RSS

Etiket arşivi: bile

hoşgeldin

  

Odanın açık penceresinden hafif ürperten, sonbahar habercisi serinlik girdi. Bedenimin her noktasında hissettiğim yorgunluğu örtmeye çalışan, yazdan kalma, krem rengi pijamam üzerimde. Dişlerimi fırçalarken ‘’Az kaldı.‘’ diyorum kendime. ‘’Az kaldı birazdan yatacaksın.‘’ Yumuşatıcı kokusu, yumuşaklığını kaybetmemiş,  İkea’dan almış olduğum nil yeşili nevresimle kaplanmış yatağa doğru yürüdüm. Turkuvaz sulara salarcasına bıraktım kendimi ekstra ergonomik yatağa. Uzun süren ayrılığımızdan sonra sımsıkı sarıldım antialerjik, yumuşacık yorgana. ‘’Merhaba!‘’ dedim ona. ‘’Merhaba yorgan, sar sarmala beni.‘’ Bacaklarımda hissettiğim sızı bile alamadı yorganla buluşmamızın dudaklarımda yarattığı tebessümü.

Hoşgelesin, hoş sohbet gelesin, sağlık sıhhatli gelesin, umutlu gelesin sonbahar.

   Yapraklar sararıp dökülecekler gene. Kuşlar göçüp gittiler bile. Balıkçılar buluştular mavisi derinleşmiş sularla. Misinalar buluştu sardalya, palamutla. Kadehlerde rakı ‘’Şerefinize!‘’ dedi bile çoktan balıkçılara, balıklara. Hırkalar atıldı omuzlara. Çoraplar kıpır kıpır çekmecelerde. Kışlıklar sabırsız hurçlarda. Yaz aşkları kan revan. Güneş alıştırmakta geç kalacağı randevulara. Dillerdeki şarkıların makamı değişmekte.

Saatler, günler, aylar, mevsimlerle geçiyor ömürler.

   Bebekler doğuyor. İnsanlar ölüyor. Dostlar küsüyor. Dost olanlar barışıyorlar. İnsanlar yalan söylüyorlar. En çok kendilerini kandırıyor kimileri. Pişmanlıklar yakıyor yürekleri. ‘’İyi ki varsın‘’ la kucaklaşıyor kimileri. ‘’Asla dönme‘’ diyor birçoğu. Gitmek isteyip gidemiyor bazıları. Trenler kalkıyor peronlardan. Uçaklar iniyor havalimanlarına. Vapurlar yolcularını alıyor limanlardan. Yalnızım diyor yalnızlar. Şükrediyor kimileri.

Dünya dönüyor.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
3 Yorum

Yazan: 24 Eylül 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , ,

yetti gari!

941908_10151619066877398_1482741821_n

Son yıllarda, özellikle bu yıl ülkemize gelen – giden nice yabancı – ünlü – şarkıcı – Dj’ler oldu, olmaya devam ediyor.  Kimilerinin ruhu bile duymuyorken kimileri ilgilendikleri için takip ediyor ve ergenlerle yaşayan bizim gibi kimileri ise bu geliş gidişleri hem ruhunda hem de cüzdanında kalan son kuruşa bakarken iliklerine kadar hissediyor. ‘’ Gelmez olasıcalar! ‘’ diye haykıracak kadar diyim ben size. Nedir ağabeycim bu? En azından yıllara bölüp bir sıraya koyalardı. Bunların ülkeye gelişlerini organize edenler hiç düşünmüyorlar mı: ‘’ Genç olanlar ( hep genç kalanlar ) ayağımıza kadar gelmiş hepsini izlemek istiyorum. ‘’ demezler mi? Derler. Peki, bunların aileleri ( sponsorları ) bu bilet paralarına nasıl yetiverecekler? Yettiremeyenler çocukları nasıl avutacaklar? Sabahın bir köründe sıralara girip nasıl bekleyecekler? Hadi beklenildi, izlenildi. Sonrasında, saattin bir yarısında o gençler evlere nasıl dönecekler? Analar babalar oturup onları beklerken ne halt edecekler? Vallahi perişan haldeyiz. Yeter!

Derken,  bu akşam da Rihanna sahnede. Sonraki günlerde ise adı T ile başlayan ( Tiesto ) dünyaca ünlü Dj var ya o geliyor muş. Ondan sonra gelecek olanları ne duymak, ne de bilmek istiyorum. Yettiler gari!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 30 Mayıs 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

derince

 

Her şeyin geçeceğini bilse de insan, yaşarken bu kadar zorlanıyor olması ürkütücü, üzücü. Aşklar, sevmeler, akan sonra dinen gözyaşları, kahkahalar, dönemler, bunalımlar, ayrılık kavuşmalar, açlık, tokluk, susuzluk… Hepsi geçip gidiyor. Kimini hatırlamıyoruz bile. Kiminin ise izi kalıyor derince.

özgür tamşen yücedal

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Mart 2013 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , ,

profesyonel

” Hiç tanımadığınız biri tüm geçmişinizi değiştirebilir mi? ’’. ‘ Profesyonel ’ adlı oyunun cevabını verdiği soru.

Geçen yıl biletlerinin izini sürdüğümüz nihayetinde bu yıl gidebildiğimiz oyun. Sonunda arkadaşım Nünü’yü tamamen dağıtan bizleri silkelemiş olan oyun. Yönetmeni Işıl Kasapoğlu başta olmak üzere oyuncularını ayakta alkışladığımız oyun. Ünlü Sırp yazar Duşan Kovaçevic’in kaleme almış olduğu oyun. İyi ki varlar, iyi ki sanat yapıyorlar diye düşündüğüm insanlara yenileri eklendi. Bu şekilde zenginleşiyor olmaktan ( ki, kimileri buna -değişmek- diyorlar ) sonuçları ne olursa olsun oldukça memnunum. Merak edenler için oyunun konusu kısaca şöyle:

Teodor, bir yayınevinde editör. Lukan Labon adlı bir adam ısrarla yazdığı oyunu gönderiyor, basılmasını istiyor. Ve bir gün kapısına dayanıyor, elinde kocaman bir bavulla. Aslında Lukan Labon gizli polis, yıllarca Teodor’un hafiyeliğini yapmış. Hayatı hakkında her şeyi biliyor. Bavulun içinde Teodor’un hayatında önemli hatıraları olan ufak tefek eşyalar var. Bu garip buluşma, ortaya saçılan eşyalarla Teodor’un hayatı yeniden yazılıyor. Bilinmeyen gerçekler, farklı bakış açısı! Ve sonunda Teodor’un karşısına çıkan bambaşka bir hayat hikâyesi.

İnsan izlerken ister istemez kendi hikâyesini de gözden geçiriyor. Hakan Günday’ın beni çok etkileyen ” bakış açısı tanımı ” bir kez daha karşıma çıktı. Sağ gözün gördüğü bile sol gözün gördüğünden farklıyken, bir insanın gördüğüyle başka birinin gördüğü nasıl aynı olabilir ki? Değil mi?

özgür tamşen yücedal  

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Ocak 2013 in İZLEDİM

 

Etiketler: , , , ,

utanıyorum!

Utanıyorum! Hem de çok utanıyorum. Ofisteki masamda kafamı aldım ellerimin arasına, düşünüyorum. Yarın öbür gün, bu sabah Urfa’da ki gibi çatışmalara şahit olmuş bir çocuk mektup yazsa bana, anlatsa yaşadıklarını, ne kadar korktuğunu… Ne cevap vereceğim? Nasıl avutacağım?

Sonra dese ki bana;

– Birkaç gün önce yazmıştın ya çocuklarının okulları hakkında. Hani demiştin ya ‘’Okul seçmek zor,  okutmak çok pahalı. ‘’ diye. Peki, hiç düşünmedin mi biz, savaşın ortasında yaşayan çocuklar ne yapıyoruz. Nasıl kalem tutuyoruz? Sabahları tost yemeyi bırak akşamları neyin içine, nasıl uyuyoruz? Çok korkuyorum.

Ne cevap yazarım lan! Hiç. ’’ Biz burada, savaşın uzağında, cumhuriyeti aydınlığından ümmet karanlığına geçişimizi, adım attığımız her karış toprağın kana bulandığını bile bile, göre göre mücadele etmemiz, sokaklara dökülmemiz, meclisin kapısında yatmamız, daha olmadı toplanıp yanınıza gelmemiz gereken yerde böyle dünyevi bile olamayacak, maddi, abuk sabuk şeyleri dert edinip yaşıyoruz. ’’ mu diyeceğim. Utanıyorum! Hem de çok utanıyorum.

Açık fikirli olmak mış, aydın olmak mış, eşitlikçi olmak mış, kadere – kedere teslim olmamak mış, umudu yüksek tutmak mış, akıl değil yalnızca yürekle bakmak mış… hepsi anlamlarını yitirdiler. Tek gerçek var: Ülkemizde savaş var. Ülkemiz kan ağlıyor. Gençler, adamlar, kadınlar, çocuklar ölüyorlar. Peki, bu yaşananların sorumluları kim, neredeler, bedel  – sonuç olarak ödenen bunca yaşanmışlığın vebali rahatsız etmiyor mu? Yıllar sonra tarih kitaplarında torunlarımız okurken bu yaşadıklarımızı ne diyeceğiz? O zaman ki yöneticiler de bugünküler gibi geçmişi inkâr mı edecekler? Utanıyorum!

Devlet, hükümet mi? Cevabımı biliyordum, dün de okudum. İşte burada: http://kadinbedensahnedunya.wordpress.com/2012/09/07/toplumun-icinden-cikan-ama-onun-uzerine-yerlesen-ve-ona-giderek-daha-da-yabanci-hale-gelen-bu-iktidar-devlettir/

Okuduğunuzda göreceksiniz zaten de ben özet geçeyim:

…  Ama hasım tarafların, karşıt iktisadi çıkarlara sahip sınıfların birbirlerini ve toplumu yiyip bitirmemeleri için, görünürde toplumun üzerinde olan bir iktidarın çatışmayı yumuşatması ve düzeni sağlaması ihtiyacı doğar: “toplumun içinden çıkan, ama onun üzerine yerleşen ve ona giderek daha da yabancı hale gelen bu iktidar, devlettir”

Bu kadar utanç bana yeterde artar bile.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Eylül 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , ,

yeni ilişkiler

İnsanı yoran bitmeyen tekrarlardır

Oysa yaşamak hiç durmadan ileriye gitmektir.

İleriye yürümek, sana yeni ilişkiler getirir.

Yeni ilişkilerse yeni düşünceler için yeni bir şans verir.

Yeni düşünceler sana daha önce yaşadıklarını bile farklı hissettirir.

HAŞİM ARIKAN ( inandığım masallar )

 
2 Yorum

Yazan: 27 Haziran 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , ,

APTAL

  Para biriktirmek yerine insan biriktirmeyi tercih etmiş olan, ağzına değil aklına geleni söyleyen, 52 yıldır tiyatro yapan, oyuncu yetiştiren, eğitimler veren, cebinde hikâyeler biriktiren bir ustayı, Müjdat Gezen’i sahnede bir kez daha izlemiş olmanın hazzıyla uykuya geçiyorum bu gece.

  Bu güne kadar kendisine açılan davalardan yola çıkarak yazdığı oyunun adı; ‘’Aptal’’. Ve vurucu cümlesi de; ‘’ Haklı olmak istiyorsan aptal olacaksın. Çünkü güzellik, şöhret, servet geçicidir. Oysa aptallık kalıcıdır.’’ Oyundaki aptalın kendisi olduğunu söyleyerek başladı anlatmaya. O anlattı bizler dinledik. O anlattı biz güldük belki de ağlanacak halimize. O anlattı eller birleşti. Sonra dedi ki ‘’Şimdi gülme vaktidir. Osurulup osurulup ipe dizenlerin foyaları meydana çıkmaya başlamıştır. Şimdi gülme vaktidir.’’

  Sahnede ki vedasından az önce ise;

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
avunmak istemeyiz, böyle bir teselli ile
geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
geçince başlayacak, bitmeyen sükûnlu gece
guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
ya aşk içinde harab ol ye şevk içinde gönül
ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül
ah dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç. (Yahya Kemal BEYATLI) dedi.

  Ilımlı olan bir yığın şeyin ılımlı ılımlı hayatımızı sardığı bu yıllarda, Silivri nüfusu gittikçe artmaya başlamışken,  Müjdat Gezen’in yürek isteyecek bir cesaretle sahneye koyduğu oyununu yolunuz düşerde izlerseniz ve benim gibi bu ülkede zaman zaman çok yalnız hissediyor olanlardan iseniz size de iyi gelebilir.

  Ayyy oyunun reklamı gibi oldu.  Neyse ister gidin, ister gitmeyi, ister banane – sanane deyin, sayfa benim değil mi? Evet, benim. O halde diyorum ki; izledik, beğendik. O kadar!

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Mart 2012 in GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: