RSS

Etiket arşivi: mutluluk

oksitosin

Mutlu olmalısın. Tıpkı mutluy muş gibi gözüken herkes gibi.

Sabah uyanır uyanmaz limonlu su içmelisin.

Zayıf, fit görünmelisin.

Modaya uygun giyinmelisin.

Sağlıklı – organik beslenmelisin.

Sevgilin olmalı.

Sevgilinle ilişkini yürütebilmelisin.

Popüler olan dizi – filmleri izlemelisin.

Köpekleri sevmelisin, kedileri de sevmelisin.

Bol bol seyahat etmelisin.

Karşında olana görmek için bakmamalı öncelikle fotoğrafını çekmelisin.

Başarılı olmalısın.

Herkesi sevmelisin.

Herkesle iyi anlaşabilmelisin.

Herkesi olduğu gibi kabul etmelisin.

Evlendin mi? Çocuk yapmalısın.

Çocukların zeki – uslu olmalılar.

Evliliği yürütebilmelisin.

Herkesin kariyer planı, kariyeri olmalı.

Düzenli seks yapmalısın.

Derken derken arada vakit bulduğunda da yaşarsın.

Oksitosin hormonun yok ya da çok azsa sen ne yapar ya da yapmazsan, yap ya da yapma mutlu olamıyor muşsun. Hadi oksitosinin var diyelim bu defa da özgürce yaşamana izin yok.

‘ Alayına isyan!!! Yemişim başkalarını da, ne düşüneceklerini de… ‘ diyebilmeyi başardı, başarma yolundaysan devam.

Hep mutlu olmak zorunda değilim. Ki; ben genelde evrende hüzünlü bir şarkı çalıyor muş da onu yalnızca ben duyuyor muşum kıvamındayım. Kendim kendime iyiyim yani.

Sabahları uyandığımda canımın ilk çektiği sigara – kahve eşliğinde uyandığım için şükredip, rüyalarımı düşünmek oluyor, düşünüyor ve içiyorum. Limonu kesmeye, sonra sıkmaya, sonra da ılık suya katmaya üşeniyorum, çoğu zaman da aklıma bile gelmiyor.

Spor yapmayı seviyorum ama kendimi yarmıyorum. Sahip olduğum mal belli, yani benden 1.70 boyunda, boyuna orantılı ağırlıkta bir hatun zaten çıkamaz, çıksa da sevmem ve en önemlisi spor yaparak harcayacağım gereğinden fazla saatler için daha tatmin edici tercihlerim var.

Moda mı? Herkesin giydiğini giymeye utanmam bir yana uzunnnn zamandır üste başa para yığmak bana feci saçma geliyor, çula çaputa para vermiyorum.

Sevgili yok!

Evliyim. Yürütüyoruz, büyütüyoruz, yaşlanıyoruz.

Herkesle anlaşamıyorum. Özellikle benimle anlaşmaya niyeti olmayanlarla. Önyargı kötü bir şey, tanımak lazım.

Herkesi sevmiyorum. Özellikle kendini sevemeyenleri. ‘sevmiyorum’ demem yanlış oldu, ‘bir şey hissetmiyorum, nötrüm’ demem daha doğru olacak. Zaten gönlümün gözü, gözümün götü nerem açıksa tuhaf bir şekilde hissedebiliyorum yanımdakinin hissettiklerini. Çok kereler zorladım, olmadı, olamadı. Bir de hep başkalarıyla zoru olan insan türüne tahammülüm yok.

Herkesi olduğu gibi kabul edeyim tamam ama hayatıma kabul etmek zorunda değilim. Ben bu uğurdaki tüm enerjimi kendim için harcadım, harcıyorum. Kendimi olduğum gibi kabul etmem, sevmem, kendimle yaşayabilmem falan derken başkalarıyla uğraşacak derman kalmadı yani. Olduğun gibi gel, oldu oldu – olmadı olmadı. Zorlamanın mânâsı yok.

Çocuklara gelirsek; çoğu zaman ne halt edeceğimi bilemiyorum, bilmiyorum. Tek bildiğim onları çok sevdiğim. Güdülerler güdü güdü geldik bunca yaşlarına. Kalp sesi!

Televizyon izlemiyorum diyebilecek noktanın sınırındayım, çok az kaldı.

Önerilen iyi film varsa izlemeye bayılıyorum.

Köpekleri seviyor, kedilere mesafeliyim. Her iki türün de sokaklarda kontrolsüz üremelerine, bakımsız, zaman zaman insanlar için tehlike arz edecek biçimde yaşamalarına müsaade eden belediyeleri sorumsuz ve gayrî medeni buluyorum.

Tatile gitmeden önce gideceğim yer hakkında bol bol okuyorum. Gittiğimdeyse okuduklarımda ilgimi çekip ‘beni görmelisin’ hissini veren bir yer yoksa sokaklarda deliler gibi dolaşıyor ya da hiçbir şey yapmadan yatıyor, önüme ne çıkarsa yiyor, bakınıyorum.

Politika, din, seks konuları hakkındaki düşüncelerimi paylaşmayacağım.

Herkes gibi, olmamızı istedikleri gibi ya da değil ama canım gibi, canımın istediği gibi…

Mutlu muyum?

Nedir mutluluk?

Eğer ufak ufak anlarsa, o anların toplamıysa sık sık mutlu hissettiğim oluyor. Şu an mutluyum. Sabah Erdo ve Ouz’un kahvaltılarını hazırlayıp yolcu ettim. Bir saat spor yaptım. Markete uğradım. Akşam yemeği için balık aldım belki bir tek eşliğinde yerim diye. Erdo’nun akşam için programı var mış, Ouz için yemek hazır. Çerçeveciye tablolarımı bıraktım. Kitapçıdan sipariş ettiğim kitabı aldım. Eve geldim. Sütlü gevrek hazırladım, yedim. Kahve yaptım, içiyorum. Yazıyorum. Köpeğimiz Mila yanımda uyuyor. Marketten getirdiklerimi yerleştirmeye üşeniyorum, kitabı merak ediyorum. Ezan okunuyor. Al sana mutluluk.

Yaşam nedir ki aslında!

Sağlık olsun!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 06 Şubat 2018 in İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

boyuna çizgili

InstasizeImage-7Merhaba!

Az gittim uz gittim dere tepe düz gittim. Git git ne oldu? Giderken götürdüklerimle geri döndüm. Yani; dön dolaş kürkçü dükkanındayım, şükür. Biraz dolambaçlı bir girizgâh oldu tamam. Elf’le bi’kaçıp geldik. Bu kısa kaçamaktan çıkarımlarıma gelirsek tatil özeti:

Sevgilisi olan ya da sevgilisinden ayrılan hiçkimseyle tatile gitmeyeceksin, evladın bile olsa. Tabii senin anlatabileceğin bir sevgilin yoksa…

Türkler her yerde.

Bilmediğin şehirlere gitmek demek sürekli kaybolmak demek. Ki; kaybolmak güzel şey.

Yurdışına gitmek; paramızın pul oluşunu kendi ülkende hissettiğinden daha derinde hissetmek demek.

Demleme çayı özlemek demek.

Internet bağlantısı izi sürmek demek.

Her horoz kendi çiftliğinde öter demek.

Özlemek demek.

Bla bla bla… Kavuşmak güzel şey vesselam.

Bilgisayarın başına oturmama sebep aklımdakine gelirsek; geçenlerde not almışım ‘’Gençliğimde şikayet ediyorken yaş aldıkça yolunu gözlediklerim.’’ diye. Yaşlanmak yerine yaş almak yazınca anlam değişmiyor, biliyorum. Hani böyle kandırmaca, avutmaca, kibarlaştırmaca babında yani. Aman neyse ne işte.

Not aldığım o geçenlerde, tam regl dönemime denk gelen dönemdi. Ulan dedim kendime kendim, yıllarca yıllarca sevmedin şu kanlı dönemi bak şimdi şu haline, günü gelsin diye yolunu gözler oldun. Menopoza girince kadınlığından birşey mi kaybedeksin, hayır. Sanırım derdim gençlikten kaybedilenler.

Misal; neredeyse tüm çocukluk, gençlik dönemim gür saçlarımın kabarıp şekle girmemesini dert etmekle geçti. Gel gör ki; son yıllarda gür kabarık görünsün diye saçlarıma nasıl bakacağımı şaşırmış durumdayım.

Çocukken okuduğumuz kitaplar karşılığında babam harçlık verirdi. Şimdilerde zaman oluyor harçlıklarım yetmiyor istediğim kitapların tümünü almaya.

Zaman bol gelir canım sıkılırdı mesela. Artık birşey yapmadan bekliyorum bazen sıkılsın o can diye, götü yemiyor sıkılmaya benim korkuma.

Ödev yapmak zor gelirdi. Yıllardır çocuklara verilen ödevleri onların yerine yapa yapa tatmin olamadı ödev yapma açlığım. Sonunda kullanıldığımı ve onlara kötülük ettiğimin farkına vardığım için bıraktım, açım.

Uzunca yıllar et yemeyi pek sevmedim. Böbreğin birini kaybettik, protein alımı dengeli olmalı derken ben oldum tam bir etçil. Buna da şükür.

Bu sabah ipliği iğneye geçirirken çok zorlandı gözlerim, zamanımı alsa da inat ettim geçirdim. O inat kimeyse? Sakın yanlış anlaşılmasın bu iğne & iplik örneğini vermemin kesinlikle twettlerde dolaşan ‘’ Ön sevişme önemlidir, ipliği bile iğneye geçirmek için defalarca yalıyorsunuz.’’ geyiğiyle asla alâkası yok. Valla! Sonra babam arayıp ‘’Kızım utanmıyor musun öyle şeyler yazmaya………’’ diye bir başlıyor, başladığı yerde Vilo’da giriyor devreye bağlıyoruz konferansa. Ben yalnızca safiyane olarak görme yetimin azalıyor olduğundan duyduğum endişeyi yazıya getirdim.

Saçlarımı boyatma, makyaj yapabilme izini annemden çıksın diye kaç yıl bekledim, inanamazsınız. Keşke bir o kadar yıl daha en azından yarısı kadar daha izin vermesey miş. Saçlarımın kendi rengini kaybettim. Yanında sigara içmeme de uzun yıllar müsade etmedi. Keşke hiç etmesey miş. Gerçi saatler süren sohbetlerimiz bu kadar uzun olabilirler miydi, bilemedim.

Yok ya; düşündüm de azalan vücut kıllarından şikayetim yok. Kıl sorunu büyük sorun abicim.

Dişlerimi fırçalamaya da erinirdim. Anammmm şimdi neredeyse her sigara (kahveden) sonra fırçalıyorum. Fırçalamayı geç, diş eti çekip gitmesin diye gargara margara.

Ben bu eriyen kemikler, sarkan deri, çekilen diş etleri, beyazlayan (dökülen) saçlar, küsen kaş, bölge bölge yerleşen kiloların topunun amk. İnsan insana nankör de bu bedenin sahibine nankörlüğü nedir be kardeşim. Yerin çekimininde cehenneme kadar yolu var. Sen kendini çekip dur, değil mi? Nedir derdin benimle yahu! Bırak beni benimle, çekme…

Ruhumuz da yaşlanıyor mu sizce? Eğer yaşlanıp sarkıyorsa, ruhumuzun sarkan yerlerini toparlamak mümkün mü? Elf bu sabah uçak yolculuğumuz sırasında ‘’Anne baksana bulutların içine gömüldük, saklanıyormuşuz gibi…’’ dedikten sonra ‘’Hayattaki amacın ne senin anne? Bir hayalin var mı? Ne yapmak istiyorsun?’’ diye sordu. O sordu, ben bulutlara saklandım. Bu soru için geç kalınmış bir zamanda mıyım? Hayalim var mı? Yapmak için heyecan duyduğum birşey… Saklandığım bulutun içindeyim hâlâ. Cevap ya da bir çıkar yol bulunca tekrar dönerim.

Sevgiyi ıskalamayalım. Aşka saygı duyalım. Aşkın mutlu sonlar için olmadığı sırrını aşıklara söylemeyelim. Çözümün parçası olalım. Bedenimizi fabuk sabuk işler için fazla yormayalım. Felsefik düşüncelere fazla dalmayalım, uğraşmaya değmez. Yeşili koruyalım. Maviliklere dalalım. Enine çizgili şişman, boyuna çizgili desen zayıf gösterir, unutmayalım.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mayıs 2016 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, GEZDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

kardeş payım

Screen shot 2014-08-26 at 09.09.12

Ahh be gülüm nereden başlasam, neresinden tutsam bilemiyorum. Doğum günün ya bugün, içimin en güzel yeri, yüreğim bir pır pır sorma. Sen geliyorsun ya aklıma inceden bir sızı gelip yerleşiyor hep aynı yere. Sana duygusal bir şeyler yazmak istiyorum burnumun ucu sızlıyor, gözlerim sulanıyor. Özet: İçimi titretiyor sevgin lannn, ötesi yok.

Kız kardeşim, parçam, umursamaz yarım, yüreğinin götürdüğü yere gitmeye cesaret edebilen yarım, gidebilen yarım, istediğinde dönebilen, çığlık atabilen, kahkası bol yarım, küsebilen, inaçtı, kararlı yarım, çocuklarımın anne, kocamın kardeş yarısı, ana babamın can parçası, kardeş payımsın… Şükrediyorum ki, taşıdığın o güzel ruh bizi, ailemizi seçmiş dünyaya gelmek için. İyi ki tanışmış ruhlarımız, sevmiş birbirlerini. Can bulmuş bedenlerimiz aynı alemde. Aldığın her yeni yaş çoğaltsın seni, ışıklar saçılsın, melekler seninle olsun her an, her saniye. Yeni yaşın, yaşların; sağlıklı olsun, huzurlu olsun, aşk dolu olsun. Hayat köpeğin olsun. Ve unutma her şekilde rakı içer, roka – beyaz peynir yeriz zaten.

Doğum günün kutlu olsun kız kardeşim.

özgür tamşen yücedal

 
6 Yorum

Yazan: 26 Ağustos 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

ZAMAN

  Gecenin bu saatinde, nasıl bir manzara karşısında oturuyor olduğumu görebilmenizi isterdim. Peki ya aklımdan geçenler? Hortlayan gençlik hatıralarımdan yükselen, kumsaldan gelen gitar sesli melodiler, buz gibi biralar, eve geç kalıyor olmanın huzursuzluğu, sevgilinin yanından ayrılmamak için duyulan delicesine istek, beraber uyumak için özenle boyna sarılan parfüm kokulu merserize kazak, ağızda sevgilinin tadı… Gerçi benim bu durumları yaşandığım saatlerde bir de hep çişim gelmiş olurdu. Ulan hortlayan, sakladığım  hatıralarımın arasındakine bakın, çişimin gelmesi! Ama ne yapsın bellek gerçekten de her gece koştur koştur döndüğümüz sahil yolunda aynı işkenceyi çeker, dar atardım kendimi tuvalete. Ki pencereden girmek zorunda kaldığımız geceler daha da sancılı olurdu.

  Şimdi, bu gece, bu saatte çalışma masamda, muhteşem manzara karşısında oturuyorken ben, arkamdaki yatağımda oğlum mışıl mışıl uyuyor, yarın sabah yapmak zorunda olduğum bir dünya iş, verilmiş sözler, ağzımda nikotin tadı, kulaklıktan gelen melodi

 

  falan falan. Şikâyet değil ama ne? Onu da bilmiyorum. Şu andan da büyük mutluluk duyuyorum ama düşünecek daha az şey olmuş olmasını, daha az endişe, daha az ihtimal, daha iyi insanlar,  daha az zorunluluk – sorumluluk… Amanın, bu istediklerimle çizdiğim tablo tam da mutlu bir insan tablosu dimi? Hadi yormayın beni anladınız işte ne demek istediğimi.

  Geçen hafta karşıma bir yazı çıktı, içinde aşağıda yazacağım paragraf vardı:

  ” Kaç tane cuma, cumartesi hızla geçti. Yıllar geçiyor. Eğer gençsen rahatsın. 30’larda acabalar başlıyor. Geriye kalan zamanın azaldıkça, zamanın geçiş hızı daha fazla rahatsız etmeye başlıyor, hatta baskı kuruyor. Yaşlanıyor ve ölecek sinden öte, yaşlanıyorsun ve yapmak istediklerini yapmak için zamanın daralıyor. Yıllar geçtikçe, nasıl olsa zamanı gelince yaparım rahatlığı, yerini diken üstünde bir rahatsızlığa bırakıyor. Geleceğe umudun yerini, zamanın daralmışlığının çaresizliği alıyor. Bunu beklemene gerek var mı? Gerçekten de yarın, geriye kalan hayatının ilk günü… Geriye kalan hayatın teoride hep azalıyor. ”

  Bu satırları okuduğum sabah iki posta dayak yemiş gibi falanım ama. İki gece önce arkadaşlarımız gelmiş, laf lafı sonra şişe şişeyi açtırmış, onlar açılırken akrep yelkovanı bir kovalamış pir kovalamış… Ertesi gün işe gidilmiş, akşamı Elif’e verilmiş konser sözü yerine getirilmiş. Zaten tatilden döneli birkaç gün olmuş, uykusuzluk sınırda ve bahsettiğim günün akşamına da Zaz konserine aylar öncesinden alınmış biletlerimiz var. Erdo’nun edeceği telefonunun yolunu gözlüyorum ki ” Özgür çok yorgunum gitmesek olur mu?” desin, gitmeme sorumlusu O olsun. Ama karşıma yazıyı çıkartarak evren bana işareti çakmıştı bir kere. Ben de karşılığını verdim. Ne mi yaptım? Hemen bi silkelendim, paragrafı  Erdo’ya postaladım, işten koştur çıkıp eve gittim, giyin kuşan ve hazırım. Bir arkadaşa yazmıştım galiba; ” Daha sonra yaparımlar çok ama zaman az. ”

  Nereden, kimden, ne zaman ne alacağımıza da biz karar veriyoruz demek. Belki zamanın başka bir yerinde okusaydım bir şey ifade etmeyecek olan cümleler zamanında geldi ve Redbull etkisi yaptı. Öyle bir kanatlandım tutabilene aşkolsun. Konserler falan kesmedi Cuma sürttük, Cumartesi gezdik. Pazar günü yerimizden kalkamaz hale geldiğimizi söylemek istemiyorum ama olacak o kadar. Alışmamış dötte don durmaz mış. Sen sakin sakin yaşıyorken kalk bir haftanın içinde, beş geceni ekşınla geçir.

  Özetle,  30’unu geçeli birkaç yıl olmuş ( 7 yıl ) biri olarak, diken üstünde rahatsızlığım yok. Zamanla kavga, yarış etmeye hiç niyetim yok. Sanırım artık farkına varıp, barışmanın zamanı geldi. Kiminle mi? ” Zaman ” la tabi.

  Hadi şimdi tüm bunlardan sonra size iyi hafta sonları. Sokağa çıkın. Bakın gecenin bir yarısı, sahil boyunca turladığımız kısa süre de, parayla alakası olmayan ne kadar güzel şeyler gördük, soluduk. İnsanlar çekirdek çitleyerek balık tutuyor, fiizleniyorlar,  banklara serilen şiltelerde çocuklar oyun oynuyorlar, bi köşede haşlanmış mısır diğerinde nohut & pilav… Yani sayın seyirciler manzara bedava ayrıca şahane.  Baktığınızda görecekleriniz ise size bağlı. Yeter ki ne istediğimizi, bakmayı bilelim.

  Aman tamam tamam yahu bitti. Şimdi sizin yetişecek, yapılacaklarınız çok  AMA elinizde bir fincan kahveyle iki satır  okuyacak, kendinize ayıracak zamanınız azdır.

   NOT: Fotoğraflar ayağında topuklu ayakkabıları olan, parmakları yürümekten su toplamış bir kadın tarafından cep telefonuyla çekilmiştir. Çekilmiş bir de ölçeklendirilirken bu hale getirilmişlerdir. Üzgünüm çoğunuz gibi profesyonelleri kıskandıracak fotoğraflar çekemiyorum. Ama zaman ne gösterir belli olmaz. Belki çok yakında!

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
2 Yorum

Yazan: 06 Temmuz 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: