RSS

Etiket arşivi: benim

içimdeki deniz

0369702

” Saygıdeğer yargıçlar, hakimler ve dini yetkililer, onurlu yaşamanın anlamı nedir? Vicdanınızın bunu nasıl yanıtlayacağına aldırmadan benimkinin onursuz bir hayat olduğuna karar verdim. En azından onurlu bir şekilde ölmek istedim. Bugün tüm kurumların gösterdiği duyarsızlıktan bezmiş bir halde bunu gizlilik içinde yapmak zorundayım, tıpkı bir suçlu gibi. Bilmelisiniz ki ölümümü sağlayan işlemler büyük titizlikle hesaplanıp, tek başına suç oluşturmayan adımlara bölünmüştür. Her biri farklı dostlarımca gerçekleştirildi. Suç ortaklarımı cezalandırma gereğine karar verirseniz, ellerini kesmenizi tavsiye ederim. Çünkü tüm katkıları o. Bilinç ya da şöyle ifade edeyim, vicdan benim. Ben, hayatı, özgürlüğü seven çoğu insan gibi, yaşamanın bir hak olduğuna, ama bir mecburiyet olmadığına inanıyorum. Buna rağmen bu duruma 28 yıl, dört ay ve birkaç gün tahammül etmek zorunda kaldım. Bunu daha fazla yapmayı reddediyorum. Gördüğünüz gibi yanımda içinde siyanür potasyum bulunan bir bardak su var. Onu içtiğimde, kendi irademle sahip olduğum en özel, en meşru mülkiyete; yani bedenime son vermiş olacağım. Sadece zaman ve insanların vicdani gelişmesi bir gün, isteğimin mantıklı olup olmadığına karar verecek. Bu kadar… ” ( Ramon Sanpedro )

 

   Ötenazi! İçimdeki Deniz’in bir ötenazi hikayesi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat karamsarlık ve ölüme sürüklenen çaresiz birinin portresi değil, hayatı sevip yaşayamayan birinin tercihi ve sürdürmek zorunda kaldığı hayatla ilgili “yaşamanın bir hak, ama mecburiyet olmadığına inanıyorum” diyecek kadar özgür ve hayata değer veren bir adamın hikayesi. Ölmenin sadece fiziksel yaşamdan kopmak değil içsel de olabileceğini, yaşamın sonlandırılmasına yönelik söylemlerinin yanında tüm güçlüklere rağmen hayata sarılmış insanların hikayesi . Alejandro Amenabar’ın yönettiği ve senaryosunu Mateo Gil ile birlikte Ramon Sampedro’nun gerçek hikayesinden yola çıkarak yazdığı film.

   İçimdeki Deniz’de gösterdiği performans ile Javier Bardem destan yazıyor. Javier Bardem’in yanında diğer oyuncuları da görmelisiniz; yatağa mahkum olduğu yıllar boyunca tüm bakımını üstlenen yengesi, abisi, babası, yeğeni, hepsi muhteşemler. Hiç abartı yok, rol yapıyor gibi bile değiller.

 İçimdeki Deniz, katıldığı tüm festivallerde en iyi görüntü, en iyi yönetmen ve en çok da en iyi erkek oyuncu ödüllerini toplamış.

 Tabii tüm bunları anlattıktan sonra, benim filmi saat 01.00 civarında izlemiş olduğumu da düşünürseniz tahmin edin yatağa girdiğimde ne haldeydim. Ellerimi, bacaklarımı mı öpeyim, kuş olup uçayım, turkuaz renkli hayaller mi kurayım şaşırmış haller içerisindeydim. 

Daha fazla anlatmak istemiyor, ” Bir yerlere not edilip, vakit bulunduğunda izlenesi bir film.” diyerek çekiliyorum.

 İşte filmin müziği:

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 26 Mart 2013 in İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , ,

PORTAKAL KOKUSU

Şu yediklerinin fotoğraflarını paylaşanlardan rica ediyorum: ‘’ Yapmayın. Lütfen en azından birkaç hafta, paylaşmayın.Söz veriyorum ben yapmayacağım. ’’ Vermesi gereken altı üstü birkaç kiloyu neredeyse vücudundan kerpetenle sökmek zorunda kalan benim gibileri düşünün biraz. Abicim bana da bir haller oldu. Hamileliklerimde aşerme falan nedir bilmedim. Fakat bu dönem oldukça sancılı geçiyor. Yakındır ‘’Möööö’’ lemeye başlamam. Geçen akşam tam yatacağım ‘’ Dur bakayım blog âlemi neler yazmış bir bakayım. ‘’ dedim. Başlıklardan anlaşılıyor ki; bloğu olan olmayan, herkes ama herkes diyette.  Gecenin bu saati olmuş, devir kendini yatsana. Yok ama dürttü. İlk açtığım blog yetti zaten. Sevgili NEHİR İDA;

‘Meyvelerin kokuları ne kadar başına buyruk’ /’Portakal kokusu herkese başka şeyler hatırlatır. Yanan bir soba üzerinde kavrulan portakal kabuğu kokusunu hatırladı kadın; gülümsedi. Yanan bir soba üzerinde kavrulan portakal kabuğu kokusunu hatırladı Şahbaz; ürperdi’

Diye bir alıntı yayınlamasın mı! Okudum. Sonra baştan ayağa turuncu oldum. Burnumda portakal kokusu, damağımda tadı, uyumuşum. Ama rüyalar yetişip geldiler. Beni alıp bir portakal ağacının gölgesine götürdüler. Efil efil rüzgar… Çiçeğe durmuş dallar… Yeşilden turuncuya dönen renkler… Daha fazla ayrıntı vermeyeyim. Sabah dudaklarıma yapışmış aptal bir tebessümle misler gibi uyandım. Saçlarımda portakal çiçekleri salına salına işe gittim.

Sonra ne oldu dersiniz; Erdo’nun erkek kardeşinin eşi sipariş verdiği tostun fotoğrafını koymasın mı facebook a! Al işte bana, kaçar mısın? Böyle üzerine üzerine gelirler. Tüm gün elimde fotoğrafta ki tostun etrafını sarmış üstelik tostun yağını emmiş kâğıt parçası… Sımsıkı tutmuşum, kokluyorum. Dikkat! Hayali bile olsa sarmış olduğu tostu yemiyorum. Yalnızca kokluyorum. Sizce bu hallerim gerçekten korkutucu mu? Bence evet. Çünkü henüz en korkuncunu anlatmadım.

Geçenlerde bir yere gittim. Hoş beş, hal hatır derken burnuma hoş bir koku gelmeye başladı. Kakao! Kakao esanslı mum yakmışlar. Yetmemiş her odaya koymuş ve kahrolası mumların hepsini yakmışlar. Yemin ederim ki mumları yiyesim geldi. Iğğğğ! Korkuncum!

 Yıllar önce bir arkadaşım vardı adı Berfin. Evlerinde yemekler hep yağsız pişerdi. Bir gün o demişti: ‘’ Elime margarini alıp, ısıra ısıra yemek geliyor bazen içimden. ‘’ diye. O zaman tam anlayamamışım ne demek istediğini, ne hissettiğini. Şimdi çok iyi anlıyorum onu. Ve sevgiyle anıyorum.

Ben bu haller içinde, hava bu kadar güzel, etrafı karpuz rengi boyamış, asma yaprakları yeşermiş, erikler kütürder olmuşken hepiniz sağlıklı kalın. Hoşçakalın.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Mayıs 2012 in GÜNLÜK, OKUDUM, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

çok gördüler

 

   Kapayın çenenizi. Tıkayın kulaklarınızı. Gözleri boşverin nasıl olsa görseniz bile konuşamazsınız. Siz en iyisi beyni toptan çıkarıp atın. Önünüze konan her ne ise – gık- demeden kabul edin. Eğer sözümüzü dinlemezseniz başınıza geleceklerden biz sorumlu değiliz. İşte bu kadar arkadaşlar, yapmamız gereken bu kadar basit. Susmak.

  Eminim çoğunuz duymuşsunuzdur RTÜK tarafından Okan Bayülgen’e verilen cezayı. İki hafta ekrana çıkmamakla cezalandırıldı Okan Bayülgen. Bugüne kadar verilmiş en ağır ceza. Neden? Yayın sırasında kullandığı bir kelime yüzünden. Kelime ne? FUCK!

   Hafta içi yayınlanan ‘’ Muhabbet Kralı ‘’ adlı programı hiç izlediniz mi, bilmiyorum. Benim izlediğim, izleyebildiğim topu topu birkaç program var bu da onlardan biri. Demagoji, ajitasyon yapılmadan, bilirkişilerin kayda değer şeyler konuştuğu, anlaşılabilir, belli bir standardı tutturmuş neredeyse tek program. Bunların yanında Okanın zeki, kimsenin önünde ceketini iliklemez, nabza göre şerbet vermez, bildiğini okur, sözünü sakınmaz tavrı ise bence saygı duyulacak cinsten. Bugüne kadar konuklarına ve arayanlarına Okan kadar değerlerince davrananını görmedim. Herkese hak ettiği gibi! Hak ettiği kadar!

  Tabi RTÜK’ün vermiş olduğu bu cezanın altında yatan asıl sebep FUCK değil. Olamaz. Şayet bu olsaydı:

  Beyni bilmem nerelerine kaçmış insanların karı – koca aradıkları evlendirme programlarına,

   Tüm çapraşık ilişkilerin konu edildiği dizilere,

   Kadınların ya da erkeklerin yerin dibine sokuldukları tüm yayınlayanlara,

   Neredeyse insan haklarını ihlal eden haber programlarına,

   Her türlü tacizin yapıldığı reklamlara,

   Şiddeti, küfürü, sapkınlığı çocukların önüne seren çizgi filmlere,

   Döne döne aynı şeylerin konuşulduğu programlara yasaklama getirirdi. Ama bizde her şey olduğu gibi bu da tersine işledi. Sebebi ise aba altından sopa göstermek. Korkutmak. Susturmak. Kocaman bir korku toplumu yaratmak. Sustukça sıra bize de gelecek, az kaldı derken sosyal medya patladı. RTÜK’ü kınama, Okan’a destek mesajları, kampanyaları hız kesmedi. Bizim gibi düşünmeyenleri dinleyebilmeyi ne zaman başarabileceğiz? Dinlemek istemiyorsak en azından yalnızca kulaklarımız tıkamayı. Kanal değiştirmeyi. Farklı çıkan sesleri susturmaktan ne zaman vazgeçeceğiz? Gerçi mahallelerde, iş yerlerinde, okullarda, evlerde bile birbirimize bu şekilde davranıyor olduktan sonra! Şimdi düşündüm de belki zaman içinde bu hale geldik – getirildik? Birbirimize eskiden de bu kadar yabancı mıydık? Bu kadar korkuyor muyduk her şey – herkesten?

   Bilemiyorum arkadaşlar nereye varacak bu işin sonu. Ece Temelkuran’ın, Bayülgen’in programında söylediği, söyler söylemez stüdyoda duyulan sinyal sesiyle reklama girildiği  ‘’ Faşizm o kadar sinsi sinsi ilerler ki gelene kadar farkına varmazsınız. – Yok ya o kadar olmaz. O kadarı yapılamaz.- der durursunuz. Sonra bir sabah uyanırsınız ki…’’ söylemi aklıma çok sık geliyor.

    Ne diyeyim işte uzun yıllar sonra bir muhabbetimiz olmuştu onu da çok görüp …

                                        ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Mart 2012 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: