RSS

Günlük arşivler: 15 Eylül 2017

hakkımı kullanıyorum

Yazlığa giderken toparlanıp bırakılan sonra yazlık dönüşü kapısı bacası açılıp havalandırılan, koltuklarına serilmiş örtüleri kaldırılan, üzerindeki rehaveti atmak zorunda kalan kışlık evler gibiyim. Şimdilerde her lafa antin kuntin kelimeler sıkıştıranlar için meali; mevsim geçişinde adaptation sorunu yaşıyorum tatlişim. Forma, kitap, servis üçlüsünün gündelik yaşantımızın içine ettiği şu günlerden bahsediyorum. O kadar ki; ‘ulan normal bir günümüz nasıl geçiyordu acaba?’ gibi manyakça bir sorunun cevabını ararken buldum kendimi bu sabah. Sanırsın ilk kışım, ben hep yazda yaşamışım. Elimdeki ne cımbızı ne de aynayı bırakasım yok.

Kimi havalardan, kimi yıldızlardan, kimi aydan, kimi yediğinden, kimi içtiğinden dir diyor. Demek kolay mühim olan çözümü demek. Sebeplerini biliyor olmak, öğrenmek rahatlatır mı insanı. ‘ Havalar yaz derecelerinde devam ediyor ondandır.’ diyenler değil de, ‘ Yıldızlarla ayın durumu bıdı bıdı durumda ondandır bu hallerin ve inan bana herkes bu durumda şekerim.’ diyenler daha bi’havalı geldiler, rahatladım. Bizde öyledir ya, herkeste varsa sorun yok. Herkes gibi düşünüyorsan sorun yok. Herkes gibi konuşuyorsan sorun yok.

Herkesin dinlediğini dinliyor, okuduklarını okuyorsan sorun yok. Herkes gibi olup kendini bir daha bulamayacak biçimde kaybettiysen artık herkes gibisin. Herkes kim? Ben pek bilemedim bugüne kadar. ‘bugüne kadar’ zamanlaması yanlış, sanki bugün bilmişim gibi oldu. Tekrar edeyim for you (bir kaç tane daha bu tür cümle kurarsam klavyeye kusacağım )‘ Herkes kim? Ben bilemedim de, bimiyorum da, umursamıyorum da. Ama kalabalık olmalılar. O halde ne halt ediyorlarsa etsinler.’

Asıl sebebim sinirli, sinirlerimin bozuk falan olması. Bu çocuklarımıza öğretilmeleri için okul kitaplarına yazılan cahilliklere, karar vermiş olanlara, Ouzun dün akşam endişe dolu ‘anne ben büyüyene kadar tüm ağaçlar yokolmazlar, değil mi?’ sorusuna, bu akşam masamıza gelen üzerinde Atatürk resmi olmayan bozuk paralara, tüm bu teşkilatın zaman içinde sinsi sinsi yayılıyor olmasına, okul duvarlarına asılı olan afişlere, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz endişesine, tüm bunları dinle bağdaştıranlara, bağdaştırmak ya da bağdaştıramayacak kadar bile düşüncesi olmayanlara, Bi’şi olmazcılara, Ne olabilr ki cilere fElan falan topuna sinirliyim, bozuğum.

Kızımızın artık kendine ait hayatı olmasına zaten ayrı bozuğum. Görüşebilmek için randevulaşmak zorunda kaldığımız son günleri sevmedim, sevmiyorum, sevmeyeceğim. Ama kabul edeceğim. Oluyordur öyle değil mi; sevmeden de kabul edebiliyoruz, hakkımız var yani. Işte ben o hakkımı kullanıyorum. Çocuklar için söylenmiş ‘Kirlenmek güzeldir.’ lafını çok severim ama büyümeleri o kadar sevinilesi olmuyor muş. Bu sevmemelrin, hoşlanmayışların, kabul edememelerin falan da vardır bir sebebi illakî, çıkar kokusu vakti geldiğinde. Hemen hemen hayatımın her döneminde olduğu gibi ‘aman boşunay mış, bak işte insanoğlu her şeye alışıyor, yemem dediği haltları bile yiyebiliyorken. ‘ diyeceğim gün şahitliğinizde derim, beraber ayarız.

Incir mevsimi de geçiyor olmalı. Deniz kokusundan sonra en sevdiğim koku olma yolunda incir ağacı kokusu. Hayatımda yediğim incir sayısı yaşadığım güzel bir karşılaşma sonucu ilk defa bu sene 3’ü geçip 15-20 sınırlarına dayanmıştır. Tüm yaz yol-kaldırım kenarlarındaki ağaçlardan dilediğimizce incir yiyebildik, şükür.

Takip edenler video paylaşmadığımı, yollayanlarsa pek izlemediğimi bilirler. Dalga dalga yayılışları falan korkutucu geliyor bana. Yalnız bu iliştirmiş olduğumdaki ‘ herkesi mutsuz ediyorsun anne..’ ve ‘ hayat böyle bir şey olsun!’ cümlelerinden etkilendim. Video kurgu ya da değil, benim için önemsiz. Izledikten sonra bir anne olarak; ‘ çocukların gözündeki pozisyonumuz bu mu?’ sorusuyla beraberdim.

Hayat gerçekten bu kadar basit olabilir mi, olmalı.

Herkes istediğini yapabilir mi, yaparsak ne olur.

Sevgi her şeyi çözer mi?

Masumiyet kaybedilmeyebilinir mi?

Büyümek hep mi zor, hep mi masumiyetsiz, samimiyetsiz?

Hayaller hep hayal olarak kalınca hayal kurmaktan vazgeçilir mi?

Rokanın demedi neden hep bu kadar pahalı?

Organik yazılı ürünler gerçek organik mi yoksa çakma organik mi?

Tavukların hepsi gerçekten antibiyokliler mi?

Konuşurken ağızını yaya yaya konuşan bir de hep yoğun olduğunu söyleyen samimiyetsizlerden bir de sinemada mısır yiyenlerden bir de toplum içinde cak cak sakız çiğneyenlerden nefret ediyor ağızlarının ortasına patlatmak istiyorum. Nefret etmek bir haktır, karşılıksız sevmek ya da hiç sevmemek hakları gibi.

Bu arada bu nefret listesi rahatlatıcı ve şaşkınlıkla farkettim çok uzamacalı. Yazılası…

Of! Hadi şişti içim, yatalım.

Sağlık sıhhat olsun.

Huzur olsun.

Dillerde tatlı söz olsun.

Gözlerde samimi bakış olsun.

Bir de;

Hayaller gerçek olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 15 Eylül 2017 in GENEL

 
 
%d blogcu bunu beğendi: