RSS

Etiket arşivi: korkmak

şikayet etme

Screen Shot 2015-09-16 at 11.46.36 AM

Şikayet etmekten vazgeç! İçinden çıkamıyorsan, sırtını dön. Görmeye tahammül edemiyorsan, gözlerini yum. Duymak istemiyorsan, tıka kulaklarını. Her şeyle, herkesle, her düşünceyle, her sesle mücadele edemezsin. Yenmek, üstesinden gelmek, zorla kabul etmek zorunda değilsin. Zor mu? Çok zor! Kokaklık mı? Sanane! Kimene!

Tüm bunları beceremeyip, kendine yenilen, yenilgisini görmekten korktuğu için karşısındakini yermeye, ezmeye, aşağılamaya çalışan biriyle karşılaşırsan da onlara sırt dönmek yetmez götünü dön. Taşı bağrına mı basarsın, elinde mi tutar yoksa yutar mısın sana kalmış ama kaç onlardan. Ben mi? Genelde ‘düşün düşün boktur işin ‘ diyerekten, tek tek basaraktan taşı yutup, götünü dönmek zorunda kalanlardanım. Dert etmiyorum; bir iki ıkınıyorsun sonra sen sağ ben selamet. Zamanla her şey geçiyor.

Sağlık olsun.

NOT: Yazılanların yakın geçmişte yaşadığım hiçbir olayla ilgisi yoktur. Dün gece okuduğum bir hikayeden içimde kalan tortunun dışa vurumudur. Hikayeyi merak eden varsa ‘’OT’’ dergisinde yer almaktadır.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 16 Eylül 2015 in GENEL

 

Etiketler: , ,

uzak durun

Screen Shot 2015-02-17 at 9.36.58 AM

Merhaba,

‘Günaydın’ diyemedi dilim. Bu sabahta ‘Günaydın’ dediğimde bir yerlerde, birilerine günün hiç aymadığını bildiğim sabahlardan biri daha. Gerçi her defasında bunu bile bile, ama ferahlık götürmesini dileye dileye diyor dilim.

Kırk yaşındayım, 2011 Şubat tarihinden beri burada hep Aşina Duygular ı paylaştık. Bir göz attım, ne zaman kötü bir düşünce, korku, facia, afet yaşasak hep beraber –kadınlar ve çocuklar- demişiz. Hep ‘’Kadınları, çocukları koruyun!’’ demişiz. ‘’ Ölmesinler!’’ demişiz. Daha doğrusu ben yazdım yüzlerceniz okuyup, mesajlar yolladınız. Ve anladım ki; aşina ymış bu duygularımız, paylaşıyor muşuz. Paylaştıkça çoğaldık, belki çok olursak başka yerlerde, başka evlerde yaşanan acılara ortak olur bir nebze azaltabiliriz umuduyla.

Dün Çidik paylaşmış: ‘’ HER KADIN BAŞINA GELEN BİR TACİZ OLAYINI ANLATSA FACE KİTLENIR. ‘’ diye.

Evde, yoksa okulda, yoksa sokakta, yoksa işyerinde, yoksa evlenince, yoksa doğurunca… ama mutlaka bir zaman bir yerlerde…

Hayatımızda bir yerlerde mutlaka yaşamışızdır.

Dilleriyle, bakışlarıyla, sikleriyle, paralarıyla ya da dünyanın en mükemmeli sandıkları sikleri kadar olan beyinleriyle taciz, eziyet ederler.        ” Seni seviyorum.” cümlesinin ağzından çıktığı duyulmuş olsa bile taraftarı olduğu takımı seviş biçimlerine bakarak ” Beni sevme! ” diye haykırılası adamlar var lan bu dünyada. ” Sizin için çalışıp, kazanıyorum.” dediği halde kazandığı para dürülüp dürülüp götüne sokulası adamlar var. Gülmene, giyinip kuşanmana karışan başka kadınlarda gördüğü memenin, bacağın arasına dalan adamlar var. Kızına yan gözle bakılmasına tahammül edemeyip kızı yaşındaki kızları yatağına alan var. Erkekliklerini cinsel organlarıyla ölçer ama ” Sik beyinli!” diye bir küfür olduğunu unuturlar. Tüm bunlarla beraber hemcinslerini görüp erkekliğinden utananlarda var, şükür.

Günah, ayıp, yasak, kız kısmı, erkek kısmı, damattır, oğuldur, babadır diye diye, susturula susturula yetiştirilen eski nesil, yeni nesil kadınlar neye uğradığımızı, ne yaşadığımızı bile anlayamadan ve en kötüsü anladığımızda da ses çıkartamadan yaşadık, yaşıyoruz.

Ses çıkarttığında; kız kısmısın sus, sen kaşınmışsındır, kimse duymasın, babana söylerim, parasız bırakırım, sokağa atarım, ne yapabileceksin… cevabını duya duya yaşadık, yaşıyoruz.

Okullarda yaşananları, en son yakınımızdaki AVM’nin tuvaletinde erkek çocuğunun yaşadıklarını, toplu taşımalarda tanık olduklarımı, haberlerde duyduklarımı yani tanığı olduklarım, duyduklarımdan sonra iyice psikopata bağladım. Elif yürümeye başladıktan sonra edindiğim psikopatlık artık zirvede. Düşünün ki; sevmesi için Elif’i kimsenin kucağına vermedim, el öptürtmedim, sarınılmasına müsaade etmedim. Biraz daha büyüdü beynini yıkadım ‘’ Bedenin sana ait, sen istemediğin sürece kimse sana dokunamaz, bakamaz! ’’ diye.

 Dün akşam Oğuz’la birlikte yanımdalar, ben gene bir başladım ‘’ Götü başı kollayacaksınız, hep etrafınızı kollayacaksınız, konuştuğunuz arkadaş dediğinize dikkat edeceksiniz, ses çıkartmaktan bağırmaktan korkmayacaksınız, korkmayacaksınız, korkmayacaksınız, korkmayacaksınız… ‘’ derken bağırmaya başladığımın farkına vardım. Çocuklarına ‘Korkmayacaksınız’ diyen ama içimde oluşan nefretten korkan bir anne oldum.

Daha ne desem, ne yazsam inanın bilemiyorum.

Eski bir arkadaşım ‘’ En korktuğum duygu çaresizlik. ’’ demişti. Çaresizlik. Yalnızlık. Aciziyet. Korkmak. Korumak. Nefret etmek. Öldürmek. Çalmak. Sevmek…. Ve yaratılmış olana ait tüm güdüleri, duyguları içimizde taşıyoruz. Bunların hepsini hissedebilir, bastırabilir, hissettiklerimize göre davranabiliriz. Ama bizim gibileri öldürebilen, eziyet edebilen, taciz edebilen, çalabilenlerden ayıran bir şey olmalı, aynı dünyayı paylaşmamalıyız. Paylaşmak zorundaysak eğer bizler birbirimize sahip çıkmalıyız, birimize yapılırken ses çıkartmalıyız, yan yana durmalıyız, korkmamalıyız. Hep birlikte olmalıyız. Yüksek sesle usanmadan söylemeliyiz: ‘’ Kadınlar ve çocuklar! ‘’

 NOT: Bu noktada dinden imandan, adalet,cinsiyet, kılık kıyafet, açık kapalıdan bahsedenler benden, çocuklarımdan, sevdiklerimden uzak dursunlar. Ki; nefretim bile onlara veremeyecek kadar kıymetli düşünün artık. Uzak durun.

 özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

hayırlısı

Screen shot 2014-04-18 at 09.19.58

Her yıl bir kere olduğu üzere geçen gün genel kontrollerim için bir kez daha Dr. Türker Bey’in yanındaydım. Kan dı, idrar dı, memey di… Trafik muayenesi gibi bir şey. Motor yağ yakıyor mu, yakmıyor mu. Gerçi benim makine yağ yakanlardan değil depolayanlardan ama laf beri geldi ben de dur demedim.

Ulan konuyu dağıtmaya ne kadar yakınım ben hemen bi sululuk, alakasız bir laf. Benim kafa böyle işte, ne yaparsın. Tamam tekrar muayenehaneye dönüyorum.

Muayene öncesinde sohbet muhabbet ‘’ Nasıl var mı bir sorun? ‘’ sorusuyla başladı. Tanıştığımız ilk yıl bu soruyla başlayan diyaloğumuz sanırım, ( hayır sanmıyorum, eminim ) bedensel sorunlarımdan çok kafasal sorunlarımı anlatıyor olmam sebebiyle ‘’ İsterseniz bir psikolağa da gidebilirsiniz! ‘’ le bitmişti.

Sonra o beni ben onu çözmüş olacağız ki ‘’ Olur bazı vakalar insanoğlu yakalar. Yakalayabilmeye devam edildiği sürece vakaların biri gelir diğeri gider, hayat! ’’ la bitmeye başladı. Bu defa da olduğu gibi.

Neyse işte hoş beş falandan sonra sıra geldi işlemlere. İdrar tahlili kısmı, hemşirenin ‘’ İki parmak ölçüsü yeterli olur. ‘’ uyarısı desteğiyle kolay geçti. Önceleri biliyorsunuz, ne kadar işemeliyim diye kıvranıp duruyordum o kıç kadar hastane tuvaletlerinde. O anlarda, sperm vermek için odalara girmek zorunda kalan adamlar da gelir aklıma nedense!

Ulan odalara girdiklerini nereden biliyorsun? Çifler için ne kadar zor bir süreç olduğunu biliyor musun? diye içinizden geçirdiyseniz: Bilmiyorum. Oda olayını yalnızca filmlerde görmüşlüğüm, iki taraf içinde çok zorlu – yıpratıcı bir süreç olduğunu yakın arkadaşlarımdan dinlemişliğim var o kadar. Lafı buraya da getirmeyi becermişken; gönlünde olan herkes için hayırlısını, hayırlısıyla diliyorum.

Genel kontrol kapsamında geçen yaz annemin yaşadığı, annemle beraber hepimizin yaşadığı tecrübe dolayısıyla beyin emarı istemiştim. Tahliller için örnekleri verdikten sonra emar için alt kata indim. Karşılayan hemşire ‘’ Bir şikayetiniz var mı? ‘’ diye sordu. ‘’ Hayır şikayet değil endişelerim var. ‘’ yanıtını aldı. Unuttuğum her şey, uyuyamadığım her gece, ayağım takılıp sendelediğim anlar, laf ederken ettiğim lafa takıldığımda… her ne yaşarsam yaşayayım kafamın bir yerinde hep bir – acaba?- ile yaşamaktansa çeksinler görelim dedik. Göreceğiz.

Günaydın!

Buraya kadar olan kısmı dün karalamıştım. Şimdi; beyaz bir sabaha uyanmış, kocayı öpüp kokladıktan, işe yolculadıktan sonra okudum, nasıl bağlayacağımı, nereye bağlayacağımı bilemeden oturuyorum ekranın karşısında.

Fonda Ceylan Ertem – Deli Kızın Türküsü – nü söylüyor, ” Yitirmeli ne varsa, başlamalı yeniden.” diyor.

Akşamdan da kalmayım zaten. Feyza’la kelimelerin, kahkahaların belini kırmışım onun sarhoşuyum.

Zaman çok hızlı geçiyor lan! Yolda götü başı dağıtacağımızı bile bile yakalamaya çalışmanın manası yok, en azından bi öğrenelim arada sırada boşver demeyi.

Ayyy! daha fazla zorlayamayacağım. Canlı yayında oluşan boşluğu doldurmaya çalışırken abuk sabuk şeyler anlatan muhabirler gibi oldum.

Bayanlar, her yıl şu memeler ve rahimleri bi kontrol ettirelim diyerek huzurlarınızdan ayrılırken güzel hafta sonları diliyorum.

NOT:

“Gitme zamanı gelmişse ‘dur’ demenin,

zaman geçmişse ‘dön’ demenin

ve

aşk bitmişse ‘yeniden’ demenin,

anlamı yoktur.”

sözlerinin sahibi, bence en güzel kelime biriktirici olan Gabriel Garcia Marquez artık bedenen yanımızda değil. Asla unutulmayacak kelimelerini bıraktı ardında… Selam olsun!

özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 18 Nisan 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

gel demeseydin keşke!

‘’ Gel ‘’ dedin. ‘’ Takip et beni!’’
Ve hızlı adımlarla yürümeye başladın önüm sıra. Kalabalık bir yerdeyiz. Çok gürültü var. Durmadan anonslar yapılıyor. Anlayamıyorum denilenleri. Geniş S çizen koridorlarda geliyorum peşinden. Yürüyen merdivenlerin önüne gelince duruyorum. Çok dik ve hızlı. Kafamı kaldırıp bakıyorum. Sen çıkmış yürümeye devam ediyorsun, arkana bakmadan. Telaşla adım atıyorum kıvrılıp oluşan basamağa. Dengemi kaybediyorum. Arkamdan bir güç çekiyormuşçasına… Düşmüyorum. Bir anda eğim düzeliyor, iniyorum merdivenden. Etrafıma bakınıyorum. Seni göremiyorum. Önümde iki koridor var. Seni bulamama korkum seçim yapmak için vakit harcamama engel oluyor. Düşünmeden, öylece yani sapıyorum solumdaki koridora. Koşmaya başlıyorum kafamda yankılanan ‘’ Ya kaybedersem?’’ endişesiyle. Seslenmek istiyorum sana. Sonra…
Birden aklıma geliyor: Sahi biz nereden, neden çıktık yola? Peki, nereye gidiyoruz? Neydi bu telaşlı koşturmaca? Neyi yakalamaya çalışıyoruz? Peki ya arkamızda bıraktıklarımız? Atladıklarımız? Bir yeni şeye, bilinmeze koşarken ya yanından geçtiysek asıl aradığımızın? Bulacağımızı sandığımız şey her neyse, ya geride kaldıysa? Bütün bu ihtimalleri savuramam. Böyle koşarken yakalayamam ardımda kalan beni, kendimi. Duruyorum.
Sen git.
Şimdi dönemem geçtiğim koridorlardan. İnemem çıktığım merdivenlerden. Ben biraz soluklanacağım burada. Belki göreceğim, bekleyeceğim vardır burada.
Keşke ‘’ gel ‘’demeseydin bana.
Keşke bu kadar korkmasaydım kaybetmekten.
Keşkelerim ve ben duruyoruz. Tanpınar’ın dediği gibi:
‘’ Mutluluğu sessizce yol kenarına bırakıp gitmek …’’ gerekir bazen. Durmak gerekir…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
3 Yorum

Yazan: 10 Kasım 2012 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: