RSS

AMAN HAA!

20 Nis

 

  

 

  Olup bitene, yeniliklere yetişmek inanın ki mümkün değil. Bu arada neden inandırmaya çalışıyorsam?  Çoğunuzun bildiği üzere geçen ay Oğuz’un doğum gününü bahane ederek bir kutlama yaptık. Tamam, yapmaya karar verdik. Verdik de bu işler öyle karar vermekle olmuyorMUŞ. Yahu ben nereden bileyim? Benim öyle doğum günü mumu üflemişliğim pek yoktur. En net hatırladığım Turhal’da geçirdiğimiz yıl kutlanan doğum günüm. ( Bir de bu yıl Erdo’nun düzenlediği sürpriz kutlama) Bu yıla kadar elimde olan tek doğum günü fotoğrafım Turhal daki evimizde çekilen. Bak şimdi bunu takar makar Vilo ( annem ), en iyisi arşivi döküp tekrar bakacağıma söz vereyim.

   Çocuklarımınkine gelirsek; Elif’in ilk üç yaşını evde sülaleler boyu kutlamıştık. Oğuz’a ise hiç kutlama yapmamıştık. Anlamayacak olduğundan dolayı manasız gelmişti. Buraya kadar anlattıklarım sonucunda, doğum günleri hakkındaki hassasiyetimin derecesini tahmin etmişsinizdir. Özet: Başkalarınkini geçtim kendi doğum günümü bile facebook varolduğu sürece hatırlayacak kadar ilgilendiriyor beni bu iş. Ama artık -di’li geçmiş zaman oldu. Tahminim önümüzde ki yıllar yakından ilgilenmek zorunda kalabilirim. Bulaştık bir kere…

    Giriş bölümü ancak böyle uzatılır, konu ancak bu kadar yayılır…

  Neyse işte başladım hazırlıklar için araştırma yapmaya. Amanın! Âlem ne olmuş. Doğum günüleri düğünlere yetişmiş meğer. Düğün yapmamış olduğumuzdan da olabilir bilemeyişim. Önce tema belirleniyorMUŞ. Hadi belirledin kim hazırlayacak? Nerede yapılacak? Biz de yer sorunu, onbeş kişi olarak başlayan davetli sayısı yaklaşık kırkı bulunca ortaya çıktı. Neler ikram edilecek? Kim, ne zaman pişirecek? Peki, bu iş bu noktalara nasıl, ne ara geldi dersiniz! Ben vazgeçmek üzereyken, Belgin’le telefonda konuşuyorken;

   ” Yok Belgin, çok sade bişi olsun istiyorum O ne öyle caf caf.” dedikten ve

   ” Saçmalama bu senin değil çocukların kutlaması.” cevabını aldıktan sonra iş boyut değiştirdi. Bir çocuk olsam? diye düşünmeye başladım.

    Sonra mı? Kalmış bir hafta, ortada hiçbir şey yok. Adamı öyle bıktırmış olmalıyım ki Erdo konuyla ilgili bir şey duymak istemiyor. Aynı gün olan Fenerbahçe maçına bilet almış. O gün yok yani. 

    Çok kolay olacağını zannederek herkese haber vermiş, çocukların fitilini ateşlemişim bir kere. Dönüş yok. Çıkış nerede? Yapacak tek bir şey kalmıştı. ” İmdat! Bir işe giriştim ama altından nasıl kalkacağımı bilemiyorum. Kurtarın beni.” feryadıyla İlker Hanım‘ı aramak. Aradım da…

   İşte o an her şey yoluna girmiş, olmuş bitmiş gibi hissettim. Çünkü karşımda duyduğum ses

  ” Hiç merak etmeyin Özgür Hanım. Hepsini yaparız, yetiştiririz. Siz yalnızca ne istediğinizi söyleyin.” diyordu. Ben ne isteyeyim. Şu işten alnımın akıyla çıkmak dışında. Sağ olsun öyle de oldu. Oğuz’u geçti Elif için bile sürprizler hazırladı. Her sabah telefonda karşılıklı bir durum raporu veriyorduk, ben çıkıp işe gidiyordum. İlker Hanım ise bir yanda hasta olan çocuğu diğer yandan da bizim doğum günü hazırlıklarıyla ilgileniyordu.

   Arada atlanıp, allı pullu kutlanılması yapılmamış, Elif’e ait onbir doğum gününün acısı çıkacak ya… O sebeple Oğuz ve akranları için sihirbaz ayarlanırken, Elif ve akranları için karaoke organize edildi. Şükür ki niyet ettiğimiz her şey rast gitti. Sihirbaz dedik, işine âşık Mehmet Bey çıktı karşımıza. Karaoke dedi, bir baktık dürüst iki çocuk… Sonunda asıl karşımıza çıkan faturadan bahsetmek istemiyorum pek tabii.

   Derken derken büyük gün geldi çattı.  Hani derler ya ” düğün sahibi düğünden hiçbir şey anlamaz” diye. Ne kadar doğru olduğunu anladım ogün. Edilen nasihat, söylenen özlü sözler nasıl boşmuş görüyorsunuz. Yaşanmadan anlaşılmıyor… Boşuna demişler: ‘’ Başkalarının yaşadıklarından ( yaptıkları hatalardan ) ders al. Hepsini yaşayacak kadar vaktin olamayabilir.’’, ” Dereyi görmeden paçaları sıvama.”, ” Ayağını yorganına göre uzat. Ya da kıvrılıp zıbar.” diye. Sonuç: Laf anlamaz insanoğlu!

   Anlayacağınız bizim kutlama olduda bitti maşallah. Anlatmaya kalksam ayrıntılar denizinde boğulur kalırız. Şimdi size hiçbir halta yaramayacağını bile bile diyorum ki; Âlem feci olmuş. Şayet çoluğa çocuğa doğum günü lafı edecekseniz aman ha dikkat.  Harcamalar konusunda da içinde ‘’şemsiye’’  kelimesi geçen özlü bir sözüm var fakat burada yazamıyorum. Siz söz verirken enine boyuna araştırıp, hesaplayın, derim. Çünkü zamane doğum günleri bizimkilerine hiç mi hiç benzemiyor.

   Kutlansın ya da kutlanmasın ama hepimizin, tüm çocukların yaşları hep kutlu olsun, mutlu olsun, en önemlisi sağlıklı olsun.

  Şimdi bunlar bir kenara… Bugün günlerden Cuma. Genelimiz için yarın iş yok. Mesai saatinden sonra hafta sonu resmi olarak başlayacak. İşten çıkıp eve gideceklerimiz için:

   Eve gidilmeli. Efor sarf edici hareketler yapılmalı. Televizyonun karşısına mümkünse orta sehpaya sofra kurulmalı. Haberler dışında abur cubur bir şeyler eşliğinde yemek yenmeli. İmece usulüyle tabak, çanak lavaboya atılmalı. Birer kadeh çay konulmalı. Koltuğa yayılmalı. Koca ya da çocuk ya da kedi ya da köpek, beraber yaşanılan ve evcil olan kimse ona sarınılmalı. Cep telefonu, beyin, iç ya da dış seslerin hepsi kapının ötesine fırlatılmalı. Düşünmeden bir film ya da ‘’ Yalan Dünya ‘’ izlenmeli. Eve gelince harcanamamışsa eğer efor harcanmalı. Ve zıbarıp yatmalı. Çünkü bu gün CUMAAAAA! En güzel günler, en güzel geceler, tüm güzellikler bizim, hepimizin olsun diyor ve huzurlarınızdan ayrılıyorum. Sevgiyle…

                    ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 20 Nisan 2012 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: