RSS

Etiket arşivi: annelik

selam saygılarımla

On yıl aradan sonra Oğuz dünyaya gelmişti. Uzun aylar boyunca hiç uyumamıştı. Neredeyse ne gece ne de gündüz. Tüm bunlar olurken birçok kadın gibi güçlü duruşumdan vazgeçmemekte kararlıydım. Evdeki düzen bozulmamalı, işyeri başıboş kalmamalı, bebek emzirilmeli, memelerim süt dolabilmeli, dokuz yaşında olan Elif’e her sabah meyve suyu sıkılmalı, ödevlerine yardım edilmeli, misafir ağırlanabilmeliydi. Becerebildim. Hem de bebek nasıl yıkanır onu bile unutmuş halimle. Ta ki ben bir kuyunun başında durup dibindeki karanlığa baktığımın farkına varana kadar.

Ve işte o günlerde bilgisayar kullanmayı öğrenmiştim. Otuzüç yaşımda, tek başıma, yapa boza… Derken blogları keşfetmiştim. Arama motoruna ‘’Uyumayan Çocuklar’’ yazdığım geceyi hatırlıyorum. Karşıma çıkan paylaşımları görünce ağlamaya başlamıştım, mutluluktan. Yarabbim yalnız değildim, bir tek ben yaşıyor, yalnızca benim bebeğim uyumuyor değildi. Evet benim gibi birçok kadın daha vardı. Her okuduğum duygu durumu aşinaydılar bana.

Üzerinden iki yıl geçti, daha düzene girdi uykular. Kilolarımı verebilmiş, tam zamanlı işe döneli çok olmuştu. Blogger ana sayfasını incelediğim gene bir gece yönlendirgeleri izliyordum, amacım yalnızca denemekti. Son adımda Sürdür tuşuna bastım. Ve artık bir bloğum olmuştu. Aşina yaşanmışlıkları yazacağım, adı Aşina Duygular olan… Şubat 2011

Yazmaya başladım. Hâlâ tek başımaydım. Yazmaya devam ettim. Bir ilan yolladı arkadaşım, ilanı takip ettim. Başka biri yeni kitaplar hediye etti. Birileri anlattılar uzun uzun. Yazdım. Okudum. Bir kişi bloğuma mail üyeliği yaptı. Yalnız değildim artık. Sonra bir bir, iki iki derken yüzler olduk. Yazmaya devam ettim. Mailler yolladılar aşina bulanlarınız, beğendiler anlamaya çalışanlar, tanış olduk bazılarınızla.

Asıl güzel olan ne biliyor musunuz; ben gerçekte kimseye yazmadım. Ben hep kendim için yazdım. Olduğu gibi, olduğum gibi… Edebi olsun, zamanlar kaymasın, karakterler karışmasın falan hesapları yapmadan, akış içinde yazdım. Başedebilmek için yazdım. Geçeceğini, güzel olduğunu, çirkin olduğunu, yorucu olduğunu anlattım önce kendime. Benden çıkıp hafiflesin, çoğalsın, azalsındı amacım. Kendime iyi gelmeye çalışırken çoğaldık biz sizinle.

Oğlan büyüdü, kız biraz daha büyüdü. Gün geldi;

” Hayallerin var mı anne? Ne yapmak istiyorsun,” diye sordu Elif. Uçaktaydık. O sormuş, ben günlerce bulutlarda asılı kalmıştım. Hayallerim var mıydı benim? Bir tane lan, bir tane olsun! Yoktu. Sonra da hayal peşine düşüp yazmaya daha çok yazmaya, okumaya gecelerce okumaya başlamıştım. Okudukça eksik hissettim, eksik kaldım kendime. Hâlâ da aynı duygudayım. Olsun eksildikçe güzelleşiyorum. Eksildikçe büyüyor bağrım. Eksildikçe kalbim genişliyor, soluğum ferahlaşıyor.

2017 senesi bitmek üzereydi; ” İçinde büyüttüğüm çocuğu doğur,” dedi başka biri.

Yapabilir miydim? Peşinden gitmek istediğim hayalim bu muydu? Başka hayallerimin yolunu açacak bu muydu? Biriktirdiğim öykülerimden önce aşina yaşadığım, aşina bulduklarımı mı paylaşmalıydım?

Bir tane cevabım var şimdilik; peşinden gitmem gereken buydu.

Diğer cevaplar zamanlarında geleceklerdir, hiç telaşım yok. Dedim ya kalbim genişledi. Her gün farklı mevsimini yaşadığım yayla gibi içim var artık.

Şimdiden sonra daha çoğalabilir ya da biz bize kalabiliriz.

Ne olacaksa temiz, samimi olsun.

Yaşamaya, yazmaya, paylaşmaya devam yani…

Tüm iyi dilek, tüm iyi niyetlerimle sizlerle yakında piyasada olacak kitabımı(zı) paylaşmaktan mutluluk, heyecan duyuyorum.

Her şeyin, hikayemin başladığı bu platforma hürmeten huzurlarınızdayız.

Selam saygılarımla…

Özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Ocak 2020 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

şükür ki;

 

Bazen söylediğin az, söylemediğin çok olur ya işte tam da bu akşam olduğu gibi.

Ne söylesem az, söylemediklerim yüreğim kadar Elf.

O somurtuk yüzün,

Kalın telli kahverengi saçların,

Avuçiçi kadar suratın,

Kemikli ayak parmakların,

Kırılmış serçe parmağının yamukluğu,

Manâlardan manâ beğenilesi bakışların…

Beni anın içine hapsedebilen soruların,

Kendime sormaktan korktuklarım da dahil…

Yapmaya cesaret edemediklerimi yapıyor oluşundaki cesaretin…

Tüm bunlar işte annecim!

Annen olmak dışında sana olan hayranlığım, saygımı nasıl ifade edebileceğimi düşündüm tüm gün.

Bulamadım.

Yettiremedim.

Çok azdan az oldu da,

Hepsini toparlayıp çok yapamadım.

Gözümün ilk ağrısı,

Canımdan canım,

Anlamım,

Kanımdan,

Toplamım,

Eksik yanımsın.

Şükür ki; doğmuşsun.

Hayatıma konmuşsun.

Kalbindekiler gelsin,

Çoğal,

Sağlık soluğun olsun,

Aşk hep olsun,

Bir de mavi hep olsun annecim.

Diledim;

Melekler korusun.

Yeni yaşın, tüm yaşların mutlu,

Doğum günlerin kutlu olsun.

Amin.

özgür tamşen yücedal

 

2015 şubat

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Şubat 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , ,

stabil

 

 

‘ Topla şu belini bıkınını! ‘

Çocukluğun hadi neyse büyüdüm sonra biraz daha derken koca kadın oldum hâlâ aynı cümle. Bununla büyüdüm. Ama ben daha küçükken pek bu şekilde değil de;

‘ Topla şu belini bıkınını bir daha söylemeyeceğim!..’ şeklinde, hafif yükselen ses tonuyla söylerdi annem. Kalabalık ailelerin şanından mıdır nedir pek bilemiyorum ama sağolalım bizim ailede herkes yüksek sesle konuşur. Biraraya geldiğimizde oluşturduğumuz kalabalık durumdan dolayı kendimizi duyurmak için sesimizi yükseltmek zorunda kalmaktan kaldı bu, diye kabulleniyorum. Hele beş teyzemden adı lazım değil, Nalan olan var ki; ses tonu ve şiddeti ağzından çıkan her sözü komut şeklinde algılamanızı sağlayacak cinsten, maşallah. Eee haliyle annem Vilo’da çekmiş kadın ne yapsın. Çocukken yüklenilen anlamları nasıl değişiyor her şeyin. Kocaman olduğunda nasıl özlüyor insan o yükselen sesleri, fırlatılan terlikleri, olduğu yere zımbalayan bakışları… Şükürler olsun ‘ Geliyorum oraya şimdi!’ nidalarının sonunda hiç gelmedi annem bulunduğumuz yere çünkü gelmesine gerek kalmadan komuta zincirini izlemek üzere yetiştirilmiş, o özelliklerle doğmuş bir nesildik. Şimdi ki nesilde oraya gitmeyi bırak kendini oradan oraya at, dediğimi dedim – düdüğümü çaldım hali var çocuklarda. Hadi modern, anlayışlı, anlayan, açıklayan bir anne olmaya çalış o da ergenlikte elinde patlıyor, anlayışın elinde oturuveriyorsun. Geçenlerde okuduğum bu anlayan-anlatan-dinleyen anne durumunu fazlaca abartmış olan çıldırık anneler için yazılmış olan bir anektodu paylaşayım:

‘’ Ablam oğlunun her yaramazlığına modern anne olarak uzunca konuşuyor. Çocuk o kadar bıktı ki, geçen gün ‘ Anne ne olur beni döv ve daha fazla konuşma!’ dedi. ‘’ Bahsettiğim durumu özetlemek için yeterli bence. Her şeyin bokunu çıkartacağız ya bu ilgilenme olayının da çıkardık. Itiraf ediyorum bir dönem o yola sapacak gibi olacaktım ki Özlem vurdu kafama, düzeldim. Ama şimdi parkta, mağazalar da falan bu türleri görünce dövesim geliyor, ‘ Kendine gel yahu! ’ diyesim geliyor.

Bak ya konu gene sapıyor…

Bu bel bıkın toplama mevzunu diyordum. Annem gene haklı, gene haklı, hep haklı. Şimdilerde sokağa çıkarken giyisilerimin en içine ne giydiysem onu güzelce sokuşturuyorum donumun içine oh sıcacık. Hava girmiyor içine insanın. Ama çocuklar olunca anlayabildim; çocuk topluyor o beli bıkını işte o an asıl ısınan anne oluyor. Annelerinizin içini ısıtmak için kendimizi sıcak tutalım. Hatırlıyorum büyük dedemi mesela, O’da içliğini sokardı çorabının içine, sıcacık mış meğer. Ayak ısıtmayı pek çözebilmiş değilim. Ayaklar en içten üşüyorlar adeta. Ayaklarınızı ovarak, okşayarak ısıtacak biriniz varsa sizler anlamazsınız o bir türlü ısınamayan ayaklarla yaşamanın ne olduğunu. Biz damdan düşenler biliyoruz.

Bu satırları yazarken üşüyen yerim yok, şükür. Oğlum yanımda uzanmış, karşımızda sobada odunlar çıtlıyorlar, üzerine koyduğumuz portakal kabuğu misliyor bizi. Bir de çayı demleyip sobanın üzerine koymaya üşenmeyen annesi olaydı oğlanın tam olacaktı amma velakîn yok.

Mutluluk çok dayanıksız bir şey!

Işte bunların hepsinin sebebi bu galiba. Neresinden yakalasa tutunmaya çalışıyor insan. Tutunduğunun yalan olduğunu bile bile bırakmadığı bile olabiliyor insanın. Kimene, banane, sanane diye diye yaşanabiliniyor? Ne o mutluluk kırıntısı, mutlu hissedilen bir an, mutluluk oyunu, mutluluk umudu. Mutlu olmak zorunda mıyız? Stabil durum en güvenlisi bence. Mutlu da hissetmeyeceksin, mutsuz da. Öylesine yaşayıp gideceksin falan. Ne hayal kırıklığı, ne yalan, ne başkalarına ne de kendine ihanet ve benzeri inişli çıkışlı duygu durumları olmadan yaşanılan bir hayat. Yemişim mutluluğu! Ha geldi ha gelecek diye beklenip bir türlü gelmeyen orgazm gibi, kursağında lokmayla kalmış gibi ortalar da falan bırakmalar, kalmalar olmadan stabil stabil yaşayıp gidilmeli bu dünyadan, temiz.

Özetle:

Bizim aramızda yok ama varsa sizlerin aranızda doğum günü olanlar; hepsinin yeni yaşları kutlu, mutlu, sağlıklı olsun.

Üşüyen, dışarıda çalışmak zorunda olan herkese kolaylık diliyorum.

Akılsız başlara akıl, sabırsız gönüllere sabır, hayali olmayanlara hayal diliyorum.

Sağlık olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Kasım 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

orta nokta

Screen shot 2014-04-14 at 12.03.38

Bu sabah sinir olduğum biçimde, sinir olmuş olarak uyandım. Nedir bu kadınların kadınlarla, kendileri dışında diğer insanlarla uğraşma durumları? Tamam şu satırları yazarken ben de aynısını yapıyorum, biliyorum. Ama yeter gari! Bi çıkın şu kafadan yahu! diyesim var. Kadınlık işte illa takacak bir şeyimiz olacak. Rahat durmak yok! 

Konumuza dönecek olursak; sınıflara ayrılmış durumlarla her renkten, her cinsten kadınız.

Başta bu annelikle tamamen kafayı sıyırmışlar var ki; en mükemmel anne onlar. En sinir olduklarım da onlar. İdealin ideali kendileri. Onlar ve çocukları iber. Onların çocukları hep musmutlu. Zeka düzeyleri tavan. Onların seçtikleri okullar dünya standartlarında. ( bknz: facebook paylaşımları )

Bütün doğruları kendilerinin bildiğini zanneden, her şeyi bilenler var, mesela. Bunlar da feci. Onlar gibi düşünmeyeleri hayatlarında koyacak yer bulamazlar. Koymasınlar koymasınlar da ötekinin ötekisi, hiçbir şey bilmeyen olarak görmek nedir ya? ( bknz: seçim öncesi paylaşımlar )

Asla hata yapmayanlar var. Hatasız onlar. Dedikleri dedik, çaldıkları düdük. Dünya yansa da düdüğü çalmaya hala devam edenler.

Sonra aktivite anneleri var. Nerede bir hareket var onlar orada. Çocukları ellerinde her yerdeler. Alışveriş merkezlerinde yoklama veren anneler.

Yalnızca kendilerini görenler var. Aynaya değil hayata baktıklarında da yalnızca kendilerini görenler… Dünya boşlukta değil onların etrafında dönüyor, onlar için dönüyor zannedenler.

Bir de dünya yalnızca onların çocuklarının etrafında dönüyor zannedenler var tabii. Kendilerinden, akan hayattan vazgeçmiş olanlar. Varsa yoksa çocukları.

Bir de hata yapa yapa doğruyu bulan, empati yapıp anlamaya çalışan, azcık ondan azcık bundan deyip harmanlayan, tat katmak için bergamut ekleyen, düşüp düşüp ayağa kalkan, hem kendine hem dünyaya bakmaya çalışan, çaldığı düdük götüne giren, hunisi elinde olan ufak bir azınlık var.

Orta noktayı bulamadık gitti. Neresi orta nokta?

 özgür tamşen yücedal

 
 

Etiketler: , , , , , ,

ne geceydi ama!

Screen shot 2013-11-19 at 06.43.58

Makine sesi var sanki! Gece yatarken tüm şalterleri indirsek bir şey olur mu?

Kabak yemeğini etli mi pişirsem? Yanına bulgur mu, erişte mi pişirsem?

Alışveriş listesine paket lastiği yazmayı unutma!

Cuma günü dişçiden aldığım randevuyu iptal etsem mi?

Aşureyi hangi gün yapsam?

Oğuz matematik sorularını anladı mı?

Elif’in canı neye sıkıldı acaba?

Erdo’yla son iki gündür yeterince ilgilenemedim mi?

Yüzümü temizlemedim!

Bütün bu sorular, aralarına karışan ve şimdi aklıma gelmeyen diğer sorularla uyunur mu? Hepsini bir kenara bırakıp neden rahatlayamıyorum? Benim sigortalarım mı atık acaba?

Derken derken saat 05.00’te kalktım. Şu an saat 06.00:

Kabak yemeğini etsiz pişirdim. Yanına erişte yaptım. Listeye paket lastiğini ekledim. Kahvaltıyı hazırladım. Ceviz kırdım. Aşureyi haftaya yapmaya karar verdim. Elif canını sıkan her ne ise halleder, hallemezse gelir anlatır beraber hallederiz. Oğuz mu? Anladığı kadar, henüz yedi yaşında bile değil. Bir tek Erdo kaldı. Onunda icabına bloğu yazdıktan sonra bakacağım. Ohhh ben sağ ben selamet!

Bugün hamam gidip güzel bir kese ardından masaj yaptırsam mı? Yoksa evde kalıp okusam mı? Dün Özlem’i aramamıştım, nasıl acaba? Çarşamba tiyatroya giderken ne giysem? Elif Teyzem’in uçağı saat kaçtaydı?

Bu böyle olmayacak! Ben en iyisi mutfağa dönüp beynimi ceviz kıracağının arasına alayım!

Son!

Hasta olan herkese acil şifalar! Hasta bakan herkese sabır! Okula gidenlere zihin açıklığı! Aşk acısı çekenlere akıl! Doğum yapacaklara şimdiden, yapmış olanlara şimdi geçmiş olsun. İktidarda olanlara dileyecek bir şey bulamadım!

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 19 Kasım 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , ,

diyet!

733747_10151455985502398_1041185575_n

Yemek yemek bir bağımlılık mı? Evet! Bağımlılık mış! Diyete başladım. Daha doğrusu Erdo’yla diyete başlayalım dedik ama bizim şarap çanağımıza başlayan diyet oldu. Canımız burnumuzda, sinirimiz tepemizde dolanıp duruyoruz. Dün Hande’nin de söylemiş olduğu gibi evdeki yardımcımızın gittiği şu günler yeni bir başlangıç için kesinlikle yanlış mış.

Zaten başta sabahın körü, kargaların nereye sıçtıklarını bilemediği saatlerde güne başlıyor olmak ayaklarımı yerden kesmiş durumda. ‘’ Akşam erken yat.’’ diyeceksiniz. O saatlerde de deli mikmiş gibi ayılıyorum. Gerçi sonrasında bedenim yatağa uzandığında, bacağımı kımıldatamıyorum bile. Hele ki rahatsız bir pozisyonda yatmaya göreyim…

Şimdi sopayı alıp kendime vurmaya kalkarsam eğer; ulan ne zorun var bütün işlere yetişmeye çalışıyorsun. Değil mi ama bırak etraf biraz tozlansın, ütü geciksin, yataklar hiç kapanmasın, yemek desen her gün taze yemek yemenin ne manası var. Bak yazınca ne kadar mantıklı geliyor. Ama yok benim içimde kesinlikle iki kişi var onu biliyorum. Daha fazla olma ihtimali ise çok yüksek. Böyle mantıklı mantıklı düşünen, düşünebilen tarafımı susturan, susturabilen taraf ne kadar güçlü demek ki.

Sabah Erdo’nun o şefkat dolu;  ‘’ Özgür saat 05.30! ’’ ültimatomuyla dikiliyorum. ( Bu arada dikilen neden benim? Son iki gündür Elif’e yetişemiyorum. Yani 06.30’da dikiliyorum.) Sonrasında Oğuz ve Erdo’nun ardından; diyet yağları bedenimden atmaya uğraşırken ben evi toparlayıp kendimi işe gitmek için evden atmaya uğraşıyorum.

Yazdıklarıma bakın yahu kesin önce beynimde ki yağlar, peşlerinden de hücrelerim gidiyor. Bunları yazdıran neyin kafası olabilir ki? Yalnızca diyet kafası tabi. Merak ediyor uygulamaya korkuyorum: Acaba hiçbir şey yapmasam yalnızca işe gidip gelsen ne olur? Çünkü anne, çocukları ve özellikle koca arasında yapılmış yazılı bir anlaşma, sözleşme ya da anayasada yer alan maddelerce sabitlenmiş kurallar değil bunlar. Yalnızca karınlarını doyursam. Diğer işlerin eksikliğini hissederler mi? Çünkü korkuyorum bir yerlerde bu tempodan dolayı düşer kalırsam bir de üzerine  ‘’ Sana kim yap, paralan dedi ki! ‘’ denirse sanıyorum düştüğüm yerden kalkmadan yatarım öylece.

Yok ben daha fazla dokunmayayım bu tuşlara. İç hatlar karıştı çünkü. Yazdığım her kelimenin ardından içine ettiğimin iç seslerinden bir diğeri cevap veriyor bana. Hadi ben şimdi kıçımı kaldırıp aşağıya ineyim.

Bu arada yiyip yiyip kilo almayanlara gıcık oluyorum. ( KısKaNIyorUM )

not: yazdıklarımı kontrol etmeye mecalim yok. Cümleleri yer değiştirebilirsiniz. İmla hatalarını düzeltmekde size kaldı.

özgür tamşen yücedal

 
 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: