkin…
Ya da bu kadar genellemem yanlış; ben benim gibi hissedenleri çekmiş, hissedenlerce çekilmiş de olabilirim. Eğer öyleyse çekim yasasının köküne kibrit çöpü! Çekmeyin! Çekiyorsam, gelmeyin!
Hele şu sevgi pıtırcığı, aman da her şey ne kadar güzelciler hiç yanaşmasınlar. En derinim, kalbimde onlarca şükrüm var, yerleri duaları daim ama bir süredir cik cik değil havadan üzerime yapışanlar.
Aman öyle ölgün ölgün evde oturduğum falan da yok. Sağolsun arkadaşlarım, arkadaşlarımın arkadaşları, kızım, kızımın arkadaşları, uzun sofralarda neşeli iç dökmeli sohbetler, kapanmayan sokak kapımız, temiz kalamayan evimiz, yıllar sonra süprizle zilimizi çalanlar, hayatıma giren yeni isimler, silinmediğini bildiğim hep olacak isimler falan kalabalığım aslında. Yalnızca günün – gecenin sonunda hüzünlü bir bakış ya da tek bir kelimeyle toslaşıyor ve kalıveriyorum. Belki de: Bi lodos, kürek, kayık falan lazımdır bana?
Hayır olmadı kurşun döktürüp döktürdüğüm kurşunu yiyeceğim.
Bu iç dökmelerimi yazıyorum ki; uzağımda kalmışlarım, tanış olmadığımız ama tanışmışız gibi hissedenler arasında son günlerde benim gibi hissedenler varsa bilsinler, yalnız – tuhaf – hasta falan değilsiniz,
değilim,
değiller,
değiliz.
Geçici bir şeyler yaşıyoruz. Belki iyi gelir paylaşmak.
Çünkü; paylaştıkça azalan sıkıntı, paylaştıkça çoğalan mutluluğa inanıyor bu Özgür. Bu defasında da inandığı gibi de oldu: İstanbul’a döndüğü gün eve girdiğinde vazoda duran en sevdiği çiçekler karşıladı ve bir kitap hediye edildi bu Özgür’e ve okudukça hafifliyor, yalnızım duygusu azalıyor. Tesadüf müdür? Kimbilir?
Sabahlık bu kadar çene yeter, kalkıp ılık bir duş alayım barî. Ardından bir kahve yaparım kendime, okurum, pişirir, saçma sabuk ama inanmak istenilesi beyaz dizilerden izlerim falan belki… Geldiği gibi… Olduğu kadar…

Sevgiyle
Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 01 Ağustos 2018 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

13 ocak

 

 

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

Zamanın hızla geçip gidiyor oluşu ya da zamanın olduğu yerde duruyor bizim onun içinden geçip gidiyor oluşumuz ya da zaman diye bir kavramın olmadığı, doğduğumuz andan itibaren ölüme yürüdüğümüz gibi düşünce, cevapsız soruların anlamsızlaştığı bir yaş dönümü arifesi gecesindeyim. Mutfakta cam kenarında duran masada, geçen yıl oturduğum aynı sandalyede, aynı fincana koymuş olduğum taze kahveyi yudumluyorum.

Içimden bakınca dış görünüşümde bir değişiklik yok muş sanıyorum. Aynada dışıma baktığımda zaten en yabancısıyım kendimin. Içsel hissedilişe gelince biteviye yaşanan, kimi – çoğu birbirinin tekrarı günlerle bir yılı daha tüketmiş olduğumun ayrımındayım. Ruhsal olaraksa; şaşkınım. Zamana, zamansızlara, olanlara, bitenlere, gelen – gidenlere karşı çok büyük çaresizlik duygusu içindeyim. Adeta ben hiçbir şey yapmıyor – yapamıyorum da hayat yaşıyor muş gibi. Önceden yazılmış bir filmin figûran oyuncusu gibiyim…

Geçen yıl  kendime yazdığım günceyi tekrar okudum az önce, değişen bir şey yok. Değişen yalnızca artık onları yazacak takatîmin olmaması. Ama şunu da biliyorum ki; böyle hissedişim yalnızca bu akşamlık, içinde bulunduğum anlık olabilir. Çünkü neredeyse her sabah hayata – hayatıma dair yeni sorularla uyanıyorum. Cevaplar mı? Işte çoğunlukla onları bulamıyor sonunda da aramaktan vazgeçiyorum.

Yazdığı bir çok güzel şeyin arasında ‘Hayalin, gerçeğe değdiği yeri seviyorum.’ yazmış Şükrü Erbaş. Bu cümleye tutunduğum ise çok oluyor. Kurduğum hayallerimin çoğuna inanmak istiyorum. Tam inanacakken; geçmişin hatıralarıyla geleceğin hayalleri arasında sıkışıyorum. Bir hayal kırıklığı durumu var ya; içe korku salıp eli kolu bağlayan, bağlanıyorum. ‘Sonunu düşünen kahraman olamaz.’ derler işte ben bu kadar düşüne – korka asla kahraman olamayacağım.

Amanın da amanın nasıl bir dipse düştüğüm! Kahveden mi, geceden midir, bugün yaptırdığım dip boyasından mıdır? Tüm bu düşünüp güzel kafamı yorduklarımı özetleyen en özlü söz ki; kendisi ekşi sözlükte birinin yorumladığı üzere ‘ Korkunun ecele faydası yoktur ‘ un porno versiyonudur: ‘ Kaderde varsa düzülmek, neye yarar büzülmek.’

Plan, program mış, hayal miş, musmutlu bir hayat mış, salt gerçekler, hayatın anlamıy mış falan füttürüp gitsinler. Gizemli kalan tek organımızın bile şifreleri çözüldü çözülecek, bilgisayarlar, yapay zeka insanlığın kapısına dayanan yumurta pozisyonundayken gerçekten kalıveren, kendime güzel beynimi bunlarla yormamalıyım.

Bu arada olunan yaş geçen yıllarla hesaplanıyorsa; kimine göre 43 oldum, kimine göre sonrakinden gün almaya başladım, en sevdiğim kimilerine göreyse hissettiğim yaştayım. Bak bunda bile net olamıyoruz. Fark ediyor mu? Bence, hayır. Kaç yaşında olduğumuzun engel olamadığımız bedensel, tensel değişiklikleri dışında ne anlamı olabilir ki? Zaten adına hormon denilen sıçtıklarım ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Nasıl bir esaretse bu insan olma hali!..

Bu arada; yolun yarısına kaç yaşında gelmiş oluyorduk?

Of! Yoruldum. Şimdi annem olsa kendisi durmaksızın kafasında bir dünya şey düşünmüyor, geceleri erkenden uyur geceyarılamaz mış gibi; ‘ Bok var bu saatte oturmuş bunları düşünüyorsun, yat zıbar! ‘ derdi. Yatacağım.

Ama son olarak:

Bilinen, bilinmeyenlere

Bilebildik, bilemediklerime

Özellikle artık bilmek istemediklerime

Bir ağaç gölgesine

Içimizde kalan düşlere

En çok kendisine dürüst olanlara

En çok kendisini sevenlere

Merhem olanlara

Şarkılara

Şiirlere

Şifa verenlere

Maviye

Sırları saklayan denizlere

Kuşlara yuva olan gökyüzüne

Hikayeler anlatan kitaplara

Aşk acısı çekenlere

Beyaz kelebeklere

Vuslata erenlere

Dua edenlere

Zencefil ve tarçına

Arılara

Çocukluğa

Kauçuk ağacına

Yar olanlara

Anama

Babama

Kardeşlerime

Erdo’ya

Elif’e

Oğuz’a

Lilyum kokusuna

Tek sayılara

Tebessüme

Paylaşabilenlere

Bir lokma ekmeğe

Bin şükürle…

İyi niyetimle…

İyi dileklerimle…

Melekler Korusun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 11 Ocak 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: