RSS

Günlük arşivler: 15 Mayıs 2011

AMAAA HİÇ EKMEK YEMEDİK

 

Nedendir bilinmez, ama hep sonunda pişmanlık duyacağımı bile bile aynı şeyi yapıyorum. Hele ki söz konusu et olunca, iş feci. Öyle hamur işi, börek, çöğrek değil…Bugün de bir Adanalı’nın eline düştük ki sormayın. Kafamıza silah dayamadılar, yiyeceksiniz diye, fakat grupta tamamlanmış olunca sonunda şişen karınları kapatmak için, yemek sonunda eşofman üstleri giyilmek zorunda kalınıldı. Sindirmemize yardımcı olsun diye çay istemişken bakın neler oldu;

YA SONRA (2. tabak)

Anlayacağınız Adana’ya gitmişte misafir ediliyormuşcasına, önümüze ne geldiyse yedik, kalktık. Sonrasında; Davut kendini avut durumları…Komik olan yanı; ”Aaaaa saat daha erken”, ”Ama hiç ekmek yemedik”. Yemin ederim stada koşarak gidesim geldi.

Kilolar, kilo kilo böyle alınırken, gram gram nasıl veriliyor, bilmeyenemiz yoktur. Bugün alma faslındaydık. Olmuşla ölmüşe çare yokmuş diyerek, yarın tüm gün meyve yiyerek arınmaya çalışacağız, yapacak başka birşey yok. Sizlere iyi uykular dilerken, ben nefes alabilmek ümidiyle koca bir fincan kahveyle balkona yerleştim.

Herkese iyi bir hafta diliyorum.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 15 Mayıs 2011 in GÜNLÜK, GEZDİM, TATTIM

 

RED BULL KANATLANDIR BENİ

Bu bünye bir de Fenerbahçe maçını kaldırır mı bilmiyorum. Red bulldan yana beklentim büyük, kahvaltıdan sonra içtim ve kanatlanmayı bekliyorum. Kanatlanmalıyım ki; maç saatine kadar yapılması gerekenlerede ayak uydurabileyim. Konuyu pazartesi sabahına ne halde olabileceğime hiç getirmiyorum, bile.

Cuma akşamı; hadi hava çok güzel balkon zamanı geldi, cumartesi akşamı; hadi bu akşam şehirde yemek yiyelim derken derken bu durumdayız. Rahmetli büyük ninemizden öğrendiğim ve çok kullandığım bi laf vardır; ”Alışmamış dötte don durmazmış” diye. İşte bu misal. Gerçi bunun yanında; içimde bir yerlere enerji depolandığınıda hissediyorum. Yarım saat arabanın gelmesini beklemek bile sinirlendiremedi beni. Tıklım tıklım olan mekanda tesadüf eseri, bir anda esip oraya gitmeye karar verdiğimiz için rezarvasyonumuz olamamasına rağmen, deniz kenarında bir masaya oturabilmiş, müthiş bir enerjisi, samimiyeti olan bir garsonun, kusursuz servisiyle keyifli vakit geçirmiş olmamızın etkisiyle…

Etrafımızda gördüğüm bir çok gencin hallerini de görünce şükrederek döndüm, evime. Şükrettim ki; sohpet edemiyeceğim kimseyle aynı masada oturmak zorunda kalmamak, vaktimin boşa geçirilemeyecek kadar değerli olduğunu biliyor olmak, ilk defa denediğim lezzetlerden heyecan duyuyor  olmak gibi lükslerim var. Topluca oturulan masalarda herkesin elinde cep telefonları, hepsi birbirlerinden bi haber…Bu tespit bir masaya göre yapılmadı, inanın ki birçoğu bu durumdalar; masalar dolusu sanal yalnızlıklar.  Evlerinde televizyon başında oturuyor olsalar, muhakkak ki daha mutlu gözüküyor olurlardı.

Bunlar derin mevzular, ben de o frekansta değilim. Şimdi bulabildiğim bir saatlik boşluğu değerlendirip bir köşeye kıvrılmaya gidiyorum. Önce küvetin içinde anne diye çığlık atıp, banyoyu su ve köpüğe boğan Oğuz’u banyodan çıkartmam gerek. Hoşçakalın.

 ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 

 
2 Yorum

Yazan: 15 Mayıs 2011 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 
 
%d blogcu bunu beğendi: