RSS

Etiket arşivi: okyanus

rüyalar alemi

 

Defalarce kere çıktım aynı merdivenleri. Daracık kabinli asansörle tekrar tekrar indim. Ne kadar uğraşsam da ulaşamadım beşinci kata. En sonunda yakaladım kendimi. Meğer başkasının arayışının peşindeymişim durmaksızın. Aldım kendimi ondan ve arka koridorda kalan son basamakları çıktım. Beşinci kattaydım. Kapısı Murat Gülsoy’un son okuduğum kitabındaki eskici dükkanına açıldı. Dün üst sokağımızdaki döşemecinin kapısında duran, yüzü soyulmuş eski koltuk oradaydı. Soyulmuş, çıplak, sünger minderine oturdum. Dilimdeyse ‘Okyanus sensin neden elinde kovayla dolanıp duruyorsun,’

Uyandım. Yastığa gömülmüş yüzümde duran yarı açık gözlerimi kaydırdım. Dijital saatin göstergesinde 03.14 yazıyordu. Sağ kolum yoktu. Göğüslerim bedenimin ağırlığıyla ağrımıştı. Yattığımdan beri hiç kımıldamamışım, diye düşündüm. Sol kolumla yokladım, sağ kolum kafamın üzerinde, uyuşmuştu. Yavaşça döndüm. Sol kolumla kaldırıp yanıma yatırdım uyuşmuş olan sağ kolumu. Bakışlarımı tavana dikip kan akışıyla uyanmasını bekledim. Artık vardı sağ kolum da.

Kalktım. Üzerime sabahlığımı alıp mutfağa yürüdüm. Elektrikli su ısıtıcının düğmesine dokundum. Su kaynadı. Kahveyi koyduğum fincana döktüm sıcak suyu. Balkona çıktım. Bir sigara içtim. Siyah bulutların arasındaydı ay. Dolunay yaklaşıyor diye geçti aklımdan. Dillendirmedim. İçeri girip bir bardak su içtim.

Tekrar yattım. Uyumuşum. Orta yaşın üstü bir kadın masaj yaptı bana bu defa. ‘Çok ağrın var,’ dedi. İkiye ayırdı bedenimi. ‘kendini bana bırak,’ dedi. Sonra avucumu açıp ufak kağıt parçasını koydu. O yanımdan gittikten sonra okudum. Gülümsedim. Özlemekle ilgili bir şey yazıyordu ama gülümsetti işte.

Tam kocaman bir depoya girmişken ben, ‘saat altı elli Özgür,’ sesiyle tekrar uyandım. Tekrar sabahlığımı giydim. Tekrar mutfaktaydım. Buzdolabından yumurta, süt, fırının altındaki çekmeceden unu alıp tezgaha koydum. Dokuz dereceye getirdiğim ocağa ısınması için krep tavasını… Krepleri pişiriş, öpüş kokuşla Oğuz’u uyandırış, yolculayış…

Hemen her gece kırılıp büküldüğü söylenen zamanda gezip dolaşıp, bölük pörçük uykular uyuyup, hemen her sabah aynı şeyleri yapıyorum. Arkadaşım Hanzade geçen hafta, ‘’uzun zamandır yazmıyorsun, neden?’’ diye sormuştu. Cevabım galiba bu… Kovayı götürüp bulduğum yere bıraktım. Rüyalar alemindeyim.

 

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 15 Mayıs 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

anlık bir buluşma

Screen shot 2014-04-03 at 01.51.58

‘’Hayat ne ki sonuçta anlık bir buluşma’’ dedi rengarenk gözlü kadın. Hissettiğim şeyleri kelimelerle ifade edebilen, eden insanları tanımasam da yakın bulup seviyorum galiba içimde neden ben yazamadım, söyleyemedim kıskançlığı olmadan. İşte tam da o rengarenk gözlü kadının dediği gibi anlık bir buluşma yaşayıp geldim. Az tanıdığım bir kadın, tanımayı bırakın daha önce hiç görmemiş olduğum iki kadınla beraber okyanusun bir ucuna gittim.

 Beş güne sığan anlık buluşmamıza saatler boyunca yolculuk yaptığımız tren – uçaklar, duvarlarına kelimelerimizi emanet bıraktığımız apartman dairesi, kahvaltı sofraları, anlamı ‘’kader’’ – ‘’alın yazısı’’ olan fado müziği melodileri, denizde yaşayan börtü böceğin her türü, dumanı üzerinde kahveler, martı sesleri, yudumladığımız şaraplardaki her bir üzüm tanesi. okyanusta dans eden dalgalar, oradan oraya sürükleyen rüzgar, sarıldığımız ağaçlar… şahit oldular.

 O kadınlardan biri içinde yolculuk ettiğim yelkenlimi rüzgarla doldurdu. Biri buğulu, sorular dolu bakışlarını astı hayatıma. Bir diğeri hiç görmediğim tablolarını astı hayallerime.

 Hiç tanımadan Kerem’i sevdim mesela, annesinin aynası olup kendini görebilmesine yardım etmeye çalıştığı için. Birinin kahkahaları kaldı kulaklarımda. Bir diğerinin annesine sorular sordum ki, cevapları yalnızca onlarda olmasına rağmen ve yine o anneyi de hiç tanımadan.

 Çok uzun zamandır paylaşılan kelimelerden kaçarken tam ortasına düştüm.

 Özlediğim gibiymiş… Samimi, yürekten söylenen kelimelerin akıntısında koyvermek, sorgusuz teslim olabilmek hatırladığım gibiymiş; hafifletici.

 Telaşlı sabahlara uyanmayı özleyerekde olsa, arada telaşsız sabahlara uyanmak. Kaçıracak, yetiştirilecek akşam yemeği olmadan istediğin saatte yemek yemek. Canın istemiyorsa saatlerce konuşmadan oturabilmek. Şeytan Ağzı dedikleri yerde dalgalarda kaybolmayı istemek. Girdiğin herhangi bir ibadethanede bir emanet bulmak ya da bir emanet teslim etmek duygusu. Ufacık seramik karosuna anları sığdırabilen sanatçıları özlemek. Topraktan fışkıran kocaman yapraklı bitkilerin karşısında çocuk şaşkınlığıyla ağzı açık kalabilmek.

 Bir defa daha olur mu, olmaz mı? Bilmiyorum ve umurumda da değil. Zamanı bu zamanmış.

 Kapı komşuya kahveye kaçmışcasına bir kaçamaktı. Ve tüm bunların yanında içime kaçmışlıklarım çok olduğundan biliyorum ki, okyanusun yamacına gitmeye gerek yok bu kısa kaçamaklar için. Müziğin sesini biraz açmak, okuduğun kitabın hikayesine teslim olmak, baktığını görmek, görmek istediğin gibi seyretmek, korkmadan itiraf edebilmek kendine korktuklarını, bazen umarsız olmak, böğüre böğüre ağlamak, tüm gün yataktan çıkmadan yorgana sarılabilmek… her yol mübah.

 Diliyorum ki; hepimizin yolu sevgiyi çoğaltıp kocaman yapacak anlık buluşmalara açık olsun. Hep sağlık olsun. Barış olsun. Hoşgörü olsun. Kelebekler olsun mesela. Martılar kanat çırpsın. Kediler sürtünsün bacaklarımıza. Sardunya koksun rüzgar. Aslanağzı takalım parmak uçlarımıza. Karahindiba üflesin çocuklar. Ağaç dalında salıncaklarımız olsun. Sevgiyle…

 özgür tamşen yücedal

Fodo müziğinin kraliçesi: Amalia Rodriguez

 

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Nisan 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

KOVADAKİ OKYANUS

   Aklımda kalan bir kitap adı, geçen hafta twitter hesaplarından birinde tesadüfen okuduğum aynı kitaptan alıntılanmış bir paragraf.  Ertesi gün İdefix arama motorunda okuduğum ‘’Tükenmiştir’’ ibaresi. Cuma günü yalnız yiyeceğim öğle yemeğinde bana eşlik edecek bir kitap aramak için girdiğim kitapevinde karşıma çıkan gene aynı kitap ‘’Kovadaki Okyanus’’. Yıllardır okuduğum, sık sık düşündüğüm, zaman zaman unuttuğum kısacası bildik şeylerin yazılmış olduğu kitap ile yaşadığım bu karşılaşmaların bir anlamı olmalıydı. Varmış. Tekrar hatırlamam gerekiyormuş.

   Kafamda ki düşüncelerin, ayın önündeki bulutlar gibi olduğunu. Dünyamı karartabileceklerini ya da renklendirebileceklerini.

   Çevremde gördüklerimin içimden sızanlar olduklarını.

   Hayatta tek bir gerçek olduğunu onunda ‘’ Olan ‘’ yani şimdi olmakta olan olduğunu hatırlamam gerekiyormuş.

   Son aylarda köşebaşlarında karşıma çıkan insanlardan dinlediğim hikâyeleri, gözlerinde gördüğüm bakışları, dillerinden dökülüp yüreğimi okşayan cümleleri gibi birçok şey yeniden anlamlandı. Yaşadığım anlık hayal kırıklıklarını çabuk atlatabiliyor, yaşayıp geçiyor olabilmemin iyiye işaret olduğunu hatırladım. Kimbilir belki de kovada bir okyanus olduğumun ayrımına varıp onunla bütünleşmem yakındır. Ve karşınızda ‘’ Kovadaki Okyanus ’’:

‘’ Nerede bir su varsa, aslında orada Okyanus vardır.’’

‘’ Anlamadım! Şimdi bu kovada da Okyanus mu var?’’

‘’ Evet. Aynen öyle.’’

‘’ Ama ben burada Okyanus’u göremiyorum.’’

‘’ Önünde bir engel var da ondan göremiyorsun.’’

‘’ Ben, bu engeli de göremiyorum.’’

‘’ Göremezsin, çünkü o engel, sensin.’’

… başına gelen her olayda, ‘Bu da geçer’ de. Böylece, olan hiçbir şeye ne çok üzül ne de çok sevin. Nasıl olsa, vakti gelince, geçip gidecektir.

 … mehtaba bakınca, mehtabı görmelisin. Ama sen orada, âşıksan sevgilinin yüzünü, açsan sahanda kırılmış yumurtaları görürsün.

 … Uçmak için hafif olmalısın kovasu. Yükünü at, sırtındakini de kafandakini de; geçmişin pişmanlıklarının da, geleceğin endişelerini de. Ama bırakmak, sadece rahat uçmak için değil, tam yaşamak için de gerekli. Yaşamak, sadece bir anda olur. Eğer sen, biraz geçmişte, biraz gelecekte isen, hayatı da biraz yaşarsın. Ve hayatı tam yaşamak, kendin olmak demektir. Özel biri olmak, tanınmak, üstün olmak gibi saçma istekleri bırakıp kendin olmak.

   İşte böyle… Şu an okuduğum diğer iki kitabın arasına giren ve bir – iki saat süren kısa bir mola oldu ‘’ Kovadaki Okyanus ’’   Dokunup gitmek gerektiğini, yaşayıp geçmek gerektiğini hatırlatan bir dost sohbeti misali. Sizin de bir yerlerde gözünüze ilişir de, bir kadeh ya da bir fincanlık mola verirsiniz diye yazıverdim. Artık okyanusta damla mı, kova da okyanus mu, balık mı olacaz göreceğiz. ‘Ne olursak olalım da hakkını verebilelim bari’  der ve Özgür kaçar. Kaçarken de iyi haftalar diler.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Mayıs 2012 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: