RSS

Telaşa mahal yok

01 Ara


“Bu fırsat kaçmaz!”

Geçen gün çiğ köfte yemeye giderken radyo reklamında çınladı kulağıma. Ve bu duyuşumda farkettim, bizlere durmaksızın empoze edilen “kaçırmama” telaşesini. Nedir bu telaş?

An-ı kaçırma! Fırsatı kaçırma! Şansı kaçırma! Köprüden önceki son çıkışı kaçırma! Kaçırma! Kaçırma! Kaçırma!

Telaş edecek birşey olmadığını, hiçbir şeyin telaşa değmediğini son yıllarda hatmettik, layığıyla öğrendik çok şükür.

Artık hep
“sakin sakin”

Hatıra defterime not düşüyor ve
kaçırdığım tüm fırsat, şans, çıkış mıkış hepinize sesleniyorum:

-Siz kaybettiniz. Biriniz gider başkanız gelir, başkası gider daha başkası gelir. Köprüden önceki son çıkışlar mı! Defaatle gidip gidip dönülebiliyor o köprülerden. Biri çıkagelir yıkıldı diye üzüldüğünün yerine yenisini, daha bile şahanesini inşaa eder. O sebeple gene sorun yok.

Bir keresinde Boğaz Köprüsünde sohbete dalıp “son çıkışı” iki kez kaçırmış biri olarak hele bana hiç komaz. İyi ki de kaçırmışım, aklıma geldiğinde tıpkı o an güldüğümüz gibi gülüyorum.

Bildiğim adreslere giderken şaşırmalarım falan hâlâ olur. Yalnızsam kendim kendime, yanımda biri varsa da beraberce “hiçbir şey olmamış”, herşey normalmiş gibi yolda kalmaya devam ederiz. Herşey normal çünkü. Eskiden içimden
-Ne salaksın be kızım, derdim.
Artık o sözleri kendine diyebilen, kendine kötü davranan salak Özgür’ü sevgiyle anıyorum.

Ne oldu yani yanlış yollara saptım saptım da! Vardığım adres hep belli de doğruymuş da zaten.

Telaşa mahâl yok, yol götürür.

Çiğ köfte yemek niyetimle çıktığım yolun sonundaysa masada ne çiğköfte ne de onun yokluğu farkeden, aklına getiren biri vardı. İkimiz de çok sonra farkettik. Sonunda gene gülüş!

Ve bence tüm bunlar; sevginin herşeyin üstünde, kapsayıcı olabildiğinin kanıtları.
Teslimiyetin. Niyet ve nasip arasındaki bağın-bağımsızlığın. Yolda olmanın sonucu düşünmeksizin olunca tatlı olduğunun. Varılacak adres belli olduğundan ona giden farklı yollar seçebileceğimizin. Biz bize kıymazsak kimsenin kıyamayacağının. Biz seversek umurunuzun ne kadar hafifleyeceğinin. Başarlı-başarısız, haklı-haksız olmadığının. Yıkılanın – gidenin – bitenin daha iyisine yer açmak için olduğunun. Yaşamın, varoluşun aslında gerçekten hafif olduğunun.

Telaşa mahâl yok.
Olacak olan vakti geldiğinde olur – oluyor.

Kaçan birşey yok yani.

Son olarak; Hıncal Uluç’un ölümü arkasından yazılanları okurken aklıma gelenler var. Yazılarını kaçırmadan takip de etmezdim, hakkında fazla birşey de bilmem. Yalnızca yorumları okurken; hayattayken “hata” (ya da ne ad verirseniz verin ) olarak adlandırılan davranışına verilen yanıtların onun hatasından farkı kaldı mı?, diye düşündüm. Herkese bize davrandığı gibi ya da kendimizce layık gördüğümüz gibi davranırsak … Bilemiyorum. Bence kişi dışında kimse kimsenin neye layık olduğuna karar veremez-vermemeli. Hepimiz her şartta olduğumuz , içimizden geldiği gibi olabilsek mesela. Karşımızdaki ne-nasıl olursa olsun biz, biz gibi kalabilsek. İnadına samimi, inadına iyi, inadına adil, inadına dürüst, inadına cömert, inadına sevgili … Neysek o. Aman ne bileyim işte, ara ara düşünüyorum böyle şeyler de.


Babam hep olduğu gibiydi belki ondandır ara ara başkalarını böyle seyreyişlerim. Karşısındaki nasıl olursa olsun asla bozmadı kendini de kalbini de. Onun gibisi yolumda bir kez daha karşıma çıkar mı? Yarım kalan yaşanmışlığımız kaldıysa çıkar belki, kimbilir. İnşallah.

Tüm kalbimle, sakin sakin.







özgür tamşen




Reklam
 
Yorum yapın

Yazan: 01 Aralık 2022 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: