RSS

Etiket arşivi: şaşırmak

yara

 

-Hadi gel derse başlamadan sana bir şey okumak istiyorum

-O ne anne

-Gelsene oğlum

-Su içeyim geleceğim

-Ulan iki satır okuyacağım şey…

-Tamammm

Yazlık kapı komşumuz, beraber geçirdiğimiz iki yazın ardından duygularını paylaştığı bir mektup bırakmış bize. Çok kibar kadın. Aslında ailece öylelerdir. Vedalaşamamıştık. Birkaç gün önce geçebildi elime. Tek isteğim oğlanla yarından itibaren başbaşa geçireceğimiz bir haftanın arifesine sohbet katmaktı. Ki; Jülide’nin hakkımızda yazdıklarını okuduğumda etkileneceğini biliyordum. Öyle de oldu. Yukarıdaki diyalogdaki gibi başlasa da samimi-duygusal yazılmış satırlardan sonra gecemizin devamı sıcacıktı. Yarın gerçekleşecek olan ingilizce sınavı sebebiyle biraz da amazing. Kaç günümüz bu modda sürer bilmiyorum. Ben yokken babalarıyla kaldıklarında genellikle kıskanıyorum. Ama uzun süre birarada olduğumuzda da birbirimizi yiyoruz!

Ablasıyla hergün yaptığımız uzun WhatsApp konuşmaları mesela;

-Anne hadi gel artık sana ihtiyacım var’ la bitiyor. Aybaşında yanına gittikten sonra kaç gün aynı hislerde olacak, kimbilir.

Yaşımız ne olursa olsun herkesin kendi düzeni oluyor ve hiçkimse o düzenin uzun süreli bozulmasına dayanamıyor.

Bunlar kesinlikle kesinlikle özel durumlar için geçerli değil tabii ki!

Yaşarken ne kadar şanslı olduğumuzu, kaçıncı şansımız olduğunu, değerini bilmediğimiz nice nice anlarla geçiyor hayatlarımız ya işte! En mutlu anımız ardımızda kalmış bile olabilir. Bir an! Düşününce nasıl da üzgünç…

Bu yaşımda bunların tümünü bile bile, unuta unuta sonra hatırlaya hatırlaya yaşamaya devam ediyorum. Kızgınlığım bundan, anlayamamazlık, ayamayışlarından yana. Çok kızgınım kendime yahu!

Misal çocukların söylediği ve beni vuran her cümlelerini not etmek istiyorum, paylaştıklarımızı unutmamak için. Hele geçen gün oğlanın yaptığını anlatayım size:

Öğle saatleriydi wordpress “istatistikleriniz patlıyor” mesajı yolladı. Şaşırdım. Şaşırdım çünkü uzuncadır yayın yapmamıştım. Kontrol etmek için blog panelini tuşladım. Gelen mesaj gerçekti, okuma oranı yüzlerceydi. Ve hemen hepsi Google aramadan…

Akşamüzeri Oğuz geldi okuldan.

-Anne bugün birkaç yazını okudum. Çok güldüm biliyor musun!

-Nasıl yani,

-Kitabında yayınlanacak mı benim hakkımda olanlar da?

-Oğlum Ipad mi götürdün okula?

-Hayır, kütüphanedeki bilgisayarlardan okudum. Ha anne ya! Bir de tüm bilgisayarlarda senin bloğunu tıkladım, dolaştım. Kapatırken de sayfanı açık bıraktım hepsinde. Düşünsene açtıklarında ilk senin blog, wowww!

Böylece istatistikleri patlatan ortaya çıkmış oldu.

Sanırsınız en alâ PRcı. Durmadan plan proje üretiyor benim için. Dediğine göre kitap yayınlanana kadar instagram beğeni, takipçisi sayılarını arttırabilmem için de çok şey öğrenmem gerekiyor muş.

Daha oniki yaşındaki veletle başedemiyorken entrikalarıyla film sektörünü geçmiş edebiyat sektöründe ne yapabilirim hiç bilmiyorum. Benim bildiklerim yalnızca dinlemek, yazmak ve hayal kurmak.

İngilizce sınavı mı? Az önce yattığı yerden mesaj yollamış; tamamdır bu iş, diye. Yarın yemek için ne pişireceğimi de sormuş. Henüz bilmediğim için cevapsız bıraktım. Yaprak sarma yapmayacağım kesin!

Her güne bir mektup mu yazmalı acaba? Hani çoğumuzun okul çağlarında tuttuğu günlükler gibi. Allahım bir de kilit falan takıp köşe bucak saklardık anne babalarımızdan. Keşke yazdıktan sonra okumaları için başuçlarına bıraksaymışız, bilirlerdi neler hissettiğimizi. Kimbilir belki o zaman daha az olurduk gençliğinden yara taşıyanlar. 

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 24 Ekim 2019 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

umut yeşertici

Geçtiğimiz günlerde bir paylaşımda okudum:

‘’ Biz zamanında otobüse binerdik. Çocuk falan gördüğümüzde göz kırpar, başını okşar çocukların, güldürürdük. Şimdi; ailesi yanlış anlar diye kafamızı çeviriyoruz. Ne çok şeyimiz çalındı. ‘’ yazıyordu.

Dün yapmış olduğu metrobüs yolculuğunda edepsizliğin boyları aştığı ortamda yaşanılan saygısızlıkları kahır, umutsuzlukla izlerken ihtiyaç sahibi birine yer veren adamı görüp, yanına gidip:

‘’ Teşekkür ediyorum, umudumu yeşerttiniz. ‘’ diyen arkadaşım gözleri dolarak anlattı yaşadıklarını.

‘’ Tüm yaşananlara sessiz kaldığım için çok utandım be Özgür. Ama o gençlerden biri kalkıp bana –sanane lan orospu – dese ne cevap vereceğimi bilemedim. –senin anandır orospu mu diyeceğim yani o cevaba Özgür.-‘’

Ben mi? Bu sabah site güvenliğinden çıktığım sırada dairelerden birindeki günlük ev temizliği işine gelen genç kadın da siteye giriş yaptı. Tam o sırada havuz kenarından geçmeyip sitenin çevresini dolaşması için uyarıldığına şahit oldum. Ki; yıllar öncesinde site içindeki transfer araçlarını kullanmalarının site sakinleri tarafından yasaklandığına da şahitlik etmişliğim var. Tıpkı o gün olduğu gibi bu sabah da kafam uçtu, beynime kan akışı durdu ve kendimi kaybettim.

‘’ Kim bu rahatsız olan, yasakları koyanlar!! ‘’ diye bağırmaya başladım site girişinde.

‘’ Bunların tümü insanlıklarını kaybetmişler. Burada oturuyor olmak, otoparkı dolduran araçlara biniyor olmak ne ayrıcalık tanıyor onlara!!! Nedir bu haller!! İfşa edilsin şikayetçi olanlar, bilelim kim onlar. ‘’

Tansiyonum gökyüzüne çıktı. Tek tek kapıları çalmak istedim. Kapılarını çalıp sormak istedim. Çalmadım. Ama böyle giderse çalacağım gün çok yakın. Ben delirmişçesine çırpınırken zavallı güvenlik görevlileri beni sakinleştirmeye çalışıyorlardı.

‘’ Biz yalnızca emirleri uyguluyoruz Özgür Hanım. ‘’ diyerek.

Sustum.

Fitili ateşlenmiş bir bomba gibi başladım yürümeye. Peşimde kendilerini başkalarından üstün görenlerin yetiştirdikleri çocukların çocuklukları. Bunu yazıyorum çünkü o çocuklarla da çocuklarım yaşıyorlar. Çoğu ailelerinin kopyaları. Selam vermeyi bilmez, her cevabı kendine hak görür, menfaatin sözlük anlamının ne olduğunu bilmeden menfaatçi olan çocuklar. Ama onlar yalnızca çocuklar… Onlara kızgın değilim, olamam. Yalnızca; çocuklarım şaşkınlar. Umuyorum, diliyorum ve bunun için elimden geleni yapıyorum ki; hayatları boyunca şaşırsınlar. Onlar gibi olmayıp hep şaşkoloz olsunlar. Anne babaları olarak Erdo ve ben kaçıncı yaşlarımıza geldik hâlâ şaşırabiliyoruz, şükür.

Yürüdüm. Yaşanan, birebir şahidi olmadığım ama okuduğum, bildiğim tüm haksızlıklar dizildiler boğazıma. Tek kelime daha duysam, söylemeye kalksam ağlamaya da başlayacaktım. Ağlamadım. Yutkundum. Yürümeye devam ettim.

İnatla yanımdan geçen herkese ama herkese, bakışlarını kaldırıma gömen, kafasını çeviren, görmezden gelenlere bile ‘’ Günaydın ‘’ dedim. O bakışlarını kaldırıma gömen, kafasını çeviren, görmezden gelenlereyse özellikle, yüzlerine kusarcasına dedim.

Sonra… Rüzgar esinti getirdi omuzuma bıraktı. Beton yığınlarının arasında yalnız başına kalmış zakkumun kokusu geldi burnuma. Beyaz kelebek kanat çırptı, gözüme çarptı. Her şeye inat yol kenarında açmaya devam eden yabani çiçekleri gördüm. Yalancı Aster onların adları dedi, tavuklarını yemleten adam. Hani bahsetmiştim size selamıma kolunu kaldırarak yanıt veren ama bir sohbetlik yanında durmadığıma pişman olduğum yaşlı adam. Bu sabah O durudurdu beni.

‘’ Nereden topladınız o çiçekleri? Yalancı Aster bunların adları çok sever arılar, iyi toplayabilmişsiniz. ‘’ diye.

‘’ Arılardan izin aldım valla, paylaştım onlarla. İzin vermiş olmalılar ki; hiç dokunmadılar bana.’’ diye yanıt verince oturduğu taburesinden kalkıp geldi kaldırıma, yanıma. Ardı sıra kangal köpeği geldi. Ayaklarımızın dibinde tavukları.

‘’ Nasıl güzel geliyor şu selamınız söylemek istedim. Böyle insanların kaldığını bilmek güzel şey, sağolun. Zaten çiçekleri, arıları seven insanlardan zarar gelmez.’’ dedi. Benli yaşlarda oğlu geldi o sırada yanımıza. Selamını aldım, selamımı verdim. Yoluma devam ettim. Ferda’nın metrobüste rastladığı gibi birine de ben bu sabah rastladım yani.

Umut yeşerticiler…

Eminim bu yeşertme işi karşılıklı ve bulaşıcı.

Kucağımda çiçeklerle site girişinin görüş alanına girdiğim anda güvenlik binasındaki görevlilerin hepsi ayağa kalkıp dışarıya çıktılar, gülümsediler. Sözcükler olmadan tekrar selamlaştık.

Evin kapısını Ouz açıp ‘’ Günaydın annecim ‘’ diyerek karşıladı. Ardında Elf geldi yanımıza. Çiçekleri beraberce bölüştürdük vazolara. Yaşadıklarımı anlattım, yüzlerinde gene aynı şaşkın ifade belirdi. Yüzlerini öptüm. Vazolardan birini alt komşum Yasemin’e götürdük. Umudu paylaştık.

Paylaşalım lütfen. Paylaşıp çoğaltalım.

Gün aydın olsun dilerim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Temmuz 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: