RSS

Etiket arşivi: kişisel gelişim

yarın ne yemek pişirsem acaba

-Görsel neden bu kadar büyük?

-Kapak sayfalarına atılan yazı başlıklarını okuyabilelim diye.

-Neden bu markayı seçtim?

-Erkek sayısını evimizde zaman zaman gördüğüm için.

-Okuyor muyum?

-Gençliğimde okuduğum oldu, inkâr yok. Ama artık değil. Ha ama önüme çıktıkça kapak sayfalarını okumaya devam.

-Evimizde bu ya da benzer vücuda sahip kadın ya da erkekler yaşıyorlar mı?

-Hayır.

-Hiç yaşadılar mı?

-Hayır.

Görseli kullanma gerekçem için bu açıklama sanırım yeterlidir. Yani; bu fotoğrafların kullanılmış olması bir çıkar, bir ima, bir özeniş, bir haykırış falan değildir. Yalnızca bir aklın, aklımın eremeyişi, anlam veremeyişi, bir bitip tükenişe akıl erdiremeyişi söz konusu olan. Ilk göz atışta bu ve benzeri tüm dergi kapaklarında kalın, büyük, ince, uzun ama görünür şekilde geçen ortak kelimeler:

yatak, zevk, seks, ateş, partner…

Kurulan cümlelerin başında ise:

KADINLAR YATAKTA NE İSTİYOR?

ERKEKLERİ MUTLU ETMENİN TÜYOLARI!

Yazılanlardan benim anladığım:

Insanoğlu yaratıldı yaratılalı bunca zaman olmuş hâlâ erkekler kadınları nasıl mutlu-tatmin edebileceklerini bilmez durumdalar,

Kadınlarsa kendilerinden önce erkekleri mutlu etmenin derdindeler. Hâl böyle olunca da kimsenin kimseden haberi yok, ha babam de babam debelenip duruluyor. Sonuç; umutsuz tatminsizlik.

Ve diğer anladığım şudur ki; hâlâ yazılıp yazılıp bitirelemediğine göre para etmeye devam ediyor olmalı bu umutsuz tatminsizlik.

Ve bir diğeri ise; çiftler bu konu hakkında karşılıklı konuşamıyor olmalılar ki; bunca yüzyıldır, yalnızca hakkında yazılıp okunarak biteceğine inanılıyor bu umutsuz tatminsizliğin.

Farklı bir boyut ise; bizler büyük çoğunlukla her halt hakkında her şeyi bilen ama uygulamaya gelince tırtlayan nesiliz artık. İlişkiler, Beslenme, Çocuk Yetiştirmek, Sevişmek, İlişki Yürütmek, Kendini İfade Edebilmek, Karşındakini Anlayabilmek vbenzerleri. Üstelik hepsinin anahtarlarını satırlarında gizleyen milyonca kitap yazılmış, yazılıyor, yazılmaya devam edecekken. Örnk: Başarıya Giden Yolun Sırları, Doğru Ebeveyn Olmanın Anahtarı, Empatinin Gizi, Kilolara Vedanın Sırları, Sağlıklı Yaşamaya Giden Yolda El Kitabı…

Hele o Kişisel Gelişim Kitapları. Belki de büyüyüp büyüyüp gelişememiş olmamızın sebebi hep bu zırvalardır. Yoksa hergün okuduğumuz, duyduğumuz ya da şahidi olduğumuz kabalık, kötülük, vahşilik nereden peydalanıyor. Televizyonlarda bangırdayan saçmalık-yalanlar, gelişmeyelim diye yazılmış geliştirici kitaplar sayesinde mi dibine kibrit çakılası hale geldi bu dünya. Yaratılmış olanın yaratılmış olanın her türlüsüne olan nefretinin sebebi nedir? İnsanlar insanlardan, hayvanlardan, bitkilerden ne istiyorlar, bilen var mı? Zorları ne? Herkesin derdi-zoru kendi dışında bir canlıyla.

‘Biri Bizi Gözetliyor’la gün yüzüne çıktı sanki bu insanlardaki gözleme, gözlenme arzusu. Yıllardır fokurdayan bir yanardağın patlaması gibiydi. Her adımbaşına takılan (takılmak zorunda kalınan) kameralar, neredeyse göte girecek tasarımdaki cep telefonları, o telefonlarda yaratılan uygulamalar, sapkın film-diziler. Ama en çok cep telefonlarına takığım artık. Ne izleme, ne dinleme, ne karşılıklı sohbet, ne çocukla ilgilenme, ne eğlenme, ne dinlence hiçbiri yok. Önemli olan tek bir şey var; yanımda olmayan herkes ne yaptığımı-zı, yapmak isteyip yapamadığımı görsün. Mutlu gözükelim. Fotoğraf paylaşmayı, kaydetmeyi hadi anladım, tarihe not almak, eskinin fotoğraf albümü gibi oldu artık. Ama mutluluk anlarını an be an videolarla paylaşmak nedir? O kadar mutluysa daha da mutlu olup gebersin herkes mutluluktan.

Geçen hayatımda ilk kez kadınlar matinesi denilen etkinliklerden bir tanesine katıldım. Sahne almadım yahu izlemek için gittim. İzleyemedim. Oynamak için sahneye çıkan istinasız her kadının elinde cep telefonu vardı ve kendilerini kameraya çekiyorlardı. Inanamazlığın ötesiydi yaşadığım. Aslına bakarsanız içimden geçenlerin hepsini buraya yazabilmeyi çok isterdim, yazamam. Ama hissettiklerimin özeti: acınası bir dönemde yaşıyoruz.

Tüm bunların yanında dünyanın ne kadarı bilmiyorum ama bir kısmının inandığı üzere yaşanan Uzay Çağı’y sa, biz hangi çağdayız?

İstemeden, bilinçsizleştirilerek bilinçli olarak yaşatılıyorsa bu çağ, tüm bunlar…

Vebalî kimin?

Ama şimdi bunlarda nereden çıktı, değil mi? Kafa yormamız gereken daha önemli konular var: Erkeklerimizi Nasıl Mutlu Edebiliriz?

Benim derdim ise;

Yarın ne yemek pişirsem acaba?

Ayrıca derdimi çok severek dertleniyorum, hatta gece ona sarılıp uyuyacağım.

Mutsuz bir ülkenin çok mutlu insanlarıyız bizler!!!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 11 Mart 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

şükür

Screen Shot 2015-08-31 at 12.11.46 AM

Şimdi bitti! Aman heyecanlanacak bir şey değil canım biten; gazete okuma seansım. Uzun zamandır olduğu gibi eklerinde okumaya değer makale varsa onlara gözat, onların dışında kalan ana sayfalara büyük puntolarla atılan başlıkları ve bir iki köşe yazarı okuduktan sonra kenara bırak. Eklerde de önce ve mecburiyetten ‘kim kimile nerede, ne bok yemişler, ne giymişler..’ bölümlerine bakıyorum o kadar. Neredeyse hiçbirini tanımıyorum, tanısam da bir tarafımda değil. Kim ne halt ediyorsa ediyor tıpkı bizler gibi.

Neyse işte bugün okuduğum makalelerde ana fikir; mutluluk formülleri. Sanki sözleşmişler ya da hepsine konu başlığı veriliyor. İçeriklerine bakarsanız kişisel gelişim kitapları alıntılamaları gibiler. Hayır bu kişiselliklerimiz gelişe gelişe nereye varacaksa! Diğer yandan vitrinlerde dizi dizi kitaplara, gazete dergilerde verilen mutluluk reçetelerine bakarsak hepimiz mutsuzluktan geberiyoruz. Bu ne lan! Bir de bu adına mutluluk dediğimiz şey aranarak bulunacak bir şey mi? Arayıp bulmaya çalışıyorken mutluluğu ıskalıyor olmayalım? Hele ki mutluluğun anlarda gizli, anlardan ibaret olduğuna inanıyorsanız kesin kaçırıyorsunuz, kaçırıyorum, kaçırıyorlar. Özetle ben Ferrari’sini sattı önce mutlu sonra bilge oldu safsatalarına pek inanmıyorum. Varsa da tanımıyorum.

Makalelere dönüyorum; yazılanlarda içeriklerin çoğunu boşverirsek hak verilmeyecek bölümler, başlıklar yok değil tabii, en azından ben hak veriyorum. ‘Şükret, mutlu ol!’ mesela. ‘Hata yapmayın, önceden yapılmışı var!’ mesela. Yok ilki tamamdır da. bu ikincisi tam olmadı. Yaptığı hatalardan ders almayıp tekrar tekrar aynı hataları yapan en akıllı memeli canlı türü insanoğlu olmalı. Gazetede yazdığına ve yapılan araştırmalara göre; insanlar bir durum içerisindeyken gerçeklerin ve yaptığı hataların farkına varmıyor, olaylardan ders çıkarıp hayata uygulamaları en az 2 yıl alıyormuş. Başkalarının tecrübeleriyse genelde bir kulaktan girip diğerinden çıkıyor(muş). Sorunumuz neden aynı hataları yapıp duruyor (durmuyor) oluşumuz muş.

Anket yapanlar gelip bana sorsalardı ‘’-Bu defa başarabilirm. Bu defa farklı. Artık büyümüş olmalıyım.- diye diye aynı hataları yapanlardanım. Bunun yanında yaptığım hatalarla ben oldum bunun da yanında hata benim sanane. Ayrıca gururlu, tecrübeli, ara sıra yorgun, yere yapışıp yapışıp kalkmaya alışık, arada kalabalık çoğu zaman yalnız hisseder, zaman gelir çok konuşur, dönem gelir günlerce susar, içine içine isyankâr, dışına dışına tatminkâr falan bir tipim.’’ diye yanıtlardım. Haa anketi yapan dinler dinlemez kendi bilirdi ama konuşasımın olduğu bir anımdaysa söyler, susasım varsa –beni benimle bırak.- diyerek siktiri çekerdim. Ulan bu anketörlerin işi zor gerçekten. Aslında bu şirketler gönüllü anket soruları yanıtlayıcıları bulsalar işleri ne kolay olurdu. Böyle salladım da belki de vardır. Rezil olmamak için bunu dip not olarak düşeyim.

‘Şükür’ konusuna gelirsek; evet kaynağın bunda olduğuna inanıyorum. Şükretmek! Hergün hatırlamak. Her sabah ilk solukta şükürle güne başlamak. Yanında uyandığımız kişi için, uyanacak bir yerimiz olduğu için, balıklara attığımız bir lokma için, bir bardak su, bir dilim ekmek için, sağlık için, yataktan doğrulabildiğimiz için, sevildiğimizi hissediyorsak sevgi için, sonsuz güç tarafından korunduğumuza inanıyorsak yaratıldığımız için, hatalarımız için, hâlâ hayal kırıklığına uğrayabildiğimiz için, ayağımızın takıldığı taş için, kapanmayan yaralarımızın unutmamıza izin vermedikleri için, mavi için, kırmızı için, hayal kurabildiğimiz için… liste uzar gider. Arada oturup liste yapsak bile şükrümüz artar herhalde, baksanıza ben yazmaya bir başladım durmasan bitecek gibi değil. ‘Yürü be koçum kim tutar seni?’, ben tutmam bilesin.

İşte böyle; oku oku nereye kadar. Şu an a gelirsek; yeni günün ilk dakikası! Yeni bir hafta! Hepimiz için hayırlı olsun. Uğurlu olsun. Melekler korusun.

Sakin olun ve devam edin!

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Ağustos 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

nasihat

Nasihat, akıl vermek, yol göstermek adını her ne koyarsanız koyun, tecrübeleri başkalarıyla paylaşmak; ne boş, ne boşa vakit harcatan, zaman zaman sevdiklerimizle aramıza giren bir şey… Abicim bu kadar işe yarasaydı eğer, başkalarının yaşadığı tecrübeler engel olabilseydi günü gelince terkedilişlerimize. Bizden önce kazıklar yiyerek kıçının üzerine oturmuş olanların tecrübeleri uyarabilseydi bizi hayal kırıklıklarından önce… Akmış olan hangi gözyaşı, ne kadarı engelleyecek, gözlerden akacak yaşları? Hangi kabuk tutmayı bekleyen, bir türlü kapanamayan aşk acısı önleyebilecek aşkın gözlerimizi kör, dillerimizi lal etmesini? Mantıkla alınmış hangi karar ket vuracak kalbimizin peşinden koşturacağımız gün önümüze. Hiçbiri, hiç kimse, hiçbir şey… Yok yani şayet bir nebze olsa işe yarasa idi, bir ihtimal olsa idi, ulan bunca kişiselliğini geliştirmiş, ferrasini satmış, içine dönüp dönüp gelmiş, siktiri çekmiş, allahım demiş, şem’s’lerden şem’s beğenememiş sonra da işi gücü bırakıp bunu insanlık alemiyle paylaşmak için tecrübelerini kaleme almışların kitaplarını okuyan  bunca insanın bu hayatın formülünü çıkartmış, rahata ermiş olması gerekmezmiydi. Gerekirdi! Gerçi şu face’in book’unda paylaşılanlara baksak herkes ermiş!

Zaten şurasından bakınca da mantıklı gelmiyor bana: Abicim eğer bir insan bu kadar mutlu, huzurlu, dingin, cennet garantili falan  yaşıyorsa, hazineyi bulmuşsa uğraşır mı başkalarıyla? Ben olsam uğraşmam, bakarım keyfime.

Peki ucunda para olunca mı farklı oluyor bu işler? Geçelim bunları bir zahmet, geçelim.

“Olmuşla ölmüşe çare yok.” milli öz sözümüz,

” Allah beterinden saklasın” dini öz sözümüz,

” Vardır bunda da bir hayır” batıl ( avunuluş ) öz sözlerimiz ve asıl önemlisi, her şey olup bittikten sonra çaresiz kalıp kullandığımız; 

” Titilmiş dötün davası olmaz ” argo sözümüz nemize yetmiyor ki bizim!

Haydi bana eyvallah! Ben şimdi başıma geldikten sonra yukarıda bahsettiğim tüm özlü sözleri kullandığım bir olayın telafisi için önce fotoğrafçıya, sonra nüfus müdürlüğüne, sonra emniyet müdürlüğüne, sonra bölge trafiğe gitmek üzere sokağa çıkıyorum. Eeee ne demişler ” Olmuşla ölmüşe çare yok muş.”

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Nisan 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: