RSS

Etiket arşivi: hatalar

sus duyacaklar

 

 

Diş fırçalamama özgürlüğünün gücü adına merhaba!
Üç gün oldu. Neyin inadına, neyin gücüne başkaldırıdır bilmiyorum. Kimin neyine başkaldırıyorsam kaldırıyorum ama fırçalamadım. Gerçi yalnız kendime, kendi başıma yemek pişirmeye üşendiğimden dört gündür yürüyüş, resim, kitap, derleme toplama, temizlik, yoğurt, ekşi maya ekmek, domates ve yeşil zeytinle besleniyorum. Ha bir de dün saksıların diplerinde bitmiş semizleri toplayıp kattım yoğurda. Zayıfladım mı? Gülesim geldi bunu yazarken bile; benim vücut kilolarına sıkıca, derinden bağlı. Buna da şükür. Bağlılık konusunda üstüme yok. Uzağımda olsa, ırağımda kalsa bile sevdiğime, hatıralarıma, eski şarkılara, sözcüklere, hatalarıma, hayallerime, tatlıya, sohbete, verdiğim sözlere sonuna kadar bağlıyım. Bünye böyle, kopamıyor bağlandığı yerden.
Suskunum demiştim ya geçen gün; kuşlar inadıma inadıma hep bir ağızdan şakıyıp duruyorlar günlerdir. Aslında hep ötüyorlardı da duymaya mecalim yok muş. Şimdi var, şükür. Doyasıya dinliyorum onları, güzel şeyler söylediklerini farzederek dinliyorum.
Bir de şu incir ağaçları, zakkumlar alıyorlar beni benden. Her soluğu kokularına buluyorlar. Sokakta gördüğüm insanlar farketmiyorlardır diye korkuyorum. Kollarından tutup sarsmak geliyor içimden içimden.  ” Kokuyu duyuyor musun? ” diye sarsmak…
Çokça düşünüyorum; herkesi, her şeyi. O kadar çoğunuz aklımdan geçiyorsunuz ki bilseniz şaşıp kalırsınız. Uçağa oğlunu bindiren yengem oluyorum mesela, Asu oluyorum deniz ırak uzağımdaykenki suskunluğu, Selma’nın özlem giderişi, Özlem’in yan yana olmak isteyişi, Erdo’nun yüreği zaten yüreğimde, Ouz’un heyecanları, Elf’in olduğu yere sığamayışları, babamın bahçesindeki huzuru, Serkant Abim, Seda’nın telaşları, Belgin’in masasındaki çiçekleri, Tuba’nın kirazları, Han’ın misafirleri… Dedim ya; bilseniz şaşarsınız.
Ama en çok annemi özleyişim. ” Çok özledim seni Vilo! ” Öyle böyle değil çok derinden, en içimden. Ne zaman böyle çekilsem bir kenara en çok seni özlüyorum. Kokunu özlüyorum. Yandan çarklı sigara içisini, ota boka sinirlenmelerini, ansızın çıkıp gidişlerini, ansızın gelişlerini. Bu kapanma halleri hep senden geçti zaten. Farkında olmadan benim de bir kavuğumun olmasını sağladın, şükür. Kulağımda çınlayan ise ” Bok var …. ( yap sen, dinle sen, sev sen… ) ” la başlayan cümlelerin. Bazen öyle bir şey düşünürken yakalıyorum ki kendimi, aydığım an arkamdan kafama terlik fırlatacak mışsın hissi geliyor. Keşke fırlatsan, beni dövmene ihtiyacım var galiba. Seni çok seviyorum annem.
Okuduğum kitabın kahramanı kadın da perişan etti beni. Kadın, anne olarak itiraflar ancak bu kadar samimi, olduğu gibi yazılabilir miş; Elena Ferrante yazmış. Öyle ki; okurken kadına ” Sus duyacaklar! ” diye fısıldayasınız geliyor. Geçen yaz okuduğum serisinde de benzer şeyler hissetmiştim. Yüksek sesle söylemeyi bırakın aklından geçirmeye çekindiğin itiraflarını başkasının kaleminden okumak, tuhaf.
Tuhaf deyince; dün bu ay ki sayısını aldım. Okumadığım üç sayfa kaldı. Bittiğinde üzerine konuşuruz, gerekirse. Gerek duymazsak konuşmayız.
Çünkü; sanıyorum artık bana tek gerek, mavi. Bir maviliğe bırakış. Denize anlatış falan felan.
Ama önce kendimi koltuktan kazımalı, kalkmalıyım. Dişlerimi fırçalamalıyım. Çamaşır makinesinin arkasına sıkıştırdığım pazar arabasını sıkıştığı yerden çıkartıp pazara gitmeliyim. Akşam serinini beklemeyeceğim. Beklemek caydırıyor , hevesimi kaçırtıyor benim. Uzun bekledikten sonra yapmam gerekenden caydırıp, şahane bahaneler buluyorum kendime. Beklememek, bekletmemek lazım. Hayat kısa, zamanınsa acelesi var mış.
Selametle, sevgi coşkuyla…
Hastaları şifa gelip bulsun, gönülleri dualar…
Koklayın…
Dinleyin…
Şükürle…
Eyvallah

özgür tamşen yücedal

iPad’imden gönderildi

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 09 Haziran 2018 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

pişmanlık

Screen Shot 2015-06-20 at 1.50.06 AM

Merhaba,

Başlık biraz ürkütücü gelebilir, korkmayın. Konuya başlıktan, kafamda ‘pişmanlık’ la ilgili düşüncelerden girmemeye karar vermemin sebebi bu; korku. Daha doğrusu pişmanlıklarımızla yüzleşmekten imtinayla kaçmamıza sebep olan duygunun adı her ne ise o.

Geçen sabah dolma yapmak için mutfağa girdim. Şu dolma ve pişirmek için harc hazırlanan yiyeceklerin harcını hazırlarken miktarını tutturamamak gibi bir çıkmazım var. Ki; bu defa da harc fazla geldi ve buzdolabında içi doldurulabilinecek ne kadar sebze varsa dolma oldular. Kıymalı börek, elmalı turta harcı, yumurta sarısı vb. şeylerin miktarlarını ayarlamakta da ayarsızım. Sonunda ve genelde her seferinde bir defa daha ayar tutturamamış olmaktan dolayı pişman oluyor, kendime söyleniyorum. Ama bundan sonra pişman olmayacağım ve bu ayar tutturamama halimi seveceğim, karar verdim.

Nasıl mı? Bir kadını dinledim.

Şimdi;

Yapılan araştırmaya göre insanların pişmanlık duydukları konuların en başında eğitim hakkında aldıkları kararlar geliyor muş. ‘Keşke aldığım eğitimden daha fazla istifade etseydim.’ ‘Başka bir alanda eğitim alsaydım.’lar.

Ikinci sırada; ilişkiler, ebeveynlik, kendi hakkımızda aldığımız bazı kararlar, yaptığımız tercihler ve boş vakitlerimizi nasıl değerlendirdiğimiz geliyor muş. Biz Türkler buna ‘Elimde şans varken değerlendiremedim.’ ‘Gençliğimin kıymetini bilemedim.’ falan deriz ya işte onlar.

Bunların dışındakiler genelde; ailevi sorunlar, sağlık, arkadaşlar, maneviyat ve toplumla alakâlıy mış.

Görüldüğü üzere parayla ilgili pişmanlıklar listeye girmememişler bile. Yani millet! Onu mu alsam, kaç tane alsam, hangi markayı alsam diye fazla vakit harcamanın manası yok. O zaman pişman olsak bile birkaç yıl sonra bunlarla ilgili iz kalmıyor muş. Pişmanlık hissedildiğinde onca berbatken bir de gereksiz konularda hissetmenin anlamı yok.

Sonra;

Pişmanlığın birinci bileşeni ‘reddediş’ miş. Çözmeye, nerden kaynaklandığını anlamaya çalışmıyor muşuz. Sadece yok olmasını istiyor muşuz.

Ikinci bileşen; ‘yabancılaşma’y mış. Bizim deyişimizle: ‘Böyle bir şeyi nasıl yapabildim.’ ‘Aklımdan ne geçiyordu?’ lar. Kararı veren biz değilmişiz gibi yabancı oluyor muşuz.

Üçüncü bileşen; kendimizi cezalandırmak için duyduğumuz kuvvetli arzuy muş. Kendimiz anlamaya çalışmak yerine yalnızca cezaya lâyık görüp cezalandırmak istememiz miş.

Dördüncü bileşen; saplantı haline getirmemiz miş. Sanırım buna da ‘saplantılı şekilde aynı hatayı tekrar tekrar yapmak.’ diyoruz.

Buraya kadar okeyizdir diye tahmin ediyorum. Birbirimizinkilere benzer ya da değil hepimizin pişmanlıkları vardır ve olacaktır.

Dinlediğim kadın çıkış yollarını da söyledi. Sıkıcı olsun istemediğim için uzun uzun yazmayacağım. Toparlarsak;

Bunun herkesin başına gelebileceğini kabul etmeli ve kendimize zaman vermeliy mişiz.

Araya sıkıştırdığım çıkarımlarım yanında ben kendi pişmanlıklarımla ilgili ne yaptım bu zamana kadar;

Yapmış olduğum hataları hep o zamanki Özgür’e göre değerlendirdim. 18 yaşında mı yapmışım; o zaman o kadar mışım. 25’se 25, 30’sa 30. O kadar mışım. Tecrübem, bakışım, görgüm hepsi yaşım kadar mış, dedim. Kendimi affettim.

Ben inanıyorum ki; pişmanlıklarımız düşündüğümüz kadar çirkin değiller aslında. Yarattığımız sonuçları görmezsek nasıl biz olabiliriz, daha güzel olabiliriz… Pişmanlıklarımız olmazsa daha iyisini yapabileceğimizi, yapmamız gerektiğini nasıl hatırlarız. Hatalarımız sayesinde hâlâ pişmanlık hissediyor olmazsak insan olduğumuzu, evrilip geliştiğimizi nasıl duyumsarız.

Kusurlarımız, hatalarımız yanında amaç ve hayallerimiz varsa pişman ola ola, sonrasında acı çekerek bile olsa öğrene öğrene yaşamak zorundayız.

Son söz yazacağım da şu yukarıda yazmış olduklarım bana bile bir garip geldi. Küfür yok, abuk sabuk benzetmeler yok… Ciddi ciddi bir şeyler yazmışım ya lan. Neyse pişman değilim. Okuduysanız sizlerde olmazsınız umarım. Şimdi bir iki dakika sakin kalma, dalıp gitme zamanı verebilirsiniz kendinize, ben verdim.İyiyim. Her şey yolunda.

Ahanda davulcu geldi! Ramazan gelmiş hoş gelmiş. Bereketli olsun. Sabırlı olsun. Sağlıklı olsun. Şifa olsun. Işık olsun. Hayırlı olsun.

NOT: Görseldekiler gene benim pişirdiğim ama yazıda bahsi geçen dolmalar değillerdir.  

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Haziran 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: