RSS

Günlük arşivler: 23 Mayıs 2011

PAZAR ALIŞVERİŞİNE BOZCAADA’YA MI?

     Yıllardır semt ayrımı yapmadan, tesadüfen önünden geçtiğimde içine girmek için dayanılmaz istek duyduğum, çok keyif aldığım pazar alışverişlerimin kabusu, naylon poşetler olmuştur. Her tezgahta yapmış olduğum açıklamalardan yorgun düşmem sonucu arabada her daim bez çanta bulundurmaya uzun zaman önce başladım. Yeni moda olan üzerlerine yazılı olduğu üzere doğaya zararları olmadığının söylendiği poşetlerede pek güvenemedim. Kese kağıdı istediğinizde de yüzünüze altın kılıf istiyormuşcasına bakan pazarcıları hiç sormayın zaten.

     Hassaslığı geçip takıntılı olduğum şeylerden biri olması münasebetiyle olsa gerek gazetede okuduğum habere bayıldım. Uygulamanın kısa sürede yaygınlaşması ümüdiyle, sizlerlede buradan paylaşmak istedim.

     Torbaların doğada çok uzun süre yokolmayıp doğa ve sağlık açısından büyük tehtit oluşturması sebebiyle; Bozcaada Belediye Başkanı, ilçede naylon poşet kullanımını yasaklamış. Yasak; Dünya Çevre Günü olan 5 Haziran’da uygulanmaya başlayacakmış. Esnafa bez torba ve kese kağıdı düşük fiyatlara satılacakmış. Bravo Bozcaada Belediye Başkanı’na.

      Düşünün artık durumumuzu, abuk sabuk siyasi propagandalar yapmaya ara verip, elle tutulur, insanlık için küçük doğa için büyük bir adım attıklarında nasıl alkışlayacağımızı şaşırıyoruz. Pazar alışverişi için adaya gidemeyecek olan büyük çoğunluktan biri olarak, uygulamanın her yere hızla yayılmasını bekliyorum.

                                                        ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL 

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 23 Mayıs 2011 in GENEL

 

NEDEN?

      

Hayvanat bahçeleri neden kurulmuştur? Bu yapay doğa yaratma çabası, doğal ortamlarından kopararak hayvanları sergileme ihtiyacı neden…Bedenen korunuyor olmaları yanında bütün ruhlarını, yaradışsal özelliklerini kaybetmelerine yol açan bu düzen neden kurulmuş?

     Son ziyaretimin üzerinden üç gün geçmiş olmasına rağmen içimdeki öfke, çaresizlik hissi hala taze. Gözümün önünden gitmiyor Ormanlar Kralı Aslan’ın kafesinde yatışı, ihtişamlı zebranın boynunu bükmüş duruşu…Üstüne üstlük ellerine geçen her türlü yiyeceği tellerin arasından hayvanlara verme çabasında olan, her hayvanı kuçu kuçu diye çağırmaya çalışan ziyaretçileri de görünce, bütün hayvanları serbest bırakıp insanları kafeslere koyasım geldi.

      Aslında güne ne kadar heyecanlı başlamıştık. Yolluklar hazırlamış, yol boyunca hayvanlarla ilgili şarkılar söyleyip, masallar anlatmıştık. Biletleri alıp içeriye adım atar atmaz büyü bozuluverdi. Erdo’yla tutulduk kaldık, adeta. Oğuz’un merakı olmasa dönerdik, o anda. Ama enteresan olan, gezimiz başlar başlamaz Oğuz’unda heyecanı uçtu, sanki. Hiçbir kafesin önünde vakit geçirmek istemedi. Ne aslanı, ne timsahları, ne maymunları seyretmek istemedi. Tek tepki gösterdiği keçilerle tavşanlar oldu. Zaten doğal ortamlarındaki gibi gezinenler bir tek onlardı.

       Bugüne kadar yurtdışında da pek çok örneklerini gördüğüm için bu görüntülere pek yabancı değildim. Her yerde üzgün, umutsuz, vazgeçmiş hayvanlar; durum oralarda da bizimkinden pek farklı değildi. Yalnızca bir iki tanesinde şartlar biraz daha iyileştirilmiş ve çocuklar için bilgilendirici sunumlar yapılıyordu. Biz de çocuklardan önce bilgilendirilmesi gereken ebeveyn sayısını düşününce, bir de bir kısmıyla o günki gibi karşılaşınca yorumsuz kalıyorsunuz.

       Kendinizi bir ormanın içinde hayal edip gözlerinize perde çekmenize bile engel olan garip bir şeydi, beni saran duygu. Belkide dünyada hüküm süren sistemlerin bizleri içlerine hapsettiği, görünmeyen kafeslerimizi çağrıştırdığı için, bu duruma gelmiştim. Gezegenimizdeki hayat bu kadar mı sona yaklaştı, insan ırkının güç dengesi bu kadar mı bozuldu acaba ki…Balık avını bile kontrol altına almayı başaramayan (başarmayan), yalnızca para ve silah güçlerinin dengeleri sağladığı sistemleri düşününce, kurduğum birçok şey gibi bu düşüncede fantezi boyutunda kalıyor. Soyu yokolmak üzere olan hayvanları çiftleştirdikten ya da ihtiyaçları varsa tedavi ettikten sonra doğal yaşam alanlarına ya da özel korunan parklara bırakıyor olan merkezlerin sayısı oldukça az.

       Dönüş yolculuğumuz sırasında önümüzde iki seçenek vardı:

       Çocuklarımız hayvanları doğal ortamlarında sergilendikleri belgesellerdeki ya da masal kitaplarındaki resimleriyle mi yoksa hayvanat bahçesindeki görüntüleriyle mi hatırlamalılar. Biz birinci seçenekte karar kıldık. Televizyondan, vcd lerden izlesinler, benim gidip Ikea’dan aldığım peluş oyuncaklarınıda sevsinler.

       Pazar günümüzde uçurtmayı bırakın mendili yelleyecek rüzgar olmayan bir havada kalıtdığımız uçurtma şenliğinde geçti. Anlayacağınız; yemyeliş bayırlarda uçuşan uçurtma hayalleri sonrasında, içimize otura otura verdiğimiz uçurtma parası, yediğimiz dönerli pidelerin mısırların tadıyla yetinip evimize döndük. Neyse ki eve dönünce bahçede ki oyun parkının üzerine çıkıp iki dakika dalgalandırabildik uçurtmayı. Herşeye rağmen; gece balkonda dalgalanmaya başlayan altı metrelik Fenerbahçe Bayrağı herkesin neşesini yerine getirmeyi başardı. Bütün Fenerbahçe taraftarlarının şampiyonluk sevinçleri kutlu olsun. Hayatlarımıza tat tuz olsun diye bu küçük mutlulukları araya sıkıştırmayı beceremezsek ne anlamı var yaşamanın.  

                                                                                       ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mayıs 2011 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 
 
%d blogcu bunu beğendi: