RSS

Etiket arşivi: ayna

bozuyorum

 

Camiyi görebiliyorum. Dakikalardır hiç kımıldamadan arabanın içinde oturmuş bakıyorum kubbesinin yanından yükselen minarelerine. Duvarlarını aşmış ağaçlar sonbahara bulanmışlar. Gelmesi yakındır cenaze aracının. Enerjisini sırtımda hissedebiliyorum. Peşinden sürekleyip getiriyor mücadeleyle geçen yılların yorgunluğunu, bir aydır hastane yoğun bakımındaki çaresizliği, dünden beri yürekleri yakan dönüşü olmayan vedanın acısını. Isyanı avaz avaz koysan içine sığmayacak, dünya dursun yansın istesen seni yakacak, dağlanmayacak bir şey var ensemde.

Ikindi ezanından sonra musalla taşının karşında saf tutan tüm cemaat yani bizler haberi aldığımızdan beri en çok kendimize ağlıyoruz aslında. Onsuz kalışa, dert ettiğimiz saçmalıklara, ölüm karşısındaki aciziyetimize, kadir kıymet bilmeyişlerimize, iki kapı arasında debelenişimize ağlıyoruz. Avazlarımız akıyor gözyaşlarımızla. Günlerdir nedenini bilmediğim ağlayışlarım bugüneymiş adeta. Rüyalarım bugünün haberini vermeye çalışmışlar bana gecelerdir.

Kayıpların hepsi acı ama genç kaybedilenler… Rabbimden sabır diliyorum Handan’ın ailesi için. O ardında kocaman bir mücadelenin hikayesini bırakarak gitti. Onun bir hikayesi vardı evet, dünyadan öylece geçip gidenlerden değildi. Az önce fotoğraflarına baktım; hep gülen gözleri kalacak. Amin.

Cenazeden sonra anne, babamla caminin yanındaki çay bahçesine gidip oturduk. Babacığım çay ısmarladı bize. Nargile kokusu geliyordu arka masadan, hoşuna gitti. Sarı yapraklar yağdı masamıza. Ağaçların arasından göz kırptı, kamaştırdı güneş. Annem yaktı bir sigara. Defalarca söyledi babam; ‘’ Handan üç üniversite bitirmiş kızım,’’ diye. Annem de her defasında onayladı; ‘’Evet Nazif, psikologluk yapıyordu. Ne çok arkadaşı vardı görmedin mi?’’ diye. Gözümde güneşle dinledim onları. Sonra gene babam; ‘’Ne olur hiçbir şey için sıkma kızım canını, üzülme hiçbir şeye. Sağlığına dikkat et. Bak ölüm var işte, ne için değer ki üzülüp dert edinmeye,’’ dedi. Ki; şu hayatta babam kadar kolay dert edinecek şey bulabilen birini daha tanımadım.

‘’Ben de bunu konuşmak istiyordum sizinle, önce siz bilin istedim. Bir haberim var,’’ deyince merakla baktılar yüzüme. ‘’Bozuyorum kendimi, bozacağım ben baba. Olmadı böyle! Bozup tekrar yapacağım kendimi. Hem de öyle böyle değil, baştan ayağa… Susmam gerektiğine inanıp sustuklarımı artık söyleyeceğim mesela. Hatta dün akşam ilk susmayışımı gerçekleştirip darıldığım dağa haber bile verdim. Ve düşünün nasıl bozduysam kendimi; sana inanamıyorum, dedi. Kim olduğu önemli değil yahu şimdi. Bundan sonra önemli olan benim diyorum size. Küsmemeyi öğretmiştiniz ya, onu da bozup, gönlümce küseceğim. Önce kendine tut aynayı dediniz, yok  o da öyle olmuyor. Oldurtamadım ben. Tutmayacağım kendime ayna falan. Kusura bakma babacığım ama aynayı maynayı kim neresine sokuyor, kime tutuyorsa herkesin keyfi bilir ama ben tutmayacağım. Yok senin için çarpan bir yürek hayat kurtarırmış falan falan. Yedim ben yüreğimi! Valla bir söz var ya –Hiç kimse geriye gidip yeni bir başlangıç yapamaz; ama bugün yeni bir son yapıp yeniden başlayabilir – diye işte benimki de o misal,’’ dedim. Dedikten hemen sonra anne bir sigara daha yaktı. Babam garsonu çağırıp çayları tazelemesini istedi.

Sessizliği bozdum. ‘’ Nasılsa herkes inanmak istediğine inanıyor, dilediğini dilediğince görüyor. Düşününce nasıl anlamsız çok şey. Baksanıza sonbahar bile sonbahar gibi değil, ben de bildiğim gibi olmayacağım. Neyse haberiniz olsun işte. Sakın siz şaşırmayın. Birinden laf söz gelirse –Haberimiz vardı, demişti Özgür bize,- dersiniz.’’

Annem başını omuzuma yasladı, ‘’Valla ben yıllardır öyle yapıyorum kızım, ne istiyorsam onu yapıyorum. Boşver bak yaşamana,’’ dedi. Babamın gözleri doldu. ‘’Tamam kızım, iyi olun yeter. Nasıl istiyorsan,’’ dedi. Yan masada bebek ağlamaya başladı, annesi elindeki biberonu çalkalamaya. Sokaktan çöp arabası geçti. Güneş aynı yerinde değildi. Uzağımızda bir bankta oturan genç çift öpüştüler, ben tebessüm ettim. Annem sigarasını söndürdü. Bende bozuk var ısrarıma rağmen çayların parasını babam ödedi, kalktık. Öpüşüp koklaşıp ayrıldık. Artık Ataköy 5. Kısım Cami ve yanındaki park & çay bahçesi de hikayemin parçası oldular. 

Ha tüm bunları söyledim ama allahtan bozuşumla ilgili bir planım olup olmadığını sormadılar bana. Çünkü; yok! Henüz yok ama olacak. Adım adım.

Planım yok derken uzun vadeli olanları kastettim. Akşam için vardı; Oğuz’a söz verdiğim üzere yılbaşı ağacını süslemek. Eve gelir gelmez kırmızı pazen pijamamı giydim. Kırmızı hediye paketli küpelerimi taktım. Depodan süsleri ve ağacı taşıdım. Çok anlamlı onun için bu ağaç süsleme işi. Zaten evde sürekli organize işler ve beni organize ediyor. Neyse kavga dövüş, itiş kakış süsledik yeni yılı karşılayacağımız ağacımızı. Sonra ışıklarını yakıp sarılarak izledik. Mutlu olmak için sebep mi arıyoruz! Bu yıl da nasip oldu, şükür. Yarın da köpeğin tıraş ve yıkama planımız var. Organize…

Işte diyorum resmi olmasa da, yıllık üyelik ücretini ödediğim bana ait bu yerden ilan etmiş oluyorum:

Bundan sonra iyi ya da kötü niyetli falan değilim asla. Bundan sonra niyetsizim ben. Baktım bir niyetin yoluna girmek üzereyim hemen şerit değiştirip niyetsizliği seçeceğim. Bozuyorum kendimi!

Son sözümü ise bilmiş de söylemiş gibi Murat Menteş:

‘’ Bir insan delirdiğinde diğerleri onun acısını değil deliliğini görürler.’’

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 13 Kasım 2019 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

bizimkisi bir taşınma hikayesi

 

Arabaya binip yola çıktığımda karlı bir sabahın erkeniydi. Yollar ıssız, karlı. Radyodan yükselen şarkılar aşklı, ayrılık acılı, unutmak isteyip unutamamaklı. Kardeşimin evine vardığımda evi kahve kokulu, yüzüyse güler ama kaygılıydı. Işte bir taşınma hikayemiz daha böyle başladı. Hiç bitmeyecek miş gibi… 

Kahvelerimizi içip, nakliyecileri karşıladıktan sonra, Özlem su ve elektrik idaresindeki işleri halletmek için yola çıktıktan sonraydı. Taşınacak tüm eşyaların boşaltılmış olduğu mutfakta kalan tek beyaz sandalyenin üzerine oturdum. Soğuk…

Düşünmeye başladım. Hüzünlü…

Biraz daha sessiz susarsam duvarlar konuşacaklar mış gibiydi. Özlem’in yaşadığı her şeyin şahidiydi o duvarlar. Ve tüm yaşanmışlıklarla beraber ardında kalıyorlardı. Geçmişinde…

En son evimizden taşınırken de aynı şeyleri düşünmüş hissetmiştim. Her bitiş, başlangıç, dokunuş, üzüntü, sevinç, isyanlarımın izlerini orada bırakıyor muşum gibiydi. Evlerin ruhları var mış gibi… Yok mudur? Eğer varsa ne kadar yorgunlardır. Kimbilir…

Taşınıp taşınıp durmuyoruz. Nakliye kamyonları eşyaları taşıyorlar, uçaklar, tren, arabalar bedenlerimizi. Biteviye taşınma halindeyiz.

Ki; dört kez ev taşımak bir yangın derler.

Dilediğince uzağa git, her şeyin seninle beraber gelir de derler. Ayrıca ayrılmayı hiç istemediğin, ayrılsan bile kalbinin kaldığı yer ait olduğun yer de derler.

Onlarca koli taşıdı adamlar. Özlem’in içlerini doldurup koli bandıyla bantladığı onlarca koli. İçlerinde kitaplar, fotoğraflar, tabak- bardakların olduğu kolileri taşıdılar. Dolapları söktüler yerlerinden, yataklar kalktılar, ayakkabılar bu defa içlerinde ayaklar olmadan yola çıktılar. Özlem eve döndü.

O, ben ve sesizlik öylece durduk sokak kapısının önünde. Veda…

Yeni eve giden yolda gene şarkılar. Aşk…

Yeni bir sokak kapısının önündeyiz. Başlangıç…

Tazelik…

Umutlar…

Çantasından aynayı çıkarttı Özlem. Önce ayna girdi daireye. Bizi gözyaşlarıyla uğurlayan yaşlı komşusu tutuşturmuştu eline Özlem’in ve öğütlemişti önce ayna yansısın diye. Yansıma…

Tek tek yukarıya taşındı yarım saat önce başka bir apartman dairesinden aşağıya taşınmış olan eşyalar. Ve biz tek tek açmaya başladık kolileri. Tanışma…

‘Merhaba’ dedik. ‘’Bizden sana zarar gelmez, gelmeyecek.’’ dedik. Güven…

Sonra Özlem’in kızı Duygu geldi yeni eve. Gençlik… Neşe…

Eve sığmayan her eşyayı nakliyecilere verdi Özlem. Kararında…

‘’Benimle mi kalacaklar hayatımın sonuna kadar.’’ dedi. Az…

Az bazen kararında…

Çok büyük kısmı yerleşti eşyaların. Nakliyeciler gittiler. Biz kaldık. yerleştiremediğimiz, arta kalan son yığının tam ortasına yemek soframızı kurduk. Şarabı açtık. Kırmızı…

İlk kez yemek yiyor muş gibi yedik. Gülerek…

Acıyan ellerimiz, ağrıyan bellerimizle ama huzurlu yattık bulduğumuz yerlere. Yalnızca Duygu’nun yatağını hazırlamıştık. Melek…

Başım yastığa değdi. Gözlerimi yumdum. Üç ya da daha fazla taşınmanın yarattığı yangınları düşündüm. Peki ya; peşinden taşınan, uçup uçup, yollar aşa aşa konamayan insanları yangınları. Nereye gidersek gidelim yanımızdan hiç ayrılmayan yaşanmışlıklarımız peki. Bir kolinin içine koyup ağzını koli bandıyla sıkıca bağladıktan sonra belli olmayan bir adrese postalayıp kurtulamak istediklerimiz peki.

Var mı bu türlerin nakliyesi? Uzakta olan, uzaklaşanla araya zamanla kar yağar derler ya ne zaman yağmaya başlar o kar?

Şimdi kendi evimdeyim. Kardeşimin yeni evine yerleşmiş olmasının huzuru, iyi dileklerim, melekler, ellerimdeki sızı ve sırtımdaki ağrıyla. Huzur…

Dönüş yolunda ‘’Kadın başına!’’ cümlesiydi takılan aklıma. Aslına bakarsanız bir önceki sabah yola çıktığımda da aynı cümle vardı aklımda. Ne çok şey başarabiliyor şu kadınlar, kadın başlarına. Zaten ne zaman çıkmaza girsem, başaramayacak, bitiremeyecekmişim gibi hissetsem Özlem geliyor aklıma. O yapabiliyor, ben de başarabilirim diyorum. Başarabiliyorum. Bir SüperKadın benim kardeşim. Ben düşüyorum o el atıyor, o düşüyor ben uzanıyorum. Şükür…

Az önce aradı. Nereye koyacağını bilemediği mikrodalgaya yer bulmuş, salonda fazla yer kapladığına kesin karar vermiş olduğu orta sehpasının yarısını evden çıkarmış. Yorgun…

Hepsinin yanında, her şeyden öte Erdo var tabii. Ben organize olmaya çalışır, sığışmaya çalışırken ne çok işle ilgilenmiş her taşınmamızda, anlayamamış bilememişim. Ki; bu taşınmada bile bedenen olmasa bile yanımızdaydı. Sağolsun…

Aklımız gücümüzün yetemediği son rötuşlarsa Vilo ve babama kaldılar. Ev yemek kokmak, avizeler aydınlanmak için onları bekliyorlar. Amin…

Bir taşınma hikayesiydi bizimkisi. Her nerede varsa rast, kolay gelsin.

Her şey bitiyor, sona varıyor.

Sıkıntı yapmamak lazım, yapmayın.

Tek sağlık olsun.

Birlik, güven olsun.

Melekler korusun.

Hayırlı, uğurlu olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 03 Mart 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: