RSS

Etiket arşivi: tavuk

osuruk çiçeği

 

Karşınızda çocukluğumun çiçeklerinden Osuruk Çiçeği! Merakımdan defalarca koklamışlığım var, gerçekten osuruk kokuyor mu diye. Şimdilerde tüm dünya, ilişkiler baştan ayağa osuruk kokuyorken sabah yol kenarında gördüğümde demet demet toplayıp eve getirmek istedim Osuruk Çiçeklerini. Salonda sepbanın üzerine en büyük vazonun içinde koyup, nasıl koktuğuna umursamadan merakımın olduğu çocukluğumu hatırlatsın diye. Osuruk kokulu dünyayı en azından onları izlerken unutayım diye.

Herkesin derdi kendine büyük, yalanı kendine gerçek, güzelliği de çirkinliği de kendi içineyken beslenecek gerçek bir şeylerle karşılaşınca yakasına yapışası, tutunası geliyor insanın. Dur durak bilmeden akan trafiğin yamacında, trafik levhalarının gölgesinde, hepsine inat tavuklarını yemlemek için eski ahşap sandalyede oturup bacağını bacağının üstüne yük etmiş adamın bu sabah ‘günaydın’ı tam da öyle tutunulasıydı. Selamıma karşılık yüzüne çağırdığı tebessüm, selamını başının üzerinden getirircesine kaldırdığı sağ kolu… Yürümeyi kesip iki kelamlık yanında dikilmediğim için pişmanım, notunu düştüm. Kimseye yüküm yok, pişmanlığım kendime.

Haftasonu ise bakışları güleç, dili tatlı bir kadınla tanıştım. Mekanındaki masalarda kocaman demetler halinde papatyalar, giriş kapısında salıncak olan… Nar reçelini seven… Sohbet için girizgâha gerek duymayan samimiyette… Tamamen hekim hatası sonucu olan rahatsızlığı sebebiyle ablası için kalp nakli bekleyişlerini anlattı. Bekleyişlerindeki ‘neden biz?’ sorgu sürecini aşabilmiş kabullenişi, her şeye inat yaşamaya – paylaşmaya devam ediş ise alıp yüreğe iliştirilecek cinstendi, iliştirdik. Biz unutmuşlar daha birbirimiz olduğumuz gibi kabul edemiyorken çok kıymetli değil mi? Takip eden sabah ki ince kahve ikramının sonrası ise ‘veda’ değil ‘hoşgelmişlik’ – ‘hoşbulmuşluk’ idi.

Hırs, önyargı, geçmiş hesaplaşmaları, unutamayışlar, gelecek planları yapma biçareliğimden sıyrılmaya çalıştıkça karşıma çıkan insanlar, tecrübeler hep hatırlatıcı, anlatıcı oldular, oluyorlar. Şükür. Affedebilmenin hafifletici gücü…

Tabii her şey, her zaman bu kadar güllük gülistanlık yaşanmıyor. Sen sıyrılmaya çalışsan da karşına önyargısını sana fırlatabilmek için kucağında taşıyanlar, dilinde kemiği olmayanlar, karanlığını bulaştırmaya çalışanlar, mutsuzluğuna mutlu olacaklar falan hep oldular, olacaklar. Yol vermek lazım, verin. İnsanın umuru azaldıkça, umurunda olanlar da azalıyor, özgürlük…

Ama asıl gerçek şu ki;

‘’ İnsanın kendi kendine ettiğini kimse etmiyor.’’

Ouz (10)’un okuduğu son kitabının hikayesi bir köyde geçiyor. Kahramanlardan biri Ejderha. Ve bu ejderhe köylüler yoğun yağışlardan yana şikayet ettikten sonra yağmuru durduruyor. Sonuç; kuraklık. Şikayetin ardından gelen mahrumiyet, feci, çoğu zamansa telafisiz. Önceki akşam yatağında yan yana uzanmışken biz, okuduklarını anlattı Ouz ve beraberce şikayet etmekten vazgeçtik. Kabulleniş…

Hayat her şey dahil, paket program. Her işi kotarmak, üstesinden gelmek zorunda falan değiliz yani, akış.

Bazen olmaz. Hatta o kadar güzel olmaz ki; şükrederiz.

Kime ne düşünüyorsak, niyetimiz neyse o gelsin. Hayırlısı… Aylar, günler, günün doğumu – vedası, dualar hayırlı olsun. Hep bir yol vardır…

Hâlâ karar veremediyseniz akşama ne pişirsem diye fazla düşünmeyin; çorba, pide, peynir, zeytin, reçel, çay candır.

 

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 22 Mayıs 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

sayılı gün

Screen Shot 2015-06-16 at 12.29.49 AM

Gün aydın olsun! Neşe dolsun! Sağlıklı olsun! Şifalı olsun!

Bak şimdi; böyle giriştiğin yazıya nasıl devam etmeli acaba? Ben bodoslama dalayım en iyisi. Arada olsa da açıp okuyanlar zaten biliyorlar iç dökmece, paylaşmaca bir yer olduğunu buranın. Edebi, kültürel şeyler bekleyenlerse zaten anlamışlardır yanlış yer olduğunu buranın. Daldım gitti bile:

Karne günü tıpkı benim gibi çocuğunu okuldan almaya gelmiş bahçede bekleşen diğer velilere almak istemeyerek ama alıcı gözle bakındım. Ne göreyim; ulan herkes zayıflamış gözüküyor. ‘Herhalde iyiden iyiye deliriyor olmalısın Özgür! Bu insanların bir çoğunu tanımıyorsun! Önceden nasıl görünüyor olduklarını bilmiyorsun!‘ dedim kendime. Sonra dedim ki gene kendime; ‘Kafana hunini takabilirsin artık ya da gırtlağıma tıpa.‘. Derken benim kafada deli sorular, elimizde karne geldik eve. Karnesine bakmama gerek olmadığını düşünen ve hatta ‘Senin bakmana gerek yok, ben baktım, yeterli.’ diyerek dile getiren bir çocuğum olduğu için ne kadar şanslı olduğumu söylememe gerek yoktur herhalde. Söz dinleyen bir anne olduğum için hâlâ da bakmış değilim. Gerçi feysbukta paylaşmamam ayıp oldu.

Bak konu sapıttı gene… Kilo diyordum. Zayıflamak falan. Şimdi bende durum şu: tam diyete başlıyorum birden düşman bildiğim aynalar dost yüzlerini göstermeye başlıyorlar ve kendimi şahane hissediyorum. Sabahları üzerine çıktığım baskülün yalancı olduğuna inanıyorum. Fazla gösterdiği iki kilo gerçek değilmiş gibi adeta. Bu kaç bilinmeyenli olduğunu bulup çözemediğim denklemde bir piçlik var ama bilmek işime gelmiyor (du). Derken derken dün diyete başladım. Evet basküle inanmaya karar verdim. Dünden beri ruhum on kilo, bedenim dörtyüz gram eridi. Ruh ve beden bu haldeyken beyin bir tufana tutulmuş dönüyor. Tamam be takıldınız oraya; aman bende biliyorum eksilenin su olduğunu, kolaysa siz yiyin bakayım haşlanmış kabağı! Yemin ederim insanlığından soğuyorsun. Du bakalım bu gidiş nereye kadar? Daha doğrusu gider de ben nereye kadar yürürüm bu yollarda. Rüyamda kendimi kabak tarlası, tavuk çiftliğinde ya da su tankında boğuluyor görerek uyandığım gün biter. ‘Buraya kadar mış bu sevda.’ der, bağrıma bir somun ekmek basar giderim. Sabah kahvaltısı etmediğinde sistem kilidi açılamayan bir insan evladı olarak şu saatte gurul gurul öten bir mideyle başbaşayım.FEkat şahane bir rüya gördüm dün gece… Israr etmeyin anlatamam, anlatılacak değil saklanacak cinstendi. Özet; diyete devam.

Tüm bu keşmekeşimin üstüne dün aynı zamanda yaz tatilinin de ilk günüydü. Tahminimce Oğuz beş kere falan üst değiştirmiş, yüzlerce kere ‘anne’ demiştir (şükür) . Dört öğün karnı acıktı. O canına yandığımın can sıkıntısı, kuzenlerinden ayrılmasının üzerinden yarım saat geçmemişti ki başladı. Veledin bu konuya bakışının özet cümlesi ise: ‘Çocuk olmak çok zor. Beni anlayamıyorsun.’ ‘ Ulan beni kim anlasın. Nerelere vuram kendimi?’ desem bu defa O da beni anlayamayacak. Anlamaya, anlatmaya çalışarak üzmeye, üzülmeye hiç gerek yok. Konuyu orada, olduğu yerde bırakmak en iyisi. Ama şu an bu satırları okuyan annelere ipucu; – Ödevlerine bir bakalım istersen!, – Uzanıp kitap okuyalım! cümleleri toma etkisi yaratıyor. Olmadı kendinizi yere atıp çığlık atmaya başlayın, şaşırıp gülmeye başlıyorlar. Hele o akşam yatma vakti yaklaşınca ‘Anne yarın ne yapacağız, programımız ne?’ diye sordu ya, işte o an ben ben değildim artık. ‘Gözünü seveyim yat artık.’ diye yalvarırken inlercesine çıkan sesimin aksine içimden küfürle gelen dürtüler dalga dalgaydı. Ama ideal ebeveyn olarak ne yaptım; kendi dalgamla kendi kıyıma vurdum, Içime içime sustum. Hergün boy boy röportajı yayınlanan psikologlara göre ideali değil hatalı davranış sergileyen anne olduğumu okuya okuya yaptım üstelik. Valla onlar bi siktirip gitseler biz gül gibi geçinip gideceğiz de kaşıyıp duruyorlar insanı. O konu bu sabah için hele diyetinin ikinci gününün ilk saatlerindeki ebeveyn Özgür için çok uzun, biz bakalım işimize. Şimdi; tatilden gitti bir  gün, onu biliyor kalanını saymıyorum. Saysam mı? Sayılı gün çabuk geçer derler. Ama tecrübeyle sabittir ki; deler de geçer. Akışa bırakmak lazım. Bıraktım.

Daha bitmedi! Başka ne yaptın derseniz; yazlık giysileri çıkartdım. Mecbur kaldım. Kurdeşen dökmeden bir an önce üzerime geçirebileceğim yazlık giysilere kavuşmalıydım. O tıktığım yerlerine bir daha tıkmama kararını alarak çıkarttım. Götümden damlayan terleri hissederken vazgeçiyordum ama yapamadım. Azmettim. Kış günü sokaklarda parmak arası terlik, şortla gezindiğimi görürseniz şaşırmayın yeminim var, donma sınırına kadar çıkartmayacağım kışlıkları. Kahrolsun faşizm. Yaşasın özgürlükler.

Ulan yazdıklarımı okudum da; ne perişan haldeyim ben böyle be! Hohoytt!

Gerçek ney miş peki:

Böylesi perişanlıklar eksilmesin çoğalsın mış. Bugünlerimize binlerce kere şükürler olsun muş. Sağlık olsun, kimse gördüğünden geri kalmasın. Işler rast gitsin. Dolar düşsün, yerlerde sürünsün. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmasın. Herkesin yaşadığı gönlüne, niyetine göre olsun. Amin.

Bir de bu yaz tatili kaç gün gerçekten?

Selametle.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 15 Haziran 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: