RSS

Günlük arşivler: 11 Mayıs 2011

YATAĞIMDAKİ YABANCI

   

   Gecenin bir yarısı; sizi derin uykunuzdan uyandıran, bir iteklenme dürtüsü, kafanıza inen bir tekme ya da üzerinizden yorganı zorla çekmeye çalışan bir güç. Göz ucuyla bir bakıyorsunuz ki; çocuğunuz yatağınızda kendisine bir yer açmaya çalışıyor. Ya sonra; umursamadan uyumaya devam mı edeceksiniz yoksa uzmanların önerilerini mi dinleyeceksiniz?  
 
     Yatma vakti geldiğinde, Oğuz başlıyor zaten, kulis çalışmalarına. Tabi öncesinde televizyonda ”haydi çocuklar uykuya” denmiş olmalı. Önce; en sevimli ses tonuyla; Erdo’ya yanaşıyor ”Babaaaa, yatıyor musun?”. Eğer cevap olumsuzsa bu sefer Elİf’e sesleniyor ”Prensessss; kardeşinle uyumak istermisin?”. Buradan da olumlu bir yanıt alamazsa yandık. Başlıyor, trip atmalar; ”Ne olacak bu çocuğun hali”, ”Böyle yapılır mı hiç?”,”Benimle kim ilgilenecek”ler…


Ama; emin olduğum birşey var ki;  psikologlar, anne babaların uzaylı oldukları sanıyorlar.. Daha doğrusu; çocuğumuz olduktan sonra evrim geçirdiğimizi falan. Mesela; şu gece anne babalarının yatağına gelen çocuklarla ilgili önerileri…Çocuk yatağımıza geldiği anda, hiç konuşmadan, yatağına götürmeli, o uyuyana kadar yanında kalmalı ve alışana kadar her gelişinde bunu tekrarlamalıymışız. Bunu yapacak olanda kim; anneler. Bizler;  uyumadan da yaşabiliyormuşuz ya da bir kabloyla şarj olabiliyormuşuz gibi. O psikologlar, hayatlarında hiç uykularının en tatlı yerinde yataklarından kalkmak zorunda kalmışlarmıdır, acaba? Uykuyu o tatlı anında bölmek, hadi bölüp gittin çocukla yatağına, yatağada sığdınız, kol bacak uyuşmuş, sürünerek yatağına dönmeye çalışmak nasıl birşey? Oğuz söz konusu olunca; bu güne kadar profesyonel tavsiyeler pek sökmedi, zaten. İşe yarayan tavsiyeler yalnızca Vilo’dan(annem) gelenler oldu. Gerçi O’da; Baran ya da Oğuz söz konusu olduğunda biraz taraflı gibi ama neyse…Abicim, çocuk yastığını, oyuncağını, suyunu kapıp geliyor, kenara kay deyip yerleşiyor.

 Bir keresinde uzman bir tavsiyesi dinleyelim dedik; Oğuz yanımıza geldiğinde, bizimle beraber yatmak istiyorsan yerde yatmalısın, bu yatak bizim, senin değil dedik. Oğuz’da, peki anneciğim ben yatağıma gideyim o halde, dedi. Mümkün mü böyle birşey yahu; yerde yatılırmı hiç?, Yazık değil mi bu çocuğa?, Annesini seven çocuklar, anneleriyle yatarlar mış?, sıralamaya başladı, bu aradada yatağa yerleşti….

      Her akşam ben usanmadan yatağında uyutuyorum, Oğuz’da usanmadan, gecenin bir saati yanımıza geliyor. Doğruyu söylemek gerekirse oldukça da hoşuma gidiyor. Kaç yaşına kadar devam eder acaba gece ziyaretleri. O sebepten boşverelim gitsin, yahu. Hatta bazı geceler; saatin kaç olduğuna bakmadan, Elif’i de uyandırıp getiriyorum, bizim yatağımıza. Güne çocuklarımın kokuları ve tekmeleriyle uyanmak, fevkalade bir duygu. Kapıların hiç kilitlenmediği bir evde büyümüş olan, benim için, bundan başkasıda düşünülemezdi, galiba.

                                                                                                              ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 11 Mayıs 2011 in ÇOCUKLAR

 

HATIRLATMA

     Günlüğümün sayfalarında karşıma çıkan, zamanında Meral Okay’la yapılan bir söyleşiden aldığım notları sizlerle paylaşmak istedim. Bana zaman zaman çok iyi gelir, silkeler bu tür küçük hatırlatmalar. Kimbilir şimdi olmasa bile günün birinde sizinde ihtiyacınız olabilir? Sevgiyle kalın.

                                                                     ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 

        Başarıyı birtek kendinden menkul ve birtek sana bağlı, mutlak zannedersen; akıl sağlığını koruyamazsın. İşini yap, temiz, dürüst yap, tamam. İnsanların kalbini kırmadan, onların hayatlarıyla ilgili kurmak istediklerini kırmadan işini yap. Kimsenin ayağına basmadan, düzgün sıra içinde durmasını bilerek. Birlikte iş yaptığın insanlara inanarak, ellerini tutarak. Kendi hayatlarına müdrik olamayan gariban ölümlüleriz, bizler. Önce bunları başarmak lazım.

      Geleceği görebiliyor muyuz? Hayır. Sevdiklerimizin canının yanmasını engelleyebiliyor muyuz? Hayır. Dünyada acı çeken insanlar için birşey yapabiliyormuyuz? Bir an bile olsa onlara ışık, umut verebiliyormuyuz? Eeee bunun neresi başarı? Ne anladım ben bu işten. Başarı dediğin,  akıl ve ruh sağlığıdır. İyi insan olarak yaşayabilmek, adil olabilmek, vicdanını sağlam tutabilmek.

      Gerçek korkuyu görünce diğerlerinin çok minör olduğunu görüyorsun. Yani; ölüme temas etmek, etrafında dolaşmak. Değmek! Elin yanar. Korkmamak; ana eksen çünkü. O kadar korktum ki ben; birinin canının yanmasından, ölüme koşmasından.

      Geleceğe asla bakmam. Hayat, birşeyler yuvarlar ayağımıza. Güvendiğim şey; hergüne yeniden başlayabiliyorum. Yeter ki Tanrı, sağlığımızı korusun.

                                                                     MERAL OKAY

                                                                  14 / Temmuz / 2002

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Mayıs 2011 in İNSANOĞLU

 
 
%d blogcu bunu beğendi: