RSS

Etiket arşivi: umut

umut yeşertici

Geçtiğimiz günlerde bir paylaşımda okudum:

‘’ Biz zamanında otobüse binerdik. Çocuk falan gördüğümüzde göz kırpar, başını okşar çocukların, güldürürdük. Şimdi; ailesi yanlış anlar diye kafamızı çeviriyoruz. Ne çok şeyimiz çalındı. ‘’ yazıyordu.

Dün yapmış olduğu metrobüs yolculuğunda edepsizliğin boyları aştığı ortamda yaşanılan saygısızlıkları kahır, umutsuzlukla izlerken ihtiyaç sahibi birine yer veren adamı görüp, yanına gidip:

‘’ Teşekkür ediyorum, umudumu yeşerttiniz. ‘’ diyen arkadaşım gözleri dolarak anlattı yaşadıklarını.

‘’ Tüm yaşananlara sessiz kaldığım için çok utandım be Özgür. Ama o gençlerden biri kalkıp bana –sanane lan orospu – dese ne cevap vereceğimi bilemedim. –senin anandır orospu mu diyeceğim yani o cevaba Özgür.-‘’

Ben mi? Bu sabah site güvenliğinden çıktığım sırada dairelerden birindeki günlük ev temizliği işine gelen genç kadın da siteye giriş yaptı. Tam o sırada havuz kenarından geçmeyip sitenin çevresini dolaşması için uyarıldığına şahit oldum. Ki; yıllar öncesinde site içindeki transfer araçlarını kullanmalarının site sakinleri tarafından yasaklandığına da şahitlik etmişliğim var. Tıpkı o gün olduğu gibi bu sabah da kafam uçtu, beynime kan akışı durdu ve kendimi kaybettim.

‘’ Kim bu rahatsız olan, yasakları koyanlar!! ‘’ diye bağırmaya başladım site girişinde.

‘’ Bunların tümü insanlıklarını kaybetmişler. Burada oturuyor olmak, otoparkı dolduran araçlara biniyor olmak ne ayrıcalık tanıyor onlara!!! Nedir bu haller!! İfşa edilsin şikayetçi olanlar, bilelim kim onlar. ‘’

Tansiyonum gökyüzüne çıktı. Tek tek kapıları çalmak istedim. Kapılarını çalıp sormak istedim. Çalmadım. Ama böyle giderse çalacağım gün çok yakın. Ben delirmişçesine çırpınırken zavallı güvenlik görevlileri beni sakinleştirmeye çalışıyorlardı.

‘’ Biz yalnızca emirleri uyguluyoruz Özgür Hanım. ‘’ diyerek.

Sustum.

Fitili ateşlenmiş bir bomba gibi başladım yürümeye. Peşimde kendilerini başkalarından üstün görenlerin yetiştirdikleri çocukların çocuklukları. Bunu yazıyorum çünkü o çocuklarla da çocuklarım yaşıyorlar. Çoğu ailelerinin kopyaları. Selam vermeyi bilmez, her cevabı kendine hak görür, menfaatin sözlük anlamının ne olduğunu bilmeden menfaatçi olan çocuklar. Ama onlar yalnızca çocuklar… Onlara kızgın değilim, olamam. Yalnızca; çocuklarım şaşkınlar. Umuyorum, diliyorum ve bunun için elimden geleni yapıyorum ki; hayatları boyunca şaşırsınlar. Onlar gibi olmayıp hep şaşkoloz olsunlar. Anne babaları olarak Erdo ve ben kaçıncı yaşlarımıza geldik hâlâ şaşırabiliyoruz, şükür.

Yürüdüm. Yaşanan, birebir şahidi olmadığım ama okuduğum, bildiğim tüm haksızlıklar dizildiler boğazıma. Tek kelime daha duysam, söylemeye kalksam ağlamaya da başlayacaktım. Ağlamadım. Yutkundum. Yürümeye devam ettim.

İnatla yanımdan geçen herkese ama herkese, bakışlarını kaldırıma gömen, kafasını çeviren, görmezden gelenlere bile ‘’ Günaydın ‘’ dedim. O bakışlarını kaldırıma gömen, kafasını çeviren, görmezden gelenlereyse özellikle, yüzlerine kusarcasına dedim.

Sonra… Rüzgar esinti getirdi omuzuma bıraktı. Beton yığınlarının arasında yalnız başına kalmış zakkumun kokusu geldi burnuma. Beyaz kelebek kanat çırptı, gözüme çarptı. Her şeye inat yol kenarında açmaya devam eden yabani çiçekleri gördüm. Yalancı Aster onların adları dedi, tavuklarını yemleten adam. Hani bahsetmiştim size selamıma kolunu kaldırarak yanıt veren ama bir sohbetlik yanında durmadığıma pişman olduğum yaşlı adam. Bu sabah O durudurdu beni.

‘’ Nereden topladınız o çiçekleri? Yalancı Aster bunların adları çok sever arılar, iyi toplayabilmişsiniz. ‘’ diye.

‘’ Arılardan izin aldım valla, paylaştım onlarla. İzin vermiş olmalılar ki; hiç dokunmadılar bana.’’ diye yanıt verince oturduğu taburesinden kalkıp geldi kaldırıma, yanıma. Ardı sıra kangal köpeği geldi. Ayaklarımızın dibinde tavukları.

‘’ Nasıl güzel geliyor şu selamınız söylemek istedim. Böyle insanların kaldığını bilmek güzel şey, sağolun. Zaten çiçekleri, arıları seven insanlardan zarar gelmez.’’ dedi. Benli yaşlarda oğlu geldi o sırada yanımıza. Selamını aldım, selamımı verdim. Yoluma devam ettim. Ferda’nın metrobüste rastladığı gibi birine de ben bu sabah rastladım yani.

Umut yeşerticiler…

Eminim bu yeşertme işi karşılıklı ve bulaşıcı.

Kucağımda çiçeklerle site girişinin görüş alanına girdiğim anda güvenlik binasındaki görevlilerin hepsi ayağa kalkıp dışarıya çıktılar, gülümsediler. Sözcükler olmadan tekrar selamlaştık.

Evin kapısını Ouz açıp ‘’ Günaydın annecim ‘’ diyerek karşıladı. Ardında Elf geldi yanımıza. Çiçekleri beraberce bölüştürdük vazolara. Yaşadıklarımı anlattım, yüzlerinde gene aynı şaşkın ifade belirdi. Yüzlerini öptüm. Vazolardan birini alt komşum Yasemin’e götürdük. Umudu paylaştık.

Paylaşalım lütfen. Paylaşıp çoğaltalım.

Gün aydın olsun dilerim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 09 Temmuz 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

öyleyken böyle


Nasılsın?
Îmla hatası yapmamaya çalışacağım, hata bulmaya çalışma lütfen. Gelişine oku. Gelen yazın hatırına…
Kış boyunca yüzünü görmediğin, belki havayı fırsat bilip o da yürüyüşe çıkmıştır dediğin her kimse , onu görme ihtimali gibi heyecanlı değil mi! Terlemekle üşümek arasında, özlemekle kavuşmak arasında, umutla süpriz bağlamında bir şey yazın ilk günleri. Aşk hayallari kurduran, olmama ihtimaline inanan yüreklere bile heycanını bulaştıran mevsim. Kâh tedbirli olmayı hatırlatan, kâh her daim elde tutulan tedbiri savurup attıran.
Dün büyük şehirden ayrıldım, küçük köye geldim. Kış boyu koltukları örten pikeleri kaldırdım üzerime serililer miş gibi. Pencereler açtım hiç kapatmayacak mışım gibi. Zeytin ağaçları gebe kalmışlar, dalları zeytin dolu. Domatlarsa olmamışlar henüz. Sabah arka sokakta oturan Nevbahar’a uğradım da “10-15 günü var.” dedi. Ardımdan “Az biraz bekle geliyorum.” dedi. Geldi. Elinde bir demet kurutulmuş adaçayıyla…Hediye etti bana. Ferahlık-nazarlık için tütsüleyeyim diye. Sen tanımazsın onu; kalın camlı gözlükleri, kocaman memeleri, meraklı çenesi, savruk halleri var Nevbaharı’ın. Karı koca yaşıyorlar. Güneş daha yükselmeden gidip sebze topladıkları bostanları var. Arada Ouz ve benim misafirleri olduğumuz bostanlarında yaşlanmış, yaşlandıkça dolgunlaşmış incir ağaçları da var. İncir kokulu sabahlara uyandıran… Sokaklarda ise arife sükûneti… Ama ya begonviller! Kimseyi beklemez, dinlemezler bilirsin… Rengarenk patlatmışlar çiçeklerini mavi göğün altında. İzin alamadım dikenli dallarından, eve getiremedim bu sabah birkaç dal. “Verandaki de hazır çiçek dökmeye az bekle.” der gibiydiler. Eve dönünce baktım begonvile, haklılar mış. Zakkumlar ise gönüllü geldiler benimle, kahvaltı tepsimin yanındalar. Sonra Zeyno aşık olmuş. Çok romantik yerlerdeler sevgilisiyle. Dün yazdım O’na “heyecanın bulaştı etrafa” diye. Aşkın kucağında, heyecanlıy mış.
Ben mi? Umursuzum! ” Umurumu kaybettim, bulan olursa hükümsüz değildir. Tepe tepe kullanabilirsiniz.” ilanını verebilecek kadar hemde. Tuhaf bir şekilde derin bir kabulleniş yaşanıyor iç tarafımda. Gözünün önünde olan biten haksızlıklara karşılık, haksızlık yapanların karşılarına dikilip “yeter artık, dur hata yapıyorsun” diyemeyen, demesini beklediğim insanlara bile umurum tükendi.
Herkesin anlaşabilir, ortak paydada buluşabilir, mutlu – huzurlu – birarada yaşayabilir ihtimalim de söndü sönecek. Arada umutlanır gibi oluyorum ki; bir bakıyorum çalınmış.
Haller böyle bir dönemdeyken bulabildiğim, güvende hissettiğim yer sessizlik olsu. Sustum. İçime kaçar mıyım diye de korkmuyorum.
Korkmak yerine anlattığım gibi pikeleri kaldırdım, çiçek topladım, dolapları toparlıyor fazlalıklarımdan arınmaya çalışıyorum. Yan evde marangoz çalışıyor, o da zımparayla kışın izlerini silmeye çalışıyor galiba.
Fenerbahçe’nin başkanlık seçimlerini izledin mi? Ben izledim. Hem de tüm haftasonu… Bak sonuçlar karşısında da bi umut dolar gibi oldum mesela. Onu da çalmak üzereler. Ben izin verdiğim için mi çalınıyor durmadan bir şeylerim?
Neyse canını sıkmak asla istedim, istememde. Can sıkacak bir şey de yok zaten. Yalnızca insanlık halleri. Fazla şe’etmemek lazım.
Asıl diyeceğim; yaz geldi! Farkında değilsindir belki… Yaşarken bir çok şeyin farkına varamıyoruz ya işte öyle. Bir de yaşayacak kaç yazımız kaldığını bilemeyişimiz var tabii. Sabahları erken uyan, yeni güne “merhaba” de. Sahip oldukların, şükrettiklerine sıkıca sarıl. Ben birazdan çıkıp nalbura gideceğim. Masanın ayağındaki teker kırılmış, yenisini alıp geleyim de öğlende vidalayayım.
Öyleyken böyle, böyleyken öyle işte.
Selam eder gözlerinden öperim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

hay hay

Yeni yıl geyiği yapsak mı? Yapmasak mı? Yeni yıl, yeni umutlar, yeni kararlar… En komiği de; yeni kararlar. Eskiden, geçmişte kalan, geçmiş olan, üstüne su içilen, bir daha dönmeyecek, ele geçmeyecek olan zamanlarda kaldı. Milli piyango heyecanı, hayalleri olurdu rüyalarımızı süsleyen, onları ve diğer tümünü bir ayakkabı kutusunun içine koydular. Neyse bu topa hiç girmeyeyim zira çıkılacak gibi değil.

Başta ailece sonra milletçe yaşadığımız dalgalı, giderli, atarlı bu yıldan sonra benim için pek bir şey ifade etmiyor gelecek olan… Gidene bay bay, gelene hay hay! Zaten istemişsin, istememişsin hiç ırgalamıyor gelen geliyor, gidecek olan da gidiyor. Akacak kan damarda, süzülecek yaş gözde, patlayacak kahkaha ümükte durmuyor bir tarafa giren şemsiyede açılmıyor.

2014 nereye, nasıl buyurursa artık!

Kırılacak kıracağız, ağlayacak güleceğiz, kazanacak kaybedeceğiz, konuşacak susacağız, ayrılacak barışacağız, gidecek döneceğiz, yaşlanacak büyüyeceğiz ve sanırım daha az şaşıracağız.

Ahanda kafa durdu! Yazacak, yazılacak gibi değil valla kafamdakiler. Yeni yıl kararları alanlarla (en çok kilo verme kararı alanlar ) uğraşasım, geçtiğimiz yıl yaşanan unutulmazlardan hatırlatasılarım, özlediklerim falan var ama hiç uğraşamam. Çünkü bunların yanında kocaman hem de en kocaman haliyle, yadsınamaz, değiştirilemez gerçekliğiyle tek bir şey duruyor kafamda ‘’ SAĞLIK OLSUN! ’’

Yeni yıl hepimiz için sağlıklı olsun.

Yeni yıl hepimiz için şifalı olsun.

özgür tamşen yücedal

Not: Koyu Yeni Yıl Makyajı’y mış. Ne görsel kullansam diye bakınırken buldum, yeni yıl hizmeti olarak paylaşayım dedim. Yalnız kızın söylediklerini hiç anlayamadım. Nece konuştuğunu bilen beri gelsin! Sonunda kopacaksınız! Belgin, özellikle sen!

 
3 Yorum

Yazan: 30 Aralık 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

İNADINA

 

 

Kuzenim Yaşar Erdurgut  ( 17 )’un objektifinden yansıyan, dedem Yaşar Erdurgut ( 79 ) ve kuzenim Derin Baylan ( 2 )’ın bu aşk dolu anlarına hayran oldum. Her an bakmak, baktıkça içime doğan huzur, umut duygusuyla dolup taşmak istiyorum. Derken; Belgin’le rutin güne başlama mesajlarımızdan bu sabahkiler

” Güzel günler göreceğiz çocuklar… ”

” Güneşli günleri peri masalı dinler gibi izleyeceğiz. ”

adeta hislerimiz cümleleri oluverdi. Kelimeler, Derin’in elleri nasıl dedemin yanaklarını okşamışsa gelip yüreğimi okşadılar.

Geçen akşam arkadaşımız Murat’ın haberleri izlemeden önce antideprasan alma önerisini yerinde bulacağımız duygular içerisindeyken inadına, inadına hayata tutunup vazgeçmemek için işte böyle anların avcısı oldum. Dün olduğu gibi, bu sabah olduğu gibi, yarın olacağı gibi vazgeçmeden, umutla.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 

 
6 Yorum

Yazan: 05 Eylül 2012 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: