RSS

Etiket arşivi: peki

kıçın kıçın

Kafam şahane! Ve şu an kafama takılan şey daha da şahane; annem beyin ameliyatı geçirmiş, ailece alt üst olmuş bu günümüze binlerce şükür ediyor, bir arada günlerdir annemin evinde kamp kurmuş olsak da kafama toka yerine şu an taktığım absurt bir konu olsa da ne yaparsın! Nerem doğru ki bu doğru olsun! İşte hal durum böyle iken kafama takılan şeyi açıklıyorum: Bu yediğimiz, yememizi önerdikleri sebzeler var ya işte kafama takılanlar onlar. Ebesini sattığımın meyve, sebzeleri ne işe yarıyorlar? Örnek verecek olursak;

Domates: Kalpte olduğu gibi dört odacık vardır ve kırmızı renklidir. Domates kalp ve kan için faydalıdır.

Üzüm: Üzüm salkımı kalp şeklindedir, her bir üzüm tanesi kan hücresi gibi görünmektedir ve araştırmalar üzümün ciddi kalp ve kan canlandırıcı bir gıda olduğunu göstermiştir.

Ceviz:  Ceviz küçük bir beyin görünümündedir. Ve beyin fonksiyonlar için faydalıdır.

Fasulye: Fasulye böbrek görünümündedir ve böbrek fonksiyonlarını iyileştirir.

İncir: İncir tohum doludur ve ağaçta ikili olarak asılarak büyür. İncir sperm sayısını ve hareketliliğini arttırır ayrıca erkek kısırlığını önler.

Zeytin: Zeytin yumurtalıkların sağlığına ve fonksiyonuna yardımcı olur.

Portakal: Greyfurt, portakal ve diğer narenciye meyveleri kadın göğsüne benzer ve bunların sağlığına ve lenfin hareketine yardımcı olur.

Soğan: Soğan vücut hücreleri görünümündedir. Bütün vücut hücrelerinden atık maddelerin temizlenmesine yardım eder. Hatta gözlerin epitelyal katlarının yıkayan gözyaşlarına bile sebep olur.

Peki bu benzediği organ itibariyle havuç ne işe yarıyor? Yıllardır gözlerime iyi gelecek diye yediğim havuçlar bana değil de kime iyi geldi? Kimin organına iyi geldi?

Hadi yenen yendi, yarayan yaradı abicim bu dibi boklu dünyada yaşamayı nasıl becereceğiz? ‘’ Takma kafana bir şey! ‘’ diyenleri dinlemeyi nasıl öğreneceğiz? Kadir kıymet bilmeyi öğrenebilecek miyiz? Anamıza babamıza haklarımızı ödeyebilecek miyiz? Evlatlarımıza yaranabilecek miyiz? Dostu düşmanı ayırt edebilecek miyiz? ‘’ Gel lan sana ihtiyacım var! ‘’ diyebileceğimiz dostlar edinebilecek miyiz? Parayı pul görebilecek miyiz? Laf dinleyip dinletebilecek miyiz? ‘’ Bu kadarı yeterlidir! ‘’ diyecek kadar sevişebilek miyiz? Gezi Parkı’yla  çıktığımız yolda ülkeyi  DİN _ DİL _ IRK ayrımı yapanların elinden kurtarabilecek miyiz?

Oooooo! Göründüğü üzere benim yol kimin yolu belli değil. En iyisi ben içenlere ‘’ Şerefe ‘’, oruç tutanlara ‘’ Allah kabul etsin. ‘’ , hiçbir halt yapmayıp yola devam edenlere ‘’ Yolunuz açık olsun. ‘’ diyerek kıçın kıçın yatağa yollanayım. Herkese iyi geceler!

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
4 Yorum

Yazan: 17 Temmuz 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

nasihat

Nasihat, akıl vermek, yol göstermek adını her ne koyarsanız koyun, tecrübeleri başkalarıyla paylaşmak; ne boş, ne boşa vakit harcatan, zaman zaman sevdiklerimizle aramıza giren bir şey… Abicim bu kadar işe yarasaydı eğer, başkalarının yaşadığı tecrübeler engel olabilseydi günü gelince terkedilişlerimize. Bizden önce kazıklar yiyerek kıçının üzerine oturmuş olanların tecrübeleri uyarabilseydi bizi hayal kırıklıklarından önce… Akmış olan hangi gözyaşı, ne kadarı engelleyecek, gözlerden akacak yaşları? Hangi kabuk tutmayı bekleyen, bir türlü kapanamayan aşk acısı önleyebilecek aşkın gözlerimizi kör, dillerimizi lal etmesini? Mantıkla alınmış hangi karar ket vuracak kalbimizin peşinden koşturacağımız gün önümüze. Hiçbiri, hiç kimse, hiçbir şey… Yok yani şayet bir nebze olsa işe yarasa idi, bir ihtimal olsa idi, ulan bunca kişiselliğini geliştirmiş, ferrasini satmış, içine dönüp dönüp gelmiş, siktiri çekmiş, allahım demiş, şem’s’lerden şem’s beğenememiş sonra da işi gücü bırakıp bunu insanlık alemiyle paylaşmak için tecrübelerini kaleme almışların kitaplarını okuyan  bunca insanın bu hayatın formülünü çıkartmış, rahata ermiş olması gerekmezmiydi. Gerekirdi! Gerçi şu face’in book’unda paylaşılanlara baksak herkes ermiş!

Zaten şurasından bakınca da mantıklı gelmiyor bana: Abicim eğer bir insan bu kadar mutlu, huzurlu, dingin, cennet garantili falan  yaşıyorsa, hazineyi bulmuşsa uğraşır mı başkalarıyla? Ben olsam uğraşmam, bakarım keyfime.

Peki ucunda para olunca mı farklı oluyor bu işler? Geçelim bunları bir zahmet, geçelim.

“Olmuşla ölmüşe çare yok.” milli öz sözümüz,

” Allah beterinden saklasın” dini öz sözümüz,

” Vardır bunda da bir hayır” batıl ( avunuluş ) öz sözlerimiz ve asıl önemlisi, her şey olup bittikten sonra çaresiz kalıp kullandığımız; 

” Titilmiş dötün davası olmaz ” argo sözümüz nemize yetmiyor ki bizim!

Haydi bana eyvallah! Ben şimdi başıma geldikten sonra yukarıda bahsettiğim tüm özlü sözleri kullandığım bir olayın telafisi için önce fotoğrafçıya, sonra nüfus müdürlüğüne, sonra emniyet müdürlüğüne, sonra bölge trafiğe gitmek üzere sokağa çıkıyorum. Eeee ne demişler ” Olmuşla ölmüşe çare yok muş.”

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Nisan 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

servis randevusu yazaydık!

 

Hiç denediniz mi Samsung beyaz eşya servisinden bilgi almayı? Eğer Samsung marka eşyanız var ise sakın denemeyin çünkü bilgi milgi alamazsınız. Gerçi çok merak ettim en kısa zamanda diğer markaların servislerini de arayıp bakacağım; onlarında bilgi vermeme politikaları var mı diye.

Bir süredir buzdolabımız hayli gürültülü çalışıyor. Üzerindeki alengirli düğmelerle ayarını yapmayı da kullanma kılavuzunu bulamadığımdan beceremedim. Gözünü seveyim eski beyaz eşyaların. Teknoloji geldi mertlik bozuldu. Neyse işte bunun üzerine bi sorayım, bilgi alayım diye servisi aradım. Aradım ve bakın ne oldu:

–  İyi günler bayan.

–  İyi günler.

–  Samsung marka bir buzdolabımız var. Sürekli soğutuyor gibi çalışıyor.

–  Evet.

–  Acaba ayarlarında bir hata falan mı yaptık, beni yönlendirebilecek biriyle görüşmek istiyorum, lütfen.

–  Hemen bir servis randevusu verelim. Ama önce bilgilerinizi güncelleyelim.

–  Bilgilerim var mı ki?

–  Adınız, soyadınız?

–  Özgür Yücedal.

–  Evet, var ama genede bir güncelleme yapalım.

–  ………………

–  ………………

–  Affedersiniz, buzdolabımda olan şey belki de normal?

–  Üzgünüz bilgi veremiyoruz.

–  Ustalardan birine soraydık.

–  Üzgünüz görüşme yapmaları yasak. Ben size bir servis randevusu vereyim.

–  Boşuna gelmiş olurlarsa?

–  Ancak o şekilde yardımcı olabiliriz.

–  Servis ücretiniz ne kadar?

–  Bu bilgiyi sizinle paylaşamam.

–  (((((((( Peki, bölgelere göre servis ücreti değişiyor mu?

–  Bu konuda da bir şey söylemem yasak.

–  Peki, siz devlete bomba, silah, kaybolacak mekik, fırlayamayacak füze falan mı yapıyorsunuz? Devlet sırrı mı bu sorduklarım.

–  ….……….

–  İyi günler baaaaayan!

Diyerek şaşkınlık içinde kapattım telefonu. Bir süre düşündüm ‘’ Ben mi çağın gerisinde kaldım yoksa çağ mı abuk sabuk bir yerlerde.’’ diye. Sonra iş yerimin orada, ara sokaktaki servisi aradım. Servis ücretinin 30 TL. olduğunu öğrendim hemen gelmelerini rica ettim. Geliyorlar. Yani çağ abuk sabuk bir yerlerde. Daha doğrusu servise yolladığın araca cam suyu koyup servis dokümanına bunun bedeli abuk sabuk ücretler yazan araba servisleri, hiçbir şekilde bilgi paylaşmayan beyaz eşya servisleri, adını bile duymadığın yerlerde plakana yazılmış ceza kesip adresine postalayan trafik görevlileri, tüketmiş olmanın mümkün olmadığı bedelleri faturana yansıtan İSKİ, Telekom, İGDAŞ yetkilileri…  garipleşmişler. Annemin bir lafı vardır ki Özlem ve benim için kullanır: ” He herkes anormal bi siz normalsiniz. ” diye. Bu olaya bakışımda da aynı hatayı yapıyor olmayayım, hepsi anormal bi ben normalim. Ama yok yok en normal benim, yaşasın. Hadi size iyi haftasonları.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Ocak 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ela, lale, le, la, el, ele…

Oğuz: Lıııı! Iıııı neydi ya?

Ben: Le, le, leeee oğlum le!

Oğuz: Tamam tamam le.

Ben: Burada ne yazıyor?

Oğuz: Of yeter anne tüm vaktimi çalıyorsun zaten bir sürü işim var artık. Eve gelince  ‘’bonjur’’ diyeceğim, spor yapacağım, ödevlerimi yapacağım. Peki, ben ne zaman oyun oynayacağım? Bütün vaktimi çalıyorsunuz?

Ben: Tamam hadi şu sırayı da bitirelim.

Oğuz: Neden doğarken öğrenmiş olmadım ki şu okumayı, yazmayı? Allah baba bi de hastalıklarla, savaşları yaratmasaydı ne güzel olurdu!

  Geçen bir arkadaşım ‘’Beyninin sol tarafını çok kullanıyorsun Özgür. Bu kadar düşünme. Ara sıra sağ tarafa geç. Gör bak nasıl sakin o taraf.’’ dedi. Ama gel gör ki, ne sol ne de sağ şerit kaldı bende. Beynin içi bildiğin Çarşamba pazarına döndü. Gece yatıyorum: ELA ve LALE tutuşmuşlar EL ELE, TOP ATıyorlar, ATA OT veriyorlar. ELA, LALE ALıyor. ELLER dönüp duruyor tepemde. Oğuz okuma-yazma işini bir çözsün bir daha telaffuz etmek istemiyorum bu iki adı. ELE de EL diyen ne olsun? Takacam başka bir isim. Read the rest of this entry »

 
8 Yorum

Yazan: 22 Ekim 2012 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

teşekkür ederiz…

 

   Hafta içi her gün iş dönüşü geçtiğim yolda yeni düzenlemeler yapıldı. Yol kenarına kaldırım taşları döşendi, yol asfalt kaplandı. Birkaç ay sonra bozuldu, üzerine yama yapıldı. Yama yapıldı, ek yerlerinde kalan açıklığın meydana getirdiği tümsek sebebiyle o noktada trafik yoğunluğu baş gösterdi. Karayolları fikir birliğine varmış ya da bölgeler arasındaki görev dağılımını gözden geçirmiş olacaklar ki, ek yerine yama yapıldı. Tüm bunlar olurken; yağmur yağdı yolu sel bastı. Kar yağdı, karlar eridi çamur oldu. Döşenmek üzere getirilip istiflenen parke taşları devrildiler, şerit kapandı, zayi oldu, yerine yenileri getirildi.  Şimdilik, yeniden kar yağıp yamalar patlayana kadar, parke taşları yerlerinden oynayana kadar ya da döşenmek zorunda olunan ve çokkk geç farkına varılan bilmem ne kabloları için yol tekrar kazılana kadar mutlu mesuduz.

Tüm bunlar olup bittikten sonra yol kenarında asılı bez afişler türemeye başladılar. Türemeye başladılar; başlarda bir iken günden güne sayıları artmaya başladı. Üzerleri belediye başkanına yazılmış olan ‘’ Teşekkür ‘’ mesajlarıyla bezeli arzı endan ediyorlar.  Acaba ben mi yanlış biliyorum diyerek araştırdım belediye başkanının, muhtarın, karayollarının görevleri nedir? Diye. Merak edenleriniz için belediye başkanının görevleri burada, muhtarın görevleri burada, karayollarının görevleri burada yazılılar. Hizmetlerin ihtiyaçlarını tespit etmek, hizmeti vermek, kontrol etmek, organize etmek bu birimlerin görevleri. Vatandaş olarak bizler de  oy kullanarak seçmek, vergi ödeyerek bedellerini ödemekle mükellefiz. Anladığım; bedelini sonuna, canımızın, nefesimizin sonuna kadar ödüyoruz. Peki, arkadaşım kim asıyor bu afişleri. Kafasına inmeyen kalmadığı halde sokaklara dökülmeyen, sesi soluğu çıkmayan mahalle sakinleri aralarında para toplayıp bez afiş yaptırıp sokaklara mı asıyorlar. Göz göze gelmekten bile korkar hale gelmiş olan bu millet ‘’ Hadi arkadaşlar, bakın başkanımız lütfetti kaldırım, yol yaptırdı. Boynumuzun borcu, kalkın hele bi afiş yaptırıp teşekkür edelim. ‘’ mi diyor. Belki çikolata yaptırıp makamına da gidiyorlardır.  Eğer durum böyleyse yeminnen haberim yok. Ne çikolata ne de afişler için tek kuruş vermiş de değilim.

Neden teşekkür edeyim kardeşim? Ben görevim ne ise yerine getiriyorum. Bugüne kadar da kapıma gelip bana teşekkür eden bir Allahın kulu olmadı devlet erkânından. Ne bileyim işte kapıma ‘’ Teşekkür ‘’ pankartı asan da olmadı devlet erkânından.

Zam diyor, susuyoruz. Beş yaşında okula yolla diyor, yolluyoruz. Şehitler öldü diyor, ağlıyoruz.  Sayacağız diyor, evden çıkmıyoruz. Vergi diyor, ödüyoruz. Seç diyor, seçiyoruz. Çocuk yap diyor, yapıyoruz. Ramazan ayında lokantanı kapat diyor, kapatıyoruz. Oruç tut diyor, sahurda ışıkları yakıyoruz. Çatalı kapat diyor, kapatıyoruz. Yak, ben otel yapacağım diyor, yakıyoruz. Savaş diyor, ?. Neden? Hepimiz yalnızız.

İtirazlarımız, zorlandıklarımız, kabul etmediklerimizde ortak çok şey olmasına rağmen yalnızız. Kim ayırdı, korkuttu bizi bu kadar? Bir kısmımız hayvanlar için sokaklara çıktılar, böyle bir olayda bile çatırdadık. Çatırdadık ama biliyoruz ki, asıl öfkemiz kendimize, çaresiz hissedişimize. ” Bana Dokunmayan Yılan, Sürsün Eşeğini Niğde’ye, Başa Gelen de Gelecek Olan da Çekilir Sendromu ” n dayız toplumca.

Ben de ” Erdo sen beni sinemaya götür. ” yazan pankart yaptırdım hafta sonu için, astım bahçe kapısına.

Ve de tüm kalbimle dün mecliste yapılan oylamada kalkan parmaklardan 320’sinin sahiplerinin çocuk ya da akrabalarının askere alınmalarını istiyor ayrıca kimseye ama hiç kimseye teşekkür etmiyor.

Yalnızca siz blog okuru sakinlerine iyi hafta sonları diliyorum.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Ekim 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

GRİ

   Rengim gri bugün… Puslu sabahların grisi gibi. Zifir karanlık gecelerin içindeki sigara dumanı grisi gibi.

    İşten çıktığımda usul usul yağıyordu yağmur. Ve ben usul usul ağlıyordum ıslak kaldırımlarda yürürken. İçimde bir yer kanıyor. Acaba hangi yaram. İçinde kaybolduğum o kadar çıkmaz sokağım var ki. Kendimi daha önce giripte kaybolduğum, tanıdık bir yerde bulmaktan korkuyorum.

   Durağa yaklaşırken tek bir şey geliyor aklıma; durakta bekleyen kalabalık, itiş kakış içinde yok olabilmek. Hiç kimsenin yüzüne bakmadan sığışıveriyorum kalabalığa. Ama içimde yitip gitmeye çalışan kalabalıkla kalıveriyorum, baş başa. Otobüsün buğulu camlarından seyrettiğim sokaklar da herşey çok ağır hareket ediyor. Peki bende ki kalabalık neden bu kadar aceleci?

Puslu sabahlar gibi griyken küs olurum ben herkese, herşeye. Bu akşam da küsüm. Read the rest of this entry »

 
6 Yorum

Yazan: 21 Eylül 2012 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

2 ihtimal

   Bir Alman Yahudi’si, eşiyle konuşurken: 2 ihtimal var, diyormuş; beni ya askere alırlar ya da almazlar. Almazlarsa mesele yok. Alırlarsa 2 ihtimal var; ya cepheye gönderirler ya da geri hizmetinde kullanırlar. Geri hizmetinde kullanırlarsa sorun yok. Cepheye yollarlarsa 2 ihtimal var; ya ölür ya da sağ kalırım. Sağ kalırsam sorun yok. Ölürsem 2 ihtimal var; ya sabun yaparlar ya da kâğıt. Sabun yaparlarsa sorun yok. Kâğıt yaparlarsa 2 ihtimal var; ya gazete ya da tuvalet kâğıdı yaparlar. Gazete yaparlarsa sorun yok. Tuvalet kâğıdı yaparlarsa işte o zaman boku yedik.

Peki, bizim önümüzde ki ihtimaller!

   2 ihtimal var: Demokratik bir ülkede ya da Türkiye’de dünyaya geldin diyelim. Demokratik bir ülkede dünyaya geldiysen sorun yok. Eğer Türkiye’de dünyaya geldiysen? Sonrasın da olabilecek ihtimallerin hepsini düşünüp duruyorum ve bakıyorum her halükarda tuvalet kağıdı olmaktan başka son göremiyorum.

   Bir de Melih Aşık’ın geçen Cumartesi ( 05.05.2012 ) Milliyet’te yazdığı seçenekler var tabi. Ki sonucu benimkinden hiç farklı olmayan. Diyor ki: ‘’ Bizim memlekette hayat çok kolay olabilir aslında… Okumayacaksın, düşünmeyeceksin, hiçbir şeyi sorgulamayacaksın… Yapacağın iş basit, Erdoğan’ın beğendiğini beğenecek, beğenmediğini beğenmeyeceksin… O kadar… ‘’ Sonuç: Hepimiz basit yaşamayı seçmiş gibi değil miyiz?

  Hele geçen facebook ta bir paylaşım vardı, tüylerim ürperdi. Başbakanımızın üç çocuk tavsiyesine karşılık yazılmış bir şey: ‘’ Sen üç çocuk yap. Koyun olursa güderiz. Adam olursa sakın korkma darağacında asarız.’’ yazmışlardı. Soruyorum size: ‘’Bu tarih kaç tane Deniz, kaç tane Yusuf, kaç tane Hüseyin taşıyabilir? Peki düşündüğü, yazdığı, konuştuğu, görevini dürüstçe yaptığı için hapsedilmiş kaç kişinin ayıbını örtebilir? ”

   Gelecek nesillere, çocuklarımıza hesap verecek olmanın endişesi, yazılan tarihe istemeden de olsa mecburen ortak oluyor olmanın vicdani ağırlığı çok rahatsız edici değil mi? Bunu hak edecek ne yaptık acaba? Ya da bu vebali ödememize sebep olacak kadar büyük bir hatayı ( hataları ) büyüklerimiz nasıl yaptılar?

   İşte alın size haftasonunuzu renklendirecek bir sürü soru işareti. Aslında pek çoğumuzun aklından hiç çıkmayan soru işaretleri. Benim ki, kurumuş boka su dökmek misali bir şey oldu. Olsa da olmasa da burada işte…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Mayıs 2012 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: