RSS

Etiket arşivi: dost

falan falan filan

IMG_6723

Kimine ‘konuş’ dersin, susar.

Kimine ‘sus’ dersin, susmayıp durmadan konuşur.

Bazen ‘yeter’ dersin, yetmemiştir.

An gelir ‘işte bu’ dersin, olmadığını zamanı gelir anlarsın.

Sofraya oturur ‘tokum’ der, tıka basa yersin.

Okumam dediğini okur, sevmeyeceğim dediğini sever, gitmeyeceğim dediğin yere gider, yetmez dediğini yettirir, bıktım dediğine tahammül eder, inanmam dediğine inanırsın falan falan filan.

Kimi çıkar teslim olursun, teslim gözüktüğünden şüphe duyar, dost dediğini unutur, unuttuğunun dost olduğunu görürsün falan falan filan.

Tenhada yakalanır tebessüm edersin, ulu orta tebessümü görmez, için kanarken sırıtır, kahkaha atarken ağlarsın, yalanın karşısında susar, susarken çığlık atarsın falan falan filan.

Yaşıyorum deyip ölür, öldükten sonra doğarsın, olur inanamaz, zorla inandırırsın…

Hırsına yenilir, yenildiğini görmezsin, zenginken fakir, fakirken zengin yaşarsın. Mânâyı unutur gerçeklikle yanarsın.

Hatta aklın karışır, gözün kararır günü geldiğinde ve o günün ne zaman olacağını bilmeden öleceğini unutursun.

Mecburen! Mecburiyetten!

Falan falan filan işte…

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 08 Ağustos 2015 in İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

tatil tipi

Screen Shot 2015-04-27 at 10.45.41 AM

Ağır mevzu bu ‘Tatile kiminle gidilir, gidilmez’ konusu. Dostunu tatilde tanırsın… Yok; kavgada tanırsın, kötü günde tanırsın, iyi günde tanırsın, hastalıkta tanırsın yok aynı evde kalınca tanırsın falan da derler de bence dostunu tanıyamazsın ayrı mevzu. Ha dost denilen kelimenin içi boşalmıştır artık en azından benim için o ise apayrı mevzu. Bunları yazdıktan sonra kendimi taktir ettim yemin ediyorum; kafamda olandan kopup parmağımın ucuna alakasız şeyler getirebilip yazdığım için. Bu arada ‘Günaydın’

Tatile dönersek; tatile mıy mıy hep yorgun, doğduğuna pişman olan tiplerle gidilmez. Tatile tatili uyunacak vakit olarak görenle gidilmez. Tatile hastalık hastası tiple gidilmez. Tatile cimri insanla gidilmez. Tatile pis insanla gidilmez.

Peki hangisi daha tehlikelidir bu tatil insan tipinin? Söyleyeyim; yemek yemeyi seveni. Işte bu tiplerden tam yedi kişi tam dört gün bir aradaydık. Şimdi mi; ölüm diyetindeyim!

Sabahın köründe uyanan masayı sandalyeyi güneşin önüne serip kahve suyunu koyduktan sonra evdekileri uyandırdı. Kahvenin yanına konulan ufak atıştırmalıklarla başlayan yemek yeme seramonisi gecenin geç vakitlerinde, denizden çıkan tüm midyeleri içleri doldurularak dolma haline getirilmiş halleriyle tükettikten, dondurmanın en doğalını külahlarca yedikten, menemeni sıyırıp, çayla demlendikten sonra tamamlandı. Tabii araya sıkıştırılan normal öğünleri yazmaya gerek yok. Birkaç gün daha kalaydık ben kalan böbreğimi de yemek yemekten Alaçatı’da bırakıp gelirdim herhalde.

Ama en güzeli evde televizyonun bozuk olmasıydı. Gerçi düğmesine basmaya hiç fırsat olmadı ama televizyon izlenme ihtimalinin olmaması bile şahane! Hele hele haberleri izlememiş olmak çok iyi geliyor. Ülkeyi yönettiklerini zannedenlerin meydanlarda birbirlerine sövmelerini, bizim gibileri hiç alakadar etmeyen dedikodu programlarını, birbirlerini öldüre öldüre bitiremedikleri dizileri, giyinip soyunup kendilerini beğendiremedikleri, topa vurup vurup gol atamadıkları, gol atılsa bile yorumlaya yorumlaya sabahlara kadar bitiremedikleri programlar olmadan hayat daha sade.

Bak program deyince aklıma geldi; bu yemek pişirme programları var ya! Ameliyattan bu yana o programlara bakar oldum. ( niyeyse ) İşte o programlarda pişirdiği şeyin tadına bakıp gözlerini belerterek beğenmeyen oldu mu acaba. Tadım anına geldikleri an hep aklıma bu geliyor. Bir şey daha geliyordu ki, onun cevabını aldım; pişirme sırasında ellerini hiç yıkamamalarıydı sorunum. Meğer; montaj sırasında o bölümler çıkartılıyor muş. Pişen şeyi bana tattıracaklarmış gibi ne diye sorun ediyorsam? Belki de ve büyük ihtimalle sorun benim. Aslına bakarsanız bu son narkozdan sonra ayarlarım bi şaştı gibi!!! Elektriğimi atmak için dizlerime kadar toprağa gömüp topraklayacağım kendimi kendim.

Özet; olduğu kadar. Sıkıntı yok. Sağlık olsun, huzur olsun, muhabbet olsun. Büyüklerin yanaklarından küçüklerin de yanaklarından öper sevgiler yollarım. ‘Ne bu samimiyet!!!’ diyenler var ise onlara da iyi yolculuklar diliyorum. Selametle!

özgür tamşen yücedal

 

NOT: ‘’Daha çok dinleyelim, daha az konuşalım diye iki kulağımız ve sadece bir dilimiz var.’’ ( Diogenes Laertius )

 

 
2 Yorum

Yazan: 27 Nisan 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

13 Ocak

 

1555333_10152129187627398_2070280617_n

Kırkımı çıkarmama az kala olan doğum günümün ilk hediyesi Cem Adrian’dan geldi. Sesiyle alemden aleme gezdiğim, şarkılarıyla kalemime yol çizen, gözyaşlarıma deniz olan adamdan.

Geçen yıl yazmış, hatırlatmışım kendime. Şarkıyı dinlerken düşünüp durdum, geçmişime eklenen son yılda neler oldum diye. Sanırım tek özeti hepsinden biraz olmuş olduğum; biraz kadın, biraz çocuk,  biraz eş, biraz gelin, arkadaş, komşu… En fazla evlat, anne, abla ve Belgin’in dostu olmak vardı. Diliyorum ki, son nefesimi verene kadar devam eder bu olma hallerim.

Evrildiğim tarih ise 1 Temmuz! İşte o gün; gördüğüm, duyduğum, düşündüğüm, üzüldüğüm, sevindiğim her şeyin rengini değiştirdi asla eskiye dönemeyecek şekilde. Annemin o güzel beyninin içinde büyümüş olan tümörle beraber çıkıp gitti hayatlarımızdan manası olmayan her düşünce. İnsanca sandığımız, kısacık ömürlerimizi zorlaştırıp asıl manayı kaybettiren çok şey…

Ve döngüye teslim olunca yaşadım ki; debelenip durmamın zaten hiçbir manası yokmuş. Olacak olan oluyor, gidecek olan gidiyor, kalacak olan da kalıyor. Şimdi yazının tam burasında havayı dağıtmak istemiyorum ama gerçek hazine; ‘Ko götüne rahman gitsin.’  sözünde yatıyor yahu.

Bunların yanında canımın istemediği şeyleri yapmamak için bahane olduklarını bile bile bahaneler üretmeye devam ediyorum.

Zıkkımın pekini içmeye devam ediyorum.

Zıkkımın öbür pekini içmeye de devam ediyorum.

Gerçekleşemeyecek olma ihtimalini hiçe sayarak hayaller kurmaya devam ediyorum.

Erdo’ya aşık kadın olma halim devam ediyor.

Zaman zaman Erdo’dan nefret etme halim devam ediyor. Ama en çok AŞK.

Adres bulmamaktaki yeteneğim devam ediyor. Ama çok daha sakin.

Daha kolay çığlık atabiliyorum.

Geçmişte yapmış olduğum hatalarla hesaplarımı kapattım. Kendimi affettim.

Özlemim sağolsun! Sayesinde daha cesurum. Ve daha Özgür.

Belgin sağolsun! Yaşamak dışında -zorunda olduğum- hiçbir şeyin olmadığını kafama vura vura öğretti, biliyorum artık. Ve omuzlarımdan inen -zorunda olmak- duygusu sayesinde daha hafifim.

Annem hep olsun! Asla yalnız olmadığımı biliyorum.

Babam can olsun! Öğrendim; ağırdan almak güzel, aslolan niyettir.

Serkant Abim şansım olmuş! Hayal kırıklığına uğramanın insan kaldığımın kanıtı olduğunu söyledi ve hayal kırklığı yaşamaktan korkmaz oldum. Yıllar yıllar önce kitaplarla çıkageldi, içinden çıkmak istemediğim kocaman bir dünya hediye etti bana.

Efsane bilmiyor ama onun sayesinde artık yüksek sesle kahkaha atmaktan korkmuyorum. Her defası son kez mişçesine.

Sizler! Hep yakınımda olduğunu bildiğim çok kişisiniz sizler. Arada sırada konuşup görüşebiliyor olsak da beraber olduğumuzu, gönüldaş olduğumuzu bildiğimiz çok kişisiniz. Bir sözünden çok şey aldığım, bakışından izler taşıdığım çok kişi.

Sonra yeni tanıştıklarım var. Mesela Serdar Pecen; ne çok şeyi hatırlattın bize hayata dair. Yalnızca toklaştıklarım, bir bakışla karşılaştıklarım, yanından geçmemin tesadüf olmadığını bildiklerim, günü geldiğinde karşılaşacak olduklarım…

İyi ki doğmuşuz! İyi ki sol yanımızda çarpanın farkındayız! İyi ki arada dürtüp hatırlatıyoruz birbirimize mucizemizi!

James Thurber ‘’Bütün soruları bilmektense bazı cevapları bilmek daha iyidir.’’ diye güzel söylemiş.

özgür tamşen yücedal

Ve bu da hepimize benden hediye: Read the rest of this entry »

 
1 Yorum

Yazan: 13 Ocak 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

alişe!

Screen shot 2013-10-10 at 23.12.37

Benim bir dostum var ki; sırtıma yüklediğim kayaları fırlatıp atmamı sağlayan, görünmezi görmemi sağlayan, ışık tutan yoluma, kavgalarımda barıştıran beni kendimle, yalnızlığımı güzel kılan, anlamlı kılan arayışlarımı,  hatalarımla affeden, sahip olduklarımı durmadan hatırlatıp nankör olmamı engelleyen, çıkmazımı çıkılır yapan…

İyi gün dostuyuz biz ama en çok kötü gün dostu… Sorgusuz sualsiz kabulüm o benim. Hayatındaki herkes ondan ötürü kabulüm, hayatımın parçası. Dudaklarından üflediği dumanın dilini bilirim. Kadehi tutuşunun manasını… Çayın tüten dumanına bakarken kurduğunu. Şükürünü bilirim. Metaneti şaşkına çevirir. An gelir susukunluğu korkutur. Sarıldığımda yüreği gelir ya yüreğimin üzerine işte o zaman şükür ederim orada olduğuna, yanımda olduğuna, yanında olduğuma.

Tek amacı hayata inat, düzene inat, insanlara inat insan olabilmek . Herkes affetse o effetmez kendini. Herkes affetse o affetmez yalnış bildiğini.

Çok sustuk biz karşılıklı. Çok tebessüm ettik biz karşılıklı. Çok sorduk, çok cevapsız kaldık ama en çok, çok siktiri çektik biz yaşadıklarımıza. Ko ver gitsin dedik. Olduğu kadar dedik. Sağlık olsun dedik.

İşte bugün bir kez daha musalla taşının önünde durduk biz el ele. Babasını uğurladık biz. Öylece okşadık Alişimizi. İyi yolculuklar diledik. Meleklere emanet ettik biz Alişi. Ele ele gittik biz… Ağladık…Bir insanın bırakabileceği en güzel emaneti devraldık biz: iyiliği. Hayalimdeki uğurlamaydı. Bir kişi yoktu ki helallik verirken durup düşünsün. Yüzlerde hep tebessüm vardı; Hacı Ali derken. Helalik isterken hoca, çığlık attım ‘’Helal olsun.’’ diye. Bana, torunlarına bu kadar güzel bir kadın emanet ettiği için.

Ağlarken kendime mi, gidene mi ağladım bilemedim. Ama biliyordum ki en çok Belgin’e ağlıyordum ben. Onun şikayet etmeyen, cevaplar arayan, sorgulayan yüreğine. Nerem acıdı bilemedim. Evin kapısında bir tabutun içine girdi hayata dair saçma sapan tüm endişem, tüm korkum… Hayatı bir tabuta koydum bir kez daha.  Kocaman bir kabul ediş, yanında kocaman bir inat. Hayata inat!

Çiçekler diktik sonra biz toprağa. Can bulalım diye geride bıraktıklarıyla. Yeşerelim diye dallarında. Devrilelim rüzgarla, dikilelim güneşle tekrar tekrar diye. Kanayıp iyileşelim diye. Meyveler verelim diye çiçeklerinde. Hatırlayalım diye yıldızları saymayı. Hatırlayalım güneşe merhaba demeyi. Suyu kana kana içmeyi. Soluk almayı. Dibine kadar ağlamayı. Düşüp düşüp kalkmayı hatırlayalım diye diktik o çiçekleri.

Gece ölecek gün doğacak. Günler sıraya girecek. Mevsimler gelecek geçecek. Çiçekler açacak. Solacaklar sonra. Ama bileceğiz tekrar açacaklar.

Gün gelecek aynı denizde bulaşacağız hepimiz. El ele tutaşacağız sonra. Uyanacağız bu rüyadan. Ya da gerçek sandığımız rüyadan, kim bilir?

Güzel düşlerin gizlendiği yastıklara gömelim kafalarımızı. Çok sevdiğimize sarılsın kollarımız yalnızlık pahasına. Karanlık gökte yıldızlar aydınlatsın yollarımız.

Rahat uyu Aliş! Emanetim bende saklı!

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 10 Ekim 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , ,

kıçın kıçın

Kafam şahane! Ve şu an kafama takılan şey daha da şahane; annem beyin ameliyatı geçirmiş, ailece alt üst olmuş bu günümüze binlerce şükür ediyor, bir arada günlerdir annemin evinde kamp kurmuş olsak da kafama toka yerine şu an taktığım absurt bir konu olsa da ne yaparsın! Nerem doğru ki bu doğru olsun! İşte hal durum böyle iken kafama takılan şeyi açıklıyorum: Bu yediğimiz, yememizi önerdikleri sebzeler var ya işte kafama takılanlar onlar. Ebesini sattığımın meyve, sebzeleri ne işe yarıyorlar? Örnek verecek olursak;

Domates: Kalpte olduğu gibi dört odacık vardır ve kırmızı renklidir. Domates kalp ve kan için faydalıdır.

Üzüm: Üzüm salkımı kalp şeklindedir, her bir üzüm tanesi kan hücresi gibi görünmektedir ve araştırmalar üzümün ciddi kalp ve kan canlandırıcı bir gıda olduğunu göstermiştir.

Ceviz:  Ceviz küçük bir beyin görünümündedir. Ve beyin fonksiyonlar için faydalıdır.

Fasulye: Fasulye böbrek görünümündedir ve böbrek fonksiyonlarını iyileştirir.

İncir: İncir tohum doludur ve ağaçta ikili olarak asılarak büyür. İncir sperm sayısını ve hareketliliğini arttırır ayrıca erkek kısırlığını önler.

Zeytin: Zeytin yumurtalıkların sağlığına ve fonksiyonuna yardımcı olur.

Portakal: Greyfurt, portakal ve diğer narenciye meyveleri kadın göğsüne benzer ve bunların sağlığına ve lenfin hareketine yardımcı olur.

Soğan: Soğan vücut hücreleri görünümündedir. Bütün vücut hücrelerinden atık maddelerin temizlenmesine yardım eder. Hatta gözlerin epitelyal katlarının yıkayan gözyaşlarına bile sebep olur.

Peki bu benzediği organ itibariyle havuç ne işe yarıyor? Yıllardır gözlerime iyi gelecek diye yediğim havuçlar bana değil de kime iyi geldi? Kimin organına iyi geldi?

Hadi yenen yendi, yarayan yaradı abicim bu dibi boklu dünyada yaşamayı nasıl becereceğiz? ‘’ Takma kafana bir şey! ‘’ diyenleri dinlemeyi nasıl öğreneceğiz? Kadir kıymet bilmeyi öğrenebilecek miyiz? Anamıza babamıza haklarımızı ödeyebilecek miyiz? Evlatlarımıza yaranabilecek miyiz? Dostu düşmanı ayırt edebilecek miyiz? ‘’ Gel lan sana ihtiyacım var! ‘’ diyebileceğimiz dostlar edinebilecek miyiz? Parayı pul görebilecek miyiz? Laf dinleyip dinletebilecek miyiz? ‘’ Bu kadarı yeterlidir! ‘’ diyecek kadar sevişebilek miyiz? Gezi Parkı’yla  çıktığımız yolda ülkeyi  DİN _ DİL _ IRK ayrımı yapanların elinden kurtarabilecek miyiz?

Oooooo! Göründüğü üzere benim yol kimin yolu belli değil. En iyisi ben içenlere ‘’ Şerefe ‘’, oruç tutanlara ‘’ Allah kabul etsin. ‘’ , hiçbir halt yapmayıp yola devam edenlere ‘’ Yolunuz açık olsun. ‘’ diyerek kıçın kıçın yatağa yollanayım. Herkese iyi geceler!

özgür tamşen yücedal

 
4 Yorum

Yazan: 17 Temmuz 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

13 Ocak

 Öncelikle bu kendim için yazdığım bir yazıdır. Resmi olarak yolun yarısını devirdiği tescillenen bir kadının ( umarım henüz çeyreğidir ) iyiki doğdum yazısı. Yani gün itibariyle yaşadığım 36 yıl artık geçmişimde kaldı, ‘’ Hey gidi günler ‘’ oldular. Bu sebeple yazı oldukça uzun, sıkıcı gelebilir. Şayet yeterli vaktiniz yok, modunuz uygun değil ya da merak etmiyorsanız bu günlük sayfadan hemen ayrılabilirsiniz. Aranızda bunu megolamanca bulanlarınız da olabilir. Ki bu kesinlikle nasıl baktıklarıyla alakalı olacaktır. Karşınızda doğum günümün yazısı.

    Günlerdir düşündüm ve sonunda gördüm ki ben keşkeleri olmayan şanslı insanlardan değilim. Ama asla ‘’ pişmanlıklarım ‘’ değil paylaşacak olduklarım. Yalnızca ‘’ keşkelerim ‘’. Sonunda tekrar yazacak olduğum üzere daha erken olsaydı iyi olurdular. Fakat olmasaydılar ben ne olurdum-lar. Evet başlıyorum:

   ** Keşke annemi anlayabilmek için çaba göstermeye çok daha önce başlamış olsaydım.

   ** Keşke herkesten önce kendimi sevmem gerektiğinin farkına çok önceleri varabilmiş olsaydım.

   ** Keşke kendime daha iyi davransaydım.

   ** Keşke sırası geldiğinde kendime daha fazla güvenebilseydim.

   **Keşke daha az konuşup daha fazla dinleseydim.

   ** Keşke sırası geldiğinde daha cesur davranabilseydim.

   ** Keşke pembe ya da simsiyah farketmez hiç yalan söylememiş olsaydım.

   ** Keşke yalan söylemem – susmam gerektiği zamanlarda doğruyu söylemek zorunda hissetmeseydim.

    ** Keşke doğum günleri ve yol tariflerini aklımda tutabiliyor olsaydım.

   ** Keşke sevgimi gösterirken daha bonkör davransaydım.

   ** Keşke başım ağrıyor, yorgunum dememiş olsam ve o kadar daha fazla sevişmiş olsaydım.

   ** Keşke çok ama çok daha fazla kitap okumuş olsaydım.

   ** Keşke yazmayı yıllar önce denemiş olsaydım. ( 15 yıl kadar önce )

   ** Keşke imalı sözleri anlayabiliyor olsaydım.

   ** Keşke insanları gözünden tanıyabilenlerden olabilseydim.

   ** Keşke çalışmadığım dönemde daha az temizlik yapıp daha fazla gezseydim.

   ** Keşke saçlarımı yıllar önce bu boyda kestirmiş olsaydım.

   ** Keşke şüphe duyduğum insanlara daha az değer verseydim.

   ** Keşke beklentisiz yaşamayı öğrenebilmenin daha kolay bir yolunu bilseydim.

   ** Keşke telefonda uzun uzun konuşmayı seviyor olsaydım.

   Of bitmiyor. Hem de yalnızca aklıma gelenler bunlar. Bir de haftalarca sürse bu listeleme işi sanırım gün gün, saat saat keşke çıkartırım ben bu hayatımdan. Ama yazarken daha da emin oldum; tüm bunlar iyi ki olmuşlar. Bu yapmış – yapamamış, olmuş – olamamış, başarmış  – başaramamış olduklarım,  kaybedişlerimin hepsi benim. Temelimi sağlamlaştıran yaşanmışlıklarım. Tüm bunlar olmasalardı bugün kendimle bu kadar mutlu yaşıyor olamazdım. Bundan sonra ki yıllarda devam edeceğim galiba bu doğum günü yazılarına. Çok rahatlatıcı, hatırlatıcı oldu. Geçen son bir yılımı düşününce önümüzde ki yıl yapacağım ‘’ Keşke ‘’ listem daha kısa olur diye umut ediyorum. Çünkü bu yıl;

   ** Bana bu kadar iyi geleceğinden, bu kadar çoğalacağımızdan habersiz, yaşadığımız aşina duyguları paylaşabilmek için bu bloğu yazmaya başladım. Gerçekten sıkıntı – üzüntüler paylaştıkça azaldı, mutluluklar ise çoğaldı.

   ** Kendime bonkörce, bol bol zaman ayırdım.

   ** Yolum bir şekilde Murat Gülsoy’la kesişti. Yazar & Eğitmen & Akademisyen olmuş olmanın devleştirebileceği egolardan sıyrılmış, donanımlı, bozulmayacak gibi duran sükûnet içinde, disiplinli, başarılı bir yazar. Okumak & Yazmak hakkında çok şey öğrendim ondan. Şııışt! Benden yazısal anlamda beklentinizi yükseltecek kadar çalışkan bir öğrenci değilim. Ve bu ayrı bir konu, başka zaman yazarım.

   ** Bu kesişen yol var ya işte orada; üç ayrı geçmişten ve yüksek ihtimal üç ayrı gelecekte olacak olan üç kişi girdi hayatıma. Ortak noktaları; hepsi kendi dallarında başarılı, çılgın, cesur ve kendilerine güvenliler. Hele bir tanesi var ki; o yazsın okuyayım – şaşırıp kalayım – öğreneyim, o konuşsun dinleyeyim – güleyim cinsinden.

   ** Uzun yıllardır hayatımda olan ve hiç çıkmayacaklarını sandığım iki kişi ile yollarımız ayrıldı.  Akarken paylaşılan gözyaşları, içerken paylaşılan bir tas çorba, söze gerek kalmadan anlatılmış onca sırrın hatırı silinmez ama yollar ayrılabilirmiş. Umarım karşılıklı yeni başlangıçlara gebedir ayrılıklarımız. Neyse; bugün doğum günüm…

   ** Coşkun sularda yüzer, pamuklarla sarılıyormuşçasına çokça da sevgi hissettim bu yıl. Hayatım boyunca sürmesini dilediğim feci güzel paylaşımlar.

   ** Hayatımda ki çılgın hatunlardan biriyle iki gün yurtdışına kaçtım.

   ** Kardeşlerimle en sık görüştüğüm yıldı.

   ** Altı yıldır bizimle beraber olan, Oğuz’u büyütürken en büyük destekçimiz, iyi gün, kötü gün, hastalık, sağlıkta hep ama hep yanımızda olan Diloşumuz kendi bebeğini dünyaya getirmek üzere yanımızdan ayrıldı.

   ** Evimiz de her yıl olduğu gibi bu yılda kalabalık, neşeli, lezzetli sofralar kuruldu. Misafirler ağırlandı. Çocuk sesleri eksik olmadı, olmasın da.. Şükürler olsun.

    Bakın henüz aklıma hiç ‘’ keşke ‘’ ile başlayan bir şey gelmedi. Ay! Durun bak geldi bir tane:

   ** KEŞKE bu seriyi yazmaya yıllar önce başlamış olsaydım da bunca ‘’ keşke ‘’ yle yüzleşmek zorunda kalmasaydım. Demek ki bununda zamanı bu zamanmış. Derken derken diyeceklerimin sonu gelecek gibi değil. Özetle:

   İyi ki doğmuşum. İyi ki Vildan & Nazif gibi ebeveynlerin kızı, Özlem & Önder gibi kardeşlerin ablası olarak dünyaya gelmişim. Kocaman sülalem, Erdo, çocuklarım, tüm arkadaşlarım, Belgin, bahçemizde ki ağaçlar, köpeğimiz ne bileyim işte her şey için evrene teşekkür ediyorum. Ve çalışmalarının devamını diliyorum. Tek derdim; yalnızca kendimle. Tek amacım; hayatımda ki her şeyin yolunun sevgiden geçmesi. Tek dileğim;  huzur + sağlık + dostluk + +18 ( fazlaca argo ya da belden aşağı yazınca Erdo kızıyor ) dolu nice yıllar yaşayabilmek.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL Read the rest of this entry »

 
10 Yorum

Yazan: 12 Ocak 2012 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: